YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/17564
KARAR NO : 2021/18623
KARAR TARİHİ : 05.10.2021
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : İftira
Gereği görüşülüp düşünüldü:
İftira suçunun özel bir halini düzenleyen TCK.nın 268. maddesinde öngörülen, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşabilmesi için, kişinin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanmasının gerektiği, bunun dışında resmi belgenin düzenlenmesinin gerektiği durumlarda resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine karşı başkasının kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma eyleminin ise TCK.nın 206. maddesine uyan suçu oluşturacağı, hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerektiren bir suç bulunmayan veya resmi bir belgenin düzenlenmesini de gerektirmeyen hallerde görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişinin eyleminin ise Kabahatler Kanunu’nun 40. maddesine aykırılık olarak değerlendirileceği, bu kapsamda somut olay incelendiğinde;
Somut olayda; … isimli işyerindeki olaya ilişkin yapılan soruşturma kapsamında olay yerinde tanık araştırması yapıldığı sırada sanığın araştırmaya konu olay hakkında tanık olarak bilgi sahibi olduğu düşünüldüğünden beyanının kolluk görevlilerince alınmak istenildiği, sanığın kolluk görevlilerine, önce … isimli şahsa kimlik bilgilerini verdiği, verdiği kimlik bilgilerine ilişkin sorulan sorulara çelişkili cevaplar vermesi üzerine bu kez kardeşi olan mağdur …’ya ait kimlik bilgilerini verdiği, kolluk birimlerince parmak izi ve T.C. kimlik numarası karşılaştırmasında T.C. kimlik numarası ve parmak izinin eşleşmediğinin tespit edilmesi üzerine mağdurun …’nın Murat isimli bir kardeşi olduğunun belirlenmesi üzerine sanığın gerçek kimlik bilgilerinin … olduğunun parmak izi eşleştirilmesi ile tespit edildiği, söz konusu 04.03.2016 tarihli tutanağın sanığa ait gerçek kimlik bilgileri ile düzenlendiği ve gerçeğe aykırı olarak beyan ettiği isme göre düzenlenmiş herhangi bir belgenin bulunmadığı hususları birlikte gözetildiğinde; sanığın başkasının kimliğini ya da kimlik bilgilerini kullanarak kendisini suçsuz, diğer kişiyi ise işlemediği bir suçun faili olarak göstermediği anlaşılmakla, 5237 sayılı TCK’nın 268. maddesinde düzenlenen “başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” suçunun unsurlarının oluşmadığı gibi kolluk görevlilerine verilen isme göre de bir resmi belgenin düzenlenmemesi nedeniyle TCK’nın 206/1. maddesinde tanımlanan “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunun da oluşmadığı, sanığın eyleminin 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40/1. maddesinde düzenlenen “kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak” kabahatini oluşturduğu, bunun da aynı maddeye göre idari yaptırımı gerektirdiği, ancak anılan Yasanın 20/2-c maddesi uyarınca soruşturma zamanaşımı süresinin 3 yıl olduğu, kabahat tarihinden karar tarihine kadar bu sürenin gerçekleştiği nazara alınmakla, Cumhuriyet Savcısı ve sanığın temyiz itirazı bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta anılan Yasanın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün olduğundan, 5326 sayılı Kanunun 20/2-c maddesi uyarınca sanığın kabahat oluşturan eylemiyle ilgili soruşturma zamanaşımı dolmakla hakkında aynı Kanunun 20/1. maddesi gereğince İDARİ PARA CEZASI VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 05.10.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.