Danıştay Kararı 10. Daire 2017/4118 E. 2021/6821 K. 23.12.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2017/4118 E.  ,  2021/6821 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2017/4118
Karar No : 2021/6821

KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : …Valiliği
VEKİLLERİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının kısmen onanmasına, kısmen bozulmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 05/07/2017 tarih ve E:2015/5408, K:2017/3508 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekili olarak görev yaptığı dönemde, Şırnak ili, Silopi ilçesinde 04/06/2010 tarihinde katıldığı gösteri yürüyüşünde topluluğun dağıtılması amacıyla kolluk kuvvetlerince toplumsal olaylara müdahale aracından sıkılan suyun kendisine isabet etmesi sonucu yere düşmesine bağlı olarak kalça kemiğinin kırılmasında idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek çalışma gücünü kaybetmesi ve hastane masrafları için 20.000,00 TL maddi ile 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. İdare Mahkemesi’nce; davacının da aralarında bulunduğu bir topluluk tarafından terör örgütüne ait olduğu belirlenen flama ve pankartların taşındığı, slogan atıldığı, polisin dağıl ihtarına rağmen dağılınmayarak yürüyüşe devam edilmesi üzerine kolluk kuvvetlerince müdahalede bulunulduğu, toplumsal olaylara müdahale aracından sıkılan tazyikli suyun davacıya isabet etmesi sonucu davacının düşerek kalçasını kırdığı, yaşanan bu olayda davacının kolluk kuvvetlerine karşı doğrudan saldırısının bulunmadığı, taş ya da başkaca bir cisim atmadığı, uyarıya rağmen toplulukla birlikte yürüşüne devam ettiği, yapılan müdahalenin davacı açısından orantılı olmadığı, zira davacıya yönelen tazyikli suyun davacının yaralanmasına sebep olabilecek nitelikte ve ağırlıkta olduğu, bu nedenle izinsiz gösteriyi dağıtmakla görevli olan kolluk kuvvetinin davacıya yönelik olarak aşırı güç kullanması sebebiyle olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, ayrıca izinsiz toplantı ve gösteri yürüşüne katılması ve akabinde güvenlik güçlerinin uyarılarını dikkate almaması sebebiyle davacının da kusurunun bulunduğu, bununla birlikte davacının milletvekili olması sebebiyle yurt içinde tedavi gördüğü hastanelere herhangi bir ödemesi bulunmadığından, yurt dışına yapılan sevk sonrası ise tedavileri devam ettiğinden çalışma gücü kaybı olup olmadığının ve oranının kesinleşmediği, hastane masrafları yönünden de zararının henüz belirgin hal almadığı, bu nedenle davacının maddi zararlarının tazminine olanak bulunmadığı, öte yandan, manevi tazminatın olayda her iki tarafın da kusurlu bulunduğu gözetilerek takdiri gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 25.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat ile maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Her iki tarafın temyiz istemi üzerine Danıştay Onuncu Dairesince, temyize konu İdare Mahkemesi kararının maddi tazminatın reddine ilişkin kısmı ile manevi tazminatın kısmen reddine ilişkin kısmının onanmasına, manevi tazminatın kısmen kabulüne ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmiştir.

KARAR DÜZELTME
TALEP EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu olayın polisin haksız ve orantısız güç kullanımı neticesinde gerçekleştiği, davacının herhangi bir kusurunun bulunmadığı Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın düzeltilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

KARIŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacının karar düzeltme isteminin hukuki dayanağının bulunmadığı ileri sürülerek reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davacının karar düzeltme isteminin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin reddine, manevi tazminat isteminin kısmen reddine ilişkin kısmının onanması, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile reddedilen maddi tazminat nedeniyle davalı idare lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun’un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesi’nin 05/07/2017 tarih ve E:2015/5408, K:2017/3508 sayılı kararı kaldırılarak uyuşmazlık yeniden incelendi:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dava, davacının Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekili olarak görev yaptığı dönemde, Şırnak ili, Silopi ilçesinde 04/06/2010 tarihinde katıldığı gösteri yürüyüşünde topluluğun dağıtılması amacıyla kolluk kuvvetlerince toplumsal olaylara müdahale aracından sıkılan suyun davacıya isabet etmesi sonucu yere düşmesine bağlı olarak kalça kemiğinin kırılmasında idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek çalışma gücünü kaybetmesi ve hastane masrafları için 20.000,00 TL maddi ile 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

A) Temyiz İstemine Konu Mahkeme Kararının, Davanın Reddine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın davanın reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

B) Temyiz İstemine Konu Mahkeme Kararının, Manevi Tazminatın Kısmen Kabulüne İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:

İLGİLİ MEVZUAT:
2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun 1. maddesinde, polisin; asayişi, âmme, şahıs, tasarruf emniyetini ve mesken masuniyetini koruyacağı, halkın ırz, can ve malını muhafaza ve âmmenin istirahatini temin edeceği belirtilmiş; aynı Kanunda polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını kullanabileceği hükme bağlanmış; 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda ise, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılanlara karşı polisin sahip olduğu yetkiler düzenlenerek kanuna aykırı olarak yapılan bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılanlara karşı polisin gerekli tedbirleri almaya ve gerektiğinde tazyikli su ve biber gazı kullanmaya yetkili olduğu belirtilmiştir.
30/12/1982 tarih ve 17914 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği’nin “Olayların izlenmesi, kontrolü ve müdahale esasları” başlıklı 25. maddesinde, ses yükseltici cihazlar kullanılarak topluluğa “kanuna uyarak dağılmaları ve dağılmamaları halinde zor kullanılacağı” ihtarının yapılacağı, yapılan ihtara rağmen topluluğun dağılmaması halinde yeteri kadar zor kullanılarak öncelikle topluluğun bulunduğu yerde kalmasının temin edileceği, topluluğun büyümesini önlemek amacıyla dağıtmaya parça parça topluluklardan başlanacağı, topluluğun birleşmesine mani olunamadığı takdirde zor kullanmanın derecesinin arttırılacağı, toplu hareketin niteliğine, dağıtma sırasında gösterilen karşı koyma derecesine ve gereğine göre kademeli şekilde artan ölçüde bedeni kuvvet, maddi güç (kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçları) ve silah kullanılacağı, dağıtmak için yapılan müdahalenin bu işe en uygun yerlerde yapılacağı, açık sahalardaki sıkışık topluluklara karşı yapılacak dağıtma hareketinde, topluluğun küçük parçalara bölüneceği, bölünen parçaların diğer gruplardan irtibatsız hale getirilerek her parçanın dağıtılmasının sağlanacağı hükme bağlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava dosyasının incelenmesinden; 01/06/2010 tarihinden itibaren terör örgütünün basın ve yayın organlarından silahlı eylemlerin yanı sıra topyekün direnişe geçileceği, Silopi-Habur sınır kapısında yürüyüş gerçekleştirileceğinin, sivil halkın itaatsizlik eylemlerine yönlendirileceğinin, kamu binalarına taşlı – sopalı saldırılar ve molotof atma, araç yakma eylemleri yapılacağının duyurulduğu, 03/06/2010 tarihinde bir grubun güvenlik güçlerince yürütülen operasyonları protesto etmek amacıyla “Savaşa Geçit Vermeyeceğiz” konulu basın açıklaması yapmak istedikleri, aralarında davacının da bulunduğu HDP milletvekillerinin Şırnak Valisini ziyaret ettikleri, Silopi Kaymakamının, İlçe Emniyet Müdürünün ve İlçe Jandarma Komutanının da katıldığı toplantıya BDP İlçe Başkanı, Belediye Başkanı ve BDP İlçe Yönetim Kurulu üyelerinin davet edildiği, yürüyüş için izin almaları ve yolu kapatmamaları gerektiği söylenerek kendilerine yürüyüş güzergahı önerilmesi üzerine BDP’lilerin izin gerekmediğini söyleyip toplantıyı terk ettikleri, saat 15.00 civarında bin kişilik grubun BDP binası önünde toplandıkları, yüzlerinde maske ve ellerinde taş olduğu, terör örgütü elebaşına ait posterleri taşıdıkları, saat 16.00’da ikibin kişi oldukları ve İpek yolunda üçbin kişiye ulaşarak saat 16.30’da yolu kapattıkları, kapatılan yolun günde 2-3 bin ticari mal taşıyan kamyon ve TIR’ların seyrettiği uluslararası geçişin sağlandığı ana arter niteliğinde bir yol olduğu, milletvekili olan davacının kanunsuz gösteriye katıldığı, yasa dışı pankart ve örgüt propagandası yapan, slogan atıp taşlı – sopalı saldırıda bulunan kalabalığın en önünde yer aldığı, davacının “Kürt Sorununun Demokratik Çözümü İçin Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan Muhatap Alınsın” ibareli pankartın ucundan tutarak taşıdığı, polisin “gösteri yasalara aykırıdır, dağılmanız gerekiyor, müdahale edilecektir, lütfen dağılın” şeklindeki uyarılarına uyulmaması üzerine üçbin kişilik grubu dağıtmak amacıyla TOMA (toplumsal müdahale aracı) ile topluluğun üzerine tazyikli su sıkıldığı ve en önde yer alan davacının düşerek kalça kemiğinin kırıldığı anlaşılmaktadır.

Her ne kadar Mahkeme kararında, davacıya yönelen tazyikli suyun davacının yaralanmasına sebep olabilecek nitelikte ve ağırlıkta olduğu, bu nedenle izinsiz gösteriyi dağıtmakla görevli olan kolluk kuvvetinin davacıya yönelik olarak aşırı güç kullanması sebebiyle olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu kabul edilmekte ise de; kamu görevlileri tarafından kullanılan gücün, dağıtılması amaçlanan topluluğun büyüklüğü ve topluluğun uyguladığı saldırı ve şiddete göre belirleneceği, toplumsal olayları engellemeye yönelik güç kullanımında esas olan orantının her bir birey baz alınarak belirlenmesinin söz konusu olmadığı, kullanılan gücün topluluğun büyüklüğüyle orantılı olacağı, dava konusu olayda üçbin kişilik bir grubun söz konusu olduğu dikkate alındığında, kullanılan gücün üçbin kişiyi dağıtmaya yönelik olması nedeniyle orantılı olduğu açıktır.
Konuyla ilgili olarak, Mülkiye Müfettişleri tarafından düzenlenen 14/09/2010 tarih ve 159/83 sayılı raporda, güvenlik güçlerinin müdahalesinin şedit olduğu iddiasının izafi olduğu, üçbinin üzerinde olan ve onbinlere çıkma ihtimali mevcut bulunan topluluğun tam yerinde ve zamanında dağıtıldığı, olayda bir polis memurunun ağır yaralandığı, bir polis memurunun bacağının kırıldığı, 4 adet kamu aracının zarar gördüğü, olayda ölen olmadığı, 17 kişinin gazdan etkilendiği ve basit düzeyde yaralanarak ayakta tedavi edildiği, davacının kalçasının kırılması dışında ciddi bir yaralanma olmadığı, durumun en az zararla sonuçlanacak biçimde sevk ve idare edildiği, mülki amir ve güvenlik kuvvetleri hakkında cezai ve idari işlem yapılmasına gerek bulunmadığı belirtilmiştir.
Bilindiği üzere, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin düşüncenin ifade ediliş biçimlerinden biri olduğu, demokrasi, şiddete başvurmadan diyalog yoluyla çözümü önerdiğinden, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin de, toplumda mevcut olan problemlerin çözümü sürecine katkı gütme amacı taşıması gerektiği, toplantı ve gösteri yürüyüşü ile şiddetin özendirilmesi ve sosyal ortamın gerilmesinin, demokrasinin ortaya koymak istediği diyalog yolu ile çözüm sürecini engelleyeceği, en azından sekteye uğratacağı açıktır.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının, her zaman ve her yerde kullanılması, kamu düzeni veya kişilerin can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturabilir. Yine toplantı ve gösteri yürüyüşü, düzenlendiği yerdeki hayatı durma noktasına getirebilir ve bunun önlenmesi için bazı tedbirler alınması gerekebilir. Dolayısıyla, kamu düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, trafiğin düzenli akışının sağlanması, üçüncü kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması gibi bazı amaçlar, bu hakkın kullanılmasının sınırlanması için haklı sebepler oluşturabilir.
Bu sebeple, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, demokrasi ve bireyler için taşıdığı öneme rağmen, hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde (AİHS) hem de Türk hukukunda mutlak (sınırsız) bir hak olarak kabul edilmemiştir. Anayasamızın 34. maddesinde, herkesin, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra, bu hakkın, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabileceğine yer verilmiştir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, AİHS’nin 11. maddesinde düzenlenmektedir. Söz konusu maddeye göre, herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak hakkına sahiptir. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir. AİHS’nin 11. maddesinde korunan bu hak, demokratik bir toplumu şekillendiren temel haklardan olup, ifade özgürlüğü gibi, demokratik bir toplumun temel taşlarından biridir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşünde, bir düşüncenin toplu olarak açıklanması söz konusudur. Bir toplantı ve gösteri yürüyüşü ile açıklanmak istenen bu fikir, ona karşı olanlar için olumsuz olarak algılansa da koruma altındadır. Devletin resmî ideolojisi ile aynı fikirde olmayanların da, barışçıl bir ortamda olmak ve şiddeti ve düzensizliği teşvik niteliği taşımamak şartı ile kendi seslerini duyurma imkânına sahip olmaları gerekir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, kanunla önceden düzenlenmiş olmak şartı ile kamu düzeninin, millî güvenliğin veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi sebeplerle, demokratik bir toplumda kabul edilebilir bir sebebe dayanarak sınırlanabilir. Diğer bir ifade ile, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, ancak barışçıl amaçla düzenlendiği zaman koruma altındadır. Şiddete başvuran gösterici ve katılımcılar bu haktan yararlanamazlar.
Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (Komisyon), Batı Almanya’da yaşanan bir olayda, askerî tesislerin önündeki bir otoyolun her saat için 12 dakika oturma eylemi ile trafiğe kapatılması durumunda, oturma eylemine katılan kişilerin, yolu trafiğe kapatmaktan dolayı yakalanmasını ve mahkûm olmasını, bu tip bir durumun toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılmasından daha çok kamu düzenine zarar verme amacı taşıdığından dolayı, hak ihlâli olarak algılanamayacağına karar vermiştir (MG-Almanya, Başvuru No:13079/87 (1988)) (Prof. Dr. Mesut Bedri Eryılmaz, Toplumsal Olaylarda Orantısız Güç Kullanımı). Diğer bir deyişle, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılmasının trafiği makul ölçüde aksatması kabul edilmekle birlikte, trafiğin tamamen kapatılmasına, bu hakkın kapsamı içinde müsamaha gösterilemez.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü ne kadar uzarsa, özellikle başkaları için hayatı çekilmez kılıyorsa, Devletin sınırlama hususundaki yetkisi daha da belirginleşir. Örneğin, evsizlerin kötü durumuna dikkat çekmek için kalabalık bir metro istasyonu girişinde gerçekleştirilen, 50’ye yakın kişinin bir hafta süren, yoldan geçenlerin geçişini engelleyecek nitelikteki oturma eyleminin polisçe dağıtılması hâlinde yapılan müdahale haklı ve Devletin takdir marjı (sahası) içinde bulunmuştur (Fredi-Avusturya, Başvuru No:15225/89) (Prof. Dr. Mesut Bedri Eryılmaz, Toplumsal Olaylarda Orantısız Güç Kullanımı).

Yetkili makamlara önceden bildirimde bulunma veya izin alma mecburiyeti, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasına getirilen bir sınırlama değildir. Hatta katılımcılar, önceden izin alınmayan bir toplantıya katılmalarından dolayı cezalandırılabilirler. Ancak bu hakkın ertelenmesi veya yasaklanması, şüphesiz bu hakka yapılan bir müdahale teşkil edecektir ve AİHS’nin 11. maddesinin 2. fıkrasına dayandırılmalıdır.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının sınırlanabilmesi için, sınırlama sebeplerine başvurma “gerekli” olmalıdır. “Gereklilik”, her olayın kendi şartları içinde değerlendirilmesi gereken, “açık ve mevcut bir tehlikeyi” içeren “ağır ve sosyal bir ihtiyacın varlığını” ifade eder.
Rassemblement Jurassien ve Unite Jurassiene – İsviçre davasında, başvuru sahibi kar amacı gütmeyen iki dernek, Devletin savaş uçağı satın almasını protesto etmek için, askerî bir tören esnasında, törene katılan kişileri tahrik ederek olay çıkarması muhtemel bir kısım broşürler dağıtmakta ve başkalarının töreni seyretmesinin önünde fiziksel bir engel teşkil eden bir pankartı taşımaktadır. Polis, başvuru sahibinin olay yerinden uzaklaşmasını istemiştir. Direnmesi üzerine başvuru sahibi yakalanarak tören yerinden uzaklaştırılmıştır. Bu olayda Mahkeme, başvuru sahibinin yakalanarak topluluğun içinden uzaklaştırılmasını gerekli görmüş ve bu davranışın toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlâlini oluşturmadığı sonucuna ulaşmıştır. Mahkemeye göre, törenin niteliği, kalabalığın içinden bazı kişilerin başvuru sahibini tehdit etmesi, polisin başvurucuların uzaklaşmasını istemesine rağmen kalabalığın içinden ayrılmaması ve yakalamanın 3 saat sürdüğü dikkate alındığında, kamu düzeni için tehlikenin net olduğu açıktır ve kamu düzeninin korunması için polisin yakalama tedbirine başvurmaktan başka alternatifi kalmamıştır. (Chorhen – Avusturya, Başvuru: 1993 AİHR 358) (Prof. Dr. Mesut Bedri Eryılmaz, Toplumsal Olaylarda Orantısız Güç Kullanımı) Toplantı ve gösteri yürüyüşünde önemli olan toplantının barışçıl bir amaç taşıyor olmasıdır.
Dava konusu olayda, aralarında davacının da bulunduğu üçbin kişilik kalabalığın uluslararası İpek yolunu kapattıkları, kamu düzenini bozucu ve kamunun geçişini engelleyici davranışlar sergiledikleri açıktır.
Bu itibarla, Mahkemece, idarenin önlemekle yükümlüğü olduğu olayda, davacı açısından aşırı güç kullanılması sebebiyle hizmet kusurunun bulunduğu, davacının ise izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmak ve akabinde güvenlik güçlerinin uyarılarını dikkate almayarak dağılmamak suretiyle müterafik kusuru olduğu gerekçesiyle manevi tazminat isteminin 25.000,00 TL’lik kısmının kabulüne karar verilmiş ise de; yukarıda belirtilen AİHM kararları dikkate alındığında, barışçıl olmayan toplantı ve gösterilerin hukuk düzenince korunmayacağı, uluslararası ulaşımı sağlayan yolun kapatılmasıyla toplumun ulaşım hakkının engellendiği, kamu düzeninin bozulduğu ve halkın temel hak ve özgürlüklerinin ortadan kaldırıldığı dikkate alındığında, davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

C) Temyiz İstemine Konu Mahkeme Kararının, Reddedilen Maddi Tazminat Nedeniyle Davalı İdare Lehine Nispi Vekalet Ücretine Hükmedilmesine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:

İNCELEME VE GEREKÇE :
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar” başlıklı 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, temyiz incelemesi sonunda kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa Danıştay’ın kararı düzelterek onayacağı hükme bağlanmıştır.
31/12/2014 tarih ve 29222 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve Mahkeme kararı tarihi itibariyle uyuşmazlığa uygulanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret” başlıklı 13. maddesinde, “Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için Tarifenin İkinci Kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (yedinci maddenin ikinci fıkrası, dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile onuncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
Aynı Tarifenin “Manevi tazminat davalarında ücret” başlıklı 10. maddesinde ise, “(1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez. (3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur. (4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir.” düzenlemesi yer almaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava, maddi zarar yönünden 20.000,00 TL maddi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. İdare Mahkemesince, davacının maddi tazminat isteminin reddine ve reddedilen maddi tazminat yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre nispi olarak hesaplanan 2.400,00 TL vekalet ücretinin davacı tarafından davalı idareye ödenmesine karar verildiği görülmektedir.
Maddi tazminat talebiyle açılan davalarda, davanın tümden ret veya kısmen kabul kısmen retle sonuçlandığı durumlarda kabul edilen tazminat miktarının önemli kısmının vekalet ücreti olarak davalı idareye ödenmesi, açılan tazminat davasını davacı açısından anlamsız hale getirmekte, bazı olaylarda ise, davacının dava açılmadan önceki durumundan daha kötü bir duruma girmesine neden olmakta, bu durum, gerek Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarında gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirilmektedir. Tümden ret ya da kısmen kabul, kısmen ret ile sonuçlanan maddi tazminat davalarında, taraflar lehine hükmedilecek vekalet ücretinin, kişilerin hak arama özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal etmeden ne şekilde hesaplanacağı konusunda Tarifenin 10. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına paralel bir düzenlemeye yer verilmemiş olması nedeniyle, reddedilen maddi tazminatın Tarifenin üçüncü kısmına göre belirleneceğine ilişkin Tarife hükmünün ihmal edilmesi, hakkaniyete daha uygun olacaktır.
Yukarıda yer alan açıklamalar uyarınca, İdare Mahkemesince maddi tazminat isteminin tamamı için ret hükmü kurulmasına rağmen davalı idare lehine nispi vekâlet ücreti hükmedilmesinde de hukuki isabet görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE,
2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının maddi tazminat isteminin reddi ile manevi tazminat isteminin kısmen reddine ilişkin kısımlarının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile reddedilen maddi tazminat nedeniyle davalı idare lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısımlarının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın …. İdare Mahkemesine gönderilmesine, 23/12/2021 tarihinde oy birliğiyle, KESİN OLARAK karar verildi.