Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2016/756 E. , 2021/4750 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2016/756
Karar No : 2021/4750
DAVACILAR : 1- …
2- …
3- …
VEKİLLERİ : Av. …
DAVALI : … Bakanlığı / ANKARA
DAVANIN_KONUSU : Davacılar tarafından, 16/01/2016 tarih ve 29595 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin iptali istenilmektedir.
DAVACILARIN_İDDİALARI : 30/12/2015 tarihinde Diyarbakır ili, Sur ilçesinde ateşli silahla vurularak vefat eden … ve … ile aynı tarihte Şırnak ili, Cizre ilçesinde ateşli silahla vurularak vefat eden …’ın yakınları oldukları, Diyarbakır ili, Sur ilçesinde halen devam etmekte olan sokağa çıkma yasağı sebebiyle … ve …’in cenazelerini alamadıkları, …’ın naaşı üzerinde ise otopsi işlemi yapıldığı ve defin ruhsatı düzenlendiği, dava konusu Yönetmelik gereğince yakınlarına ait cenazeleri alamamaları nedeniyle cenazelerin Valilikçe alınması ve gömülmesinin söz konusu olacağı, dava konusu Yönetmelikle Anayasal koruma altında olan gömme ve gömülme hakkını keyfi bir şekilde sınırlamaya cevaz verecek bir düzenleme getirildiği, mülki idare amirince değerlendirildiği şeklindeki ifadenin anılan makama yetki sınırları dışında keyfi, belirsiz, öngörülemeyen takdir hakkı sunduğu, düzenlemenin mülki idare amirlerinin suça müdahale yetkisini olağandışı şekilde genişlettiği, kamu düzeni kavramının belirsiz ve muğlak olarak kullanıldığı, kamu düzenini bozacak koşulların sayılmadığı, idareye kişisel hak ve özgürlüğü tümden kaldıracak şekilde işlem yetkisi tanınamayacağı, düzenlemenin usuli gömme ve gömülme hakkını ortadan kaldırarak kamu düzenini bozabilecek işlemlerin tesisine olanak verdiği, kanuni dayanağı olmadan Yönetmelikle böyle bir yetki verilmesinin hukuk devleti ilkesine, yasama yetkisinin devredilmezliğine, Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerin yasayla sınırlanabileceğine ilişkin 13. maddesine, idarenin yasallığına ilişkin 123. maddesine aykırı olduğu, Anayasa’nın 17, 20 ve 24. maddelerinde yer alan temel hak ve özgürlükleri sınırlandırır nitelikte olduğu, dava konusu düzenleme Kanun’la yapılmış olsa dahi Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan öze dokunmama, ölçülülük ve demokratik bir toplumda gerekli olma koşulları bakımından hukuka aykırı olduğu, 5393 sayılı Kanun, 1593 sayılı Kanun, Mezarlık Yerlerinin İnşaası İle Cenaze Nakil ve Defin İşlemleri Hakkında Yönetmelik hükümleri incelendiğinde, defin işlemlerinde yetkili idari makamın Belediyeler olduğunun açıkça görüldüğü, öte yandan; dava konusu Yönetmelikle defin konusunda yetkili kılınan mülki idare amirlerinin 5442 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca cesetlerin teslim alınması ve gömülmesine dair bir görevinin bulunmadığı, idarenin yasallığı ilkesi uyarınca valilik ve kaymakamlıklara Yönetmelikle yetki verilmesinin mümkün olmadığı, dava konusu Yönetmelikle kişilerin cenazelerine kendi uygun gördükleri şekilde gömme haklarının ortadan kaldırıldığı, davacıların yaşadığı özel durumda bu sakıncanın açıkça görüldüğü, davacıların sokağa çıkma yasağı nedeniyle yakınlarının cenazesini teslim alamadıkları, mülki idare amirliklerinin defin işlemlerine ilişkin bir teşkilatının bulunmaması nedeniyle düzenlemenin işlemekte olan sistemi aksatacağı ve bu nedenle sebep unsuru açısından sakat olduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, yakınlarını gömebilme ve cenazelerinde hazır bulunabilme hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını düzenleyen 8. maddesi kapsamında değerlendirilerek ihlal kararları verildiği, işkence yasağına ve din ve vicdan özgürlüğüne aykırılığın da söz konusu olabileceği ileri sürülmüştür.
DAVALININ_SAVUNMASI : Usul bakımından; yapılan inceleme neticesinde; … ve … isimli şahısların 19/01/2016 tarihinde otopsilerinin yapılmasının ardından 21/01/2016 tarihli defin ruhsatı ile yakınlarına, …’ın da 30/12/2015 tarihli defin ruhsatı ile davacılardan …’a teslim edildiğinin tespit edildiği, bu nedenle davacıların güncel bir menfaatlerinin ihlal edilmediği, cenazeler yakınlarına teslim edildiği ve defnedildikleri için davanın konusuz kaldığı, menfaat ihlali şartı gerçekleşmediği için davanın reddi gerektiği, esas bakımından; iptali istenen maddenin değişiklik yaptığı maddenin dava konusu değişiklikten önceki metninde de Morg İhtisas Dairesiyle ilgisi kalmayan cenazelerin defin işlemleriyle ilgili hükümlerin mevcut olduğu, Kanun’un verdiği açık yetkiye dayanılarak, klasik otopsi yapılmasına karar verilen cesetlerin defin işlemlerine ilişkin bir konuda Adalet Bakanlığı tarafından var olan Yönetmelik hükmünde değişiklik yapılmasında yetki aşımı bulunmadığı, hakkında adli soruşturma başlatılmayan ve otopsi yapılmasına gerek bulunmayan ölüm olaylarında defin işlemleri belediyeler tarafından gerçekleştirilmekte olup dava konusu Yönetmelikte düzenlenen ölüm olaylarının Cumhuriyet Savcılıkları tarafından şüpheli olduğuna karar verilip klasik otopsi yapılmasına karar verilen vakalara ilişkin olduğu, iptali istenen düzenlemede, klasik otopsi yapılan cenazelerin tamamının bu kapsamda değerlendirilmediği, cenazelerin gömülme işlemleri sırasında kamu düzeninin bozulabileceği veya toplumsal olayların meydana gelebileceği ya da suç işlenebileceği konusunda mülki amirler tarafından tespit yapılması halinde Yönetmelik hükmünün uygulama alanı bulacağı, mahalli idarelerin cenaze işlemleriyle ilgili genel yetkilerine müdahale edilmediği, her yerde belediye teşkilatı bulunmadığı dikkate alınmak suretiyle cenazeler aracı kılınarak kamu düzeninin zarar görmesinin engellenmesinin amaçlandığı, Mezarlık Yerlerinin İnşaası ile Cenaze Nakil ve Defin İşlemleri Hakkında Yönetmelik’te 16/01/2016 tarihinde yapılan değişiklik ve ilavelerle dava konusu Yönetmeliğe paralel düzenlemeler getirildiği, buna göre mülki idare amirlerinin mevzuatta defin görevinin kendilerine verildiği durumlarda defin işlemlerinin yerine getirilmesi amacıyla kamu kurum ve kuruluşlarına görev vereceği, İl İdaresi Kanunu’nun 9/C maddesi gereğince, Valilerin il sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, emniyetin, kamu esenliğinin sağlanmasından sorumlu olduğu, önleyici kolluk yetkisinin valinin ödev ve görevlerinden olduğu, bunları sağlamak için valinin gereken karar ve tedbirleri almakla vazifeli olduğu, illerde valiler ilçelerde ise kaymakamlarca büyük sosyal olayların yaşanabileceği, asayişin bozulabileceği kanaatine varılması durumunda gerekli tedbir ve önlemlerin alınmasının mevzuatın gereği olduğu, İl İdaresi Kanunu’nun 9/D maddesi uyarınca mülki idarelerin belediyelerin yerine getirmekle yükümlü olduğu her türlü iş ve işlemin mevzuata uygunluğunu denetlemekle görevli ve yetkili olduğu, dolayısıyla defin işlemlerinin herhangi bir toplumsal infiale yol açmaksızın kamu düzenini bozmayacak şekilde yerine getirilmesinin belediyelerin yanı sıra mülki idare amirliği ve mülki idarenin başı olarak illerde valilerin, ilçelerde ise kaymakamların yetki ve görevinde olduğu, çatışmaların yaşandığı bölgelerde terör örgütlerinin otopsi işlemleri yapılan cenazeleri örgüt propagandası yapmak üzere kullandıklarının, cenazelerde yaşanan şiddet eylemlerinde can ve mal kayıpları olduğunun, Devlet otoritesinin ciddi şekilde zarar gördüğünün defalarca tecrübe edildiği, mülki amirlerin istihbarat birimlerinden aldığı bilgiye dayanarak cenazeler nedeniyle kamu düzenini bozacak toplumsal olayların yaşanabileceği bilgisine ulaşması halinde bu yetkisini kullanabileceği, cenazelerin teslimi ve gömülme işlemleri sırasında ortaya çıkabilecek toplumsal infiallerin önlenmesi amacıyla mülki idare amirliklerinin cesedi teslim alma konusunda yetkilendirildikleri ve yasal boşluğun bu suretle giderildiği, Yönetmeliğin demokratik toplum düzenine aykırılığının ya da ölçülülük ilkesini ihlalinin söz konusu olmadığı aksine toplumsal bir ihtiyacın dava konusu Yönetmelik değişikliği ile giderildiği, otopsi işlemleri tamamlanan cenazelerin istismar edilmesini önlemek, kamu düzeninin bozulmasına engel olmak ve kamu hizmetlerinin sorunsuz olarak devam etmesini sağlamak, terör örgütlerinin cenazeleri kullanarak propaganda yapmalarını önlemek ve bu nedenle ortaya çıkan toplumsal barışı bozacak infiallere son vermek, işlemleri biten cenazelerin manevi varlıklarına kasıtlı olarak gömülmeme yoluyla yapılan eziyeti sonlandırmak ve bir an evvel toprağa verilmelerini sağlamak amacıyla dava konusu düzenlemenin yapıldığı savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davalı Adalet Bakanlığının, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanununun kendisine vermiş olduğu yönetmelik çıkarma yetkisi sınırlarını aşarak, otopsi işlemleriyle ilgisi kalmayan cesetlerin defin işlemlerine ilişkin usul ve esaslara ilişkin düzenlemeler yapmasında yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı, bu nedenle dava konusu Yönetmeliğin iptal edilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ :.Dava; 16.01.2016 gün ve 29595 sayılı Resmi Gazetede Yayınlanan Adli Tıp Kurumu Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin iptali istemiyle açılmıştır.
Davalı idarenin ehliyet itirazı yerinde görülmeyerek işin esası incelendi.
Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun 2. maddesinde adlî tıp hizmetlerinin görülmesi sırasında yapılması zorunlu sağlık hizmetlerini vermek Adlî Tıp Kurumunun görevleri arasında sayılmış; 17. maddesinde, “Morg İhtisas Dairesi, mahkemeler ile hâkimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen cesetler ve ceset kısımları ile canlılara ait doku ve biyolojik materyal üzerinde her türlü incelemeleri yapar ve sonucunu bir rapor ile tespit eder. Morg dairesine getirilen ve otopsinin sonuçlanması ile hüviyetinin tespitinden sonra morg dairesiyle ilgisi kalmayan ve yakınlarınca alınmayan veya araştırmalar sonucu kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımları, adlî tahkikatla ilgisi kalmamış olması ve aksine vasiyet bulunmaması şartıyla, en az altı ay süreyle muhafaza edilmek ve bilimsel araştırma için kullanılmak üzere ilgili yükseköğretim kurumlarına verilebilir. Ceset veya kısımlarının, bilimsel araştırma amacıyla yükseköğretim kurumlarına verilmesiyle ilgili işlemler yönetmelikle düzenlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 4. maddesinde, il genel idaresinin başının vali olduğu; 9. maddesinde ilin her yönden genel idare ve genel gidişini düzenlemek ve denetlemekten sorumlu olduğu; 11. maddesinde valinin kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alacağı, il sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisinin valinin görevinde olduğu, valinin, kamu düzenini ve güvenliğini veya kişilerin can ve mal emniyetini sağlamak amacıyla aldığı tedbir ve kararların uygulanması için adli kuruluşlar ile (D) fıkrası hükmü saklı kalmak kaydıyla askerî kuruluşlar dışında, mahallî idareler dâhil bütün kamu kurum ve kuruluşlarının itfaiye, ambulans, çekici, iş makinesi ve tedbirlerin zorunlu kıldığı diğer araç ve gereçlerinden yararlanabileceği ve personeline görev verebileceği, kamu kurum ve kuruluşlarının, valinin bu konudaki emir ve talimatlarını yerine getirmek zorunda olduğu düzenlemelerine yer verilmiştir.
Dava konusu Yönetmelik ile Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 10. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde “Cesedin teslim veya gömülme işlemleri sırasında kamu düzeninin bozulabileceği veya toplumsal olayların meydana gelebileceği ya da suç işlenebileceği mülki idare amirince değerlendirildiği takdirde cesetler, gömülmek üzere doğrudan mülki idare amirliğine teslim edilir.” cümlesi eklenmiştir.
Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin anılan maddesinde, otopsinin sonuçlanması ve hüviyetin tespiti işlemlerinden sonra morg ihtisas dairesi ile ilgisi kalmayan cenazelerin kime, ne şekilde ve şartlarda teslim edileceğini ilişkin düzenlemelerin 2659 sayılı Yasanın anılan hükümleri ile davalı İdareye verilen görev ve yetki alanı içersinde bulunduğu açık olduğundan, davacılar vekilinin bu yöndeki iddialarının hukuki dayanağı bulunmamaktadır.
Öte yandan; Mülki İdare Amirlerinin 5442 sayılı Yasa uyarınca idarenin bütünlüğü ve idari vesayet ilkeleri çerçevesinde sahip olduğu yetkilere dayalı olarak, dava konusu düzenleme olmasa dahi, cesedin teslim veya gömülme işlemleri sırasında kamu düzeninin bozulabileceği veya toplumsal olayların meydana gelebileceği ya da suç işlenebileceğini gerekçe göstererek işlem tesis edebilmesi mümkün olduğundan, dava konusu düzenleme ile temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına yol açıldığından bahsedilemez.
Ayrıca, mülki idare amirlerinin bu konudaki takdir yetkisinin kullanımı ve dava dilekçesinde bu yetkinin kullanımında oluşabileceği öne sürülen durumların ve bu bunların hukuki denetimlerinin ne şekilde yapılacağı, bu davanın kapsamı dışında bulunmaktadır.
Bu durumda, davalı idarenin yasal görev ve yetkisi kapsamında idarenin bütünlüğü ilkesine uygun biçimde yapılan düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği, düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
31/07/2004 tarihli ve 25539 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 10. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde yer alan, otopsinin sonuçlanması veya hüviyetin tespitinden sonra morg ihtisas dairesiyle ilgisi kalmayan ceset veya beraberindeki materyalin, tahkikatı idare eden hakim veya Cumhuriyet savcısı veya hüviyet tespiti için gönderilen makam tarafından gömülmesinde sakınca olmadığını bildiren yazılı belge üzerine ailesine veya yakınlarına veya kimsesiz ise onbeş gün içinde belediyeye veya mülki idare amirliğine teslim edileceği, kimliği tespit edilmiş olmasına rağmen ailesi veya yakınları tarafından üç gün içinde teslim alınmayan cesetlerin de belediyeye veya mülki idare amirliğine gömülmek üzere teslim edileceği yolundaki düzenlemelerin devamına; 16/01/2016 tarih ve 29595 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan dava konusu Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile, her yerde belediye teşkilatının bulunmadığı da dikkate alınarak, kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması amacıyla, cesedin teslim veya gömülme işlemleri sırasında kamu düzeninin bozulabileceği veya toplumsal olayların meydana gelebileceği ya da suç işlenebileceği mülki idare amirince değerlendirildiği takdirde cesetlerin, gömülmek üzere doğrudan mülki idare amirliğine teslim edileceği düzenlemesine yer verilmiştir.
Bunun üzerine, 16/01/2016 tarih ve 29595 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT:
Dava konusu Yönetmeliğin dayanağını teşkil eden ve 02/07/2018 tarihli 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 61. maddesiyle, adı, Adli Tıp Kurumu İle İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun olarak değiştirilen 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun, dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan 1. maddesiyle, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulmuş; 2. maddesinde, adlî tıp hizmetlerinin görülmesi sırasında yapılması zorunlu sağlık hizmetlerini vermek Adlî Tıp Kurumunun görevleri arasında sayılmış; yine dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan 8. maddesinde, Adli Tıp İhtisas Dairelerinin; Morg, Gözlem, Kimya, Biyoloji, Fizik ve Trafik Daireleri Başkanlıkları ile yönetmelikte belirtilen şubelerinden oluştuğu belirtildikten sonra Adli Tıp İhtisas Dairelerinin çalışma esas ve usullerinin yönetmelikte gösterileceği hükmüne; “Morg İhtisas Dairesinin görevleri” başlıklı 17. maddesinde de, Morg İhtisas Dairesinin mahkemeler ile hâkimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen cesetler ve ceset kısımları ile canlılara ait doku ve biyolojik materyal üzerinde her türlü incelemeleri yapacağı ve sonucunu bir rapor ile tespit edeceği, morg dairesine getirilen ve otopsinin sonuçlanması ile hüviyetinin tespitinden sonra morg dairesiyle ilgisi kalmayan ve yakınlarınca alınmayan veya araştırmalar sonucu kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımlarının, adlî tahkikatla ilgisi kalmamış olması ve aksine vasiyet bulunmaması şartıyla, en az altı ay süreyle muhafaza edilmek ve bilimsel araştırma için kullanılmak üzere ilgili yükseköğretim kurumlarına verilebileceği, ceset veya kısımlarının, bilimsel araştırma amacıyla yükseköğretim kurumlarına verilmesiyle ilgili işlemlerin yönetmelikle düzenleneceği hükmüne yer verilmiştir.
Dava konusu Yönetmeliğin yayımı tarihinde yürürlükte olan 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un 26. maddesinde de, Adli Tıp Kurumu’nun Adalet Bakanlığının bağlı kuruluşu olduğu belirtilmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’na dayanılarak çıkartılan ve 31/07/2004 tarih ve 25539 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde, bu Yönetmelikte, Adlî Tıp Kurumu Başkanlığının kuruluşuna dahil birim ve müdürlüklere; ihtisas dairelerinde bulunacak şubeler ve bu dairelerde çalıştırılacak uzmanların sayısına; grup başkanlıklarının kuruluş, görev, çalışma usul ve esaslarına; adlî tıp şube müdürlüklerinin oluşumuna, hizmetlerine, çalışma usul ve esaslarına, kurulacakları yerlerin tespitine; kurum dışından görevlendirilecek bilirkişilere ödenecek ücretin tespitine dair esaslara; ihtisas daireleri şubelerinde görevlendirilecek personelin niteliklerine, çalışma usul ve esaslarına; yükseköğretim kurumları veya birimlerinde tetkik edilecek adlî tıp ile ilgili işlere, Adlî Tıp Kurumunda uzman yetiştirilmesinin esaslarına ilişkin hükümler ile Adlî Tıp Kurumu Kanununun uygulanmasına dair hususların düzenlendiği ifade edilmiştir.
Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin 10. maddesinin Morg İhtisas Dairesinin görevleri ve çalışma usullerine ilişkin 3. fıkrası, (c) bendi, dava konusu Yönetmelikle yapılan değişiklikle; “Otopsinin sonuçlanması veya hüviyetin tespitinden sonra morg ihtisas dairesiyle ilgisi kalmayan ceset veya beraberindeki materyal, tahkikatı idare eden hakim veya Cumhuriyet savcısı veya hüviyet tespiti için gönderilen makam tarafından gömülmesinde sakınca olmadığını bildiren yazılı belge üzerine ailesine veya yakınlarına veya kimsesiz ise onbeş gün içinde (Değişik ibare:RG-7/1/2016-29586) belediyeye veya mülki idare amirliğine teslim edilir. Kimliği tespit edilmiş olmasına rağmen ailesi veya yakınları tarafından üç gün içinde teslim alınmayan cesetler de belediyeye veya mülki idare amirliğine gömülmek üzere teslim edilir. (Ek cümle:RG-16/1/2016-29595) Cesedin teslim veya gömülme işlemleri sırasında kamu düzeninin bozulabileceği veya toplumsal olayların meydana gelebileceği ya da suç işlenebileceği mülki idare amirince değerlendirildiği takdirde cesetler, gömülmek üzere doğrudan mülki idare amirliğine teslim edilir. Ancak; yabancı uyruklu kişiye ait olduğu tespit edilen ceset, ailesi, yakınları veya vatandaşı bulunduğu ülkenin diplomatik ya da konsolosluk temsilciliklerince tesliminin istenilmesi halinde, ülkelerine nakledilmek kaydıyla kendilerine ya da yetkili temsilcilerine teslim edilir. Ailesi veya yakınlarınca Ülkemizde defnedilmek istenilen, vatandaşı bulunduğu devlet tarafından ülkesine kabul edilmeyen, yabancı ölüm bildirimine diplomatik ya da konsolosluk temsilciliklerince onbeş gün içinde cevap verilmeyen (Ek ibare:RG-7/1/2016-29586) veya cevap verilmesine rağmen ailesi, yakınları veya yetkili temsilciliklerce üç gün içinde teslim alınmayan veya kimsesi bulunmayan yabancı uyruklu ceset ise o yer mülki idare amirliğinin belirleyeceği yerde gömülür. (Ek cümle:RG-17/12/2011-28145) Gerektiği hallerde İçişleri Bakanlığının belirleyeceği yerde ve şartlarda başka bir ilde de gömülebilir. Morg İhtisas Dairesi, kimlik belirlenmesi için gerekli görülen örnekleri alır ve beş yıl süreyle saklar. Morg ihtisas dairesine getirilen ve otopsinin sonuçlanması ile hüviyetinin tespitinden sonra morg ihtisas dairesi ile ilgisi kalmayan ve yakınlarınca alınmayan veya araştırmalar sonucu kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımları adlî tahkikatla ilgisi kalmamış olması ve aksine vasiyeti bulunmaması şartıyla, en az altı ay süreyle muhafaza edilmek ve bilimsel araştırma için kullanılmak üzere yüksek öğretim kurumlarına verilebilir. Ceset üzerinde tekrar bir inceleme yapılması ihtimali düşünülerek cesedin gömüldüğü yer veya mezara, morg defterindeki numarayı taşıyan bir işaretin konulacağı, cesedi alanlar tarafından yazılı olarak taahhüt edilir ve cesedi teslim alanların da adresleri ile imzaları alınır. Kanun ve yönetmelikler çerçevesinde organ ya da organ parçaları adlî mercilerden gerekli izinler alındıktan sonra, Adlî Tıp Kurumu Eğitim ve Bilimsel Araştırma Komisyonu ve Adlî Tıp Kurumu Etik Kurulunun da onayı ile transplantasyon için alınabilir.” şeklini almıştır.
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 4. maddesinde, valinin il genel idaresinin başı ve mercii olduğu; 9. maddesinin dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan halinde, valinin ilde Devletin ve Hükümetin temsilcisi ve ayrı ayrı her Bakanın mümessili ve bunların idari ve siyasi yürütme vasıtası olduğu, bu sıfatla kanun, tüzük, yönetmelik ve Hükümet kararlarının neşir ve ilanını ve uygulanmasını sağlamak ve Bakanlıkların talimat ve emirlerini yürütmekle ödevli olduğu, bu işlerin gerçekleştirilmesi için gereken bütün tedbirleri almaya yetkili olduğu, Kanun’un dördüncü maddesinin son fıkrasında belirtilen adli ve askeri teşkilat dışında kalan bütün Devlet daire, müessese ve işletmelerini, özel işyerlerini, özel idare, belediye köy idareleriyle bunlara bağlı tekmil müesseseleri denetleyip teftiş edeceği, ilin her yönden genel idare ve genel gidişini düzenlemek ve denetlemekten sorumlu olduğu, ilde teşkilatı veya görevli memuru bulunmayan işlerin yürütülmesini, bu işlerin görülmesiyle yakın ilgisi bulunan herhangi bir idare şube veya daire başkanından isteyebileceği, il içindeki idare ve müesseselerde çalışan uzman veya fen kollarına dahil memur ve müstahdemlerden asli vazifelerine halel getirmemek şartıyla ilin genel ve mahalli hizmetlerine müteallik işlerin görülmesini isteyebileceği; 11. maddesinin dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan halinde, valinin il sınırları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiri olduğu, suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alacağı, il sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteaallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanmasının ve önleyici kolluk yetkisinin valinin ödev ve görevlerinden olduğu, bunları sağlamak için gereken karar ve tedbirleri alacağı hüküm altına alınmış; anılan Kanun’un 27. ve devam eden maddelerinde ise, kaymakamın ilçe genel idaresinin başı ve mercii ve ilçede Hükümetin temsilcisi olduğu belirtildikten sonra yukarıda anılan maddeler uyarınca il yönetimi bakımından Valiye ait olduğu belirtilen görev, yetki ve sorumlulukların ilçe düzeyinde Kaymakama ait olduğuna ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
USUL YÖNÜNDEN:
Davalı idarenin, davacıların yakınlarına ait cenazelerin teslim edildiği ve defnedildikleri için davanın konusuz kaldığına ve menfaat ihlali şartı gerçekleşmediği için davanın reddi gerektiğine yönelik usuli itirazları yerinde görülmemiştir.
ESAS YÖNÜNDEN:
Dava Konusu Yönetmeliğin Yetki Unsuru Yönünden İncelenmesi:
2659 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen 8. maddesi ile, Adli Tıp Kurumu’nun diğer ihtisas daireleri ile birlikte Morg İhtisas Dairesinin de çalışma esas ve usullerinin yönetmelikte gösterileceği hüküm altına alınmış olup, anılan hükmün de dayanak maddeleri arasında yer aldığı 31/07/2004 tarih ve 25539 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nde, diğer düzenlemelerin yanı sıra, Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak Morg İhtisas Dairesinin çalışma esas ve usulleri de gösterilmiştir.
Ayrıca, 2659 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile 2992 sayılı Kanun’un 26. maddesinde, Adli Tıp Kurumu’nun, Adalet Bakanlığı’nın bağlı kuruluşu olduğu hükmüne yer verilmiştir.
Bilindiği üzere, “bağlı kuruluş”; genel itibarıyla bakanlıkların hizmet ve görev alanına giren ana hizmetleri yürütmek üzere, Bakanlığa bağlı olarak özel kanunla kurulan ve kural olarak tüzel kişiliği bulunmayan, Bakanlığın hiyerarşi yetkisi altındaki kuruluşlardır.
Buna göre, adalet hizmetlerinin etkin ve verimli yürütülmesini teminen gerekli her türlü araştırma ve hukuki düzenlemeleri yapmakla görevli ve yetkili bulunan davalı Bakanlığın, adalet işlerinde resmi bilirkişilik başta olmak üzere adalet hizmetlerinin bilimsel gerçekler doğrultusunda etkin bir şekilde yürütülmesi konusunda önemli bir işleve sahip bağlı kuruluşu olan, dolayısıyla Bakanlığın hizmet ve görev alanına giren Adli Tıp Kurumunun teşkilat ve görevlerine ilişkin dava konusu Yönetmeliği, hiyerarşi yetkisinin yanı sıra yukarıda anılan yasal hükümlerde verilen düzenleme yetkilerine de istinaden (yeni baştan hazırlama ve) değiştirme yetkisi bulunduğu açıktır.
Öte yandan; 2659 sayılı Kanun’un, Morg İhtisas Dairesinin görevlerini düzenleyen 17. maddesinde de görüleceği üzere, adı geçen Dairenin temel görevi, mahkeme, hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen ceset ve ceset kısımları üzerinde gerekli incelemeleri yapıp otopsi raporu düzenlemek ve kimlik tespiti yapmak ise de; söz konusu işlemlerin tamamlanmasını müteakip yakınlarınca alınmayan veya kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya ceset kısımlarını elinde bulundurması sebebiyle teslimi noktasında da görevli olduğunun, başka bir ifadeyle, ceset veya ceset kısımlarının teslim edileceği kişi, kurum ya da yer ile teslim usulünün, Dairenin temel görevinin tamamlayıcısı niteliğinde olduğunun kabulü zorunludur.
Bu itibarla, Morg İhtisas Dairesinin söz konusu tamamlayıcı görevi yerine getirmesine yönelik esas ve usullerin; hizmetin herhangi bir tereddüte ve uyuşmazlığa neden olunmaksızın yürütülmesi, bu suretle adli tıp hizmetinin tamamlanmasının sağlanması amacıyla davalı Bakanlıkça düzenlenmesinde, bu yönüyle de yetki aşımı olmadığı sonucuna varılmıştır.
Buna göre; davalı idare tarafından, dayanağı 2659 sayılı Kanun’un verdiği açık yetkiye dayanılarak, bağlı kuruluşunun birimi olan Morg İhtisas Dairesinin görev ve çalışma esas usullerine ilişkin düzenleme getiren dava konusu Yönetmelik kuralında yetki yönünden hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava Konusu Yönetmeliğin Diğer Unsurlar Yönünden İncelenmesi:
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun yukarıda yer verilen hükümleri uyarınca; il ve ilçe genel idaresinin başı olan mülki idare amirleri, il ve ilçenin her yönden genel idare ve genel gidişini düzenlemek ve denetlemekten sorumlu olup; il ve ilçe sınırları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiri olarak önleyici kolluk yetkisi kapsamında suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için önleyici kolluk yetkisi kapsamında gereken tedbirleri almakla yükümlüdür.
Öte yandan; il ve ilçe sınırları içinde huzur ve güvenliği, kişi dokunulmazlığını, tasarrufa müteaallik emniyeti, kamu esenliğini sağlamak ve bunları temin için gereken karar ve tedbirleri almak mülki idare amirlerinin ödev ve görevlerindendir.
Ayrıca; anılan Kanun uyarınca mülki idare amirlerinin, il ve ilçede teşkilatı veya görevli memuru bulunmayan işlerin yürütülmesini, bu işlerin görülmesiyle yakın ilgisi bulunan herhangi bir idare şube veya daire başkanından isteyebileceği, il ve ilçe içindeki idare ve müesseselerde çalışan uzman veya fen kollarına dahil memur ve müstahdemlerden asli vazifelerine halel getirmemek şartıyla il ve ilçenin genel ve mahalli hizmetlerine müteallik işlerin görülmesini isteyebileceği de muhakkaktır.
Dava konusu Yönetmelik değişikliğinin; kamu düzeninin bozulmasına engel olmak ve kamu hizmetlerinin sorunsuz olarak devam etmesini sağlamak amacıyla, Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak yapıldığı görülmekte olup, mülki idare amirlerinin 5442 sayılı Kanun’dan kaynaklanan görev ve yetkileri de dikkate alındığında, dava konusu Yönetmelikte sebep ve amaç unsurları yönüyle de hukuka ve kamu yararı amacına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, gerek 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 211 ve devamı maddeleri, gerekse 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14. maddesi, 1. fıkrası, (a) bendi ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7. maddesi, 1. fıkrası, (s) bendi uyarınca mezarlıkların tesisi, cenazelerin bulundukları mahalden mezarlıklara nakli ve defni, belediyelerin görev ve sorumluluğunda bulunmakta ise de; uyuşmazlığa konu düzenlemeyle, mülki idare amirlerine verilen cenazeyi teslim alarak gömme görev ve yetkisinin; Cumhuriyet savcılıkları tarafından şüpheli olduğuna karar verilip klasik otopsi yapılması uygun görülen vakalardan, cenazeler nedeniyle kamu düzeninin ciddi surette bozulacağı veya toplumsal olayların yaşanabileceği ya da suç işlenebileceği bilgisinin mülki idare amirlerince istihbari birimlerden öğrenildiği hallere münhasıran verildiği sonucuna varıldığından, belediyelerin yukarıda anılan kanunlardan doğan yetkilerini ortadan kaldırmayan ve kamu güvenliği ile kamu düzenini gözeten dava konusu kuralda bu bakımdan da hukuka ve kamu yararına aykırılık görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
3. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacılara iadesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyiz yolu açık olmak üzere, 13/10/2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(X)-KARŞI OY :
Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun 2. maddesinde, adlî tıp hizmetlerinin görülmesi sırasında yapılması zorunlu sağlık hizmetlerini vermek Adlî Tıp Kurumunun görevleri arasında sayılmış; anılan Kanunun “Morg ihtisas dairesinin görevleri başlıklı” 17. maddesinde ise, Morg İhtisas Dairesinin, mahkemeler ile hâkimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen cesetler ve ceset kısımları ile canlılara ait doku ve biyolojik materyal üzerinde her türlü incelemeleri yapacağı ve sonucunu bir rapor ile tespit edeceği, morg dairesine getirilen ve otopsinin sonuçlanması ile hüviyetinin tespitinden sonra morg dairesiyle ilgisi kalmayan ve yakınlarınca alınmayan veya araştırmalar sonucu kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımlarının, adlî tahkikatla ilgisi kalmamış olması ve aksine vasiyet bulunmaması şartıyla, en az altı ay süreyle muhafaza edilmek ve bilimsel araştırma için kullanılmak üzere ilgili yükseköğretim kurumlarına verilebileceği, ceset veya kısımlarının, bilimsel araştırma amacıyla yükseköğretim kurumlarına verilmesiyle ilgili işlemlerin yönetmelikle düzenleneceği hükümlerine yer verilmiştir.
Anılan düzenlemeye dayanılarak çıkartılan Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde, bu Yönetmelikte, Adlî Tıp Kurumu Başkanlığının kuruluşuna dahil birim ve müdürlüklere; ihtisas dairelerinde bulunacak şubeler ve bu dairelerde çalıştırılacak uzmanların sayısına; grup başkanlıklarının kuruluş, görev, çalışma usul ve esaslarına; adlî tıp şube müdürlüklerinin oluşumuna, hizmetlerine, çalışma usul ve esaslarına, kurulacakları yerlerin tespitine; kurum dışından görevlendirilecek bilirkişilere ödenecek ücretin tespitine dair esaslara; ihtisas daireleri şubelerinde görevlendirilecek personelin niteliklerine, çalışma usul ve esaslarına; yükseköğretim kurumları veya birimlerinde tetkik edilecek adlî tıp ile ilgili işlere, Adlî Tıp Kurumunda uzman yetiştirilmesinin esaslarına ilişkin hükümlerin ve Adlî Tıp Kurumu Kanununun uygulanmasına dair hususların düzenlendiği ifade edilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; 2659 sayılı Kanun’la Adalet Bakanlığına verilen düzenleme yetkisinin “adli tıp hizmetleri”nin yerine getirilmesine yönelik olduğu sonucuna varılmaktadır.
Dava konusu Yönetmeliğin dayanak maddesi olarak gösterilen 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanununun 17. maddesi uyarınca, morg dairesine getirilen ve otopsinin sonuçlanması ile hüviyetinin tespitinden sonra morg dairesiyle ilgisi kalmayan ve yakınlarınca alınmayan veya araştırmalar sonucu kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımlarının, bilimsel araştırma amacıyla yükseköğretim kurumlarına verilmesiyle ilgili işlemler, diğer bir anlatımla adli tıp hizmetleri konusunda Adalet Bakanlığının yetkisi bulunduğunda şüphe bulunmamaktadır. Ancak dava konusu Yönetmelik değişikliği ile getirilen hükümler incelendiğinde, adli tıp hizmetleriyle ilgisi bulunmadığı gibi, kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımlarının, bilimsel araştırma amacıyla yükseköğretim kurumlarına verilmesiyle ilgili işlemlerle de ilgisinin bulunmadığı, düzenleme ile otopsi işlemleriyle ilgisi kalmayan cesetlerin defin işlemlerine ilişkin usul ve esasların belirlendiği görülmektedir.
Bu durumda, Adalet Bakanlığının, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanununun, kendisine vermiş olduğu yönetmelik çıkarma yetkisi sınırlarını aşarak, otopsi işlemleriyle ilgisi kalmayan cesetlerin defin işlemlerine ilişkin usul ve esaslara ilişkin düzenlemeler yapmasında yetki yönünden hukuka uygunluk bulunmadığı ve dava konusu Yönetmeliğin iptaline karar verilmesi gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına katılmıyoruz.