Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/3203 E. 2021/5326 K. 23.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/3203
KARAR NO : 2021/5326
KARAR TARİHİ : 23.06.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Sapanca Asliye Hukuk Mahkemesince (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) verilen 15/02/2018 tarih ve 2015/458 E. – 2018/48 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce verilen 25/09/2019 tarih ve 2018/1010 E. – 2019/1258 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı şirket ile davalı şirket arasında bayilik sözleşmesinin akdedildiğini, sözleşme ilişkisi kurulduktan sonra davalı tarafın sözleşmeye aykırı davranarak kararlaştırılan ödemelerde sıkıntı yaşadığını, bunun üzerine de taraflar arasında 21/11/2013 tarihli “borç ödeme, yapılandırma mutabakatı” adı altında davalı şirketin cari borcunun yapılandırılması hususunda yeni bir anlaşmaya varıldığını, bu anlaşma ile davalı taraf davacının cari kayıtlarını kabul ederek, borcunu çeşitli vadelerde ve çeşitli meblağlar ile ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, ancak davalı tarafça yine ödemelerin belirlenen sürelerde ve meblağlarda yapılmadığını, davacı şirketin cari hesap ekstresi dikkate alınarak bakiye borç miktarı için ilamsız icra takibi yapıldığını, davalı tarafça yapılan itiraz üzerine icra takibinin durmuş olduğundan yapılan itirazın iptali ve takibin devamına karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili, davacı firma ile yapılan taşımacılık sözleşmesi kapsamında ürettikleri su ürününün nakliyesinin sorunsuz bir şekilde yapıldığını, ancak ilgili su markasının adının da geçtiği zehirli sular listesinin yayımlandığı, bunun üzerine ürünün hiçbir şekilde satılmadığını, daha önce satılan ve marketin raflarına konan ürünlerin bile müşterilerin baskısıyla toplandığını, bu nedenle şirketlerinin işini tamamen kaybettiklerini, davacı firmaya olan borcu ile takas ve mahsup yaparak bir kısmının ödendiğini, kalan borcun ödenerek nakliye işinden kar etmek noktasına gelindiğinde ise davalı şirketin nakliye sözleşmesini davacı şirketin feshettiğini,davalının gabine uğratıldığını ve müzayaka halinde olmasından yararlanılarak haksız şartlarla dolu bir sözleşme imzalamak zorunda bırakıldığını, gabine maruz kalan aradaki sözleşme ile bağlı kalmayacağı gibi haksız şartlara razı edilen tarafta bu şartların yok sayılarak sözleşmenin devamını talep edebileceğini, davaya konu sözleşmenin geçersiz olduğundan davanın reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, tarafların ticari defter kayıtları kapsamında davacının davalıdan değil aksine davalının davacıdan alacaklı olduğu gerekçesiyle ispatlanmayan davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 2018/1010 Esas ve 2019/1258 Karar sayılı ve 25/09/2019 tarihli kararı ile ilk derece mahkemesi tarafından davanın reddine ilişkin verilen kararın usul ve esas yönden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
İşbu karara karşı davacı vekili temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
Dava, taraflar arasındaki sözleşme nedeniyle cari borcun tahsili istemine ilişkin icra takibine yapılan itirazın iptali davasıdır. Davacı dava dilekçesinde, icra takibindeki cari borcun taraflar arasındaki “borç ödeme, yapılandırma mutabakatı” adlı 21/11/2013 tarihli belgeye dayandığını belirtmiştir. Söz konusu mutabakat belgesinin, taraflar arasındaki davalının davacıya olan borcunun yapılandırılmasına ilişkin olduğu, mutabakat belgesinde davalı tarafından davacıya çekler verileceği, çeklerin ödenmesi durumunda borçların sona ereceğinin belirtildiği, ayrıca mutabakat belgesinin 2/3. maddesinde de borçlunun alacaklıya verdiği nakliye hizmetine ilişkin alacağının bu tarihten sonra cari borcuna nakledileceği kararlaştırılmıştır. Mahkemece taraflar arasında imzalanan mutabakat sözleşmesinde belirlenen çeklerin davacıya ödenip ödenmediğinin ilgili bankalara yazılarak akıbetinin sorulması, şayet söz konusu çekler ödenmiş ise davalının nakliye hizmetlerine ilişkin alacağının bulunup bulunmadığının tespit edilerek alacak var ise borçtan mahsubunun yapılması, çekler ödenmemiş ise bu durum göz önüne alınarak tüm bu hususların birlikte değerlendirilerek alınacak rapora bilirkişi raporu ve oluşacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekmekte iken dosya kapsamına uygun olmayan gerekçeyle eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 23/06/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.