YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/1388
KARAR NO : 2021/4935
KARAR TARİHİ : 09.06.2021
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki davada Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti’nce verilen 06.06.2016 gün ve 2016/İHK-1319 sayılı karar, duruşmalı olarak davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için mahalline gönderilen dosyanın eksikliklerin giderilmesinden sonra gönderildiği anlaşılmakla,saklanmak üzere tevdi edildiği İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından temyiz incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olup, duruşma için belirlenen 01.10.2019 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Sigorta Hakem Heyetine başvuran/davacılar vekili; müvekkilleri murisinin 27.10.2001 tarihinde tek taraflı trafik kazasında hayatını kaybettiğini, müvekkillerinin destekten yoksun kalma tazminatı talepli davada avukat tarafından temsil edildiğini, davanın başta 5.000.- TL üzerinden açıldığını, bilirkişi raporu sonrası toplam zararın tespit edilmesi ile davanın ıslahı gerekirken vekilin ıslah yoluna başvurmadığını, 2010 yılında ek dava açarak birleştirme talep ettiğini ancak açılan ek davanın zamanaşımı nedeniyle reddedildiğini ve kararın kesinleştiğini, davacıların alacak haklarının zamanaşımına uğramasına sebep olan vekilin kusurlu olduğunu, vekile yapılan başvuru üzerine mesleki sorumluluk sigortası olduğunun öğrenildiğini ileri sürerek 37.825.- TL tazminat alacağı, 100.899.- TL işlemiş yasal faiz ve 3.300.- TL vekalet ücreti olmak üzere toplam 142.026.- TL’nin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Karşı taraf/davalı vekili; sigortalı vekilin hatası söz konusu bile bunun poliçe vadesinde gerçekleşmediğini, ayrıca taleplerin zamanaşımına uğradığını savunmuştur.
Uyuşmazlık Hakem Heyeti; davacılar vekilinin hizmet kusurunun 10926214 nolu sigorta poliçesi kapsamında olduğu, poliçenin geriye dönüklük süresinin 01.12.2005 tarihinde başladığı, davacıların zararının 27.10.2006 tarihinde doğmuş olduğu, ilk açılan destekten yoksun kalma tazminat talepli davanın … ve …yönünden kabulüne karar verildiğinden başvurunun da … ve …yönünden kabulü ile 37.825.- TL’nin 11.10.2002 tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsiline karar verilmiştir.
Karara davalı vekilinin itiraz etmesi üzerine İtiraz Hakem Heyeti tarafından yapılan inceleme ile itirazın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, mesleki sorumluluk sigortasına istinaden zarar gören üçüncü kişiler tarafından sigortacı aleyhine açılan tazminat istemine ilişkindir.
Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının (SGŞ) “Sigortanın Konusu” başlıklı A.1. maddesi uyarınca; a) Sözleşme süresi içinde meydana gelen olay sonucu doğan ve sorumluluk hükümleri uyarınca tazmini sözleşme süresi içinde ya da sonrasında talep edilen zararlara karşı veya b) Sözleşme yapılmadan önce veya sözleşme yürürlükteyken meydana gelen olay nedeniyle, sadece sözleşme süresi içinde sigortalıya karşı ileri sürülebilecek taleplere karşı, sözleşmede belirtilen miktara kadar isteme ilişkin makul giderleri de içerecek şekilde teminat verilebilir. Taraflar, (a) ve (b) bentlerinden birini içerecek şekilde sözleşme yapabilecekleri gibi, her ikisini içerecek şekilde de sözleşme yapabilir.
Somut olayda davaya konu sigorta poliçesinin “Özel Şartlar” bölümünde, poliçe ile SGŞ’nin A1. (b) maddesi uyarınca sigortalıya teminat sağlandığı belirtilmiştir.
Sigorta poliçesinin A1. (b) maddesi uyarınca yapıldığı hallerde rizikonun hangi hallerde gerçekleştiğine ilişkin olarak SGŞ’nin “B. Zarar ve Tazminat -B.1. Rizikonun Gerçekleşmesi” başlıklı bölümünde; A.1.’in (b) bendinde belirtilen şekilde yapılması hâlinde bir yıldan az olmamak kaydıyla (somut poliçede beş yıl) sözleşme yapılmasından önce veya sözleşme yürürlükteyken meydana gelen olaya bağlı olarak; a) Sigortacının bilgisi ve yazılı muvafakatı dahilinde olmak koşuluyla sigortalı tarafından ödeme yapılması veya, b) Sigortacının, sigortalıya ayrıca hukuki yardımda bulunmayı da üstlendiği mesleki sorumluluk sigortalarında tebligat ile davanın veya hukuki takibin öğrenilmesiyle, c) Zararın gerçekleştiğinin ve bu zararın sigortalının sorumluluğundan kaynaklandığının mahkeme tarafından karar altına alınması hallerinden birinin gerçekleşmesiyle rizikonun gerçekleşmiş sayılacağı düzenlenmiştir.
Somut olaya ilişkin sigorta poliçesi ilk kez 01.12.2010 tarihinde ileriye doğru bir yıl ve geriye doğru beş yıl içerisinde dava dışı avukatın mesleki kusurları (işlem/kaçınma) nedeniyle meydana gelebilecek olaylardan kaynaklanacak zararları teminat altına almak için düzenlenmiş olup, 01.12.2011 ve 01.12.2012 tarihlerinde de anılan sigorta poliçesi yenilenmiş, bir sonraki poliçenin 01.12.2013 tarihinde yenilenmesi gerekirken, 38 günlük gecikme ile poliçe 08.01.2014 tarihinde tanzim edilmiş ve son olarak 08.01.2015 tarihinde de bir yıl süreyle yenilenmiştir.
Dava dışı sigortalıya (avukata) izafe edilen eylem, İstanbul 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/907 E. – 2011/277 K. sayılı dosyasında gerçekleşen olaya ilişkin olup, dava dışı sigortalı avukatın fazlaya ilişkin haklar yönünden ıslah talebinde bulunmayıp ek dava açmakta da gecikmesi nedeniyle o dosyanın davalısı tarafından 23.10.2010 tarihinde zamanaşımı def’i ileri sürülmüş ve mahkemece de ek davadaki istemler zamanaşımı nedeniyle reddedilmiş; karar bu suretle kesinleşmiştir. Bu defa, bu dosya davacıları bir başka vekil aracılığıyla, uğradıkları zararı dava dışı sigortalıdan ihtarname ile talep etmişler ve ihtarname 04.06.2015 tarihinde sigortalıya (avukata) tebliğ olunmuştur.
Poliçe Özel Şartlarında, dava dışı sigortalıya sigortacı tarafından hukuki yardım yapılması da öngörüldüğü dikkate alındığında rizikonun, en erken, dava dışı sigortalıdan talepte bulunulan 04.06.2015 tarihi itibariyle gerçekleştiğinin kabulü gerekir.
Poliçenin Özel Şartlar bölümünde teminat kapsamına ilişkin olarak, tazminat talebinin karşılanabilmesi için sigortalının sorumluluğuna yol açan işlem veya kaçınmanın (olay) beş yıllık geriye dönüş tarihinden önce olmamak kaydıyla poliçe teminat süresi içerisinde gerçekleşmesi ve bu nedenle oluşacak tazminat talebinin ise poliçenin geçerlilik süresinde veya uzatılmış yeni poliçe süresi içerisinde sigortacıya bildirilmiş olması gerektiği düzenlenmiştir. Somut olayda, İstanbul 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin dosyasında, rizikoya yol açan olay tarihinin sigortalı vekilin zamanaşımı def’i ile karşılaştığı 23.10.2010 tarihi olduğu, bu nedenle son düzenlenen 08.01.2015 tarihli poliçenin beş yıllık geriye dönüş süresi içerisinde olayın gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
Her ne kadar “Geçmişe Etkili Sigorta” başlığı altında yer alan TTK’nın 1458. maddesine göre; sigortanın, sigorta koruması sözleşmenin yapılmasından önceki bir tarihten itibaren sağlanacak şekilde yapılabileceği ancak rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin ortadan kalkmış olduğu, sözleşmenin yapılması sırasında, sigortacı ile sigorta ettiren ve sigortadan haberi olmak şartıyla, sigortalı tarafından biliniyorsa sözleşmenin geçersizliği söz konusu olacak ise de, sorumluluğu doğuran olay 23.10.2010 tarihinde gerçekleşmiş olsa dahi, gerek ilk sigorta sözleşme tarihi olan 01.12.2010 ve gerekse son sözleşme tarihi olan 08.01.2015 tarihi itibariyle SGŞ A.1. maddesi (b) bendinde tarifi yapılan anlamda rizikonun gerçekleşmemiş olması nedeniyle sigorta sözleşmesinin geçersiz olduğundan ve bu nedenle de somut olayda TTK’nın 1458.maddesinin uygulanabilirliğinden söz edilemeyecektir.
Bununla birlikte, 6102 sayılı TTK’nın “Sigorta Ettirenin Beyan Yükümlülüğü” başlıklı 1435. maddesi hükmüne göre, sigorta ettiren sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır.
Aynı Yasa’nın 1439. maddesi uyarınca, sigortacı için önemli olan bir hususun bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olması halinde, sigortacı 1440. maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez. Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapmalıdır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkacak, bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatı veya bedelinin ödenmesi gerekir.
O halde İtiraz Hakem Heyetince, somut olaya ilişkin olarak; dava dışı sigortalının davacıların vekili sıfatıyla İstanbul 3.Asliye Ticaret Mahkemesinde açmış olduğu davada 23.10.2010 tarihinde zamanaşımı defi ile karşılaşması üzerine bundan çok kısa bir süre sonra ilk kez 01.12.2010 tarihinde ve sonuncusunda ise 08.01.2015 tarihinde yaptırdığı Mesleki Sorumluluk Sigortası poliçesinin tanzimi sırasında, yürütmekte olduğu bir dava sırasında zamanaşımı def’i ile karşılaştığını sigortacıya bildirmemiş olmasının, TTK 1439. maddesi kapsamında, sözleşmenin yapılmaması veya değişik şartlarda yapılması sonucunu doğuracak ölçüde önemli bir olay olup olmadığı ve bu hususun önemli kabul edilmesi halinde davalı … şirketinin cayma hakkını kullanıp kullanmadığı ve kullanma hakkının hangi tarihte doğduğu, cayma hakkının düşüp düşmediği hususları da incelenerek ve SGŞ ile Özel Şartlar birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle temyiz eden davalı … lehine bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 09.06.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, geçmişe etkili sigorta sözleşmesinden kaynaklanmaktadır.
Davacı avukat açmış olduğu ek tazminat davasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 19.03.2013 gün, 2013/112- 3681 sayılı kararı ile onandığı, avukatın yaptırdığı 01.12.2013 başlangıç tarihli poliçenin süresinin dolduğu ve 38 gün gecikmeli olarak 08.01.2015 başlangıç tarihli son poliçenin düzenlediği dosya kapsamıyla anlaşılmıştır.
Sorun, zamanaşımı nedeniyle davanın reddi üzerine düzenlenen poliçenin geçerliliği noktasında toplanmaktadır. Bu nedenle riziko ve geçmişe etkili sigortanın olduğunun öncelikle saptanması gerekir. Bütün sigorta sözleşmelerinde temel unsur rizikodur. Sigorta Hukuku anlamında riziko, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği önceden bilinmeyen (mal sigortası) veya gerçekleşeceği kesin olsa dahi ne zaman meydana geleceği bilinmeyen (can sigortası) bir olaydır (Ünal Samim Sigorta Hukuku Cilt 1.S.14).
13.01.2011 tarihinde kabul edilen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 1458 nci maddesinde geçmişe etkili sigorta düzenlenmiştir. Başlık ve birinci cümle hükmü e TTK m. 1279’un, 2. ve 3.cümle hükümleri de (gerekçeye rağmen) e TTK m. 1344/.2’de diğer alan kuralların tekrarı niteliğindedir. Geçmişe etkili sigorta, tüm mal sigortası türlerinde kararlaştırılabilir (nakliyat ve sorumluluk sigortaları v.s.).
Sigorta sözleşmesi uyarınca güvence sağlanacak riziko gerçekleşmiş veya gerçekleşme ihtimalı ortadan kalkmış ise, sigortacı (riziko taşıma borcu) bakımından sözleşmenin konusu imkansız hale gelmiş olacağından, genel yaptırıma göre sözleşmenin kesin olarak hükümsüz sayılması gerekir. Geçmişe etkili sigorta sözleşmesi ise kurulduğu tarihten önce gerçekleşmiş veya sona ermiş rizikolara karşı güvence sağlayacak şekilde yapılmasına izin verilmektedir; yeter ki taraflar bu hususu bilmesin.
Geçmişe etkili sigortada hukuksal sonuçlar açıkça “bilinme olgusuna bağlanmıştır. Dolayısıyla taraflardan birinin” bilinmesinin gerekmesi “veya” bilebilecek durumda olması ” ihtimalleri bu madde bağlamında herhangi bir sonuç doğurmaz. Şu kadar ki, söz konusu taraf, bilgiyi edinmekten kötü niyetle kaçınmışsa, “bildiği” kabul edilerek yaptırımlar işletilecektir. Aynı şekilde halin şartlarına göre “bilmeme” mümkün değilse, ilgili tarafın bildiği kabul edilecektir (11.H.D. 27.02.1996, e 1995/8243, K 1193). Sigorta sözleşmesi kurulurken tarafların rizikoya ilişkin bilgilerine bağlanan yaptırımlar, kamu düzenini ilgilendirmektedir; bu sebeple geçmişe etkili sigortanın varlığı halinde mahkemece TTK. m. 1458 hükümlerini görevinden ötürü (re’sen) dikkate alır. Maddede gözetilen “bilgi”nin varlığı halinde artık taraf iradelerinin bir önemi kalmaz; sözleşme geçersizdir. Karşı tarafın “rizikonun doğrduğunu veya ortadan kalktığını, bildiğini ileri süren taraf, bu iddiasını ispat külfeti altındadır. Bu iddia tanık beyanı dahil olmak üzere, her türlü delille ispat edilebilir (11. HD, 20.10.1970, E. 1641, K. 3779).
Geçmişe etkili sigortada, rizikonun gerçekleştiğini veya ortadan kalktığını bildirmeyen sigorta ettirene, beyan yükümlülüğünün ihlaline ilişkin kurallar değil, özel hüküm olarak sözleşmenin geçersizliği yaptırımı uygulanmalıdır (11. HD., 23.01.1995, E. 1994/6335, K.336).
Yukarıda açıklandığı üzere, Türk Ticaret Kanunu 1458 maddesinde geçmişe etkili sigorta düzenlenmiş, Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B/1 maddesinde ise riziko tanımı yapılmıştır. Sigortalı avukat ilk sözleşmeyi davada zamanaşımı defi’inde bulunulması üzerine 01.12.2010 tarihinde yaptırmış ve aralıksız olarak 08.01.2014 tarihine kadar devam ettirmiştir. Ancak son poliçeyi bir önceki poliçenin sona erme tarihinden 38 gün sonra 08.01.2015 tarihinde düzenletmiştir. Bu yeni bir poliçedir. MSSGŞ. B/1 maddesindeki rizikonun meydana gelip gelmediği de bu poliçeye göre değerlendirilecektir. Diğer bir anlatımla özel şartlara göre, geriye dönüş tarihi, yeni düzenlenen poliçelerde başlangıç tarihinden 5 yıl öncesi, ara vermeden yenilenen poliçelerde ise ilk düzenlenen poliçenin geriye dönüş tarihi olacaktır. Bu düzenleme karşısında poliçeler arasındaki ara verme nedeniyle oyalın (zamanaşımı defiinin) meydana geldiği tarih değil, 08.01.2015 başlangıç tarihli son poliçeye göre genel şartların B/1 maddesindeki rizikonun meydana gelip gelmediği değerlendirilecektir. Davacı son poliçeyi, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine dair kararın Yargıtayca onanmasından sonra yaptırmıştır. Bu durum karşısında MSSGŞ. B/1 maddesinin c fıkrasında belirtilen riziko gerçekleştikten sonra poliçe yaptırılmıştır ve böylece 08.01.2015 başlangıç tarihli sigorta poliçesi 1458/1. fikra 2. cümle uyarınca geçersizdir. Bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğum için çoğunluğun değişik gerekçe ile bozma düşüncesine katılmıyorum.
KARŞI OY
5648 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30/12. maddesine göre 5.000 TL’sının altındaki hakem heyeti kararları kesindir. 5.000 TL ve üzerindeki uyuşmazlıklar için hakem heyeti kararları aleyhine ibraz mümkün olup, itiraz yoluna gidilmediği takdirde hakem heyeti kararları kesinleşir itiraz üzerine itiraz komisyonunun 40.000 TL’sına kadar olan uyuşmazlıklara ilişkin kararları kesin, bu miktarlar üzerindeki uyuşmazlıklar açısından ise temyiz yoluna başvurmak mümkündür. Sözü edilen maddenin son cümlesinde temyize ilişkin usul ve esaslar hakkında HUMK’nun uygulanacağına işaret edilmiştir.
Uyuşmazlık kavramı dava konusu edilen tutarın tamamına ilişkin olmayıp, itiraz komisyonunun önüne gelen tutar ve temyiz aşamasında ise temyiz edilen miktar ile ilgilidir. Sigortacılık Kanunu’nun 30/12. maddesinin atfı gereğince hakem heyetinin karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken HMK’nun 362/1-a maddesine göre miktar veya değeri temyiz sınırını geçmeyen davalara ilişkin kararlar temyiz edilemez.
Somut olaya gelince; davacı 142.026.- TL’nin tahsili için hakem heyetine başvurmuş, hakem heyeti talebi kısmen kabul ederek 37.825 TL’nin davalıdan tahsiline karar vermiştir. Davalının itirazı üzerine itiraz hakem heyeti itirazı reddetmiştir. O halde temyize getirilen bu tutar Sigortacılık Kanunu’nun 30/12. maddesi gereğince 40.000 TL’nin altında olduğundan itiraz hakem heyetinin kararı tarihinde kesin nitelikte olup, temyizi mümkün değildir. Davalının temyiz itirazının HMK 362/1-a maddesine, göre kesinlik nedeniyle reddedilmesi gerekir iken, Daire çoğunluğunca temyiz itirazlarının kabulü ile esasa ilişkin bozma gerekçesi yazılmasına katılmıyorum.