Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2016/14168 E. , 2021/5826 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2016/14168
Karar No : 2021/5826
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- …Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
2- …Bakanlığı
(…Genel Komutanlığı)
VEKİLİ : Av. …
İSTEMLERİN_KONUSU : …. İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 08/11/1984 tarihinde yakalanıp gözaltında tutulduğu sırada işkence görmesi nedeniyle sakat kaldığından bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlarına karşılık olarak 1.000,00 TL maddi (miktar artırımı sonrası 70.317,33 TL) ve 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. İdare Mahkemesince; soruşturma dosyası ile dosyadaki diğer bilgi ve belgelerden davacının gözaltında bulunduğu süreç içerisinde işkenceye maruz kaldığına yönelik iddialar nedeniyle yapılan yargılama devam etmekte, diğer bir ifadeyle işkence fiilinin sübut bulup bulmadığına ilişkin tahkikat sonuçlandırılmamış ise de, ceza muhakemesinin yürütülmesini sağlamaya, muhakeme sonucunda uyuşmazlık konusu olaya uygun bir karar vermeye ve verilen kararın infazını gerçekleştirebilmeye yönelik koruma tedbirleri arasında yer alan gözaltı tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi halinde gözaltında bulunan kişilerin vücut bütünlüğünün korunması için gerekli tüm tedbirlerin de koruma tedbirini uygulayan idarece alınmasının zorunlu olduğu, ancak bu yükümlülük ihmal edilmek suretiyle davacının ayak parmaklarının donması sonucunda kesilmesine sebebiyet verildiği, dolayısıyla kötü muameleye maruz kalmak suretiyle iş gücü kaybına neden olunduğu hususu 18/01/1985 tarihli Silahlı Kuvvetler Sağlık Raporu ile sabit olduğundan, yurdun iç güvenliğini ve asayişini, kamu düzenini, genel ahlakı ve Anayasa’da yazılı hak ve hürriyetleri korumakla görevli kılınan kolluk görevlilerinin bu yetkiyi kullanırken kanunen tanımlanan görev alanı dışına çıkmak suretiyle kötü muamelede bulunarak davacının vücut bütünlüğüne verdikleri zarardan, gözaltında bulunan davacının güvenlik yönetimini üstlenen idarelerin hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumlu olduğu, bu kapsamda, Mahkemelerince olay nedeniyle uğradığı maddi zararın tespiti için davacının hastaneye sevki sonucu düzenlenen 25/01/2016 tarihli Sağlık Kurulu Raporunda özür oranının % 49 olarak belirlendiği, ardından Mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 29/02/2016 tarihli raporda davacının iş gücü kaybından kaynaklı zararının 70.317,33-TL olarak hesaplandığı, buna göre olay nedeniyle davacının uğradığı tespit edilen maddi ve manevi zararların davalı idarelerce hizmet kusuru uyarınca tazmini gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 70.317,33 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat ile bu kısma ilişkin faiz taleplerinin ise reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından; hükmedilen maddi ve özellikle manevi tazminat miktarının yetersiz olduğu, olay tarihinden itibaren hükmedilen tüm tutara faiz işletilmesi gerektiği, mahkeme kararının, aleyhine harç tamamlattırılmasına ve vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmının hukuka uygun olmadığı; davalı idareler tarafından ise, davada süre aşımı bulunduğu, Mahkeme kararında, hükmün İçişleri Bakanlığı adına kurulmuş olmasının hukuka aykırı olduğu, husumetin Jandarma Genel Komutanlığı olarak düzeltilmesi gerektiği, işkence yapmak suçu nedeniyle kesinleşmiş bir mahkeme kararının bulunmadığı, dava dilekçesi eklerinin taraflarına tebliğ edilmediği, olayda hizmet kusurunun ve tazmin sorumluluğunun bulunmadığı, harçtan muaf oldukları halde, yargılama giderlerinde aleyhlerine harç yüklenmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davacı tarafından, davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmakta olup davalı idareler tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminata ilişkin kısmının bozulması, manevi tazminata ilişkin kısmının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacı da dahil olmak üzere Hakkari ilinde yaşayan bazı sivil kişilerin, 08/11/1984 tarihinde sekiz jandarma erinin ölüm olayından sorumlu tutulmaları nedeniyle askerler tarafından Çukurca ilçesinde gözaltına alındığı, helikopter ile Hakkari il merkezinde bulunan 118 Fatih Kışlası olarak bilinen yerde 15 gün gözaltında tutulduktan sonra tekrar Çukurca ilçesine götürüldüğü, davacı tarafından kendisine gözaltında tutulduğu sırada bir takım işkence yöntemlerinin uygulandığı iddia edilmiştir.
Bu olayla ilgili yakalanıp gözaltında tutulduğu sırada davacının ayak parmaklarının donmaya bağlı olarak kangren olması sebebiyle askeri hastaneye sevkinin yapıldığı, söz konusu Askeri Hastanece 19/03/1985 tarihinde düzenlenen “Hasta Kabul ve Taburcu Teskeresinde”; davacının siyasi tutuklu olduğu, tutuklu olarak gelmiş olduğu yere teslimen taburcu edilmesi gerektiği, sağ ve sol ayak parmaklarında donmaya bağlı kangren ampütasyonu yapıldığı beyanına yer verilmiş, hastaneden taburcu edildikten sonra suçsuz olduğunun anlaşılması üzerine serbest bırakılmıştır.
Aradan geçen uzun zaman sonrasında davacı tarafından, 09/05/2011 tarihinde Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunularak sorumlular hakkında işkence suçu nedeniyle yasal işlem yapılmasının istenilmesi üzerine başlatılan ceza soruşturmasında, davacı ve gözaltına alınan diğer sivil kişilerden alınan ifadelerde, sekiz askerin şehit edilmesi olayıyla ilgili suçlamaları kabul etmeleri gerektiği yönünde askerler tarafından kendilerine işkence yoluyla zorlamalarda bulunulduğunun beyan edildiği, dönemin komutan ve görevli askerleri tarafından verilen ifadelerde ise, davacıya ve diğer sivil kişilere işkence uygulanmadığının beyan edildiği anlaşılmış olup, anılan suç duyurusu üzerine sorumlu askerler hakkında “işkence yapma” suçundan 30/05/2014 tarihinde iddianame düzenlenmiştir.
Anılan iddianamede; davacının sekiz askerin ölümü nedeniyle gözaltına alındığı, işkence sonucu ayak parmaklarının kesildiği, davacı hakkında sekiz askerin ölümü ile ilgili kamu davası açılmadığı, sadece tedavi maksadıyla sevk edildiği askeri hastaneden taburcu edildiği, tanık ve taraf beyanlarından, şüpheli askeri personel tarafından davacıya karşı bizzat işkence suçu işlendiği yönünde tespitlere yer verilmiştir.
Davacı tarafından, sakat kalmasında davalıların ağır kusurunun bulunduğu, yaşam hakkı ve işkence yasağının ihlal edildiği, bu hususların düzenlenen iddianamede de açık bir şekilde ortaya konulduğu, davalı idarelerin haksız olarak tazminat taleplerini reddettiği ileri sürülerek miktar artırımı sonucu 70.317,33 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları ödemekle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Ayrıca kamu görevlilerinin; mevzuatın, üstlenilen ödevin ve yürütülen hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olarak, kendilerine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde, ancak yine de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak yaptıkları eylem ve kusurları, idareden ayrılamaması nedeniyle görevle ilgili olarak işlenen “görev kusuru” niteliğinde hizmet kusurunu oluşturmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davalı İdarelerin Davanın Süresinde Açılmadığına Yönelik İddialarının İncelenmesi:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği hükme bağlanmıştır.
Maddede yer alan tam yargı davaları, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir.
Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar, bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken; bazen de çok sonra, eylemin niteliğine göre ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.
Esasen, idari eylemin tamamlandığı ve zararın tam olarak ortaya çıktığı tarih dikkate alınmadan bir ve beş yıllık sürenin hesaplanması, bazı hallerde dava açma hakkının kullanılmaması sonucunu doğuracaktır. Zararın ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldırır biçimde süre hesabı yapılmasının ise hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.
Uyuşmazlıkta, davacı da dahil olmak üzere Hakkari ilinde yaşayan bazı sivil kişilerin, 08/11/1984 tarihinde sekiz jandarma erinin ölüm olayından sorumlu tutulmaları nedeniyle askerler tarafından Çukurca’da gözaltına alındığı, davacı tarafından kendisine gözaltında tutulduğu sırada bir takım işkence yöntemlerinin uygulandığı iddiasıyla 09/05/2011 tarihinde Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, anılan suç duyurusu üzerine sorumlu askerler hakkında “işkence yapma” suçundan 30/05/2014 tarihinde iddianame düzenlendiği, …. Ağır Ceza Mahkemesi’nin …tarihli ve E:…, K:…sayılı kararıyla, dosyanın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 19. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kamu güvenliği nedeniyle yargılama yapılmak üzere davanın nakil yoluyla …Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, davacı tarafından tazminat ödenmesi istemiyle 15/08/2014 tarihinde yapılan başvuruların zımnen reddedildiği, başvuru tarihi itibariyle olay ile ilgili olarak …Cumhuriyet Başsavcılığınca açılan soruşturma sonucu düzenlenen iddianamenin kabulü ile başlayan ceza yargılamasının devam ettiği görülmektedir.
Bu durumda, sorumlu askerler hakkında “işkence yapma” suçundan 30/05/2014 tarihinde düzenlenen iddianame ile birlikte eylemin idariliği ortaya çıktığından, bu tarihten itibaren bir yıllık süre içerisinde 19/08/2014 tarihinde davalı idarelere yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine 12/11/2014 tarihinde açılan dava süresinde olup, davalı idarelerin davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiğine yönelik iddiaları yerinde görülmemiştir.
İdare Mahkemesi Kararının, Hizmet Kusuru Saptamasına İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Bakılan uyuşmazlıkta, davacının sekiz askerin ölüm olayından sorumlu tutulması nedeniyle resmi olarak verilmiş herhangi bir gözaltı kararı bulunmaksızın gözaltına alındığı, gözaltı süresince işkence ve kötü muameleye maruz kalması neticesinde sağ ayak tüm parmaklarının ve sol ayak 1. ve 2. parmaklarının ampute edildiği, gerek Askeri Hastanece 19/03/1985 tarihinde düzenlenen Hasta Kabul ve Taburcu Teskeresinde gerekse de söz konusu olayla ilgili yürütülen ceza soruşturması sonucunda düzenlenen iddianame içeriğinde olaya karışan askeri personelin sorumlu olduğu ortaya konulmuş olup, meydana gelen olayda kamu görevlilerinin hizmetten ayrılamaz nitelikteki görev kusurları nedeniyle davalı idarelerin hizmet kusuru bulunduğunda ve davacının uğramış olduğu maddi ve manevi zararların idarelerce karşılanması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.
İdare Mahkemesi Kararının, Manevi Tazminata İlişkin Kısmına Karşı Tarafların Temyiz İstemlerinin İncelenmesi:
Temyize konu Mahkeme kararının, manevi tazminatın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmında, 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesinde belirtilen bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, tarafların bu kısma yönelik temyiz istemleri yerinde görülmemiştir.
İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminata İlişkin Kısmına Karşı Tarafların Temyiz İstemlerinin İncelenmesi:
İdare Mahkemesinin 03/12/2015 tarihli ara kararı ile davacının maddi tazminat kalemlerinin neler olduğunun sorulması üzerine davacı tarafından söz konusu işkence ve kötü muameleye maruz kalması sonucu parmağının kesilmesi, gözlerinin günlerce bağlı kalması nedeniyle görme yetisinin azalması ve böbrek rahatsızlığının oluşması nedeniyle meydana gelen iş gücü kaybından doğan zararlarının tazmini gerektiği ifade edilmiştir.
Bunun üzerine, davacının sağ ayak tüm parmaklarının ve sol ayak 1. ve 2. parmaklarının ampute edilmesi durumunun hayati fonksiyonlarına ne kadar etki ettiği hususu ile böbrek rahatsızlığı ve görme yetisindeki azalmanın işkence ile bağlantılı olup olmadığının ve iş gücü kaybının tespiti amacıyla davacının Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği, anılan Hastane tarafından 25/01/2016 tarihinde düzenlenen raporda, davacının görme yetisindeki azalmadan kaynaklı özür oranının %16 olduğu, ancak işkence ile ilişkisinin saptanamadığı, böbrek rahatsızlığına yönelik mevcut bulguların ise yaşı ile uyumlu olduğu ve bundan kaynaklı özür oranının %20 olduğu, her iki ayak parmaklarının ampute edilmesi nedeniyle özür oranının %16 olduğu, sonuç olarak davacının toplam özür oranının %49 olduğu tespitine yer verildiği görülmektedir.
İdare Mahkemesinin 19/02/2016 tarihli ara kararı ile yukarıda bahsi geçen raporda belirlenen özür oranı (%49) üzerinden davacının iş gücü kaybı nedeniyle oluşan zararının hesaplanması amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesi üzerine düzenlenen ve 01/03/2016 tarihinde Mahkeme kaydına giren hesap bilirkişisi raporunda, davacının olay nedeniyle %49 oranında özürlü hale geldiği dikkate alınarak iş gücü kaybına ilişkin zararının 70.317,33 TL olduğu yönünde görüşe yer verildiği, Mahkemece bu bilirkişi raporu hükme esas alınarak 70.317,33 TL maddi tazminatın davacıya ödenmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler incelendiğinde, davacının sağ ayak tüm parmaklarının ve sol ayak 1. ve 2. parmaklarının işkence ve kötü muameleye maruz kalması neticesinde ampute edildiği sonucuna varılmıştır. Davacının iş gücü kaybının tespitine yönelik Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 25/01/2016 tarihli raporunda da, sağ ayak tüm parmaklarının ve sol ayak 1. ve 2. parmaklarının ampute edilmesi nedeniyle özür oranının %16 olduğu saptanmıştır. Bu haliyle, sağ ayak tüm parmaklarının ve sol ayak 1. ve 2. parmaklarının ampute edilmesi nedeniyle anılan özür oranı dikkate alınarak davacı lehine tazminata hükmedilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Öte yandan, Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 25/01/2016 tarihli raporunda, görme rahatsızlığının davacıya uygulanan işkence ve kötü muamele ile ilişkisinin saptanamadığı dikkate alındığında; davacının söz konusu rahatsızlığının davalı idarelerin eylemi sonucunda meydana geldiğinden söz edilemeyeceği, başka bir ifadeyle davacının görme rahatsızlığının meydana gelmesiyle davalı idarelerin eylemi arasında illiyet bağının kurulamadığı anlaşılmaktadır. Ancak İdare Mahkemesince anılan husus göz önünde bulundurulmaksızın bu kısma yönelik iş gücü kaybına ilişkin özür oranı (%16) dahil edilerek davalı idareler aleyhine tazminata hükmedilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.
Yine, yukarıda bahsi geçen hastane raporunda, davacının böbrek rahatsızlığına yönelik mevcut bulguların yaşı ile uyumlu olduğu belirtildikten sonra bundan kaynaklı özür oranının %20 olduğunun saptandığı ve İdare Mahkemesince bu rahatsızlığın davalı idarelerin eylemi neticesinde meydana geldiğinden hareketle idareler aleyhine tazminata hükmedildiği görülmekle birlikte; davacının rahatsızlığına yönelik mevcut bulguların yaşı ile uyumlu olduğu tespiti karşısında, bu rahatsızlığının meydana gelmesinde davacıya uygulanan işkence ve kötü muamelenin katkısının olup olmadığının açık ve net bir şekilde ortaya konulmadan bu kısma yönelik iş gücü kaybına ilişkin özür oranı (%20) dahil edilerek davalı idareler aleyhine tazminata hükmedilmesinde de hukuki isabet bulunmamaktadır.
Sonuç olarak, İdare Mahkemesince, işkence ve kötü muamele sonucu davacının sağ ayak tüm parmaklarının ve sol ayak 1. ve 2. parmaklarının ampute edilmesi nedeniyle saptanan özür oranı ve böbrek rahatsızlığının meydana gelmesinde işkence ve kötü muamelenin katkısının olup olmadığı hususu açıklığa kavuşturularak katkısının tespiti halinde belirlenecek özür oranı dikkate alınarak davacının iş gücü kaybına ilişkin maddi zararının tazminine karar verilmesi gerekmektedir.
Hal böyle iken, maddi tazminat istemi yönünden davanın kabulü ile 70.317,33 TL maddi tazminatın davalı idarelerce davacı tarafa ödenmesi yolundaki İdare Mahkemesi kararının bu kısmının hukuki isabet bulunmadığından bozulması gerektiği sonucuna varılmıştır.
İdare Mahkemesi Kararının, Nisbi Karar Harcının Davacıya Tamamlattırılmasına İlişkin Kısmının İncelenmesi:
492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 2. maddesinde, yargı işlemlerinden Kanuna bağlı (1) sayılı Tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tâbi bulunduğu; 15. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev’i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı; 16. maddesinde, değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerlerin esas olduğu; 21. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı nispetler üzerinden alınması gerektiği; 28. maddesinde ise, (1) sayılı tarifede yazılı nispi karar harcının dörtte birinin peşin, geri kalanının kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödeneceği kurala bağlanmıştır.
Anılan Kanun’un, yargı harçlarının gösterildiği (1) sayılı Tarifesinde, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68,31 oranında nispi karar harcı alınacağı belirtilmiştir.
Bu doğrultuda; konusu belli bir miktarı içeren davalarda, yargılama gideri içinde yer alan kalemlerden nispi karar harcı dışındaki harç, keşif ve bilirkişi ücreti ile posta giderinin, haklılık oranına göre davanın taraflarına yükletilmesi; hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden hesaplanacak nispi karar harcının ise, hükmedilen miktar yönünden haksız çıkmış olan davalı idareye yükletilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, Mahkeme kararının davalı idarelerce ödenmesi gereken bakiye nispi karar harcının davacıya tamamlattırılmasına ilişkin kısmında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, İdare Mahkemesince bozma kararı üzerine yeniden yapılacak yargılamada yargılama giderleri yönünden de yeniden hüküm kurulacağından, davacının yargılama giderlerine yönelik temyiz istemi hakkında bu aşamada karar verilmesine gerek görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin temyize konu …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.