Yargıtay Kararı 11. Ceza Dairesi 2017/13252 E. 2021/7364 K. 28.09.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/13252
KARAR NO : 2021/7364
KARAR TARİHİ : 28.09.2021

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Tefecilik, sahte belge düzenleme ve kullanma, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme ve kullanma

A-)Sanık hakkında “tefecilik suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik temiz incelenmesinde;
1)… Vergi Dairesi Müdürlüğü mükellefi sanık …’ın 14.02.2012 tarih ve 2012/A-699/10 sayılı vergi tekniği raporu ve dosya kapsamına göre, POS cihazlarını kullanım amaçları ve sözleşme koşulları dışında, kredi kartı sahiplerinin nakit ihtiyaçlarının karşılanması veya kredi kartı borcunun ertelenmesi amacıyla kullanmaktan ibaret fiillerinin, hem 5237 sayılı TCK’nin 241. maddesinde düzenlenen tefecilik suçunu hem de 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 36. maddesinde düzenlenen gerçeğe aykırı olarak harcama belgesi düzenleme suçunu oluşturduğu anlaşılmakla, suç tarihi itibari ile her iki suç için öngörülen cezaların aynı olması karşısında, 5237 sayılı TCK’nin 44. maddesi ve özel normun önceliği ilkesi gereğince sanık hakkında 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 36. ve TCK’nin 43. maddelerinde düzenlenen zincirleme şekilde gerçeğe aykırı olarak harcama belgesi düzenleme suçundan hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden tefecilik suçundan mahkumiyetine hükmolunması,
2)Kabule göre de;
a)Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin ”14.02.2012” olarak yanlış gösterilmesi yasaya aykırı,
b)5237 sayılı TCK’nin 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih ve 2014/140-2015/85 sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
B-)Sanık hakkında ”213 sayılı Vergi Usul Kanuna Aykırılık” suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz incelemesinde;
… Cumhuriyet Başsavcılığının 12.07.2012 tarih ve 2012/595 Esas sayılı iddianamesi ile sanık hakkında, “2008-2009 takvim yıllarında sahte belge düzenleme, sahte belge kullanma, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanma” suçlarından kamu davası açıldığı, ancak 23/03/2012 tarihli ve 2012-42 sayılı komisyon mütalaasının sanık hakkında “2008-2009 takvim yıllarında sahte belge düzenleme, sahte belge kullanma ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanma“ suçlarına ilişkin olduğu, ”muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme’ suçundan 213 sayılı VUK‘nin 367. maddesine göre usulüne uygun olarak verilmiş mütalaa bulunmadığı gibi “sahte belge düzenleme”, “sahte belge kullanma”, ”muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme” ve “muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanma” suçlarının birbirinden ayrı ve bağımsız suçlar olduğu gözetilerek, 2008 ve 2009 takvim yıllarında anılan suçlardan açılan davada zamanaşımı hükümleri de dikkate alınarak her suç yönünden suç tarihlerinin tespiti ile her bir takvim yılı içinde işlenen her suç için ayrı ayrı hükümler kurulması yerine hangi takvim yılından ve hangi suçtan kurulduğu da belirtilmeksizin sanık hakkında yetersiz gerekçe ile mahkumiyet hükümleri kurulması,
Yasaya aykırı, sanık müdafisinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na aykırılık suçu yönünden diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sonuç ceza miktarı itibarıyla kazanılmış hakların saklı tutulmasına 28.09.2021 tarihinde 1 nolu bozma düşüncesi yönünden üye …’ın karşı oyu ile oy çokluğuyla, diğer yönlerden ise oy birliği ile karar verildi.
KARŞI OY

Sanık hakkında sahte fatura düzenleme ve kullanma; muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme ve kullanma; tefecilik yapmak suçlarından kamu davası açıldığı ve atılı suçlardan dolayı sanığın mahkumiyetine karar verildiği olayda sayın çoğunluğun “sanığın POS cihazlarını kullanım amaçları ve sözleşme koşulları dışında, kredi kartı sahiplerinin nakit ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kullanmaktan ibaret fiillerinin hem TCK’nin 241 hemde 5464 sayılı Kanunun 36 maddesinde düzenlenen suçu oluşturması, suç tarihinde her iki suç için öngörülen cezanın aynı olması karşısında; TCK’nin 241 . maddesinin genel 5464 sayılı Kanunun 36. maddesinin ise özel norm niteliğinde bulunması ve özel normun önceliği kuralı ve yine TCK’nin 44. maddesi gereğince 5464 sayılı kanunun 36. ve TCK’nin 43. maddelerinde düzenlenen gerçeğe aykırı olarak harcama belgesi düzenleme suçunu oluşturduğu” yönündeki görüşüne katılmak mümkün bulunmamıştır, zira;
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda gerçek içtima kuralının benimsenmesi nedeniyle “Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza” söz konusu olup, bu husus Adalet Komisyonu raporunda da “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır.” şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise TCK’nin “Suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. Suçun kanuni tanımı bağlamında fiil ya da hareketin doğal anlamda değil hukuki anlamda tekliği esas alınmak suretiyle fiil değerlendirilerek hukuki nitelendirilmeye gidilmelidir.
TCK’nin 241. maddesinde yazılı tefecilik suçu “Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para verme fiilinin tamamlanması ile oluşur. 5464 sayılı Kanun’un 36. maddesinde yazılı suç ise kendisine veya başkasına yarar sağlamak amacıyla gerçeğe aykırı olarak harcama belgesi, nakit ödeme belgesi ya da alacak belgesi düzenlemek veya bu belgelerde ne surette olursa olsun tahrifat yapılması ile oluşacaktır.
Tefecilik suçu ve 5464 sayılı Kanunun 36. maddesine aykırılık suçları birbirinden farklı ve bağımsız fiillerle işlenebilen suçlardır.
Somut olayda kazanç elde etme amacıyla ödünç paranın sanık tarafından ödünç para verilen kişinin hakimiyet alanına aktarılması ile tefecilik suçu vücut bulmuştur. Tefecilik suçu yönünden ödünç verilen paranın geri dönüşünün garanti altına alınması bu suçtan bağımsızdır. Somut olayda sanık tefecilik suçuna konu kazanç elde etme amacıyla verdiği ödünç nakit paranın geri dönüşünü garanti altına almak amacıyla POS cihazı ile ödünç nakit para ödediği kişilerin kredi kartlarından çekim yapmak suretiyle gerçeğe aykırı harcama belgesi düzenlemek suretiyle tefecilik eyleminden ayrı ve bağımsız ikinci bir eylemde bulunmuştur ki bu eylem 5464 sayılı kanunun 36. maddesine aykırılık suçunu da oluşturabilecektir. Ancak bu suç nedeniyle açılmış bir dava bulunmamaktadır. Tefecilik suçu ve 5464 sayılı Kanunun 36. maddesinde yazılı suçlar bileşik suç olmadığı gibi suç normu farklı ve birbirinden bağımsız olması nedeniyle özel norm genel norm ilişkisinden de söz edilemeyecektir. Kaldı ki farklı kasıtlar altında oluşan sanığın bir den fazla suç teşkil eden eylemlerine TCK ‘nın 44 maddesinin uygulanma koşulu bulunmamaktadır. Yine olayda TCK’nin 43. maddesininde uygulanma koşulu yoktur.
Somut olayda sanık hakkında 213 sayılı Kanuna aykırılık ve tefecilik suçlarından dava açılmış olduğu gerçeğe aykırı harcama belgesi düzenleme eylemi nedeniyle sanık hakkında açılmış bir dava bulunmaması karşısında somut olayda tefecilik suçununun oluşacağı görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bu hususa ilişen bozma ilamının 1 nolu bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.