Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2017/2551 E. , 2022/3445 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2017/2551
Karar No : 2022/3445
DAVACI : …
DAVALI : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN_KONUSU : Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı’nın “Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) konulu, 14/12/2011 tarihli ve 150 nolu Genelgesinin 3. sayfasında yer alan “…219. maddede, duruşmaların teknik araçlarla kayda alınmasının takdire bırakıldığı…” ve 4. sayfasında yer alan “…196 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, istinabe yasağı getirilen hallerde, SEGBİS kullanılmak suretiyle ifade alınmasında; asıl mahkemesince bizzat ilgilisine soru yöneltilebilmesi, sanık, tanık, bilirkişi vs. kişiler açısından da yargılamayı yapan mahkeme heyetinin doğrudan görülebilmesi, savunmanın bizzat yapılarak beyanda bulunabilmesi suretiyle yüzyüzelik ilkesinin sağlandığı gözetilerek bu işlemin Kanunun öngördüğü anlamda istinabe olarak değerlendirilemeyeceği ve bu nedenle alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar açısından da kullanılabileceği sonucuna ulaşılmaktadır.” şeklindeki ibarelerin iptali istenilmektedir.
DAVACININ_İDDİALARI_ : Davacı tarafından, tutuklu bulunduğu İstanbul il sınırları içerisinde yer alan Silivri 3 Nolu Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan yargılanmakta olduğu … Asliye Ceza Mahkemesince yapılacak duruşmaya fiilen katılma talebinin dava konusu Genelge uyarınca reddedildiği, 4. sayfada yer alan ibareye ilişkin olarak; ceza yargılamasının yüz yüzelik esasına dayandığı, Anayasa’nın 36. maddesinde de mahkeme önünde hazır bulunma hakkının düzenlendiği, yine 5271 sayılı Ceza Muhakamesi Kanunu’nun 182. maddesine göre de duruşmaların herkese açık olduğu, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararıyla da farklı yargı çevresinde bulunan sanığın istinabe yoluyla sorgusunun yapılamayacağının karara bağlandığı, 5271 sayılı Kanun’un 183. maddesinde, tanık ve bilirkişinin yargı çevresi dışında bulunması durumunda istinabe suretiyle dinlenebileceği ve 180. maddesinin 5. fıkrası uyarınca da böyle bir durumda UYAP Bilişim Sisteminde ses ve görüntünün aynı anda elektronik ortamda iletildiği, kaydedildiği ve saklandığı Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin (SEGBİS) kullanılabileceğinin düzenlendiği, 196. maddesinin 4. fıkrası uyarınca da 5 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere istinabe yoluyla sorgu yapılabileceği ve bu hallerde SEGBİS sistemini kullanmanın zorunlu olduğunun düzenlendiği, davaya konu Genelge’de yer alan SEGBİS sisteminin 5 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar açısından da kullanılabileceğine ilişkin düzenlemenin, anılan Kanun’un 196. maddesinin 2. fıkrasına aykırı olduğu, yargılama hukukuna ilişkin düzenlemelerin yalnızca kanun ile yapılabileceği ve genelge ile kanun maddesinin uygulanamaz hale getirilemeyeceği, ayrıca Genelgenin dayanağı olan SEGBİS Yönetmeliğinde de bu yönde düzenleme olmadığı; 3. sayfada yer alan ibareye ilişkin olarak; söz konusu düzenlemeyle SEGBİS sisteminin kullanılması hususunun mahkemenin ihtiyarında olduğunun kurala bağlandığı, bu düzenlemenin SEGBİS Yönetmeliğinin 9/1. maddesine aykırı olduğu, söz konusu kural ile mahkeme önünde hazır bulunma hakkıyla 5271 sayılı Kanun’un 149. ve 154. maddelerinin ihlal edildiği, belirtilen sebepler uyarınca dava konusu düzenlemelerde hukuka uyarlık bulunmadığı ileri sürülerek iptalleri istenilmektedir.
DAVALININ_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, SEGBİS’in Türk hukuk sistemine girişi ile doğrudan doğruyalık (vasıtasızlık, yüz yüzelik) ve silahların eşitliği gibi ilkeleri sağlamayan, istinabe ve naip hakimlik gibi usullerin büyük oranda bertaraf edilerek eksiksiz, doğru ve denetime uygun delil tespitinin (daha çok beyan delilinin) ve yargılamayla ilgili tüm işlemlerin bizzat esas yetkili yargı makamı tarafından yapılmasının önünün açıldığı, yine yol tutuklamalarının ve bu tutuklamaların neden olduğu hak ihlallerinin, sanıkların mahkemelerine nakli için harcanan giderlerin ve işgücü ihtiyacının büyük oranda azaltıldığı, ayrıca SEGBİS kullanımının yaygınlaşması sonucu yargılama sürecinin hızlanmasıyla, tutukluluk sürelerinin kısalarak, adil yargılanma, makul sürede yargılanma, makul sürede hakim önüne çıkarılma, makul masrafla yargılanma, kişi hürriyeti ve güvenliği haklarına uygunluğun sağlandığı, nitekim istinabe usulü kullanılan yargılama işlemlerinde genellikle çelişkili ve eksik konular kaldığı, asıl yetkili mahkemenin ise çelişkilerin, eksikliklerin ve yanlışlıkların giderilmesi için tekrar talimat yazarak yeniden istinabe usulüne başvurduğu, tüm bu durumların ise yargılama sürecini uzattığı, diğer taraftan, yüksek mahkeme kararlarında da SEGBİS kullanımının savunma hakkını kısıtlamayacağına vurgu yapıldığı, bu konuda Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuruda da, Mahkemece (B.No: 2013/2653) SEGBİS’in yüz yüzelik ilkesini sağladığına hükmedildiği, ilgili hükümler ve yüksek mahkeme kararları uyarınca dava konusu Genelge kurallarının hukuka uygun olduğu, SEGBİS kullanılarak ifade alınmasının istinabe sayılmayacağı, bu nedenle istinabe yasağı getirilen hallerde de SEGBİS kullanılmak suretiyle ifade alınabileceği ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava; Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Daire Başkanlığının 14/12/2011 tarih ve 150 nolu Genelgesinin 3. sayfasında yer alan; “…219. maddede, duruşmaların teknik araçlarla kayda alınmasının takdire bırakıldığı…” ve 4. sayfasında yer alan; “…196 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, istinabe yasağı getirilen hallerde, SEGBİS kullanılmak suretiyle ifade alınmasında; asıl mahkemesince bizzat ilgilisine soru yöneltilebilmesi, sanık, tanık, bilirkişi vs. kişiler açısından da yargılamayı yapan mahkeme heyetinin doğrudan görülebilmesi, savunmanın bizzat yapılarak beyanda bulunabilmesi suretiyle yüzyüzelik ilkesinin sağlandığı gözetilerek bu işlemin Kanunun öngördüğü anlamda istinabe olarak değerlendirilemeyeceği ve bu nedenle alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar açısından da kullanılabileceği sonucuna ulaşılmaktadır.” şeklindeki ibarelerin iptali istemiyle açılmıştır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun, “Tanıkların dinlenmesi” başlıklı 52. maddesinin üçüncü fıkrasında: “Tanıkların dinlenmesi sırasındaki görüntü veya sesler kayda alınabilir. Ancak; a) Mağdur çocukların, b) Duruşmaya getirilmesi mümkün olmayan ve tanıklığı maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunlu olan kişilerin, Tanıklığında bu kayıt zorunludur.” hükmü; “Tanığa ilk önce sorulacak hususlar ve tanığın korunması” başlıklı 58. maddesinin üçüncü fıkrasında: “Hazır bulunanların huzurunda dinlenmesi, tanık için ağır bir tehlike teşkil edecek ve bu tehlike başka türlü önlenemeyecekse ya da maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından tehlike oluşturacaksa; hâkim, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan da tanığı dinleyebilir. Tanığın dinlenmesi sırasında ses ve görüntülü aktarma yapılır. Soru sorma hakkı saklıdır.” hükmü; “İfade ve sorgunun tarzı” başlıklı 147. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde: “İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılır.” hükmü; “Tanık ve bilirkişinin naiple veya istinabe yoluyla dinlenmeleri” başlıklı 180. maddesinin beşinci fıkrasında: “Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak ifade alınır. Buna olanak verecek teknik donanımın kurulmasına ve kullanılmasına ilişkin esas ve usuller yönetmelikte gösterilir.” hükmü yer almaktadır.
Öte yandan, 5271 sayılı Kanun’un “Sanığın duruşmadan bağışık tutulması” başlıklı 196. maddesinde ise; “(1) Mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafii isterse, mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutabilir. (2) Sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya çekilebilir. Sorgu için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiine bildirilir. Cumhuriyet savcısı ile müdafiin sorgu sırasında hazır bulunması zorunlu değildir. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulur. ……. (4) Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre sanığın aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle sorgusunun yapılabilmesi olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak sorgu yapılır. …… (6) Yurt dışında bulunan sanığın, belirlenen duruşma tarihinde hazır bulunmasının zorluğu halinde, bu tarihten önce duruşma açılarak veya istinabe suretiyle sorgusu yapılabilir.” hükümlerine yer verilmiştir.
Ceza yargılamasında sanığın makul sürede yargılanması ve davaların en az giderle sonuçlandırılması amacına katkı sağlayan Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminde (SEGBİS) yüz yüzelik ve silahların eşitliği ilkelerine aykırılık bulunmadığı, söz konusu sistemin bu yönüyle istinabe sisteminden farklı olduğu, kişilerin ifade ve savunmalarının bizzat mahkemece dinlenmesine ve dolayısıyla daha sağlıklı bir yargılama yapılmasına imkan sağlayan Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin istinabe ve naip hakimlik usullerinde yaşanabilecek eksiklikleri ve zaman kaybını ortadan kaldırdığı açıktır.
Bu durumda, SEGBİS kulanılarak ifade alınmasının istinabe sayılamayacağı, dolayısıyla 5271 sayılı Yasa’nın 196. maddesinin 2. fıkrası ile istinabe yasağı getirilen haller dışında SEGBİS kullanılabileceği, dava konusu düzenlemede bu yönden üst normlara ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Daire Başkanlığının 14/12/2011 tarih ve 150 nolu Genelgesinin 3. sayfasında yer alan; “…219. maddede, duruşmaların teknik araçlarla kayda alınmasının takdire bırakıldığı…” yolundaki kısmına gelince;
5271 sayılı Yasa’nın 5271 sayılı Kanun’un “Duruşma tutanağı” başlıklı 219. maddesinde,” (1) Duruşma için tutanak tutulur. Tutanak, mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır. Duruşmada yapılan işlemlerin teknik araçlarla kayda alınması halinde, bu kayıtlar vakit geçirilmeksizin yazılı tutanağa dönüştürülerek mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır.
(2) Mahkeme başkanının mazereti bulunursa tutanak, üyelerin en kıdemlisi tarafından imzalanır.” hükmü yer almaktadır.
5271 Yasa’nın ses ve görüntü kaydı yapılmasını zorunlu kılan hükümleri dışında duruşmaların teknik araçlarla kayda alınmasının takdire bırakıldığı anlaşıldığından dava konusu düzenlemede bu yönüyle de hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan … Sulh Ceza Hakimliği’nin … tarih ve … sayılı tevkif müzekkeresi ile tutuklanan ve Silivri 3 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevk edilen davacı tarafından, Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunduğu sırada hakaret suçu nedeniyle yargılanmakta olduğu … Asliye Ceza Mahkemesinde yapılacak olan duruşmaya bizzat katılma talebinde bulunduğu, söz konusu talebin Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı’nın “Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) konulu, 14/12/2011 tarihli ve 150 nolu Genelgesine istinaden reddedilmesi üzerine, anılan Genelgenin 3. sayfasında yer alan; “…219. maddede, duruşmaların teknik araçlarla kayda alınmasının takdire bırakıldığı…” ve 4. sayfasında yer alan; “…196 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, istinabe yasağı getirilen hallerde, SEGBİS kullanılmak suretiyle ifade alınmasında; asıl mahkemesince bizzat ilgilisine soru yöneltilebilmesi, sanık, tanık, bilirkişi vs. kişiler açısından da yargılamayı yapan mahkeme heyetinin doğrudan görülebilmesi, savunmanın bizzat yapılarak beyanda bulunabilmesi suretiyle yüzyüzelik ilkesinin sağlandığı gözetilerek bu işlemin Kanunun öngördüğü anlamda istinabe olarak değerlendirilemeyeceği ve bu nedenle alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar açısından da kullanılabileceği sonucuna ulaşılmaktadır.” ibarelerinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
Her ne kadar davacı tarafından, yargılanmakta olduğu … Asliye Ceza Mahkemesinde yapılacak olan duruşmaya bizzat katılma talebinin dava konusu Genelgeye istinaden reddedildiği belirtilmekle yetinilmiş ve bu yönde bir karar ya da belge ibraz edilmemiş ise de; davalı idarece aksi yönde bir iddiada bulunulmadığı görüldüğünden, Genelgenin dava konusu kurallarının davacıya uygulandığı sonucuna varılarak uyuşmazlığın esasına geçilmiştir.
Davaya konu Genelge incelendiğinde; Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile ifade alma ve sorgu işlemleriyle duruşmaların video kaydına alınması, Cumhuriyet Başsavcılığı veya mahkemenin yargı çevresi dışında bulunan veya mahkemede hazır bulunamayan kişilerin video konferans yoluyla dinlenilmesi ve ifadelerinin kayda alınması imkanının sağlandığı ve bu sistem ile Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrasında yer alan yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması hususunun daha etkin yerine getirilmesinin amaçlandığı, SEGBİS kullanımının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesi, 3. fıkrasında belirtilen “makul sürede hakim önüne çıkarılma”, 6. maddesi, 1. fıkrasında belirtilen “kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan mahkeme önünde makul sürede yargılanma” ilkeleri doğrultusunda insan hakları ihlallerini önleyeceği, dolayısıyla ülkemizin maddi ve manevi tazminata mahkum edilmesinin bu suretle önüne geçileceğinin düşünüldüğü belirtilmiştir. Genelgenin 3. sayfasında, duruşmaların teknik araçlarla kayda alınmasının 5271 sayılı Kanun’un 219. maddesi uyarınca takdire bırakıldığı; 4. sayfasında ise, SEGBİS’in Kanun’da öngörülen istinabe kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığından, anılan Kanun’un 196. maddesinin 2. fıkrası uyarınca istinabe yasağı getirilen hallerde de SEGBİS kullanılarak ifade alınabileceği, bu sebeple alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar yönünden de SEGBİS’in kullanılabileceği kurala bağlanmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
ESAS YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat:
(Mülga) 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un “Görev” başlıklı 2. maddesinde, “Adalet Bakanlığının görevleri şunlardır:
a) Kanunlarda kurulması öngörülen mahkemeleri açmak ve teşkilatlandırmak, ceza infaz ve ıslah kurumları, icra ve iflas daireleri gibi her derece ve türdeki adalet kurumlarını planlamak, kurmak ve idari görevleri yönünden gözetim ve denetimini yapmak ve geliştirmek, …” hükmü;
“Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı” başlıklı 22/A maddesinde,”Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:
a) 12 nci maddenin (c) bendinde belirtilen konular hariç olmak üzere, Bakanlık merkez ve taşra teşkilâtı ile bağlı kuruluşların ilgili birimleriyle iş birliği yaparak bilgi işlem sistemini kurmak, işletmek, bakım ve onarımlarını yapmak veya yaptırmak, bunlara ait hizmetleri ilgili birimlerle birlikte yürütmek; bilgi işlem projeleri ile ilgili olarak Bakanlık birimleri arasında koordinasyonu ve işbirliğini sağlamak…
c) Bilişim teknolojisindeki gelişmelere uygun olarak daha etkin ve verimli bilgi, belge ve iş akışı düzenini kurmak, buna yönelik yazılımları üretmek veya sağlamak…
g) Gelişen bilişim teknolojisini izlemek ve bunların Bakanlık bünyesine aktarımı konusunda görüş ve önerilerde bulunmak.
h) Görev alanına giren konularda, mevzuat yetersizliğine ve aksaklığına ilişkin inceleme ve araştırmalar yaparak Bakanlığa önerilerde bulunmak, tüzük ve yönetmelikler hazırlamak, genelge düzenlemek.
i) Bilgi işlem müdürlükleri ile birlikte mahkemeler ve diğer ilgili kuruluşlarla işbirliği yaparak bilgi işlem sisteminin etkin ve verimli bir şekilde çalışmasını sağlamak…” hükmü;
“Bakanlığın düzenleme görev ve yetkisi” başlıklı 30. maddesinde, “Bakanlık, kanunla yerine getirmekle yükümlü olduğu hizmetleri tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge ve diğer idari metinlerle düzenlemekle görevli ve yetkilidir.” hükmü yer almaktadır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “İfade ve sorgunun tarzı” başlıklı 147. maddesi, 1. fıkrası, (h) bendinde, “İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılır.” hükmü;
“(i)” bendinde, “İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır…” hükmü;
“Şüphelinin veya sanığın müdafi seçimi” başlıklı 149. maddesinde, “(1) Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabilir; kanunî temsilcisi varsa, o da şüpheliye veya sanığa müdafi seçebilir.
(2) Soruşturma evresinde, ifade almada en çok üç avukat hazır bulunabilir.
(3) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.” hükmü;
“Müdafi ile görüşme” başlıklı 154. maddesi, 1. fıkrasında, “Şüpheli veya sanık, vekâletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tâbi tutulamaz” hükmü;
“Tanık ve bilirkişinin naiple veya istinabe yoluyla dinlenmeleri” başlıklı 180. maddesi, 3. fıkrasında, “Davayı görmekte olan mahkeme, zorunluluk olmadıkça, büyükşehir belediye sınırları içerisinde bulunan şikayetçi, katılan, sanık, müdafi veya vekil, tanık ve bilirkişilerin istinabe yoluyla dinlenmesine karar veremez.” hükmü; 5. fıkrasında, “Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak ifade alınır. Buna olanak verecek teknik donanımın kurulmasına ve kullanılmasına ilişkin esas ve usuller yönetmelikte gösterilir.” hükmü ;
“Sanığın duruşmadan bağışık tutulması” başlıklı 196. maddesinin, dava konusu işlem tarihinde yürürlükte olan halinde, “(1) Mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafii isterse, mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutabilir.
(2) Sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya çekilebilir. Sorgu için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiine bildirilir. Cumhuriyet savcısı ile müdafiin sorgu sırasında hazır bulunması zorunlu değildir. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulur…
(4) Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre sanığın aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle sorgusunun yapılabilmesi olanağının varlığı halinde bu yöntem uygulanarak sorgu yapılır.” hükmü yer almıştır.
Söz konusu 4. fıkra hükmü, dava konusu Genelgenin tesisinden sonra, 15/08/2017 tarihli ve 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 147. maddesi ile yapılan ve 01/02/2018 tarihli ve 7078 sayılı Kanun’un 142. maddesi ile aynen kabul edilen değişiklikle, “Hâkim veya mahkemenin zorunlu gördüğü durumlarda, aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle yurt içinde bulunan sanığın sorgusu yapılabilir veya duruşmalara katılmasına karar verilebilir.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un “Duruşma tutanağı” başlıklı 219. maddesinde, “(1) Duruşma için tutanak tutulur. Tutanak, mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır. Duruşmada yapılan işlemlerin teknik araçlarla kayda alınması halinde, bu kayıtlar vakit geçirilmeksizin yazılı tutanağa dönüştürülerek mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır.
(2) Mahkeme başkanının mazereti bulunursa tutanak, üyelerin en kıdemlisi tarafından imzalanır.” hükmü;
“Yönetmelik” başlıklı 333. maddesinde, “Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler, aksine hüküm bulunmadıkça, ilgili bakanlıkların görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılır.” hükmü yer almaktadır.
04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 03/07/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ve 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanununa dayanılarak hazırlanan, 20/09/2011 tarihli ve 28060 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında Yönetmeliğin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Yönetmeliğin amacı, soruşturma ve kovuşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkemece dinlenilmesine gerek görülen kişilerin Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi kullanılarak dinlenilmesi, kayda alınması, saklanması ile bunun için gerekli teknik altyapının kurulmasına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir.” hükmüne;
“Tanımlar ve kısaltmalar” başlıklı 3. maddesinde, “(1) Bu Yönetmelikte geçen;…
b) Bilişim sistemi: Bilgisayar, çevre birimleri, iletişim altyapısı ve programlardan oluşan veri işleme, saklama ve iletmeye yönelik sistemi,
c) SEGBİS: UYAP Bilişim Sisteminde ses ve görüntünün aynı anda elektronik ortamda iletildiği, kaydedildiği ve saklandığı Ses ve Görüntü Bilişim Sistemini,
ç) SEGBİS yazılımı: UYAP Bilişim Sisteminde SEGBİS’in gerçekleştirilmesi için geliştirilen yazılımı,…
e) UYAP Bilişim Sistemi: Adalet hizmetlerinin elektronik ortamda yürütülmesi amacıyla oluşturulan bilişim sistemini,
ifade eder.” hükmüne;
“Soruşturma veya kovuşturma işlemlerinin kayda alınması” başlıklı 9. maddesi, 1. fıkrasında, “Görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması olanağının varlığı hâlinde, kanunlardaki usul ve esaslar dairesinde, soruşturma veya kovuşturma aşamasında yapılan her türlü işlem SEGBİS ile kayda alınır.” hükmüne;
“Ceza infaz kurumunda bulunanlar” başlıklı 14. maddesi, 1. fıkrasında, “Teknik altyapının hazır olması durumunda ceza infaz kurumunda bulunan kişi SEGBİS ile dinlenebileceği gibi, SEGBİS üzerinden duruşmalara da katılabilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Dava Konusu Genelge’nin Yetki Yönünden İncelenmesi:
Anayasa’nın 123. maddesinde, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği; 124. maddesinin, dava konusu Genelgenin tesis edildiği tarihteki halinde ise, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Anayasanın 124. maddesi, idarenin düzenleme yetkisinin anayasal dayanağını oluşturmaktadır. Anayasanın sözü edilen maddesinde, idareyi düzenleyici işlem yapma yetkisini kullanmaya zorlayan bir kurala yer verilmediği gibi, bu yetkinin ancak Yasada açıkça belirtilen hallerde kullanılacağına ilişkin bir sınırlama da bulunmamaktadır. Dolayısıyla Anayasanın 123. maddesi gereği kuruluş ve görevleri yasayla düzenlenen idare, bu görev alanlarını ilgilendiren yasaların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelik çıkarma yetkisini haizdir. Başka bir ifadeyle, yasayla verilen görev alanlarında idarenin düzenleme yapma yetkisi mündemiçtir. Aksi yorum, idareye yasayla verilen görevin ifa edilmesinde yararlanılacak araçlardan biri olan düzenleme yetkisinin, görevli olunan alanda dahi kullanılamaması ve bu suretle görevin gereği gibi yerine getirilememesi sonucunu doğuracaktır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri incelendiğinde; yargılama faaliyeti dışında kalan adalet hizmetleriyle ilgili konularda hukuki düzenlemeleri yapma yetkisinin Adalet Bakanlığı’nın görevleri arasında bulunduğu ve Bakanlığın kanunla yerine getirmekle yükümlü olduğu hizmetleri tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge ve diğer idari metinlerle düzenlemekle görevli ve yetkili olduğu anlaşılmaktadır.
Bu bakımdan, davaya konu Genelgenin yetki unsuru yönünden hukuka uygun olup olmadığının tespiti için, öncelikle düzenlemenin adalet hizmetlerinin yürütülmesi kapsamında olup olmadığının ortaya konulması gerekmektedir.
Adalet hizmetlerinin elektronik ortamda yürütülmesi amacıyla oluşturulan UYAP Bilişim Sisteminde, ses ve görüntünün aynı anda elektronik ortamda iletildiği, kaydedildiği ve saklandığı Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi olarak tanımlanan SEGBİS’in soruşturma ve kovuşturma makamlarının ifade, sorgu, dinleme işlemleri sırasında kullanacağı bir araç, başka bir ifadeyle soruşturma ve kovuşturma faaliyetlerine yardımcı bir adalet hizmeti olduğu, bu sistemin uygulama alanına yönelik dava konusu düzenlemelerin de adalet hizmetleri kapsamında olup yargısal alana ilişkin bulunmadığı görülmektedir.
Ayrıca, yukarıda yer verilen 5271 sayılı Kanun’un 180. maddesinde, tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak ifade alınacağı ve buna olanak verecek teknik donanımın kurulmasına ve kullanılmasına ilişkin esas ve usullerin yönetmelikte düzenleneceği; 333. maddesinde, Kanun’da öngörülen yönetmeliklerin aksine hüküm bulunmadıkça, ilgili bakanlıkların görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacağının hükme bağlandığı dikkate alındığında; ceza soruşturması ve kovuşturması sırasında SEGBİS’in nasıl kullanılacağına ilişkin usul ve esasların idarece yönetmelikte düzenlenebileceğinin ve anılan bilişim sisteminin uygulanacağı her konuda idareye ayrıca bir açık yetki verilmesinin şart olmadığının kabulü gerektiğinden, davaya konu Genelgenin, 5271 sayılı Kanun uyarınca davalı idareye tanınan düzenleme yapma yetkisi dahilinde olduğu sonucuna varılmaktadır.
Dava Konusu Genelge’nin 3. sayfasında yer alan “…219. maddede, duruşmaların teknik araçlarla kayda alınmasının takdire bırakıldığı…” ibaresinin İncelenmesi:
Dava konusu ibarede, 5271 Kanun’un 219. maddesinde duruşmaların teknik araçlarla kayda alınmasının takdire bırakıldığı ifadesine yer verilmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, ifade alma, sorgu ve dinleme işlemlerinin görüntü ve/veya ses kaydının alınmasının hangi hallerde ihtiyari, hangi hallerde zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır.
Buna göre, anılan Kanun’un 52. maddesinin 3. fıkrasında, tanıkların dinlenmesi sırasında görüntü ve ses kaydı alınmasının kural olarak ihtiyari olduğu, ancak mağdur çocukların ve duruşmaya getirilmesi mümkün olmayıp tanıklığı maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunlu olan kişilerin tanıklığının kayıt altına alınmasının zorunlu olduğu; yine 58. maddesinin 3. fıkrasında, hazır bulunanların huzurunda dinlenmesinin, tanık için ağır bir tehlike teşkil edecek ve bu tehlikenin başka türlü önlenemeyecek ya da maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından tehlike oluşturacak olması halinde hâkimin, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan da tanığı dinleyebileceği, ancak bu sırada ses ve görüntülü aktarma yapılmasının zorunlu olduğu; 62. maddesinde yapılan atıfla da yukarıdaki hükümlerin bilirkişiler yönünden de uygulanabileceği hükme bağlanmıştır.
Aynı Kanun’un 180. maddesinde, tanık ve bilirkişilerin naip veya istinabe yoluyla dinlenmesi gereken hallerde, aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntemin öncelikle uygulanacağı; 147. maddesinde, ifade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılacağı; 196. maddesinde, sanığın, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya çekilebileceği, sanığın aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle sorgusunun yapılabilmesi olanağının varlığı hâlinde bu yöntemin öncelikle uygulanacağı kurallarına yer verilerek görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması zorunlu haller sayılmıştır.
Kanun’un 219. maddesinin 1. fıkrasında ise, “Duruşma için tutanak tutulur. Tutanak, mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır. Duruşmada yapılan işlemlerin teknik araçlarla kayda alınması halinde, bu kayıtlar vakit geçirilmeksizin yazılı tutanağa dönüştürülerek mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır.” hükmüne yer verilmiştir.
Dolayısıyla, Kanun’un 219. maddesiyle; yargı mercine, Kanun’un yukarıda aktarılan diğer hükümleri gereği, ister ihtiyari isterse zorunlu bir şekilde alınmış olsun, ifade alma, sorgu ve dinleme işlemlerine ilişkin bütün görüntü ve/veya ses kayıtlarının mutlaka yazılı tutanağa dönüştürülmesi zorunluluğu getirilmiş; ancak görüntü ve/veya ses kaydı alınmasına yönelik olarak herhangi bir zorunluluk öngörülmemiştir. Başka bir anlatımla, 219. maddede, ifade alma, sorgu ve dinleme işlemlerinin yüz yüze ya da görüntülü ve sesli iletişim tekniği kullanılarak yapılacağına yönelik bir kural sevk edilmemiş; Kanun’un yukarıda aktarılan diğer maddelerindeki ihtiyari ve zorunlu hallere atıf yapılmakla yetinilmiştir.
Bu durumda, Kanun’un 219. maddesinde, ifade alma, sorgu ve dinleme işlemlerinin görüntü ve/veya ses kaydı alınarak yapılmasını zorunlu kılan bir hükme yer verilmediği, söz konusu işlemlerin yüz yüze veya görüntülü ve sesli iletişim tekniği kullanılarak yapılması hususunda mahkemenin -Kanun’un diğer hükümleri çerçevesinde- takdir yetkisinin bulunduğu, dolayısıyla davaya konu düzenlemenin dayanağı mevzuata ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılmaktadır.
Esasen, Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasında da, SEGBİS’in kullanılması olanağının varlığı durumunda, kanunlardaki usul ve esaslar dairesinde soruşturma ve kovuşturma aşamasında yapılan her türlü işlemin SEGBİS ile kayda alınacağı düzenlemesine yer verilerek, 5271 sayılı Kanun gereği, ifade alma, sorgu ve dinleme işlemlerinin zorunlu veya ihtiyari olarak görüntü ve/veya ses kaydının alınmak istenmesi halinde, bu işlemlerin tamamının SEGBİS ile kayıt altına alınacağı kurala bağlanmış; söz konusu işlemlerin yargı yerinin yetkisine müdahale edilerek her hal ve şartta mutlaka SEGBİS ile kayıt altına alınacağı düzenlenmemiştir. Bu itibarla, dava konusu Genelge, anılan Yönetmelik hükmüne de uygun olup, davacının aksi yöndeki iddiasına itibar edilmemiştir.
Dava Konusu Genelge’nin 4. sayfasında yer alan “…196 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, istinabe yasağı getirilen hallerde, SEGBİS kullanılmak suretiyle ifade alınmasında; asıl mahkemesince bizzat ilgilisine soru yöneltilebilmesi, sanık, tanık, bilirkişi vs. kişiler açısından da yargılamayı yapan mahkeme heyetinin doğrudan görülebilmesi, savunmanın bizzat yapılarak beyanda bulunabilmesi suretiyle yüzyüzelik ilkesinin sağlandığı gözetilerek bu işlemin Kanunun öngördüğü anlamda istinabe olarak değerlendirilemeyeceği ve bu nedenle alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar açısından da kullanılabileceği sonucuna ulaşılmaktadır.” İbaresinin İncelenmesi:
Dava konusu düzenlemede, 5271 sayılı Kanun’un 196. maddesinin 2. fıkrası uyarınca istinabe yasağı getirilen hallerde de SEGBİS kullanılarak ifade alınabileceği, SEGBİS’in Kanun’da öngörülen istinabe kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu sebeple alt sınırı 5 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar yönünden de SEGBİS uygulanabileceği kurala bağlanmıştır.
İstinabe, yargılama sırasında bir mahkemenin yargı sınırları dışında kalan bir iş için o işin görüleceği yerde bulunan mahkemeden hukuki yardım talebinde bulunması olarak tanımlanmaktadır. İstinabeye ilişkin ceza yargılamasında düzenleme getiren 5271 sayılı Kanun’un 196. maddesinin 2. fıkrasında, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlara yönelik sorguda istinabe yoluna gidilemeyeceğinin, bu suçlarda sanıkların bizzat mahkemesince sorguya çekileceğinin; aynı maddenin 4. fıkrasında ise, yukarıdaki fıkra içeriğine göre sanığın aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle sorgusunun yapılabilmesi olanağının bulunması halinde bu yönteme öncelik verileceğinin kurala bağlandığı görülmektedir.
Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile asıl mahkemesince bizzat ilgilisine soru yöneltilebilmesi; tanık, bilirkişi, şikayetçi, katılan, sanık, müdafi, vekili gibi kişiler açısından da yargılamayı yapan mahkeme heyetinin doğrudan görülebilmesi, yine savunmanın bizzat yapılarak beyanda bulunulabilmesi amacıyla teknolojik olanaklar kullanılarak ilgili kişilerin yüz yüze gelmelerinin sağlanarak ceza muhakemesinin temel özelliklerinden olan yüz yüzelik ve doğrudan doğruyalık ilkelerinin yerine getirildiği, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde ve Anayasamızın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma ilkesi gereği ifadesi ya da savunması alınacak kişilerin bizzat mahkemesince dinlenebilmesine, hüküm vermeden önce hakimin sanığı bizzat görebilmesine olanak tanıdığı, ayrıca Anayasamızın 141. maddesiyle yargıya verilen “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması” görevinin ifasına katkı sunduğu anlaşılmaktadır.
Bu kapsamda yapılan değerlendirmede; istinabe usulünde, dosyanın görüldüğü mahkemece yargı sınırı dışında kalan bir iş için başka bir mahkemeden hukuki yardım talebinde bulunulduğu ve kendisinden hukuki yardımda bulunulan mahkemece o işin yerine getirildiği; ancak SEGBİS yöntemi ile istinabeden farklı olarak, bizzat yargılamayı yapan mahkemece ceza muhakemesi sujelerinin teknolojik olanaklar kullanılarak yüz yüze gelmelerinin sağlandığı, bu haliyle SEGBİS’in istinabe olarak değerlendirilmesine hukuki olanak bulunmadığı gibi adil ve etkin yargılanma ilkesinin de gereği olduğu, dolayısıyla hukuki nitelikleri birbirlerinden farklı olan istinabe ve SEGBİS’in kullanılması noktasında farklı düzenlemeler getirilmesinin mümkün olduğu anlaşılmakta olup, istinabe yasağı getirilen hallerde de SEGBİS’in kullanılabilmesini öngören dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Nitekim, dava konusu Genelgenin yayımından sonra, 5271 sayılı Kanun’un 196. maddesinin 4. fıkrasında, 15/08/2017 tarihli ve 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan ve 01/02/2018 tarihli ve 7078 sayılı Kanunla aynen kabul edilen değişiklikle, “Hâkim veya mahkemenin zorunlu gördüğü durumlarda, aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle yurt içinde bulunan sanığın sorgusu yapılabilir veya duruşmalara katılmasına karar verilebilir.” hükmü getirilmiş; bu suretle kovuşturmaya konu suçun ceza alt sınırına ve sanığın aynı büyükşehir belediyesi sınırları içinde olup olmadığına, dolayısıyla istinabe konusu yapılıp yapılamayacağına bakılmaksızın yüz yüzelik ve doğrudan doğruyalık ilkeleri öncelenerek sanığın yurt içinde olması kaydıyla SEGBİS aracılığıyla (aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle) sorgusunun yapılmasına ve duruşmalara katılmasına olanak tanınmış; başka bir ifadeyle kanun koyucu tarafından da SEGBİS’in (görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin) istinabeden farklı bir yöntem olduğu ve yüz yüzelik ile doğrudan doğruyalık ilkelerine uygun bulunduğu kabul edilmiştir.
Her ne kadar davacı tarafından, söz konusu düzenlemenin 5271 sayılı Kanun’un şüphelinin veya sanığın müdafi seçimini düzenleyen 149. ve müdafi ile görüşmeyi düzenleyen 154. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de; duruşmaların SEBGİS ile yapılması halinde de sanık, mahkeme heyeti, diğer yargılama sujelerinin birbirlerini rahatlıkla görüp karşılıklı soru sorabilme imkanına sahip olduğu dikkate alındığında; müdafi veya avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkının engellendiğinden söz edilmesine olanak bulunmadığı, dolayısıyla dava konusu düzenlemeyle şüpheli ya da sanığın söz konusu haklarının kısıtlanmadığı veya ortadan kaldırılmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, davacının söz konusu iddiasına itibar edilmemiştir.
Bu haliyle dava konusu düzenlemede üst hukuk normlarına aykırılık bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen ve adli yardım istemi kabul edildiğinden ödenmemiş olan toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesi, 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 22/06/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.