Danıştay Kararı 10. Daire 2017/1317 E. 2021/214 K. 01.02.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2017/1317 E.  ,  2021/214 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2017/1317
Karar No : 2021/214

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Genel Müdürlüğü / …
VEKİLİ : Av. …

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
3- …
4- …
5- …
6- …
7- …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : Taraflarca, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Giresun ili, Merkez ilçesi, … köyü, … Mevkisi, … pafta … parsel, … pafta … parsel ve … pafta … parsel sayılı taşınmazların maliki olduklarını ileri süren davacılar tarafından, davalı idarenin yol genişletme ve yol yapım çalışmaları nedeniyle taşınmazların hasar gördüğünden bahisle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık 67.055,91 TL’nin ve sulh hukuk mahkemesinde yaptırılan zarar tespiti sırasında harcanan 937,80 TL’nin yasal faizleri ile birlikte ödenmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Ordu İdare Mahkemesince; dosyada mevcut bilgi ve belgelerle, bilirkişi ve ek bilirkişi raporlarının birlikte incelenerek değerlendirilmesi sonucunda; yapılan değerlendirmelere göre arazinin topografik yapısının heyelan ve kaymalara uygun olmakla birlikte, yolun daha uygun mesafeden geçişinin mümkün olmadığı ve gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle meydana gelen arazi kaymalarından dolayı davalı idarenin kusuru olduğu ve hizmet kusuru sonucu oluşan zararın Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca tazmin edilmesi gerektiği sonucuna varıldığı, uyuşmazlık konusu olayda, Giresun ili, Merkez ilçesi, … köyü, … Mevkisinde bulunan … pafta … sayılı parselin ifrazı sonucunda … ve … sayılı parsellerin oluştuğu, … pafta .. sayılı parselin ifrazı sonucunda … ve … sayılı parsellerin oluştuğu, … pafta … sayılı taşınmazların ifrazı sonucunda …, … ve … sayılı parsellerin oluştuğunun anlaşıldığı, tazminata konu taşınmazların ifrazı sonucu oluşan … ve … sayılı parsellerin kamulaştırılarak 2010 yılında tapudan terkin edildiği, … sayılı parselin Maliye Hazinesi adına kayıtlı olduğu ve 2010 yılında tapudan terkin edildiği, bu parsellere ilişkin olarak davacıların mülkiyet bağının kalmadığı ve anılan taşınmazlar yönünden menfaatinin bulunmadığı sonucuna varılarak davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği, … ve … sayılı parsellere ilişkin olarak ise bir zarar tespit edilemediğinden tazminat talebinin yerinde olmadığı, diğer taraftan, … sayılı parseldeki fındık ocaklarının zarar gördüğü ve zarar tutarının 8.972,50 TL olduğu, … sayılı parseldeki fındık ocaklarının zarar gördüğü ve zarar tutarının 6.065,00 TL olduğu, zarar gören … ve … sayılı parsellere ilişkin olarak ise tespit edilen 15.037,50 TL tutarındaki tarımsal zarar ve ziyanın(bahçe tesisi, ürün kaybı, dolgu ve nakliye bedeli vb.) tazmini gerektiği gerekçesiyle dava konusu 67.055,91 TL zararın tazmini istemine ilişkin olarak …, … ve … sayılı parseller bakımından davanın ehliyet yönünden reddine, … ve … sayılı parseller bakımından 15.037,50 TL tutarındaki zararın tazmini isteminin kabulüne, bu tutarı aşan kısım yönünden … ve … sayılı parseller bakımından ise davanın esastan reddine, kabulüne karar verilen zarara karşılık 15.037,50 TL’nin idareye başvuru tarihinden (01/03/2012) itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte (davalı idarece hesaplanıp) davacılara ödenmesine, yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince belirlenen 1.804,50 TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, yine yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince belirlenen 6.022,03 TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine, 4.354,66 TL yargılama giderinin tarafların haklılık oranı gözetilerek 976,31 TL’sinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, kalan tutarın davacılar üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davalı idare tarafından, yol yapımının sözleşme ile özel bir şirkete verildiği, ortada bir zarar varsa bunun şirkete karşı yöneltilmesi gerektiği, dava konusu taşınmazların yapısı gereği heyelan olabilecek bir yerde olduğu, davacıların da bunun gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri almadığı, söz konusu yol genişletme çalışmalarının anılan bölgede yapılmasının zorunlu olduğu, idarelerinin harçtan muaf olduğu, bu nedenle aleyhlerine harç ödenmesine hükmedilemeyeceği, İdare Mahkemesi kararının kabule ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davacılar tarafından, kamulaştırma sonucunda kendilerine yeni tapu bilgileri verilmediği için eski tapu bilgilerinden hareketle başvurularda bulunulduğu, sulh hukuk mahkemesinde yaptırılan tespitte, taşınmazların eski hâle getirilmesi bedelinin hesaplanmasının yanı sıra dava konusu çöken ve dolgu ihtiyacı olan arazilerin değer kayıplarının da hesaplandığı; ancak karara dayanak alınan bilirkişi raporlarında bu hususun göz ardı edildiği, raporda fındığın kilosunun 7-8 TL’den hesaplandığı; ancak 2014 yılında fındığın kilosunun 14 TL olduğu, İdare Mahkemesi kararının aleyhe olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN SAVUNMASI : Taraflarca savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : İdare Mahkemesi kararının davacı Hasan Basri Tozluoğlu bakımından tümüyle bozulması, diğer davacılar bakımından davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının onanması, kalan kısımlarının ise bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY:
Giresun Ayrım-İnişdibi İl Yolu Km:0+000-23+608, 12 Arası toprak işleri, sanat yapıları ve üst yapı işleri yapılmasına yönelik yapılan ihale sonucunda, Karayolları 10. Bölge Müdürlüğü ile … İnş. Tic. ve Kol. Şti. (… ve Ortağı) arasında 17/06/2009 tarihli tip sözleşme imzalanmıştır.
Anılan çalışmaların kapsamında kalan Giresun ili, Merkez ilçesi, … köyü, … Mevkisi, … pafta … parsel, … pafta … parsel ve … pafta … parsel sayılı taşınmazların bulunduğu alanda, söz konusu çalışmalardan dolayı toprak kayması meydana gelmiştir.
Bunun üzerine taşınmazların malikleri olduklarını ileri süren davacılar tarafından yapılan başvuru üzerine, … Sulh Hukuk Mahkemesinin … değişik iş sayılı dosyasında, yol çalışmalarından dolayı oluşan toprak kaymasından kaynaklanan zararın tespitine yönelik bilirkişi raporu düzenlenmiştir. Bu bilirkişi raporunda, taşınmazların eski hâle getirilmesinin toplam bedeli 43.599,86 TL, arazi değerleri 23.456,05 TL olarak hesaplanmıştır.
Davacılar tarafından, rapordaki tutar dikkate alınarak yapılan çalışmalardan dolayı oluşan zarara karşılık 67.055,91 TL’nin ödenmesi istemiyle 01/03/2012 tarihli ve ihtarname başlıklı dilekçe ile Karayolları Genel Müdürlüğüne, Karayolları Genel Müdürlüğü 10. Bölge Müdürlüğüne ve … İnş. ve Tic. Kol. Şti.’ye başvurulmuştur.
Başvurulara cevap verilmemesi üzerine Karayolları Genel Müdürlüğü ve Karayolları Genel Müdürlüğü 10. Bölge Müdürlüğüne karşı 21/05/2012 tarihinde bakılan dava açılmıştır. (İdare Mahkemesince Bölge Müdürlüğü davalı konumundan çıkartılmıştır.)
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1- Tazminat Hukuku Bakımından Genel Değerlendirme
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
2- İdare Mahkemesi Kararının Hüküm Kısmının Özeti
Davacılar tarafından yeni tapular düzenlenmediği belirtilerek taşınmazların bilgileri Giresun ili, Merkez ilçesi, … köyü, … Mevkisi, … pafta … parsel, … pafta … parsel ve … pafta … parsel sayılı taşınmazlar olarak belirtilmiştir.
… sayılı parselin ifrazından … ve … sayılı parseller; … sayılı parselin ifrazından … ve … sayılı parseller ve … sayılı parselden …, … ve … sayılı parseller oluşmuştur.
İdare Mahkemesince de yeni parsel bilgilerine göre ayrı ayrı hukuki inceleme yapılmıştır. Buna göre …, … (olaydan önce kamulaştırılmış) ve … (Maliye Hazinesi adına 2010 yılında kaydedilmiş) sayılı parseller bakımından davanın ehliyet yönünden reddine; … ve … sayılı parseller bakımından davanın kabulü ile 15.037,50 TL’nin idareye başvuru tarihi olan 01/03/2012 tarihinde itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacılara ödenmesine, bu tutarı aşan kısım yönünden … ve … sayılı parseller bakımından davanın reddine karar verilmiştir. Ayrıca davacılar lehine 1.804,50 TL vekâlet ücreti, davalı idare lehine 6.022,03 TL vekâlet ücreti verilmesine ve harçların haklılık oranına göre ödenmesine hükmedilmiştir. … Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan tespit davası masrafı olan 937,80 TL’nin ödenmesi istemi bakımından ise hüküm kurulmamıştır.
3- İdare Mahkemesi Kararının Davacı … Yönünden İncelenmesi
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik” başlıklı 26. maddesinde, “1. Dava esnasında ölüm veya herhangi bir sebeple tarafların kişilik ve niteliğinde değişiklik olursa, davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar; gerçek kişilerden olan tarafın ölümü halinde, idarenin mirasçıları aleyhine takip yenilemesine kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ilgili mahkemece karar verilir. Dört ay içinde yenileme dilekçesi verilmemiş ise, varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. 2. Yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçeler iptal edilir…” hükmüne yer verilmiştir.
UYAP üzerinden yapılan sorgulama sonucu düzenlenen nüfus kayıt örneğine göre davacılardan …’nun İdare Mahkemesi kararından sonra 28/11/2015 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, İdare Mahkemesince, …’nun vefat ettiği ve uyuşmazlığın yalnız öleni ilgilendiren bir dava niteliğinde bulunmadığı gözetilerek, 2577 sayılı Kanun’un 26. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davayı takip hakkı kendisine geçenlerin başvurmasına kadar anılan davacı yönünden dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerekmektedir.
4- Diğer Davacılar Yönünden İdare Mahkemesi Kararının İncelenmesi
a- İdare Mahkemesi Kararının 673, 675 ve 677 sayılı Parseller Bakımından Davanın Ehliyet Yönünden Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın ilgili kısmı usûl ve hukuka uygun olup ilgili davacıların dilekçesinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
b- İdare Mahkemesi Kararının … ve … Sayılı Parseller Bakımından Davanın Esastan Reddine İlişkin Kısmının, … ve … Sayılı Parseller Bakımından Davanın Kabulüne İlişkin Kısmının ve Tazminat İsteminin Reddedilen Tutarına İlişkin Kısmının İncelenmesi
Davalı idare tarafından, yol yapım çalışmalarının özel bir şirkete ihale yolu ile verildiği ve oluşan zararların anılan şirkete yöneltilmesi gerektiği iddia edilmişse de kamu idarelerinin yerine getirmekle yükümlü bulundukları kamu hizmetlerini özel hukuk kişileri eliyle yaptırmaları durumunda bu hizmetin yürütülmesinden kaynaklanan kusurlardan hizmetin asıl sahibi idarelerin sorumlu olacağı kuşkusuzdur. Bu nedenle, davalı idarenin söz konusu iddiasına itibar edilmemiştir.
Davacılar tarafından, zararın hesaplanmasında taşınmazların eski hâle getirilmesi için gerekli olan masrafların yanında taşınmazların değer kaybının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiş, İdare Mahkemesi kararına esas alınan raporlarda ise … ve … sayılı parsellerde zarar oluştuğundan bahisle eski hâle getirme için gerekli masraflar yönünden hesaplama yapılmış ve buna göre davacıların tazminat istemi kısmen kabul edilmiştir. Ancak … ve … sayılı parseller bakımından değer kaybı oluşup oluşmadığı tespit edilmemiştir. Bunun yanı sıra … ve … sayılı parsellerde eski hâle getirme yönünden zarar tespit edilememişse de anılan parsellerin değer kaybına uğrayıp uğramadığı yönünden bir inceleme yapılmamıştır.
Bu durumda, söz konusu parseller bakımından davacıların menfaatini etkileyecek bir değer kaybının oluşup oluşmadığının ek bilirkişi raporu alınarak tespit edilmesi gerektiği ve yapılacak hesaplamanın İdare Mahkemesi kararının bu kısımlarının tamamını etkileyeceği dikkate alındığında, bu kısımlar yönünden yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
c- İdare Mahkemesi Kararının Sulh Hukuk Mahkemesinde Yaptırılan Zarar Tespiti Sırasında Harcanan 937,80 TL’nin Ödenmesi İstemi Bakımından İncelenmesi
Davacılar tarafından … Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan tespit davasında yapılan masrafların ödenmesinin de istenildiği; ancak İdare Mahkemesi kararından bu istemin kabulü ya da reddi yönünden açıkça hüküm kurulmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, İdare Mahkemesince davacıların bu istemi yönünden de bir karar verilmesi gerekmektedir.
Tespit davasında yapılan masrafların bir tazminat kalemi olarak değil, yargılama gideri kapsamına alınarak haklılık oranına göre taraflar arasında paylaştırılacağı açıktır.
ç- İdare Mahkemesi Kararının Vekâlet Ücretine İlişkin Kısmının İncelenmesi
Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir…” hükmü bulunmaktadır.
Öte yandan, bir tam yargı davasında davacı aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin, hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkını ihlâl ettiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuru sonucunda, Anayasa Mahkemesince verilen 07/11/2013 tarih ve B. No:2012/791 sayılı kararda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararına atıfla; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tabi tutulabileceği, bununla birlikte getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların; ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması hâlinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin 1. fıkrası ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak kanunla belirlenen şartları olmakla birlikte; mahkemelerin, yargılama usûllerini uygularken, bir yandan, davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usûl şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınmaları gerektiği belirtilmiştir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde, avukatlık ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade ettiği; 168. maddesinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren bir tarifenin hazırlanacağı; 169. maddesinde, yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin, avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamayacağı belirtilmiştir.
Alıntısı yapılan düzenlemelerden açıkça anlaşıldığı üzere, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin amacı, avukatların mesleklerini icra ederken hak edecekleri ücret için belli bir asgari sınır getirmektir. Bir başka ifade ile yapılan hukuki yardımın niteliği veya niceliği ne olursa olsun, avukatın verdiği hukuki hizmetin maddi karşılığının belli bir miktarın altına düşmesini engellemektir.
Öte yandan, yargının kurucu unsurlarından olan savunmayı temsil eden avukatın, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde öngörüldüğü üzere, emek ve mesaisinin dikkate alınmasının yanı sıra, kişilerin hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelikte düzenlemelere Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nde yer verilmemesi gerekmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinde, bu Kanun’da hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler ile elektronik işlemlerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmış; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Yargılama Giderleri” başlıklı 323. maddesinde, vekille takip edilen davalarda yasa gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti yargılama giderleri arasında sayılmış; 332. maddesinde, yargılama giderlerine, mahkemece kendiliğinden hükmedileceği yönünde düzenleme yapılmıştır.
Kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Manevi tazminat davalarında ücret” başlıklı 10. maddesinde, “(1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez. (3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur. (4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından vekalet ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir.” ve “Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret” başlıklı 12. maddesinde ise “(1) Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, (yedinci maddenin ikinci fıkrası, dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile onuncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla,) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Şu kadar ki asıl alacak miktarı 3.333,33 TL’ye kadar olan davalarda avukatlık ücreti, tarifenin ikinci kısmının, ikinci bölümünde, icra mahkemelerinde takip edilen davalar için öngörülen maktu ücrettir. Ancak bu ücret asıl alacağı geçemez.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
02/11/2011 tarih ve 28103 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin “Davalardaki temsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” başlıklı 14. maddesinin 1. fıkrasında, “Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir.” hükmü yer almıştır. Bu fıkraya göre, idarelerin vekili olarak hukuk müşaviri (ve diğerleri) ile takip edilen dosyalarda da mevzuat kapsamında vekâlet ücretine hükmedilecektir.
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. maddesinde, manevi tazminat istemlerinde hükmolunacak avukatlık ücretine ilişkin özel düzenleme yapılmış olup, manevi tazminat isteminin kısmen reddi durumunda, reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden karşı taraf vekili yararına Tarife’nin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemeyecek ve manevi tazminat isteminin tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, Tarife’nin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre (maktu olarak) hükmolunacak, manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından vekâlet ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilecektir.
Söz konusu Tarife’de, maddi tazminat davalarında hükmolunacak avukatlık ücretine ilişkin manevi tazminat davalarında olduğu gibi özel ve ayrık bir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir; ancak maddi ve manevi tazminat davaları için Tarife’de öngörülen vekâlet ücreti sistematiğinin, avukatın harcadığı çaba, gayret ve emeği ile hak arama özgürlüğünün kısıtlanması açısından değerlendirilmesi ve bu kavramların adil ve orantılı olarak dengelendirilmesi amacıyla irdelenmesi gerekmektedir.
Tarife’de manevi tazminat isteminin tümüyle reddedilmesi durumunda, maktu vekâlet ücretine hükmedileceği belirtilirken, maddi tazminat isteminin tümüyle reddi hâlinde bu yönde bir özel düzenlemeye yer verilmemiştir.
Yine, manevi tazminat isteminin kısmen reddedilmesi durumunda, karşı taraf vekili yararına hükmedilecek nispi vekâlet ücretinin, davacı vekili lehine belirlenen nispi vekâlet ücretini geçemeyeceği belirtilirken, maddi tazminat isteminin kısmen reddi durumunda bu şekilde ayrık bir düzenlemeye de yer verilmemiştir.
Tazminat isteminin tamamının veya bir kısmının reddedildiği hâllerde, düzenleme açısından durum bu şekilde ikili bir ayrıma tabi tutulmakta ise de maddi ve manevi tazminat istemlerinden birinin diğerine göre daha farklı ve daha fazla çaba, gayret ve emek sarf edilmesine gerek göstermemesine karşın, maddi ve manevi tazminat istemleri açısından vekâlet ücretlerinin farklı şekilde belirlenmesi, avukatın harcadığı çaba, gayret ve emeği ile alınacak vekâlet ücreti arasında orantısızlık yaratacağı sonucuna varıldığından, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde tanımlanan avukatlık ücreti kavramı ile bağdaşmamaktadır.
Bu nedenle, temyize konu İdare Mahkemesi kararında, davalı idare lehine kararın verildiği tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre reddedilen maddi tazminat istemi yönünden vekâlet ücreti verilmesi hukuka uygun olmakla birlikte, yukarıda belirtildiği üzere maddi tazminat isteminin kısmen kabulü kısmen reddi hâlinde davalı idare lehine verilecek vekâlet ücretinin davacılar lehine verilen vekâlet ücretini geçmemesi, maddi tazminat isteminin tamamının reddi hâlinde ise maktu olarak belirlenmesi gerektiğinden, davalı idare lehine davacılar vekili lehine verilen vekâlet ücretini geçecek şekilde belirlenen vekâlet ücretinde hukuki isabet görülmemiştir.
Bu durumda, işin esası bakımından yeniden yapılacak yargılama sonucunda vekâlet ücretine hükmedilirken yukarıda yapılan hukuki değerlendirmelerin dikkate alınması gerekmektedir.
d- İdare Mahkemesi Kararının Yargılama Giderlerine İlişkin Kısmının İncelenmesi
492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 2. maddesinde, yargı işlemlerinden bu Kanun’a bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tâbi bulunduğu; 11. maddesinde, genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca konu olan işlemin yapılmasını isteyen kişilerin ödemekle mükellef olduğu; 15. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev’i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı; 16. maddesinde, değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerlerin esas olduğu; 21. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı nispetler üzerinden alınması gerektiği; 28. maddesinde ise, (1) sayılı tarifede yazılı nispi karar harcının dörtte birinin peşin, geri kalanının kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödeneceği kurala bağlanmıştır.
Anılan Kanun’un, yargı harçlarının gösterildiği (1) sayılı tarifesinde, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden (binde 68,31) oranında nispi karar harcı alınacağı belirtilmiştir.
Aktarılan Kanun hükümlerinden de anlaşılacağı üzere; konusu belli bir miktarı içeren davalarda, yargılama gideri içinde yer alan kalemlerden nispi karar harcı dışındaki harç ve posta giderinin, haklılık oranına göre davanın taraflarına yükletilmesi; hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68,31 oranında hesaplanacak nispi karar harcının ise tümüyle haksız çıkan tarafa, başka bir deyişle davalı idareye yükletilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, İdare Mahkemesince, nispi karar harcı dahil tüm yargılama giderlerine haklılık oranı uygulanması suretiyle hüküm kurulmasında hukuki isabet görülmemektedir.
İdarenin harçtan muaf oldukları için aleyhlerine harç niteliğindeki yargılama giderlerine hükmedilemeyeceği iddiasına ise itibar edilmemiştir.
Bu durumda, işin esası bakımından yeniden yapılacak yargılama sonucunda karar verilirken yargılama giderleri yönünden yukarıda yapılan hukuki değerlendirmelerin dikkate alınması gerekmektedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanun’un 26. maddesi hükümlerinin uygulanmasını teminen … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının davacı … yönünden tümüyle BOZULMASINA,
2. Diğer davacıların temyiz isteminin kısmen reddi ile … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının Hasan Basri Tozluoğlu dışındaki davacılar bakımından ONANMASINA,
3. Diğer davacıların ve davalı idarenin temyiz istemlerinin kısmen kabulü ile … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının diğer kısımlarının … dışındaki davacılar bakımından BOZULMASINA,
4. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
5. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01/02/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.