YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3618
KARAR NO : 2021/8528
KARAR TARİHİ : 27.04.2021
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARLARI ARASINDAKİ
UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR
I. BAŞVURU
Başvurucu avukat dilekçesinde özetle;
“… 10. İş Mahkemesinin 2016/129 esas sayılı dosyasında, davacının müvekkili davalı …’e ait işyerinde çalıştığını, işçinin müvekkilinin diğer davalı Yurtiçi Kargo A.Ş. ‘nin acentesi olduğunu iddia ederek işçilik alacaklarının ödenmesi talebinde bulunduğunu, davalı … vekilince işbu davaya karşı sunulan cevap dilekçesinde müvekkilinin diğer davalı şirket ile arasında acentelik sözleşmesi olsa da acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğunu, kendisinin de diğer davalı şirketin işçisi olduğunu, işin sevk ve idaresinin diğer davalı şirkete ait olduğunu, işçilik alacaklarından diğer davalı şirketin sorumlu olduğununa dair savunmada bulunduklarını, ilk derece mahkemesince davacının işçilik alacaklarından müvekkili ile diğer davalının müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarına karar verildiğini, yapılan istinaf başvurusu üzerine dosyanın … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi ‘nin 2018/1225 esas sayılı dosyasındaki 28/06/2019 tarihli karar ile “Davalı Yurtiçi Kargo ile davalı … arasında imzalanan acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğu” gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek, davanın … yönünden sıfat yokluğu nedeniyle husumetten reddine karar verildiğini, bu kararın hukuka uygun olduğunu ve herhangi bir itirazlarının bulunmadığını,
… 15. İş Mahkemesinin 2016/115 esas sayılı dosyasında, davacının müvekkili davalı … ‘e ait işyerinde çalıştığını, müvekkili …’ün diğer davalı Yurtiçi Kargo A.Ş. ‘nin acentesi olduğunu iddia ederek işçilik alacaklarının ödenmesi talebinde bulunduğunu, davalı … vekilince işbu davaya karşı sunulan cevap dilekçesinde müvekkilinin diğer davalı şirket ile arasında acentelik sözleşmesi olsa da acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğunu, kendisinin de diğer davalı şirketin işçisi olduğunu, işin sevk ve idaresinin diğer davalı şirkete ait olduğunu, işçilik alacaklarından diğer davalı şirketin sorumlu olduğununa dair savunmada bulunduklarını, ilk derece mahkemesince davacının işçilik alacaklarından müvekkili ile diğer davalının müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarına karar verildiğini, yapılan istinaf başvurusu üzerine dosyanın … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi ‘nin 2018/1472 esas sayılı dosyasında 03/07/2020 tarihli karar ile “Davalılar arasında imzalanan acente sözleşmesinin muvazaalı olduğu, davacının dava edilen işçilik alacaklarından her iki davalının da müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmasının gerektiği, davalıların husumete ve sorumluluğa dair istinaflarının yerinde olmadığı anlaşılmaktadır.” gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar verilerek ilk derece mahkemesi kararının onandığını, işbu kararın hukuka aykırılık teşkil ettiğini, hukuk dairesinin bir önceki kendi kararı ile çeliştiğini,
Müvekkilinin işveren olmayıp çalışan bir işçi olduğunu, Yurtiçi Kargo A.Ş. ‘nin Sütçüler … Şubesinde yöneticilik yaptığını, yurtiçi kargo ile arasında acentelik sözleşmesi imzalandığını, ancak bu sözleşmenin taraflar arasında gerçek bir acentelik ilişkisi kurmak için akdedilmediğini, yurtiçi kargonun karşılaşacağı hukuki sorumlulukları gerçekte acente olmayan şube müdürleri ile paylaşmak olduğunu, acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğunu, dava konusu olan olaylarda müvekkilinin bağımsız hareket ettiğinin kabulünün mümkün olmadığını, bağımlı çalışan müvekkilinin iş sözleşmesinin feshi tehdidi altında iradesinin işverence yönlendirildiğini ve iradesinin bu yönde fesada uğratıldığının kabul edilmesi gerektiğini, müvekkilinin bağımsız olarak çalışan acente değil Yurtiçi Kargo A.Ş. bünyesinde çalışan bir idareci olduğunu, iş bu durumun 7. Hukuk Dairesinin 2018/1225 esas 2019/715 karar sayılı kararında haklı olarak tespit edildiğini ancak 2018/1472 esas 2020/418 karar sayılı kararında tam aksi yönde karar verildiğini, … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin her iki kararının birbiri ile çeliştiğini,”belirterek uyuşmazlığın giderilmesini talep etmiştir.
II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI
… Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu 11/11/2020 tarih ve 2020/1 sayılı kararı ile;
“… Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin görüşü;
… 10. İş Mahkemesinin 2016/129 esas sayılı dosyasında davacı … tarafından davalılar … ve Yurtiçi Kargo A.Ş aleyhine açılan davada fazla çalışma ücreti alacağı talep edildiği mahkemece davalılar müştereken ve müteselsilen sorumlu olmak üzere talebin kısmen kabulüne karar verildiği, kararın taraflarca istinaf edildiği ve dairemizin 28.06.2019 tarih ve 2018/1225-2019/715 E-K sayılı kararı ile davacı ve davalı Yurtiçi Kargo A.Ş nin istinaf başvurusunun reddine karar verildiği dairemiz kararları arasında çelişki bulunduğu sebebi ile başvuruda bulunan Davalı … ‘un istinaf başvurusunun davalı Yurtiçi Kargo A.Ş ve … arasında imzalanan acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğu ve davalı … yönünden davanın sıfat yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile istinaf başvurusunun kabulüne ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davalı … yönünden davanın sıfat yokluğundan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
… 15. İş Mahkemesinin 2016/115 esas sayılı dosyasında davacı …. tarafından davalılar … ve Yurtiçi Kargo A.Ş aleyhine açılan davada fazla çalışma ücreti alacağı talep edildiği mahkemece davalılar müştereken ve müteselsilen sorumlu olmak üzere talebin kısmen kabulüne karar verildiği, kararın taraflarca istinaf edildiği ve dairemizin 03.07.2020 tarih ve 2018/1472-2020/418 E-K sayılı kararı ile tarafların istinaf başvurusunun reddine karar verildiği dairemiz kararları arasında çelişki bulunduğu sebebi ile başvuruda bulunan davalı … ‘un istinaf başvurusunun davalılar arasındaki acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğu ve davacının işçilik alacaklarından her iki davalının müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerektiği belirtilerek reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere, davalılar arasındaki acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğu davalı tarafları aynı olan iki dosyada da dairemizin kabulünde olup dairemizin 28.06.2019 tarih ve 2018/1225-2019/715 E-K sayılı kararında davalı … ‘ un istinaf başvurusu kabul edilerek davalılar arasında imzalanan acentelik sözleşmesinin muvazaalı olması nedeni ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davalı … hakkında sıfat yokluğundan davanın reddine karar verilmiş ise de, davalılar arasındaki acentelik sözleşmesinin muvazaalı olmasının davacı işçi yönünden bağlayıcı olamadığı davacıya karşı ileri sürülemeyeceği ve davacıya karşı davalıyı sorumluluktan kurtarmayacağı, ayrıca kimsenin kendi muvazaasına dayanarak hak iddia edemeyeceği gözetilmeksizin hatalı değerlendirme ile karar verildiği, dairemizin 03.07.2020 tarih ve 2018/1472-2020418 E.K. dolayısında ise bu hususlar gözetilerek davalının istinaf başvurusunun reddine karar verildiği anlaşılmış olup dairemizin görüşü dairemizin 28.06.2019 tarih ve 2018/1225-2019/715 E. K. sayılı kararı ile 03.07.2020 tarih ve 2018/1472-2020/418 E. K. sayılı kararı arasında çelişki bulunduğu ve dairemizin 28.06.2019 tarih ve 2018/1225-2019/715 E. K. sayılı kararının hatalı olduğu yönündedir.
Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun görüşü;
… Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi tarafından verilen her iki karar arasında çelişki bulunduğu ve daire tarafından verilen 03.07.2020 tarih 2018/1472 esas 2020/418 karar sayılı dosyasında verilmiş olan daire kararının yasaya uygun olduğu, ayrıca daire tarafından verilen ve … vekili Av. Zafer BİNİCİ tarafından sunulan uyuşmazlığın giderilmesi talep dilekçesinde belirtilen ve dilekçeye ek olarak sunulan kararlar arasındaki çelişkinin giderilmesine dair uyuşmazlığın giderilmesi talep dilekçesinin Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ‘ne gönderilmesine,” karar verilmiştir.
III. BAŞVURU KONUSU UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİNİN 03.07.2020 TARİH 2018/1472 ESAS 2020/418 KARAR SAYILI DOSYASI
… 15. İş Mahkemesi 15.03.2018 tarih, 2016/115 Esas 2018/168 karar sayılı kararı ile; “…Davalılar arasındaki hukuki ilişkinin değerlendirilmesinde, dosya kapsamındaki belgelere göre, davalı şirket yurtiçindeki bir çok şubesiyle kargo taşımacılığı işi yapmaktadır. Tanık beyanlarına göre, davacı baştan beri Yurtiçi Kargo logosu bulunan merkez ve şubelerde yurtiçi kargoya ait kargo taşınması işinde çalışmıştır. Davalı şirket ile davalı şahıs arasında 01.07.2012 tarihinde, “Acentelik (Eşya) sözleşmesi” imzalanmış olup bu sözleşmelerin 2. maddesinde “Yurt içi Kargo A.Ş. …. … Firmasını karayoluyla şehirlerarası/uluslararası eşya taşımacılığı konusunda acente olarak tayin etmiştir.” 3.maddesinde “Yurtişi Kargo Servisi AŞ. Taşımacı firmasına ait taşıtların yükleme, boşaltma, gümrükleme ve pazarlama işlemleri ile diğer acentelik hizmetleri, acante olarak tayin edilen … firması tarafından yapılacaktır.”4.maddesinde “Bu sözleşme kapsamında yapılacak işlemlerden dolayı taraflar; Bakanlığa ve üçüncü şahıslara karşı Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nde öngörülen sorumluluk ve yükümlülükler bakımından müştereken ve müteselsilen sorumlu ve yükümlüdürler.” hükümleri yer almaktadır. 5.maddesinde de acentelik hizmetleri karşılığında acenteye 1.000,00 TL verileceği öngörülmüştür. Yargıtay Kararlarında; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 102. maddesinin birinci fıkrasında acente “Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimse” olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre acentelik sözleşmesinin konusu da bir iş görme olup, aracı acente ve ticari işletme adına sözleşme yapma yetkisine haiz acente olmak üzere iki tür acente bulunmaktadır. Her iki acentelik türünde de ticari işletme sahibine tabi olmama (bağımsızlık), acentelik ilişkisinin bir sözleşmeye dayanması, acentenin belirli bir yer veya bölge içinde faaliyet icra etmesi, faaliyetinin süreklilik taşıması ve meslek edinilmiş olması unsurlarının bulunması gerekir. Acentelik sözleşmesinde, müvekkil adına yazılı olarak sözleşme yapma yetkisi verilmediği sürece aracı acentelik söz konusu olacaktır. Geçerli bir acentelik sözleşmesinde acente, faaliyetini tek başına sürdürebileceği gibi işçi çalıştırmak suretiyle de yerine getirebilir. İşçi çalıştırması durumunda acentenin diğer işverenlerden herhangi bir farkı olmaz. Başka bir anlatımla bir işveren olarak acente, çalıştıracağı işçiler ile iş sözleşmesi imzalamak ve içeriğini belirlemek, işçinin üstlenmiş olduğu iş görme borcunu nerede, nasıl ve hangi çerçevede yerine getireceği konularında yönetim hakkına dayalı olarak işçiye talimat vermek, iş sözleşmesini sona erdirmek gibi işverene ait yetkileri kullanma hakkına sahiptir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinin altıncı fıkrasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi; “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişki” olarak tanımlanmıştır. Aynı Kanun’un 2/6 son cümlesi uyarınca asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden alt işverenle birlikte sorumludur. Somut olayda, davalı … ile davalı Yuriçi Kargo arasında imzalanan “Acentelik Sözleşmesi”nin yukarıda belirtilen anlamda geçerli bir acentelık sözleşmesi olmadığı açıktır. Acente olduğu belirtilen davalı … ‘un müşterilerini kendisinin belirleyememesi, kendi adına antetli kağıt kullanamaması gibi bağımsız bir tacirde bulunması gereken yetkilere sahip olmaması ve teslim alınan kargoya konu malların alıcılarına ulaştırılması gibi müşterilerle sözleşme yapma veya aracılık etmenin ötesinde bir iş üstlenmesi dikkate alındığında, somut olayda, 6102 sayılı Kanun’un anılan hükmünde belirtilen acente tanımı kapsamına giren bir ilişki bulunmamaktadır. 4857 sayılı Kanun’da belirtilen “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektirme” unsuru mevcut olmadığından geçerli bir asıl işveren-alt işveren ilişkisi de bulunmamaktadır. Dosya kapsamına göre, davalı Yurtiçi Kargo ile davalı … arasında imzalanan acente sözleşmesinin yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde muvazaalı olduğu ve davacının Yurtiçi Kargo çalışanı olduğu anlaşılmaktadır. Diğer davalı … da muvazaalı işlemin diğer tarafı olup hiç kimse kendi muvazaalı işleminden faydalanamaz. (Y.22.HD. 16.09.2014 tarih, 2014/17000 Esas, 2014/24159 Karar, 23.01.2017 tarih, 2017/832 Esas, 2017/616 Karar) Buna göre, davalı Yurtiçi Kargo Servis A.Ş ile davalı … arasındaki acente sözleşmesinin 4857/2-7 uyarınca muvazaalı olduğu” gerekçesi ile davalıların dava konusu işçilik alacaklarından birlikte sorumlu olduklarını kabul edilerek, hükmedilen alacakların davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 7 Hukuk Dairesi 03.07.2020 tarih, 2018/1472-2020/418 E ve K sayılı Kararı ile;
“…Davalılar arasında imzalanan acente sözleşmesinin muvazaalı olduğu, davacının dava edilen işçilik alacaklarından her iki davalının da müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmasının gerektiği, davalıların husumete ve sorumluluğa yönelik istinaflarının yerinde olmadığı anlaşılmaktadır.” gerekçesi ile ilk derece mahkemesi kararına karşı taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf talebinin HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine” dair kesin olarak karar verilmiştir.
IV. … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİNİN 28.06.2019 TARİH 2018/1225 ESAS, 2019/715 KARAR SAYILI DOSYASI
… 10. İş Mahkemesi 20.03.2018 tarih, 2016/129 Esas 2018/59 Karar sayılı kararı ile;
“…Her ne kadar davalılar arasında acentelik ilişkisi olduğu belirtilmiş ise de; Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 23/01/2017 tarih, 2017/832 Esas, 2017/616 Karar sayılı dosyası ile davalılar arasındaki acentelik ilişkisinin muvazaalı olduğu kabul edildiğinden ve hiç kimse kendi muvazaasından faydalanamayacağından, davacının kabul edilen fazla mesai ücret alacağından davalılar müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır.” gerekçesi ile hükmedilen alacakların davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 28.06.2019 tarih, 2018/1225 E, 2019/715 K. sayılı kararı ile;
“…Davacının davalıya ait olan iş yerinde şoför-kurye olarak çalıştığı, davacının … Şubesinde çalıştığı, yetkili Mahkemenin … İş Mahkemeleri olduğu, davacının toplam çalışma süresinin 9 yıl 1 ay 15 gün olduğu, davacının haftanın 6 günü çalıştığı, fazla çalışma yaptığını ispat ettiği, fazla çalışma tanık beyanlarına dayandığından % 30 hakkaniyet indirimi yapılmasının gerektiği, davacı ve davalı Yurt içi Kargo’nun istinaf istemlerinde haklı olmadıkları, davalı Yurt içi Kargo ile davalı … arasında imzalanan acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğu, davalı … yönünden davanın sıfat yokluğu nedeni ile husumetten reddine karar verilmesinin gerektiği, davalı … ‘un istinaf isteminde haklı olduğu anlaşılmıştır.” gerekçesi ile ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, davanın … yönünden sıfat yokluğu nedeni ile husumetten reddine dair hüküm kurulmuştur.
V. GEREKÇE
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesinin birinci fıkrasında, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olduğu düzenlenmiştir. Kesin hükümsüz olan bir sözleşme başlangıçtan itibaren geçersiz olup, hiçbir zaman geçerlilik kazanamayacağı gibi hiçbir hukuki sonuç da doğurmaz (Fikret Eren, Borçlar Kanunu Genel Hükümler, … 2015, s. 334). Kanunda geçen ‘hükümsüzlük’ ya da diğer bir ifade ile ‘geçersizlik’ kavramı, sözleşmenin kurucu unsurları ile değil, geçerlilik unsurları ile ilgilidir (Eren, s. 331). Bu halde sözleşme kurulmuş ise de, geçerli bir hukuki sonuç doğurması mümkün değildir. Diğer taraftan kurucu unsurları içermeyen bir sözleşmenin geçerliliği yahut geçersizliğinden söz etmek mümkün değildir. Sözleşmenin kurucu unsurlarının mevcut olmaması halinde, sözleşme hiç kurulmamış sayılmalıdır. Bu durum ise, ‘yokluk’ kavramı ile açıklanabilir. Yokluk, geçersizliğin aksine sözleşmenin kurulması ile ilgili bir kavram olup, tarafların sözleşmenin kurulmasına yönelik karşılıklı irade beyanlarının bulunmadığı hallerde o sözleşme hiç kurulmamış sayılmalıdır (Eren, s. 332).
Muvazaa, iki tarafın iradesi ile beyanları arasında istenerek meydana getirilen bir uygunsuzluk halidir (Eren, s. 350). Basit muvazaada tarafların muvazaalı sözleşmenin hiç hüküm doğurmaması konusunda anlaşmaları, nitelikli muvazaada ise muvazaalı sözleşmenin arkasındaki gizli sözleşmenin hükümlerinin meydana gelmesi konusunda anlaşmaları söz konusudur (M. Kemal Oğuzman/Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 1, … 2018, s. 129). Her halukarda amaç, tarafların gerçekte istemedikleri bir sözleşmeyi üçüncü kişileri aldatmak maksadı ile yapmalarıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesine göre bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında tarafların gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri dikkate alınır. Muvazaada tarafların görünürdeki sözleşmenin hiç hüküm doğurmaması konusunda anlaştıkları dikkate alındığında, muvazaalı sözleşmenin Türk Borçlar Kanununun 19. maddesine göre hükümsüz olduğunun kabulü gerekmektedir. Zira burada, tarafların şeklen dahi olsa görünürdeki sözleşmenin kurulmasına dair karşılıklı irade beyanları mevcuttur. Bir diğer ifade ile sözleşme kurulmuş ise de, bu sözleşmenin hüküm ve sonuç doğurmamasına yönelik olarak tarafların arzusuna dayanan bir geçersizlik söz konusudur (Oğuzman/Öz, s. 131).
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 102. maddesinin birinci fıkrasında acente, “Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimse” olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre acentelik sözleşmesinin konusu bir iş görme olup, aracı acente ve ticari işletme adına sözleşme yapma yetkisine haiz acente olmak üzere iki tür acente bulunmaktadır. Her iki acentelik türünde de ticari işletme sahibine tabi olmama (bağımsızlık), acentelik ilişkisinin bir sözleşmeye dayanması, acentenin belirli bir yer veya bölge içinde faaliyet icra etmesi, faaliyetinin süreklilik taşıması ve meslek edinilmiş olması unsurlarının bulunması gerekir. Acentelik sözleşmesinde, müvekkil adına yazılı olarak sözleşme yapma yetkisi verilmediği sürece aracı acentelik söz konusu olacaktır.
Geçerli bir acentelik sözleşmesinde acente, faaliyetini tek başına sürdürebileceği gibi işçi çalıştırmak suretiyle de yerine getirebilir. İşçi çalıştırması durumunda acentenin diğer işverenlerden herhangi bir farkı olmaz. Başka bir anlatımla bir işveren olarak acente, çalıştıracağı işçiler ile iş sözleşmesi imzalamak ve içeriğini belirlemek, işçinin üstlenmiş olduğu iş görme borcunu nerede, nasıl ve hangi çerçevede yerine getireceği konularında yönetim hakkına dayalı olarak işçiye talimat vermek, iş sözleşmesini sona erdirmek gibi işverene ait yetkileri kullanma hakkına sahiptir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirilecek olursa, başvuru konusu uyuşmazlıkta, başvurucu (davalı) gerçek kişi ile diğer davalı Yurtiçi Kargo Şirketi arasında yazılı bir “Acentelik Sözleşmesi” imzalandığı anlaşılmaktadır. … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nin her iki kararında, davalılar arasında imzalanan acente sözleşmesinin muvazaalı olduğu sonucuna varılmış ise de, 03.07.2020 tarihli kararda işçilik alacaklarının her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen tahsili gerektiği, 28.06.2019 tarihli kararda ise davanın davalı … yönünden sıfat yokluğu nedeni ile husumetten reddi yönünde hüküm kurulmuştur.
Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, muvazaadan söz edebilmek için taraflar arasında üçüncü kişileri aldatma kastı ile de olsa, görünürde geçerli bir sözleşme kurulmuş olması gerekmektedir. Zira bu sözleşmenin geçersiz (hükümsüz) kabul edilmesinin sebebi, geçerli olarak kurulmaması değil, muvazaalı olmasıdır. Somut olayda ise, taraflar arasında bağıtlanan sözleşmenin, 6102 sayılı Kanunun 102. maddesinde tanımlanan acentelik sözleşmesinin unsurlarını taşımadığı anlaşılmaktadır. Kanunda da ifade edildiği gibi, acente “Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimse” dir. Sözleşmede ‘acente’ olarak nitelenmiş ise de, davalı … ’un bu özelliklere sahip olmadığı mahkemece de belirlenmiştir. Bu halde, davalılar arasında 6102 sayılı Kanunda tanımlanan ve unsurları belirlenen acente sözleşmesi kurulmamıştır.
Diğer taraftan muvazaanın varlığı için, tarafların görünürdeki sözleşmenin gerçekte hüküm ve sonuç doğurmamasına yönelik olarak karşılıklı ve birbiri ile uyuşan irade beyanları mevcut olmalıdır. Somut olayda ise, ilgili kargo şirketi ile acente olarak tayin edilen gerçek kişi arasında muvazaalı bir sözleşme yapılmasına yönelik karşılıklı irade beyanı bulunmamaktadır. Başvurucu davalı, gerçekte kendisinin de diğer davalı kargo şirketinin işçisi olduğunu ileri sürmüştür. İşverenden elde ettiği gelir ile kendisinin ve ailesinin geçimini sağlamaya çalışan işçinin, işveren ile eşit konumda olması mümkün değildir. İşçinin yegane gelirinden mahrum bırakılma tehdidi altında ‘acente sözleşmesi’ başlığını taşıyan sözleşmeyi imzalayabileceği dikkate alındığında, tarafların muvazaalı bir hukuki işlem yapma konusunda karşılıklı olarak anlaştıkları kabul edilemez. Bu itibarla, bölge adliye mahkemesinin her iki kararında acente sözleşmesinin muvazaalı olduğuna yönelik tespiti yerinde görülmemiştir. Somut olayda, davalı kargo şirketi ile diğer davalı işçi arasında Türk Ticaret Kanunu’nun 102. maddesine uygun şekilde kurulmuş bir sözleşme bulunmamaktadır. Geçerli olarak kurulmuş bir acentelik sözleşmesinin bulunmadığı dikkate alındığında, davacı işçi ile davalı başvurucu arasında, anılan davalının işçilik alacaklarından sorumlu tutulmasını gerektiren herhangi bir hukuki ilişkinin de mevcut olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu halde, davalı başvurucunun pasif husumet ehliyeti yoktur. Uyuşmazlığın, davalı başvurucu aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle reddine dair … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nin 28.06.2019 tarih, 2018/1225 E, 2019/715 K. sayılı kararı doğrultusunda giderilmesi gerekmektedir.
İlgili bölge adliye mahkemesi kararları arasındaki uyuşmazlığın açıklanan gerekçe doğrultusunda giderilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
VI. SONUÇ
Davalı başvurucu ile diğer davalı kargo şirketi arasındaki “acente sözleşmesi” başlığını taşıyan sözleşmenin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 102. maddesinde düzenlenen sözleşmenin unsurlarını taşımadığı, taraflar arasında kurulmuş geçerli bir acente sözleşmesi bulunmadığı, bu halde muvazaalı bir sözleşmeden de söz edilemeyeceği, uyuşmazlığın davalı başvurucu aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle reddine dair … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nin 28.06.2019 tarih, 2018/1225 E, 2019/715 K. sayılı kararı doğrultusunda giderilmesi gerektiğine, 27.04.2021 tarihinde oybirliği ile kesin olmak üzere karar verildi.