Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2017/2400 E. , 2022/3438 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2017/2400
Karar No : 2022/3438
DAVACI : … Barosu Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN_KONUSU : Davacı tarafından, 03/08/2017 tarih ve 30143 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Bilirkişilik Yönetmeliği’nin 38. maddesi, 1. fıkrası, (ğ) bendi ile aynı maddenin 4. fıkrasının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından, Yönetmeliğin iptali istenen 38. maddesi, 1. fıkrası, (ğ) bendi yönünden, temel uzmanlık ve alt uzmanlık kavramlarının yeterince açık olmadığı, bu hususta yeterlilik koşullarının nasıl tespit edileceği ya da neyin dikkate alınacağının belirsiz olduğu, özellikle alt uzmanlık alanlarının nasıl ve neye göre tespit edileceğinin açıklanması gerektiği; Yönetmeliğin iptali istenen 38. maddesi, 4. fıkrası yönünden, Bilirkişilik Kanunu’nun 10. maddesi, 4. fıkrasında hukuk öğrenimi görmüş kişilerin hiçbir şekilde bilirkişi listesine kaydedilemeyeceklerinin değil, ayrı bir uzmanlık alanına sahip olduklarını belgelemeleri halinde kaydedilebileceklerinin düzenlendiği, anılan Kanun’da ayrı bir lisans diploması, ayrı bir meslek odası kaydı gibi şartlardan söz edilmediği, sadece kişinin uzmanlığını belgelemesinden söz edildiği, hakimlerin değişik ve karışık mevzuat içeren alanlarda farklı bir bakış açısına ihtiyaç duyabilecekleri, bilirkişilik faaliyetinin sınırının bilirkişinin mesleğiyle değil, gerçekleştireceği faaliyet ve hakimin bu faaliyetten ne şekilde yararlanacağıyla ölçülü olduğu, belirtilen sebepler uyarınca hukuka uygunluk bulunmayan davaya konu düzenlemelerin iptalleri gerektiği ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Yönetmeliğin iptali istenen 38. maddesi, 1. fıkrası, (ğ) bendi yönünden, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 6. maddesi, 2. fıkrası uyarınca bilirkişilik hizmetlerine ilişkin temel ve alt uzmanlık alanlarını tespit etmenin ve bu alanlara göre bilirkişilerin sahip olması gereken nitelikleri belirlemenin Bilirkişilik Daire Başkanlığının görevleri arasında olduğu, bu haliyle davaya konu düzenlemede hukuka aykırılık olmadığı; Yönetmeliğin iptali istenen 38. maddesi, 4. fıkrası yönünden, anılan düzenlemenin Kanun’un 10. maddesi, 4. fıkrasıyla birebir aynı ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesine de uygun olduğu, belirtilen sebepler uyarınca davaya konu Yönetmelik maddelerinde hukuka aykırlık bulunmadığı, bu sebeple davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava; 03/08/2017 tarih ve 30143 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Bilirkişilik Yönetmeliğinin 38. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendi ile aynı maddenin 4. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın 124. maddesinde; “Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartı ile, yönetmelikler çıkarabilirler.” hükmüne yer verilmiştir.
Bir hiyerarşik normlar sistemi olan hukuk düzeninde, alt düzeydeki normların, yürürlüklerini üst düzeydeki normlardan aldığı kuşkusuzdur. Normlar hiyerarşisinin en üstünde evrensel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunmakta ve daha sonra gelen kanunlar yürürlüğünü Anayasa’dan, tüzükler yürürlüğünü kanunlardan, yönetmelikler ise yürürlüğünü kanun ve tüzüklerden almaktadır. Dolayısıyla; bir normun, kendisinden daha üst konumda bulunan ve dayanağını oluşturan bir norma aykırı veya bunu değiştirici nitelikte bir hüküm getirmesi mümkün bulunmamaktadır.
03/08/2017 tarih 30143 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Bilirkişilik Yönetmeliğinin “Bilirkişiliğe başvuru ve kabul şartları” başlıklı 38. maddesinde,”(1) Bilirkişilik başvurusunda bulunacak gerçek kişilerde aşağıdaki nitelikler aranır:
….
ğ) Daire Başkanlığının bilirkişilik temel ve alt uzmanlık alanlarına göre belirlediği yeterlilik koşullarını taşımak
…
(4) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu ve birinci fıkradaki şartları taşıdığını belgelendirmediği takdirde, sicile ve listeye kaydedilemez.” hükmüne yer verilmiştir.
6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun dava konusu yönetmeliğin dayanağını oluşturan 18. maddesinde, bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmeliklerin Bakanlık tarafından yürürlüğe konulacağı; bilirkişilik daire başkanlığı ve görevlerini düzenleyen 6. maddesinde, daire başkanlığının bilirkişilik hizmetlerine ilişkin temel ve alt uzmanlık alanlarını tespit etme, temel ve alt uzmanlık alanlarına göre bilirkişilerin sahip olması gereken nitelikleri belirleme yetki ve görevinin olduğu; bilirkişiliğe kabul şartlarını düzenleyen 10. maddesinde ise, hukuk öğrenimi görmüş kişilerin, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu ve birinci fıkradaki şartları taşıdığını belgelendirmediği takdirde, bilirkişilik siciline ve listesine kaydedilemeyeceği hükme bağlanmıştır.
6754 sayılı Kanunda bilirkişilik hizmetlerine ilişkin temel ve alt uzmanlık alanlarını tespit etmenin ve temel ve alt uzmanlık alanlarına göre bilirkişilerin sahip olması gereken nitelikleri belirlemenin bilirkişilik daire başkanlığının görevleri arasında yer aldığına işaret edilmiş, aynı Kanunda bilirkişiliğe kabul şartları arasında açıkça “hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu ve birinci fıkradaki şartları taşıdığını belgelendirmediği takdirde, sicile ve listeye kaydedilemez.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu durumda, yönetmeliğin dava konusu düzenlemelerinin Kanun’un tekrarı niteliğinde olduğu anlaşıldığından, söz konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Dava; 03/08/2017 tarih ve 30143 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Bilirkişilik Yönetmeliği’nin 38. maddesi, 1. fıkrası, (ğ) bendi ile aynı maddenin 4. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır.
Dava konusu Yönetmeliğin 38. maddesinde bilirkişiliğe başvuruda bulunacak ve sicile kaydolacak gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinde aranacak niteliklere yer verilmiştir. Yönetmeliğin iptal istemine konu 38. maddesi, 1. fıkrası, (ğ) bendinde, Bilirkişilik Daire Başkanlığı’nca bilirkişilik temel ve alt uzmanlık alanlarına göre belirlenen yeterlilik koşullarını taşımak bilirkişiliğe başvuru şartları arasında sayılmış; 38. maddesi, 4. fıkrasında ise, hukuk öğrenimi görmüş kişiler yönünden ayrı bir düzenleme yapılmış ve hukuk öğrenimi görmüş kişilerin hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduklarını ve bilirkişiliğe kabul için Yönetmeliğin 38. maddesi, 1. fıkrasında yer verilen diğer şartları taşıdıklarını belgelendirmedikleri takdirde bilirkişilik sicili ve listesine kaydedilemeyecekleri düzenlenmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
ESAS YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat:
24/11/2016 tarihli ve 29898 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun dava konusu düzenlemenin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan haliyle “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı; bilirkişilerin nitelikleri, eğitimi, seçimi ve denetimine ilişkin usul ve esasların belirlenmesi ile bilirkişilik için etkin ve verimli bir kurumsal yapı oluşturulmasıdır.
(2) Bu Kanun adli, idari ve askerî yargı alanında yürütülen her türlü bilirkişilik faaliyetini kapsar.
(3) Kanunlarda bilirkişilik hizmeti verebileceği öngörülen kurumlar ile yargı mercilerinin talebi üzerine bilimsel ve teknik görüş bildiren kamu kurum ve kuruluşları bu Kanunun kapsamı dışındadır.” hükmü;
“Tanımlar” başlıklı 2. maddesinde, ” (1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Bakanlık: Adalet Bakanlığını,
b) Bilirkişi: Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü sözlü veya yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya özel hukuk tüzel kişisini,
…
ç) Daire Başkanlığı: Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan Bilirkişilik Daire Başkanlığını,..ifade eder.” hükmü;
“Bilirkişilik Daire Başkanlığı ve görevleri” başlıklı 6. maddesinde, “(1) Bilirkişilik hizmetlerinin etkin, düzenli ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Bilirkişilik Daire Başkanlığı kurulur. Daire Başkanlığı, bir daire başkanı ile yeteri kadar tetkik hâkimi ve diğer personelden oluşur.
(2) Daire Başkanlığının görevleri şunlardır:
a) Bilirkişilik hizmetlerine ilişkin temel ve alt uzmanlık alanlarını tespit etmek.
b) Temel ve alt uzmanlık alanlarına göre bilirkişilerin sahip olması gereken nitelikleri belirlemek….
ç) Temel ve alt uzmanlık alanlarına göre bilirkişilerin uyacağı rehber ilkeleri ve hazırlayacağı raporların standardını belirlemek….
g) Bilirkişiliğe kabule ilişkin usul ve esasları belirlemek.” hükmü;
“Bilirkişiliğe kabul şartları” başlıklı 10. maddesinde, “Bilirkişilik faaliyetinde bulunacak gerçek kişilerde aşağıdaki şartlar aranır:…
ğ) Bilirkişilik temel ve alt uzmanlık alanlarına göre belirlenen yeterlilik koşullarını taşımak…
(4) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu ve birinci fıkradaki şartları taşıdığını belgelendirmediği takdirde, bilirkişilik siciline ve listesine kaydedilemez.” hükmü;
“Yönetmelik” başlıklı 18. maddesinde, “Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler Bakanlık tarafından yürürlüğe konulur.” hükmü yer almaktadır.
04/02/2011 tarih ve 27836 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller” başlıklı 266. maddesinde, “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.” hükümleri bulunmaktadır.
6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 18. maddesine dayanılarak hazırlanan 03/08/2017 tarih ve 30143 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bilirkişilik Yönetmeliği’nin “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinde, “…f) Daire Başkanlığı: Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan Bilirkişilik Daire Başkanlığı,…” şeklinde tanımlanmış;
“Bilirkişiliğe başvuru ve kabul şartları” başlıklı 38. maddesinde ise, “(1) Bilirkişilik başvurusunda bulunacak gerçek kişilerde aşağıdaki nitelikler aranır:…
ğ) Daire Başkanlığının bilirkişilik temel ve alt uzmanlık alanlarına göre belirlediği yeterlilik koşullarını taşımak….
(4) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu ve birinci fıkradaki şartları taşıdığını belgelendirmediği takdirde, sicile ve listeye kaydedilemez…..” düzenlemelerine yer verilmiştir.
Dava Konusu Yönetmeliğin Yetki Yönünden İncelenmesi:
Anayasa’nın 124. maddesinin, dava tarihinde yürürlükte olan halinde, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabilmektedirler.
Bu düzenlemeler arasında uyulması gereken “normlar hiyerarşisi” kuramına göre, hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içermekte ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan almaktadır. Normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği hukukun genel ilkelerindendir.
Yukarıda yer verilen 6754 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan Bilirkişilik Daire Başkanlığı’nın bilirkişilik hizmetlerine ilişkin temel ve alt uzmanlık alanlarını tespit etmek, tespit edilen temel ve alt uzmanlık alanlarına göre bilirkişilerin sahip olması gereken nitelikleri belirlemek, temel ve alt uzmanlık alanlarına göre bilirkişilerin uyacağı rehber ilkeleri ve hazırlayacağı raporların standardını belirlemek, bilirkişiliğe kabule ilişkin usul ve esasları belirlemek konularında yetkili olduğu ve anılan Kanun’un 18. maddesi kapsamında, Kanun’un uygulanmasını sağlamak konusunda davalı Adalet Bakanlığı’na Yönetmelik ile düzenleme yapma yetkisi verildiği dikkate alındığında; davalı Bakanlık tarafından, Kanun’un verdiği yetki kapsamında Yönetmelik ile davaya konu edilen bilirkişiliğe başvuru ve sicile kayıt şartlarına yönelik düzenlemeler getirilmesinde hukuken bir engel bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin Dava Konusu 38. Maddesi, 1. Fıkrası, (ğ) Bendinin İncelenmesi:
Dava konusu düzenlemede, Bilirkişilik Daire Başkanlığı’nca bilirkişilik temel ve alt uzmanlık alanlarına göre belirlenen yeterlilik koşullarını taşımanın bilirkişiliğe başvuru şartları arasında düzenlendiği görülmektedir.
Yukarıda yer verilen 6754 sayılı Kanun’un 10. maddesinde, bilirkişilik faaliyetinde bulunacak gerçek kişilerde aranacak şartlar arasında bilirkişilik temel ve alt uzmanlık alanlarına göre belirlenen yeterlilik koşullarını taşımak şartının da yer aldığı, davalı idare tarafından da anılan Kanun hükmünün tekrarı niteliğinde davaya konu Yönetmelik düzenlemesine yer verildiği, bu haliyle anılan düzenlemede üst hukuk normuna aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Yönetmeliğin Dava Konusu 38. maddesi, 4. Fıkrasının İncelenmesi:
Dava konusu maddede, hukuk öğrenimi görmüş kişiler yönünden ayrı bir düzenleme yapılmış ve hukuk öğrenimi görmüş kişilerin hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduklarını ve bilirkişiliğe kabul için Yönetmeliğin 38. maddesi, 1. fıkrasında yer verilen diğer şartları taşıdıklarını belgelendirmedikleri takdirde bilirkişilik sicili ve listesine kaydedilemeyecekleri düzenlenmiştir.
Anılan Yönetmelik düzenlemesinin gerek 6754 sayılı Kanun’un bilirkişiliğe kabul şartlarını düzenleyen 10. maddesi, gerekse de 6100 saylı Kanun’un 266. maddesinin tekrarı niteliğinde olduğu, bu haliyle üst hukuk normlarına aykırı bir yönünün bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Nitekim, 6754 sayılı Kanun’un 10. maddesi, 4. fıkrası ile 6100 saylı Kanun’un 266. maddesi, 1. fıkrası, 3. cümlesinin de iptalleri istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru sonucunda, Anayasa Mahkemesinin 05/07/2018 tarih ve E:2017/20, K:2018/75 sayılı kararıyla, anılan maddeler yönünden, iptali istenen kuralların hâkimin yargılama sırasında hukuk bilgisiyle çözebileceği konularda bilirkişiye başvurmasını yasaklayan düzenlemelerin doğal bir sonucu olduğu, kurallara ilişkin madde gerekçelerinde de açıklandığı üzere hukuki sorunları hâkimin mesleki bilgi ve deneyimleriyle çözmesi gerektiğinden bu sorunların en yetkin kişisi hâkim olup, Anayasa’nın 138. maddesinde de hukuka uygun olarak hüküm verme yetkisinin hâkime tanındığı, ayrıca 6754 sayılı Kanun’un kuralla ilgili madde gerekçesinde; düzenlemenin amacının hâkime verilen mutlak yargı yetkisinin -bilirkişi vasıtasıyla dahi olsa- bir başkasına devrini önlemek olduğu, hukuk kurallarını resen araştırmak, yorumlamak ve uygulamak hâkimin görevi kapsamında kaldığından uyuşmazlık hakkında bir de bilirkişi atanmasının gereksiz yere yargılama giderlerinin artmasına ve buna bağlı olarak yargılama sürelerinin uzamasına sebebiyet vereceği, salt hukuki konularda bilirkişiye ihtiyaç bulunmadığının belirtildiği, ayrıca kuralların lafzı itibarıyla açık ve belirlilik ilkesine uygun olmadığı ileri sürülmüşse de kurallarda; hukuk öğrenimi görmüş kişilerin hukuk alanı dışında bir uzmanlığının bulunmaması hâlinde bilirkişilik siciline ve listesine kaydedilemeyecekleri ve dolayısıyla bilirkişi olarak görevlendirilmeyecekleri hususunun herhangi bir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde açık, anlaşılabilir ve uygulanabilir şekilde ifade edildiği, bu nedenle kurallarla belirlilik ilkesinin ihlal edildiğinin söylenemeyeceği; bilirkişinin, özel veya teknik bilgiyi haiz bir meslek sahibi olarak oy ve görüşüne başvurulan bir kişi olduğu, ancak bilirkişiliğin başlı başına bir meslek olmadığı, bilirkişiliğin, görüşüne başvurulduğu uzmanlık alanında bir meslek mensubu olunmasını, emek ve çalışma karşılığı belli bir ücret ödenmesini gerektirse de münhasıran geçim sağlanacak bir meslek olarak değerlendirilemeyeceği, kazanılmış hakkın ise kişinin bulunduğu statüden doğan, tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş, kişisel alacak niteliğine dönüşmüş hak olduğu, bilirkişiliğin bir meslek olmadığı dikkate alındığında, 6754 sayılı Kanun’dan önce bilirkişilik yapanlar yönünden elde edilmiş, kesinleşmiş bir haktan ve statüden söz edilemeyeceği; hâkimlik mesleğinde hukuki bilginin yanı sıra muhakeme gücünün, karar vermek için bir konuyu kavrayıp karar şekline getirerek özetleme yeteneğinin, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açık olmanın önem taşıdığı, bu nedenle genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağının bir yansıması olan hukuk öğrenimi görmüş kişilerin bilirkişi olarak görevlendirilemeyeceğine ilişkin kuralların Anayasa’nın 9. ve 138. maddelerine aykırılık taşımadığı; diğer taraftan bir hukuk devletinde kamusal her yetkinin hukuka uygun kullanılması gerektiği gibi mahkemelerin de önlerine gelen uyuşmazlıklar hakkında karar verirken ilgili kanunlara uyma yükümlülüğü olduğu, Anayasa’nın 138. maddesinde ise, hâkimlerin Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vereceklerinin belirtildiği, bu nedenle hukuk öğrenimi görmüş kişilerin -hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe- bilirkişi olarak görevlendirilemeyeceğine dair mahkemelerin uyması gereken yasağın yargı bağımsızlığını ihlal edici nitelikte olduğunun söylenemeyeceği; genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konular dışında özel veya teknik bilgiyi içeren uzmanlık gerektiren konularda bilirkişiye başvurulmasının adil yargılanma hakkının gereği olarak değerlendirilmesi gerektiği, çünkü hâkimin, bir delil değerlendirme vasıtası olan bilirkişi incelemesinden de yararlanarak önüne gelen sorunu çözerek adaletin gerçekleşmesini temin ettiği, bununla birlikte hukuk kurallarını resen araştırarak bulmak, yorumlamak ve olaya uygulamak hâkimin işi olduğundan bu konularda bilirkişiye başvurulmasına izin verilmemesinin adil yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirilemeyeceği gerekçeleriyle, söz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olmadıklarına oy birliğiyle karar verilmiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, ayrıca davaya müdahale isteminde bulunan …’ın Dairemizin 14/02/2018 tarihli kararıyla katılma isteminin reddine karar verildiğinden anılan kişi tarafından yapılan toplam … TL yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmediğinden … TL yürütmenin durdurulması harcı ile artan posta ücretinin …’a iadesine,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 22/06/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.