Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2020/5857 E. 2021/6250 K. 09.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5857
KARAR NO : 2021/6250
KARAR TARİHİ : 09.06.2021

MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE
MAHKEMESİ : ANKARA 12. TÜKETİCİ MAHKEMESİ

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen ayıplı malın misli ile değişimi davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; davalı …. bayisi olan diğer davalı …Ş.’den 2013 model …model otomobili 19/11/2013 tarihinde 59.300,01-TL bedelle sıfır olarak satın aldığını, 15.000 km bakımından sonra aracın defalarca (en az 6-8) motor arızası verdiğini, çeşitli parçaların değiştirildiğini, buna rağmen aracın motorundaki sorunun yetkili servis tarafından giderilemediğini, halen aracın motorunun titrediğini ve gaz pedalına basılınca belli devir aralıklarında teklediğini, arızası devam eden aracın can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürdüğünü, ayrıca daha sonra aracın ikinci sahibi olduğunu ve kaportada boya sorunu olduğunu öğrendiğini, bu durumun kendisinden gizlendiğini, ihtarname ile aracın yenisi ile değiştirilmesinin talep edildiğini, ancak talebinin yerine getirilmediğini ileri sürerek; dava konusu aracın yenisi ile değiştirilmesine, mümkün olmaması halinde aynı özellikleri bulunan ve güncel olarak satılan modelinin satış bedelinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Davalılar, araçta üretimden kaynaklı ayıp bulunmadığını, düşük kaliteli yakıttan kaynaklı olan arıza için enjektör değişimine davacı tarafından izin verilmediğini, boya ölçümünde standart değerler arasında olduğunun tespit edildiğini, boyalı olduğuna dair iddiların doğru olmadığını, aracın ikinci el satıldığı iddiasının da gerçeği yansıtmadığını, aracın 24/09/2013 tarihinde dava dışı Giray A’ya satıldığını, vazgeçmesi üzerine işlemin iptal edildiğini, aracın servisten dahi çıkmadığını savunarak, davanın reddini istemişlerdir. İlk derece mahkemesince; mevcut sorunların davacının seçimlik ücretsiz onarım hakkını kullanması ile giderildiği, araçta ayıp olarak nitelendirilebilecek bir bulgunun mevcut olmadığı, aracın davacıdan önce dava dışı kişiye satışının yapılıp 12/09/2013 tarihinde online olarak tescil kaydının yapıldığı, ancak alıcının vazgeçmesi üzerine yine aynı tarihte kaydın kapatıldığı, bu kişi tarafından aracın fiilen kullanıldığına ilişkin davacı tarafın iddiasının somut bir dayanağının bulunmadığı, bilirkişi raporu ile aracın boyasının fabrika standartlarında olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı; davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; dava konusu araçta servis kayıtlarına konu olan ve bilirkişi raporlarında nitelikleri belirtilen arızaların davacının onarım hakkını kullanması ile giderildiği, onarım hakkını kullanmasından sonra araçta ortaya çıkan bir arıza bulunmadığının tespit edildiği, davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Tüketici hukukunda ayıba ilişkin düzenleme, uyuşmazlıkta uygulanması gereken 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un (THKK) 4. maddesinde yer almaktadır.
Anılan maddenin 1. fıkrasında; “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilânlarında yer alan veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir.” denilmekte, devam eden fıkralarda ise buna ilişkin biçimsel koşullar sayılmaktadır. Ayıplı bir malın bu hâliyle satışa çıkarılabilmesi mümkündür. Ancak bu durumda 4. maddenin altıncı fıkrasının “Satışa sunulacak ayıplı mal üzerine ya da ambalajına, imalatçı veya satıcı tarafından tüketicinin kolaylıkla okuyabileceği şekilde “özürlüdür” ibaresini içeren bir etiket konulması zorunludur.” şeklindeki birinci cümle düzenlemesi çerçevesinde (ikinci cümledeki istisna saklı kalmak kaydıyla) tüketici aydınlatılmalı ve aldanmasının önüne geçilerek uyarılmalıdır.
Kanun’un 4/2. maddesinde satın aldığı malda ayıbın ortaya çıkması hâlinde alıcının seçimlik haklarının nelerden ibaret olduğu belirtilmiş olup tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Söz konusu seçimlik haklar yönünden, satıcı tüketicinin talebini yerine getirmekle yükümlüdür. Maddenin üçüncü fıkrası hükmüne göre; satıcı ile birlikte imalatçı-üretici, bayi, acente, ithalatçı, 10. maddenin beşinci fıkrasına veya 10/B maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre; kredi veren, ayıplı maldan ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur.
Bu kapsamda; satıcının ayıptan sorumluluğuna ilişkin olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Alıcının seçimlik hakları” başlığı altında düzenlenen 2272 ve devam maddeleri önem taşımaktadır. Uyuşmazlık konusu ile sınırlı olarak söz konusu hükümler incelendiğinde; anılan maddenin üçüncü fıkrasındaki; “Alıcının sözleşmeden dönme hakkını kullanması halinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hakim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.” hükmünde hâkime, somut olayın özelliklerine göre sözleşmenin feshi talebi adil bulunmazsa satış bedelinin indirilmesine karar verebilme imkânı tanındığı görülecektir.
Bazı durumlarda ise ayıba bağlı seçimlik haklar yönünden tüketicinin tercihi, ayıbın şekli, malın değeri, ayıbın ileri sürülüş süreci gibi her somut olayda farklılık taşıyan kıstaslar çerçevesinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2/2. maddesindeki hakkın kötüye kullanılması hâli olarak dahi değerlendirilebilecek ve hâkimin dürüstlük kuralına uygun olmayan tercihe müdahalesi gündeme gelecektir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davacının 19/11/2013 tarihli faturayla sıfır olarak dava konusu aracı satın aldığı, ancak öncesinden aracın 12/09/2013 tarihli faturayla dava dışı kişiye satıldığı ve adına tescil kaydı yapıldığını, davalı …Ş. ve dava dışı aracı satın alan kişi tarafından Trafik Tescil Müdürlüğüne hitaben yazılan dilekçelerde; aracın boya kontrollerinin yaptırıldığı, fabrika değerlerinin üzerinde olması nedeniyle teslim almadan iade edildiği, ayıplı mal kapsamında kaydının kapatılmasının talep edildiği, dilekçe üzerine Trafik Tescil Müdürlüğü tarafından 17/09/2013 tarihinde tescil kaydının ayıplı mal kapsamında kapatıldığı, 22/11/2013 tarihinde ise yine ayıplı mal nedeniyle plakasının iptal edildiği görülmektedir.
Buna göre; her ne kadar dava konusu aracın ilk sahibi tarafından teslim alındığı belirlenememiş ise de, daha öncesinde başka bir kişiye satıldığı ve tescil kaydının yapıldığı, sonrasında ise ayıplı mal kapsamında iade edildiği alıcıya bildirilmeden, davacıya sıfır olarak satıldığı anlaşılmakla; söz konusu durum nedeniyle, aracın; satıcı tarafından belirtilmesi gereken sıfır niteliğine aykırı, tüketicinin beklediği faydayı azaltan, hukuki ve ekonomik eksiklik teşkil eden ayıplı mal olarak kabul edilerek karar verilmesi gerekirken; ilk derece mahkemesince yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca, işbu karara karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanun’un 371. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 09/06/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.