Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2020/1206 E. 2021/5549 K. 28.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/1206
KARAR NO : 2021/5549
KARAR TARİHİ : 28.06.2021

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : Kocaeli 4. Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Kocaeli 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.01.2019 tarihli ve 2017/168 Esas, 2019/22 Karar sayılı kararıyla davanın kabulüne karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulüne şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davacılar vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacılar vekili; tarafların 1221 parselde paydaş olduğunu, Kocaeli 4. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2015/467 Esas sayılı dosyası ile ortaklığın giderilmesi davasının derdest olduğunu, dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan 2,5 katlı ve yaklaşık 20 yıllık binanın vekil edeni … tarafından yapıldığını, davalının tapuda pay satın alma suretiyle malik olduğunu, ayrıca bina çevresindeki ağaçların ise vekil edenlerinin murisleri … … ve davacılar tarafından yetiştirildiğini, 1221 parselde bulunan binanın vekil edeni …’a, ağaçların ise tüm davacılara ait olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı; davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 26.12.2019 tarihli ve 2019/836 Esas, 2019/2095 Karar sayılı kararı ile davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiş, hüküm bu kez davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, muhdesatın tespiti istemine ilişkindir.
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 sayılı TMK mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK mad. 722, 724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Ancak bilindiği üzere; paylı ya da elbirliği mülkiyetine konu olan taşınmazlar üzerinde bulunan muhdesat, pay sahiplerinden biri tarafından meydana getirilebileceği gibi, pay sahibinin bayii ya da miras bırakanı tarafından da meydana getirilmiş olabilir. Muhdesatın, davacı pay sahibi tarafından meydana getirilmesi durumunda, muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verileceği gibi, davacı pay sahibinin bayii ya da murisi tarafından meydana getirilmesi durumunda da muhdesatın davacıya aidiyetine karar verilmesinde bir duraksama bulunmamaktadır.
Dosya kapsamında bulunan tapu kaydı ve diğer delillerden; dava konusu taşınmazın davacılar ve davalı adına paylı mülkiyet hükümlerine göre kayıtlı olduğu, davalının sonradan tapuda paydaş olan dava dışı …’ten 27/02/2008 tarihinde pay satın alarak taşınmazda paydaş olduğu anlaşılmaktadır. Tapuda aleniyet ilkesi (TMK mad. 1020) gereğince, davalı, taşınmazda bulunan muhdesatların tapu maliki dışında 3. kişiye ait olduğunu bilmediğini ileri süremez. Paylı veya elbirliği halinde mülkiyet esaslarına tabi bir taşınmaz üzerinde paydaş ve maliklerden bir veya birkaçı tarafından muhdesat meydana getirilmesi ve daha sonra taşınmazın ortaklığının giderilmesinin dava edilmesi halinde taşınmazın satış bedelinden muhdesata isabet eden kısmının sadece kendisine verilmesini sağlama amacı ile muhdesatı meydana getiren paydaş ve maliklerin HUMK’nun 567. maddesi hükmüne göre muhdesatın aidiyetinin tespiti için dava açma hakkının bulunduğu kuşkusuzdur.
Somut olayda, taraflar arasında İskenderun 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/246 E. dosyasında açılmış ve derdest olan ortaklığın giderilmesi davasının bulunduğu, mahkemece mahallinde keşif yapıldığı ve keşfe refakat eden fen ve inşaat bilirkişilerinden taşınmazın zemindeki durumunu ve muhdesatın değerini gösteren raporlar aldırıldığı, gerek keşif mahallinde gerekse duruşmalarda davacılar ve davalı tanıklarının dinlendiği, tanık beyanlarında, davacıların murisi … …’un sağlığında davalıya verilen 25/02/2008 tarihli muvafakat namenin ortaklığın giderilmesi ve şufa hakkından feragate yönelik verildiği, dava konusu muhdesatlar ile ilgisi olmadığı, davaya konu binanın davacı … tarafından yapıldığı, dava konusu taşınmaz üzerinde yer alan ağaçların ise davacıların murisi ve davacılar tarafından meydana getirilip yetiştirildiği anlaşılmaktadır.
Durum böyle iken, davacılar davasını ispatladığına göre, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, HMK’nin 371. maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine, karardan bir suretin de İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 28.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.