Danıştay Kararı 10. Daire 2017/1455 E. 2022/4830 K. 31.10.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2017/1455 E.  ,  2022/4830 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2017/1455
Karar No : 2022/4830

DAVACI : …

DAVALILAR : 1- …
2- … Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacı tarafından, hissedarı olduğu, Ankara ili, Şereflikoçhisar ilçesi, … Mahallesinde bulunan … parsel sayılı taşınmazı kapsayan alanda yapılan arazi toplulaştırması işleminin iptali istenilmektedir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : 2577 sayılı Kanunun 3. maddesine uygun bulunmayan dava dilekçesinin reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava; Ankara ili, Şereflikoçhisar ilçesi, … mahallesi sınırlarında kalan ve davacının hissedarı olduğu taşınmazı da kapsayan alanın 3083 sayılı Kanun kapsamında uygulama alanı olarak belirlenmesine ilişkin 12.10.2012 tarihli, 2012/3857 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile anılan karar uyarınca yapılan arazi toplulaştırma işleminin tüm sonuçları ile birlikte iptali istemiyle açılmıştır.
Davalı idare tarafından ileri sürülen davacının süresi içerisinde dava açmadığı iddiası yerinde görülmeyerek, işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
T.C. Anayasasının 44’üncü maddesinde, Devletin, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak, geliştirmek ve erozyonla kaybedilmesini önlemek amacıyla gerekli tedbirleri alacağı hükme bağlanmakta; 45’inci maddesinde de, Devletin, tarım arazilerinin amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla tedbir alması gerektiği, öngörülmektedir.
Öte yandan; 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanununun 1’inci maddesinde, “Bu Kanunun amacı sulama alanları ile Bakanlar Kurulunca gerekli görülen alanlarda; a)Toprağın verimli şekilde işletilmesini,işletilmesinin korunmasını, birim alandan azami ekonomik verimin alınmasını, tarım üretiminin sürekli olarak artırılmasını, değerlendirilmesini ve buralarda istihdam imkanlarının artırılmasını, b)Yeterli toprağı bulunmayan ve topraksız çiftçilerin zirai aile işletmeleri kurabilmeleri için Devletin mülkiyetinde bulunan topraklarla topraklandırılmalarını, desteklenmelerini, eğitilmelerini, c)Ekonomik üretime imkan vermiyecek şekilde parçalanan tarım topraklarının gerektiğinde ve imkanlar ölçüsünde genişletilmesi suretiyle de toplulaştırılmasını, tarım arazisinin ailenin geçimini sağlamaya ve aile iş gücünü değerlendirmeye yeterli olmayacak derecede parçalanmasını ve küçülmesini önlemeyi, d)Yeni yerleşme yerleri kurmayı, mevcut yerleşme yerlerine eklemeler yapmayı, e)Zorunluluk halinde tarım arazisinin diğer amaçlara tahsisini düzenlemeyi, f)Dağıtılmayan tarım arazisinin değerlendirilme şeklini belirlemeyi, g)Bakanlar Kurulunca gerekli görülen diğer bölgelerde gayrimenkullerin Milli Güvenlik nedeniyle mülkiyet ve tasarruf şekillerinde ve yerleşim yerlerinde düzenlemeler yapmayı, sağlamaktır.” hükümlerine yer verilmiş, 2’nci maddesinin k bendinde; uygulama alanı veya bölgesi, bu Kanunun amacına uygun olarak Bakanlar Kurulunca sınırları belirtilmiş alan olarak tanımlanmış, 3’üncü maddesinde ise,”bu Kanunun uygulama alanı, ilgili Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile belirtilen alanlardır. Bakanlar Kurulunun bu kararı, kamulaştırma ve diğer işlemler bakımından kamu yararı kararı sayılır ve Resmi Gazetede yayımlanır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; davalı Bakanlık ile Karayolları Genel Müdürlüğü arasında imzalanan protokolün 1’inci maddesinde, Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün Arazi Toplulaştırma Projesi uygulanacak sahalarda Karayolları Genel Müdürlüğünce yapılmış, yapılmakta veya yapılması planlanan yol güzergahları için gerekli alanın, 3083 sayılı Kanun uyarınca yapılacak toplulaştırma çalışmaları kapsamında kalan Hazine arazilerinden karşılanması, tescil harici arazilerin yol güzergahına kaydırılması, böylece kamulaştırma maliyetinin en aza indirilmesi, Hazine arazisi ya da tescil harici arazi yok ise kamulaştırma yapılması amacıyla protokolün düzenlendiğinin belirtildiği, dava konusu 12.10.2012 gün ve 2012/3857 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Ankara İli, Şereflikoçhisar İlçesi, … Mahallesininnde uygulama alanı sınırlarına dahil edildiği, davacı tarafından; kamulaştırma yapmaktan kaçınıldığı, mülkiyet haklarının ihlal edildiği, mera alanlarının tarımsal arazi olarak tahsis edildiği ileri sürülerek Bakanlar Kurulu kararı ile anılan karar uyarınca yapılan arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme işleminin tüm sonuçları ile birlikte iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır.
Davalı idarelerce; Karayolları Genel Müdürlüğü ile Tarım Reformu Genel Müdürlüğü arasında yapılan protokol doğrultusunda otoyol projesinin bulunduğu alanlara ilişkin toplulaştırma çalışmalarına öncelik verildiği, toplulaştırma ve otoyol projelerinin birlikte yürütülmesi suretiyle, otoyol projeleri nedeniyle tarım arazilerinin parçalanmasının önlenmesi, dağınık ve modern tarıma elverişsiz hale gelen arazilerin toplulaştırma projeleri ile proje kapsamında değerlendirilerek kullanıma kazandırılması, yapılacak toplulaştırma ile parsellerin her birinin yola cepheli hale gelmesiyle ulaşım ve kullanım kolaylığı ve sulama olanağının sağlanmasının amaçlandığı, arazilerden kesinti yapılarak otoyol için arazi elde edilmediğinin belirtildiği görülmektedir.
Buna göre; Karayolları Genel Müdürlüğü ile Tarım Reformu Genel Müdürlüğü arasında yapılan protokol doğrultusunda otoyol projelerinin geçtiği alanlarda yapılacak toplulaştırma projelerine öncelik verilerek toplulaştırma ve otoyol projelerinin birlikte yürütülmesi sonucunda, uyuşmazlığa konu alanların uygulama alanı olarak belirlenmesi ile tarım arazilerinin otoyol projesi nedeniyle parçalanması ve kullanılamaz hale gelmesi önlenerek, otoyol alanında kalan arazilerin karşılığında çiftçiye arazi verilmesi suretiyle, çiftçinin tarımsal faaliyetine devam etmesi, toprağın verimli şekilde işletilmesi ve işletilmesinin korunması sağlanacağından, dava konusu Bakanlar Kurulu kararı ile 3083 sayılı Kanunun 3 ve 8’inci maddeleri uyarınca uyuşmazlığa konu alanın uygulama alanı olarak belirlenmesinde Anayasayanın 44 ve 46’ncı maddeleri ve söz konusu Kanunun 1’inci maddesinin (a) ve (e) bendinde öngörülen amaçlara ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı, dolayısıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahelenin Kanuna dayalı olarak, meşru ve kamu yararı amacıyla yapıldığı sonucuna varıldığından, dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık görülmemiştir.
Öte yandan, Danıştay Başsavcılığının 6.12.2018 tarihli ve 2017/1455 sayılı istem yazısına cevaben Tarım ve Orman Bakanlığı DSİ Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri Dairesi Başkanlığı tarafından gönderilen yazıda da, davacının toplulaştırma projesi kapsamında en son 16.4.2016 tarihinde başvuruda bulunduğu belirtilmiş olup; kadastral … parsele karşılık olarak tahsis edilen … parsel 6.9.2016 tarihinde davacı tarafından teslim alınmış ve 2016 yılında ekim-dikim yapılmak suretiyle kullanılmıştır.
Açıklanan nedenle, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 14. maddesi uyarınca hazırlanan Tetkik Hakiminin raporu ve sözlü açıklamaları dinlenildikten ve 6200 sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’a 19/04/2018 tarih ve 7139 sayılı Kanunla eklenen Geçici 11. madde hükmü uyarınca Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılan arazi toplulaştırması işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklara halef olan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü hasım mevkine alındıktan sonra gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar, idari dava türleri olarak sayılmış; 3. maddesinde, idari davaların, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılacağı; dilekçelerde, tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya unvanları ve adreslerinin, davanın konusu ve sebepleri ile dayandığı delillerin, davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihinin gösterileceği, ayrıca dava konusu kararın ve belgelerin asılları veya örneklerinin dava dilekçesine ekleneceği, dilekçeler ile bunlara ekli evrakın örneklerinin karşı taraf sayısından bir fazla olacağı hükmü yer almış; 14. maddesinde, dilekçelerin 3. ve 5. maddelere uygun olup olmadıklarına ilişkin hususlar ilk inceleme konuları arasında sayılmış, bu hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında 15. madde hükmünün uygulanacağı hükme bağlanmış; 15. maddesinde ise, dilekçelerin, 3. ve 5. maddelere uygun olmaması halinde, otuz gün içinde anılan maddelere uygun şekilde yeniden düzenlenmek veya noksanlıkları tamamlanmak üzere reddine karar verileceği hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu’nun, dava konusu işlemlerin tesis edildiği tarihlerde yürürlükte olan haliyle 2. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde, uygulama alanı veya bölgesi, bu Kanunun amacına uygun olarak Bakanlar Kurulunca sınırları belirtilmiş alan olarak tanımlanmış; 3. maddesinde, “Bu Kanunun uygulama alanı, ilgili Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile belirtilen alanlardır. Bakanlar Kurulunun bu kararı, kamulaştırma ve diğer işlemler bakımından kamu yararı kararı sayılır ve Resmi Gazete’de yayımlanır.” hükmü; Toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında, “Bu Kanunda belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere uygulama alanlarında ilgili kuruluşça, isteğe bağlı veya maliklerin muvafakatı aranmaksızın arazi toplulaştırılması yapılabilir.” hükmü; 8. fıkrasında, “Toplulaştırma esas ve usulleri ile toprağın derecelendirilmesi ile tarla içi geliştirme hizmetlerinin nasıl yapılacağı yönetmelikte belirtilir.” hükmü yer almış; Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan “Toplulaştırmanın ilanı ve proje hazırlığı” başlıklı 23. maddesinde de, “Toplulaştırma yapılmasına karar verilen yerler, sınırları da belirtilmek suretiyle Bölge Müdürlüğünce alışılmış usullerle mahallinde ilan edilir. Ayrıca, toplulaştırmanın yapılacağı yerler, mahallin en büyük mülki amirine de bildirilir. Toplulaştırma projeleri, teknik talimatta belirtilen esaslara göre hazırlanır ve Bölge Müdürünün teklifi ve Genel Müdürün onayı ile kesinleşir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat uyarınca, “uygulama alanı tespitine” ilişkin Bakanlar Kurulu kararı toplulaştırma yapılmasına yönelik olmayıp, toplulaştırma yapılacak uygulama alanının sınırlarının belirlenmesi niteliğindedir. Toplulaştırma işlemi, Bakanlar Kurulu kararının ardından yetkili idarenin toplulaştırma kararı alması suretiyle tesis edilmektedir. Nitekim, davacının taşınmazının bulunduğu alanda yapılan toplulaştırma işlemi, işlem tarihinde yetkili olan Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından alınan “zorunlu toplulaştırma kararı” uyarınca icra edilmiştir.
Dava dilekçesinin incelenmesinden; dilekçenin “talep konusu” kısmında, 12/10/2012 tarih ve 2012/3857 sayılı Bakanlar Kurulu kararı gereğince davacının hissedarı olduğu taşınmazda uygulanan toplulaştırma işleminin iptalinin istenildiği; dilekçenin “sonuç” kısmında ise, taşınmazında yapılan toplulaştırma işlemine ilişkin Bakanlar Kurulu kararının iptalinin istenildiği; buna karşılık, dilekçenin açıklamalar kısmında, yol geçirilmek suretiyle arazisinin daraltıldığı, taşınmazın bitişiğinde yol bulunduğu, arazisinde bulunan ve sulama için kullanılan çeşmenin arazisinin dışında kalacak şekilde uygulama yapıldığı, arazinin kullanılamaz duruma geldiği iddialarına yer verildiği görülmektedir.
Buna göre, davacının iddiaları toplulaştırma işlemine ilişkin olduğu halde, toplulaştırma işlemine yönelik olmayan uygulama alanı ilanına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının iptalinin istenildiği belirtilerek dava açılmasının tereddüte yol açtığı, dava dilekçesinin içeriği ile konu ve sonuç kısımlarının uyumsuz olduğu, bu haliyle dava dilekçesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 3. maddesine uygun düzenlenmediği sonucuna varılmaktadır.
Bu nedenle, davacının taşınmazının bulunduğu alanda yapılan toplulaştırma işleminin mi, yoksa uygulama alanı tespitine ilişkin Bakanlar Kurulu kararının mı, yoksa her iki işlemin mi dava konusu edildiğinin tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirtilmesi suretiyle, 2577 sayılı Kanun’un 3. maddesine uygun olarak yenilenen, Danıştay Başkanlığına hitaben yazılmış açık ve anlaşılabilir bir dilekçeyle dava açılması gerekmektedir.
Öte yandan, anılan Bakanlar Kurulu kararının iptalinin istenilmesi halinde, bu kararın davacının menfaatini ne şekilde etkilediğine, hangi nedenlerle hukuka aykırı olduğuna ilişkin gerekçelerin de belirtilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca bu kararın tebliğ tarihinden itibaren (30) otuz gün içerisinde yukarıda belirtilen hususlar netleştirilmek suretiyle aynı Kanun’un 3. maddesine uygun şekilde düzenlenecek dilekçe ile harç yatırılmaksızın yeniden dava açmakta serbest olmak üzere DAVA DİLEKÇESİNİN REDDİNE, aynı Kanunun 15. maddesinin 5. fıkrası hükmüne göre yeniden verilen dilekçede aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde davanın reddedileceğinin davacıya bildirilmesine, davanın yenilenmemesi durumunda, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına ve posta gideri avansından artan miktarın istemi halinde davacıya iadesine, 31/10/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.