Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2017/1434 E. , 2021/5787 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2017/1434
Karar No : 2021/5787
DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …
DAVALILAR : 1- …
VEKİLİ : Av.… 2- … Bakanlığı (Mülga … Bakanlığı)
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : 09/05/2008 tarih ve 26871 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 15/04/2008 tarih ve 2008/13558 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının “Zara-Bolucan yolunun Kızılırmağı kestiği yerdeki köprüden Derbent Barajı Köprüsüne kadar olan bölümünde, yatak mihverinden itibaren sağlı sollu 200’er metre olmak üzere toplam 400 metre genişliği haiz şeritvari sahanın” kısmının iptali yahut makul bir seviyeye çekilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Arazisinin yer aldığı Nevşehir ili, Avanos ilçesinde dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı ile getirilen yapılaşma yasağına rağmen Kızılırmak Nehri’nin çevresinde birçok işletmenin bulunduğu, Kızılırmak Nehri üzerine kurulan baraj ve HES’ler nedeniyle nehrin debisinin değişmesine bağlı olarak taşkın olasılığının ortadan kalktığı, keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle bu durumun tespit edilmesi gerektiği, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının 3621 sayılı Kıyı Kanunu’na aykırı olduğu, anılan Kanunda belirli şartlar dahilinde kıyı kenar çizgisi tespit edildikten sonra yapı yapılmasına cevaz veren hükümler bulunmasına rağmen Bakanlar Kurulu kararıyla bu imkanın ortadan kaldırıldığı iddia edilmektedir.
DAVALI CUMHURBAŞKANLIĞI’NIN SAVUNMASI : Usul yönünden, davanın süresinde açılmadığı, idari yargıda terditli dava açılamayacağından davanın usulden reddinin gerektiği; esas yönünden, dava konusu Bakanlar Kurulu kararının, 25/02/1952 tarih ve 3/14531 sayılı Bakanlar Kurulu kararının revize edilmesi suretiyle tesis edildiği, geçmişten bu yana uygulandığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün 20/01/2017 tarih ve 48638 sayılı yazısında, “DSİ Kayseri 12. Bölge Müdürlüğü sınırları içinde Kızılırmak yatağında 2 barajın bulunduğu ve bu barajların taşkını önleme adına yeterli depolarının bulunmadığı, her iki barajın da taşkını tamamen önleme kapasitesinin olmadığı, geçmişe göre az olsa da halen taşkın riskinin bulunduğu”nun belirtildiği, dava konusu Bakanlar Kurulu kararının 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun değil 4373 sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu’nun vermiş olduğu yetkiyle tesis edildiği belirtilerek dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu savunulmuştur.
DAVALI TARIM VE ORMAN BAKANLIĞI’NIN SAVUNMASI : Usul yönünden, davacının bakılan davayı açmakta menfaatinin bulunmadığı, davanın süresinde açılmadığı ve davada husumetin DSİ Genel Müdürlüğü’ne yöneltilmesi gerektiği; esas yönünden, dava konusu işlemin Bakanlar Kurulu’nun yürütme konusunda sahip olduğu genel yetkiye istinaden yapıldığı, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : 05/04/2008 tarih ve 2008/13558 sayılı Bakanlar Kurulu kararının dava konusu edilen kısmının hukuka uygun olup olmadığı hususunda karar verebilmek için Kızılırmak nehrinde zamanla meydana gelen değişikliklerin taşkın riskini tamamen ortadan kaldırıp kaldırmadığının mahallinde yapılacak olan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda ulaşılacak bilimsel sonuçlara göre karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava; 09/05/2008 tarih ve 26871 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Zara-Bolucan yolunun Kızılırmağı kestiği yerdeki köprüden Derbent Barajı Köprüsüne kadar olan bölümünde, yatak mihverinden itibaren sağlı sollu 200’er metre olmak üzere toplam 400 metre genişliği haiz şeritvari sahanın, Derbent Barajı Köprüsü ile Karadeniz arasında kalan bölümünde ise, yatak mihverinden itibaren sağlı sollu 350’şer metre olmak üzere toplam 700 metre genişliği haiz şeritvari sahanın, 4373 sayılı Taşkın Suları ve Su Baskınlarına Karşı Koruma Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca suların taşmasıyla su altında kalan veya su baskınlarına uğrayabilecek saha olarak tespiti ile 25/02/1952 tarih ve 3/14531 sayılı Kararname’nin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin 15/04/2008 tarih ve 2008/13558 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının ”Zara-Bolucan yolunun Kızılırmağı kestiği yerdeki köprüden Derbent Barajı Köprüsüne kadar olan bölümünde, yatak mihverinden itibaren sağlı sollu 200’er metre olmak üzere toplam 400 metre genişliği haiz şeritvari sahanın” suların taşmasıyla su altında kalan veya su baskınlarına uğrayabilecek saha olarak tespitine ilişkin kısmının iptali istemiyle açılmıştır.
4373 sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu’nun 1. maddesinde,”Yüksek seviye gösteren umumi ve hususi, kapalı veya akarsuların taşmasiyle su altında kalan veya su baskınlarına uğrayabilecek olan sahaların sınırları Nafıa Vekaletinin teklifi üzerine İcra Vekilleri Heyetinin kararı ile tesbit ve ilan edilir.” hükmü yer almıştır.
Dava dosyası ile Kızılırmak Nehri ile ilgili Kararnamenin yenilenme gerekçesinin incelenmesinden, ülkemizin en uzun nehri olan Kızılırmak nehrinin yağmur ve kar suları ile beslenmesi ve konveksiyonel yağış alan bölgelerden geçmesi nedeniyle rejiminin düzensiz olduğu, Avanos İlçesi Kızılırmak menbaında bulunan Bayramhacılı ve Yamula Barajlarının sulama ve enerji amaçlı kuruldukları, Kızılırmak yatağı boyunca bulunan santrallerin ise büyük ve önemli depolamalarının bulunmadığı, söz konusu depolamalar sebebiyle taşkın riski azalmış olmakla birlikte bu riskin tamamen ortadan kalkmadığı, ayrıca barajlarda meydana gelme olasılığı bulunan arızalar ve yırtılma gibi durumların da taşkın riski oluşturacağı anlaşılmıştır.
Bu durumda, davalı idarece 4373 sayılı Yasa ile ile verilmiş olan yetki dahilinde ve mevcut taşkın riski dikkate alınarak yapıldığı sonucuna varılan dava konusu düzenlemede üst normlara, kamu yararına ve hizmet gereklerine aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Davacı tarafından, Nevşehir ili, Avanos ilçesinde bulunan taşınmazına bağ evi inşaatı yapmak için Avanos Belediyesi’ne 21/09/2016 tarihinde yapılan başvuruya, Avanos Belediyesi’nin 01/11/2016 tarihli işlemiyle, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca davacının taşınmazının Kızılırmak taşkın sahasında kaldığından bahisle ret yönünde cevap verilmesi üzerine, 09/05/2008 tarih ve 26871 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 15/04/2008 tarih ve 2008/13558 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının “Zara-Bolucan yolunun Kızılırmağı kestiği yerdeki köprüden Derbent Barajı Köprüsüne kadar olan bölümünde, yatak mihverinden itibaren sağlı sollu 200’er metre olmak üzere toplam 400 metre genişliği haiz şeritvari sahanın” kısmının iptali yahut makul bir seviyeye çekilmesi istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
18/04/1952 tarih ve 8089 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 25/02/1952 tarih ve 3/14531 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Kızılırmak Nehri’nin Zara-Bolucan yolunun Kızılırmak’ı kestiği yerdeki köprüden itibaren Karadeniz’e kadar yatak mihverinden itibaren sağlı sollu 200’er metre olmak üzere toplamda 400 metre genişliğindeki şeritvari saha 4373 sayılı Kanun kapsamına alınmış ve su altında kalan veya su baskınlarına uğrayabilecek saha olarak belirlenmiştir. Bahse konu 25/02/1952 tarih ve 3/14531 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, iptali istenilen 15/04/2008 tarih ve 2008/13558 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlükten kaldırılmış ve söz konusu sahanın sınırları kısmen revize edilerek yeniden düzenlenmiştir.
15/04/2008 tarih ve 2008/13558 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla, Kızılırmak Nehri’nin Derbent Barajı Köprüsü ile Karadeniz arasında kalan bölümünde, daha önce su altında kalan veya su baskınlarına uğrayabilecek saha olarak belirlenen ve sağlı sollu tahkimli şedde olarak inşa edilen alan, şedde arkasında yer alan meralardan firmalarca kum ve çakıl malzemelerinin alınması ve dere yatağı içerisine hurda malzeme bırakılması nedeniyle meydana gelebilecek taşkında, Bafra ovasındaki tarım arazileri ve yerleşim alanları tehlikeye maruz kalacağından, şedde genişliği iki taraflı 150’şer metre artırılmak suretiyle toplam 700 metre genişliğini haiz şeritvari saha, su altında kalan veya su baskınlarına uğrayabilecek saha olarak belirlenmiştir. Kızılırmak Nehri’nin davacının taşınmazının bulunduğu ve davaya konu ettiği Derbent Barajı Köprüsü’ne kadar olan bölümünde ise herhangi bir revize yapılmaksızın 25/02/1952 tarih ve 3/14531 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nda belirlenen saha yeni düzenlemede de aynen korunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE :
USUL YÖNÜNDEN:
Davalı idarelerin davanın süresinde açılmadığı iddiası:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesi, 1. fıkrasında, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda altmış gün olduğu; 4. fıkrasında, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri düzenlenmiştir.
Bakılan davada, iptali istenilen düzenleme 09/05/2008 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve bu tarihten itibaren altmış gün içinde dava açılmamış ise de, dava konusu düzenlemeye dayanılarak davacı hakkında uygulama işlemi tesis edilmiş olması karşısında; 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu’nun 7. maddesi, 4. fıkrası uyarınca 01/11/2016 tarihinde elden tebellüğ edilen uygulama işlemi üzerine altmış gün içinde 29/11/2016 tarihinde düzenleyici işleme karşı açılan davanın süresinde olduğu anlaşıldığından, aksi yöndeki davalı idarenin iddiasına itibar edilmemiştir.
Davalı Tarım ve Orman Bakanlığı’nın menfaat ve husumet iddiaları:
Davacının, iptali istenilen Bakanlar Kurulu kararı ile taşkın saha olarak belirlenmek suretiyle yapılaşma yasağı getirilen bölgede tapulu taşınmazının olduğu anlaşıldığından, bakılan davayı açmakta güncel, meşru ve kişisel menfaati bulunmaktadır.
Davalı Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından husumetin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne yöneltilmesi gerektiği iddia edilmiş ise de; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bağlı kuruluşu olduğu, Bakanlar Kurulu Kararının hazırlanmasına yönelik teklifin mülga Çevre ve Orman Bakanlığınca yapıldığı ve kararın yürütülmesinden öncelikli olarak ilgili bakanlık olan Tarım ve Orman Bakanlığının sorumlu olduğu dikkate alındığında, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın husumet iddiasına itibar edilmemiştir.
Davalı Cumhurbaşkanlığının idari yargıda terditli dava açılamayacağı iddiası:
Davalı idarece, 15/04/2008 tarih ve 2008/13558 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının dava konusu edilen kısmının iptali yahut makul bir seviyeye çekilmesi talebinin terditli dava olduğu, idari yargıda terditli dava açılamayacağından dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerektiği iddia edilmiştir.
Anayasa’nın 125. maddesinde, yargı yetkisinin, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağı, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
Aynı yönde 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu’nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri; iptal davaları, tam yargı davaları ve idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayıldıktan sonra, maddenin devamında, idari yargı yetkisinin, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu, idari mahkemelerin yerindelik denetimi yapamayacağı, yürütme görevinin kanunlarda ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremeyeceği belirtilmiş, bu suretle idari yargı yetkisinin sınırları çizilmiştir.
Davacının, Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenmiş olan taşkın sahası sınırının makul bir seviyeye çekilmesi yönündeki talebi, yargı yerinden idari işlem niteliğinde karar verilmesine yönelik olduğundan, dolayısıyla idari yargı yetkisinin sınırlarını aşan bir nitelik arz ettiğinden, bu istemin incelenmesine hukuki olanak bulunmamaktadır.
Bu itibarla, davalı idarenin terditli istem iddiasının dayanağını oluşturan “Zara-Bolucan yolunun Kızılırmağı kestiği yerdeki köprüden Derbent Barajı Köprüsüne kadar olan bölümünde, yatak mihverinden itibaren sağlı sollu 200’er metre olmak üzere toplam 400 metre genişliği haiz şeritvari sahaya ilişkin sınırın makul bir seviyeye çekilmesi talebi”nin esasının incelenmesine olanak bulunmadığından, davalı idarenin terditli isteme yönelik iddiasına itibar edilmemiştir.
ESAS YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat:
4373 sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu’nun 1. maddesinde, yüksek seviye gösteren umumi ve hususi, kapalı veya akarsuların taşmasıyla su altında kalan veya su baskınlarına uğrayabilecek olan sahaların sınırlarının Bakanlar Kurulu kararı ile tespit ve ilan edileceği; 3. maddesinde, birinci madde hükümleri dairesinde tespit ve ilan edilmiş olan sınırlar içinde tesisat, inşaat veya tadilat yapmanın, fidan veya ağaç dikmenin yasak olduğu düzenlemeleri yer almaktadır.
Bakanlar Kurulu Kararının dava konusu kısmının iptali talebinin incelenmesi :
Bakılmakta olan uyuşmazlık dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı’nın, Kızılırmak Nehri’nin Derbent Barajı Köprüsü’ne kadar olan kısmının yatak mihverinden itibaren sağlı sollu 200’er metre olmak üzere toplam 400 metre genişliği haiz şeritvari sahanın suların taşmasıyla su altında kalan veya su baskınlarına uğrayabilecek saha olarak tespitinden kaynaklanmakta olup; yukarıda belirtildiği üzere, anılan düzenlemenin 25/02/1952 tarihinden günümüze kadar herhangi bir değişikliğe uğramadan uygulandığı görülmektedir.
Dosyanın incelenmesinden; en önemli beslenme kaynağı yağmur ve kar suları olması nedeniyle rejimi düzensiz olan Kızılırmak Nehri’nin, üzerinde sulama ve enerji amaçlı olarak kurulan ve Avanos İlçesi Kızılırmak menbaında bulunan Bayramhacılı ve Yamula Barajlarının taşkın riskini ortadan kaldıracak ölçüde büyük depolarının bulunmadığı, söz konusu depolamalar sebebiyle taşkın riski azalmış olmakla birlikte bu riskin tamamen ortadan kalkmadığı, beklenenin üzerinde yağış ve kar erimelerinin oluşması halinde büyük taşkın risklerinin ortaya çıkabileceği, ayrıca barajlarda meydana gelme olasılığı bulunan arızalar ve yırtılma gibi durumların da taşkın riski oluşturacağı, 2015 yılında Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından tasdik edilen Kızılırmak Nehri’nde meydana gelebilecek taşkınlara ilişkin riskin azaltılması amacıyla yapılan ıslah projesinin uygulamaya konulamadığı anlaşılmıştır.
Bu durumda, davacı tarafından, debisinin azalmasına ve kurulan barajlara bağlı olarak Kızılırmak Nehri’nde taşkın riskinin ortadan kalktığı iddia edilmiş ise de; düzensiz rejime sahip olan Kızılırmak Nehri’nin mevsim normallerinin üzerindeki yağışlar ve kar erimeleri sonucunda taşkın riskinin halihazırda devam ettiği, nehrin ıslahına ilişkin projenin de uygulamaya konulamadığı hususları dikkate alındığında, 4713 sayılı Kanunun vermiş olduğu yetki uyarınca taşkın riski bulunan alanda mal ve can güvenliğinin korunması amacıyla tesis edilen Bakanlar Kurulu Kararı’nın dava konusu edilen kısmında hukuka ve kamu yararı amacına aykırılık bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının, 09/05/2008 tarih ve 26871 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 05/04/2008 tarih ve 2008/13558 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının “Zara-Bolucan yolunun Kızılırmağı kestiği yerdeki köprüden Derbent Barajı Köprüsüne kadar olan bölümünde, yatak mihverinden itibaren sağlı sollu 200’er metre olmak üzere toplam 400 metre genişliği haiz şeritvari sahanın” kısmının iptali talebi yönünden DAVANIN REDDİNE oy çokluğuyla,
2. Davacının, Zara-Bolucan yolunun Kızılırmağı kestiği yerdeki köprüden Derbent Barajı Köprüsüne kadar olan bölümünde, yatak mihverinden itibaren sağlı sollu 200’er metre olmak üzere toplam 400 metre genişliği haiz şeritvari sahaya ilişkin sınırın makul bir seviyeye çekilmesi talebinin İNCELENMEKSİZİN REDDİNE oy birliğiyle,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyiz yolu açık olmak üzere, 24/11/2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(X)- KARŞI OY :
Dava; 09/05/2008 tarih ve 26871 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Zara-Bolucan yolunun Kızılırmağı kestiği yerdeki köprüden Derbent Barajı Köprüsüne kadar olan bölümünde, yatak mihverinden itibaren sağlı sollu 200’er metre olmak üzere toplam 400 metre genişliği haiz şeritvari sahanın, Derbent Barajı Köprüsü ile Karadeniz arasında kalan bölümünde ise, yatak mihverinden itibaren sağlı sollu 350’şer metre olmak üzere toplam 700 metre genişliği haiz şeritvari sahanın, 4373 sayılı Taşkın Suları ve Su Baskınlarına Karşı Koruma Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca suların taşmasıyla su altında kalan veya su baskınlarına uğrayabilecek saha olarak tespiti ile 25/02/1952 tarih ve 3/14531 sayılı Kararname’nin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin 15/04/2008 tarih ve 2008/13558 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının, ”Zara-Bolucan yolunun Kızılırmağı kestiği yerdeki köprüden Derbent Barajı Köprüsüne kadar olan bölümünde, yatak mihverinden itibaren sağlı sollu 200’er metre olmak üzere toplam 400 metre genişliği haiz şeritvari sahanın” suların taşmasıyla su altında kalan veya su baskınlarına uğrayabilecek saha olarak tespitine ilişkin kısmının iptali yahut makul bir seviyeye çekilmesi istemiyle açılmıştır.
Her ne kadar, davalı idarece Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün görüş yazısı uyarınca Kızılırmak Nehri’nde halihazırda taşkın risklerinin devam ettiği belirtilse de, uyuşmazlık konusu olan alanın sınırlarının tayinin, Kızılırmak Nehri’nin mevsimlere ve yıllara göre debisi ile Kızılırmak Nehri üzerinde kurulan barajların taşkın riski üzerindeki etkilerinin mahallinde yapılacak keşif sonrası bilirkişiler marifetiyle ulaşılacak bilimsel sonuçlara göre karar verilmesi gerekirken, Bakanlar Kurulu Kararının “Zara-Bolucan yolunun Kızılırmağı kestiği yerdeki köprüden Derbent Barajı Köprüsüne kadar olan bölümünde, yatak mihverinden itibaren sağlı sollu 200’er metre olmak üzere toplam 400 metre genişliği haiz şeritvari sahanın” kısmı yönünden davanın reddi yolunda verilen Daire kararına katılmıyoruz.24/11/2021