YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/30202
KARAR NO : 2021/23761
KARAR TARİHİ : 07.10.2021
KARAR
Görevi yaptırmamak için direnme suçundan sanık …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 265/1-3, 62/1. maddeleri gereğince 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair, Çal Asliye Ceza Mahkemesi’nin 30/12/2009 tarih ve 2008/169 esas, 2009/323 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, sanığın denetim süresi içerisinde 26/06/2013 tarihinde işlediği kasıtlı suçtan mahkum edildiğinin ihbar edilmesi üzerine, hükmün açıklanması ile sanığın TCK’nın 265/1-3, 62/1. maddeleri gereğince 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Çal Asliye Ceza Mahkemesi’nin 31/01/2020 tarih ve 2019/456 esas, 2020/50 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
İstem yazısında;
“Dosya kapsamına göre, suç tarihi itibariyle 5237 sayılı Kanun’un 265/1 ve 265/3. maddeleri kapsamında işlenen suçların 8 yıllık olağan zaman aşımı süresine tabi olduğu, sanığın müsnet suçu 05/07/2008 tarihinde işlediği, 02/09/2008 tarihinde mahkemesince savunmasının alındığı, sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın ise 22/03/2010 tarihinde kesinleştiği, sanığın 26/06/2013 tarihinde yeniden suç işlediği, 22/03/2010 günü işlemeye başlayan sürenin 5271 sayılı Kanun’un 231/8-son cümlesi gereğince 22/03/2010 ile 26/06/2013 tarihleri arasında durduğu, denetim süresinde işlenen suç tarihi olan 26/06/2013 tarihinden itibaren zamanaşımının yeniden işlemeye başladığı anlaşılmakla; zaman aşımının durduğu süreler mahsup edildikten sonra, sanığın sorgusunun yapıldığı 02/09/2008 tarihinden kararın verildiği 31/01/2020 tarihine kadar 5237 sayılı Kanun’un 66/1-e maddesinde düzenlenen 8 yıllık olağan dava zamanaşımı süresinin tamamlandığı nazara alınmadan, davanın düşürülmesi yerine yazılı şekilde sanığın mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
Hukuksal Değerlendirme:
5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca, hakim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Vekile Ve Kanuni Mümesile Tebligat” başlıklı 11. maddesi; “Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulu Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır.
(Ek: 11/1/2011 – 6099/4 md.) Avukat tarafından takip edilen işlerde, avukatın bürosunda yapılacak tebligatlar, resmî çalışma gün ve saatleri içinde yapılır.
Kanuni mümessilleri bulunanlara veya bulunması gerekenlere yapılacak tebligat kanunlara göre bizzat kendilerine yapılması icabetmedikçe bu mümessillere yapılır.” şeklindedir.
Anılan Kanun’un “tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” konu başlıklı 21. maddesi; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. Muhtar, ihtiyar heyeti azaları, zabıta amir ve memurları yukarıdaki fıkra uyarınca kendilerine teslim edilen evrakı kabule mecburdurlar” hükmünü içermektedir.
Bahsi geçen Yasa’nın uygulanmasına yönelik olarak çıkarılan Tebligat Tüzüğü’nün de konuya ilişkin 28. maddesinin birinci fıkrasında ise tebliğ yapılacak muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiç biri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu veya meclisi üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerektiği düzenlenmiştir.
İnceleme konusu somut olayda; sanık … ve katılan ….’nin yokluklarında verilen 31.01.2020 tarihli kararın, sanığı aşamalarda temsil ettiği anlaşılan müdafisine tebliğ edilmediği, katılana yapılan tebligata ilişkin tebliğ evrakında, muhatabın nerede olduğuna ilişkin beyanın hangi komşu/görevli/yönetici tarafından ifade edildiğinin ve hangisi tarafından sanığa haber verileceğinin gösterilmediği, tebligattan haberdar edilen kişi ya da kişilerin sadece imzadan imtina etme hakları olup, isim vermekten imtina edemeyecekleri hususu da göz önüne alındığında, bahsi geçen kişilerin isimlerinin tebliğ mazbatasında yer almadığı, dolayısıyla katılana yapılan tebligatın usulsüz olduğu, açıklanan nedenlerle kanun yararına bozma talebine konu edilen Çal Asliye Ceza Mahkemesi’nin 31/01/2020 tarih ve 2019/456 esas, 2020/50 sayılı kararının usulünce kesinleştirilmediği anlaşıldığından, bu aşamada kanun yararına bozma yoluyla incelenmesi olanaklı görülmemiştir.
Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce, kanun yararına bozma yoluna konu edilebilecek kesinleşmiş bir hüküm bulunmaması nedeniyle yerinde görülmediğinden, CMK’nın 309. maddesi koşullarını taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN BU AŞAMADA REDDİNE,
2-Dosyanın, sanık … müdafisi ile katılan …ye kararın usulünce tebliğ edilip, süresinde başvuruda bulunulması halinde istinaf incelemesi için ilgili istinaf dairesine gönderilmesini, aksi takdirde usulünce kesinleştirme işlemi yapılarak, bu aşamadan sonra kanun yararına bozma isteminde bulunulmasını teminen mahkemesine iadesine, dosyanın Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07/10/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.