Danıştay Kararı 10. Daire 2018/2715 E. 2022/5285 K. 16.11.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2018/2715 E.  ,  2022/5285 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2018/2715
Karar No : 2022/5285

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
3- …
4- …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından; 25/12/2012 tarihinde E-90 karayolu üzerinde Ankara istikametinden gelerek Aksaray istikametine seyir halinde olan … plakalı araç ile davacılardan … İl Emniyet Müdürlüğü bünyesinde polis memuru olarak görev yapmakta olan …’nin sevk ve idaresindeki … İl Emniyet Müdürlüğüne ait … plakalı aracın çarpışmasıyla meydana gelen trafik kazası neticesinde …’nin malul hale geldiğinden bahisle olayda idarenin sorumluluğu bulunduğu ileri sürülerek uğradıkları iddia edilen zararlara karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla … için sürekli işgücü kaybına uğraması nedeniyle 50,00 TL maddi, sürekli bakıma muhtaç kalması sebebiyle 50,00 TL maddi olmak üzere toplam 100,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi; eşi … için 120.000,00 TL manevi; çocukları … ve …’nin her biri için ayrı ayrı 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığınca hazırlanan raporda, davacı …’nin asli, diğer araç sürücüsünün ise tali kusurlu olduğu kanaatine varıldığı, olayın oluşumu ve niteliği dikkate alındığında idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, kusursuz sorumluluğunun bulunup bulunmadığına gelince, her ne kadar …’nin genel çalışma gücünü % 100 oranında kaybetmesi ile idarece yürütülen hizmet arasında nedensellik bağı bulunmakta ise de, yürütülen kamu hizmeti sırasında meydana gelen söz konusu zararın davacının kendi kusurundan doğmuş olması nedeniyle kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca da giderilmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu … İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından; polis memuru olan …’nin bir suçun failinin yakalanması amacıyla arama kararının ivedilikle icrası açısından oldukça seri hareket ettiği esnada bu zaruret nedeniyle kazanın meydana geldiği, dosya kapsamında alınan kusur raporlarında asli kusurlu olduğu belirtilmiş olsa da söz konusu trafik kuralını arama kararının icrası kapsamında ihlal ettiği göz önünde bulundurulduğunda bu durumun idarenin sorumluluğunu kaldırmayacağı, müterafik kusurun tazminattan indirim sebebi olacağı, kazanın meydana gelmesinde tam kusurlu olmadığı, diğer sürücünün de kusurlu olduğu, öte yandan arama kararının saat 06.00-08.00 arası icrası gerektiğinden kamu hizmetinin ve verilen görev ve emrin niteliği gereğince acele edildiği, idari hizmete ilişkin eylem ve işlemler sırasında karşılaşılan istisnai risklerden kaynaklanan zararların kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca karşılanması gerektiği, olayda illiyet bağını kesen bir olgu olmadığı, zararın zarar gören üzerinde bırakılmayarak toplumun geneline yayılmasının adalet ve hakkaniyet esaslarına uygun olduğu, hizmetin özelliklerinden kaynaklanan risk ve tehlikeler nedeniyle idarenin kusuru olmasa da sorumluluğu olduğu belirtilerek Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacılardan … Aksaray İl Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapmakta iken, 25/12/2012 tarihinde bir suçun faili hakkındaki arama kararını icra etmek maksadıyla saat 06.20’de sevk ve idaresindeki … plakalı araçla, E-90 karayolu üzerinde seyir halinde olduğu esnada Ankara istikametinden gelen … plakalı aracın çarpışmasıyla meydana gelen trafik kazası sonucu ağır yaralanarak omurilik zedelenmesi neticesinde engelli hale gelmiştir.
Emniyet Genel Müdürlüğü Nakdi Tazminat Komisyonu’nun … tarih ve … sayılı kararıyla, davacılardan …’ye 2330 sayılı Kanun uyarınca 168.752,00 TL nakdi tazminat ödenmesine; SGK Başkanlığı Sağlık Kurulu’nun 17/02/2016 tarihli kararıyla, başkasının yardım ve desteğine muhtaç olacak derecede malul olduğuna, 1053 sayılı Nizamnameye göre derecesinin 1 (bir), maluliyetinin sürekli olduğuna ve idari polislik görevinde çalışamayacağına; Vazife Malullüğü Tespit Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararı ile de 5510 sayılı Kanun’un 47. maddesinin 1. fıkrasına göre vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
Olay nedeniyle davacı tarafından, … A.Ş’ye karşı çalışma gücü kaybı ve bakıcı ücretine ilişkin tazminat istemiyle … Asliye Ticaret Mahkemesinin E:… sayılı dosyası ile açılan davada, Ankara Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığınca düzenlenen … tarih ve … sayılı rapor ile de Sosyal Sigortalar Kurumu Sağlık İşlemleri Tüzüğü esas alınarak davacı …’nin vücut genel çalışma gücünü %100 oranında kaybettiği, 03/08/2013 tarihli ve 28727 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan (Mülga) Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliğinin 12. maddesine göre de devamlı surette başkasının bakımına muhtaç olduğu tespit edilmiştir.
Davacılar tarafından 23/05/2016 tarihli dilekçeyle davalı idareye 2.000.000,00 TL maddi ve 2.000.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine 08/08/2016 tarihinde bakılmakta olan işbu dava açılmıştır.
Olayla ilgili olarak … Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … sayılı soruşturma kapsamında alınan 10/01/2013 tarihli trafik kazası bilirkişi raporunda, … Sulh Ceza Mahkemesinin E:… sayılı ceza dosyasında alınan 21/05/2014 tarihli trafik kazası bilirkişi raporunda ve Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığınca hazırlanan 13/02/2013 tarihli raporda, “…sürücü …’nin kavşaklarda geçiş önceliği kuralını dikkatsizlik ve tedbirsizlik sebebiyle ihlal ettiğinden kazada asli kusurlu olduğu, … plakalı araç sürücüsünün ise dikkatsizlik ve tedbirsizlik sebebiyle hızını meskun mahal şartlarına uydurmadığından ve kavşaklara yaklaşırken hızını azaltmadığından kazada tali kusurlu olduğu” yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesi tarafından söz konusu raporlar hükme esas alınabilecek nitelikte bulunarak davacılardan …’nin kusurundan kaynaklanan zarardan idarenin sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminle yükümlüdür. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin görevini yaparken, görevi nedeniyle uğramış olduğu zararların da kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir.

İdarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için, bir zararın bulunmasının yanı sıra, bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması, başka bir anlatımla, zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabilmesi gerekir. Zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunmaması, zararın o idari faaliyetten doğmadığını gösterir. Meydana gelen zarar; mücbir sebep, beklenmeyen hal ya da sadece zarar görenin veya üçüncü kişinin eyleminden kaynaklanmışsa, bu durum zarar ile idare arasındaki illiyet bağının kesilmesine sebep olacağından, idarenin tazmin sorumluluğundan söz edilemez. Zararın oluşmasında zarara uğrayanın veya üçüncü kişinin kusurunun bulunması halinde, idarenin tazmin sorumluluğunun, kusurun niteliğine ve ağırlığına, dolayısıyla sonuca etki oranına bağlı olarak ortadan kalkması ya da kusur ölçüsünde azalması söz konusu olacaktır. Bu ilke, kural olarak, hem kusur hem de kusursuz sorumluluk hallerinde geçerli bulunmaktadır.
Bununla birlikte, idarenin, kamu personelinin, görevlerinin neden ve tesiriyle uğradıkları zararlardan doğan tazmin (hukuki/mali) sorumluluğu, ister kusursuz sorumluluk isterse sosyal risk ilkesi kapsamında olsun, üçüncü kişilerin kusuru ile ortadan kalkmamaktadır. Nitekim, terör eylemleri sonucu kamu görevlilerinin uğradıkları zararın, salt teröristlerin suç teşkil eden kusuru sonucu oluşmasına ve idare ile illiyet bağı dahi kurulamamasına rağmen ilgili idarece tazmin edilmesi gerektiği Danıştayın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1) İdarenin Olaydaki Hukuki Sorumluluğu Yönünden:
İdarenin, hizmet kusurundan sonra ikincil nitelikteki sorumluluk sebebi olan kusursuz sorumluluk, hukuka uygun idari eylem ve işlemlerden doğan özel ve olağan dışı zararların tazmin edilmesi yükümlülüğünü ifade etmektedir.
Kusursuz sorumluluk sebepleri arasında yer alan risk ilkesi ya da risk sorumluluğu, idarenin hiçbir kusuru olmasa bile, yürüttüğü tehlikeli/riskli faaliyetler veya kullandığı tehlikeli araçlar nedeniyle ortaya çıkan zararı tazmin etmekle yükümlü olması demektir.
Risk ilkesi denildiğinde akla ilk olarak mahiyeti itibariyle yüksek risk ve tehlike arz eden durumlar gelse de kara, deniz ve hava taşıtlarının yol açtığı zararlar da idarenin risk ilkesine göre sorumluluğuna yol açabilmektedir. Zira, bu araçların kullanımında her zaman yüksek risk bulunmaktadır.
Uyuşmazlıkta, zarara yol açan trafik kazasının, davacılardan …’nin Aksaray İl Emniyet Müdürlüğü bünyesinde polis memuru olarak çalıştığı esnada bir suçun failinin yakalanması için verilen arama kararının icrası sırasında meydana geldiği, dosyada mevcut bilirkişi raporlarına göre, kazanın oluşumunda …’nin asli, kazaya karışan üçüncü kişinin ise tali kusurlu olduğu görülmektedir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, her ne kadar davacı …’nin acil bir göreve gidiyor olması dolayısıyla trafikte geçiş üstünlüğü bulunduğu, bu nedenle olayın meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun söz konusu olmayacağı düşünülebilir ise de; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 71. maddesi uyarınca, geçiş üstünlüğüne sahip olan “emniyet ve asayişi korumak için acele olay yerine giden kolluk araçlarının”, bu haklarını, halkın can ve mal güvenliğini tehlikeye sokmamak, duyulur ve görünür geçiş üstünlüğü işareti vermek şartıyla kullanabilecekleri açıktır. Olayda ise adı geçen davacının, geçiş üstünlüğünü diğer sürücülerin bilgisine de sunmasını sağlayacak ışıklı ve sesli uyarı işaretlerini (tepe lambası ve siren sistemini) kullandığına dair dosyada herhangi bir bilgi-belge bulunmamaktadır. Esasen, dosyada mevcut ve yukarıda özetlenen bilirkişi raporlarında da bu nedenle davacının asli kusurlu olduğu kanaatine varılmıştır. Dolayısıyla davacı …’nin, olayda geçiş üstünlüğünün bulunmaması nedeniyle asli kusurlu olduğu sabittir.
Bununla birlikte, uyuşmazlığa konu trafik kazasının …’nin görevi sırasında, görevinin neden ve etkisiyle meydana geldiği anlaşıldığından, idarece yürütülen hizmet ile davacının yaralanması arasında nedensellik bağının bulunduğu ve gerek davacının gerekse kazaya karışan üçüncü kişinin kusurunun bu bağı kesmediği dikkate alındığında, yürütülen kamu hizmeti sırasında meydana gelen özel ve olağandışı zararın kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca giderilmesi hakkaniyet gereğidir. Nitekim davalı idarece de illiyet bağının mevcudiyeti kabul edilerek davacı …’ye nakdi tazminat ödenmiştir.
İdarenin sorumluluğunun kapsamına gelince;
Bilindiği üzere, idarenin, istihdam ettiği kolluk güçlerini, ifa ettikleri görevleri sırasında maruz kaldıkları istisnai risklerden koruması prensibine dayanan mesleki risk ilkesinde, kural olarak, zararın -bütünüyle dahi olsa- üçüncü kişilerin eylemlerinden doğmuş olması halinde, zarar ile idari faaliyet arasındaki illiyet bağı kesilmediği gibi, idarenin sorumluluğunun, üçüncü kişinin kusuru oranında azalması da söz konusu olmamaktadır. Bu itibarla, davacı …’nin aracına çarpan diğer aracın sürücüsünün olaydaki (tali) kusuru, idarenin sorumluluğunun kapsamında herhangi bir değişikliğe yol açmamakta; yalnızca idarenin ödeyeceği tazminat tutarında (adli yargı yerinde açacağı dava aracılığıyla) rücu hakkının doğmasını sağlamaktadır.
Ayrıca, davacı …’nin olaydaki (asli) kusurunun, idarenin sorumluluğunun kapsamına etkisinin de irdelenmesi gerekmektedir. Davacı …’nin olayın meydana gelmesinde asli kusurlu olduğu dikkate alındığında, davalı idarenin, adı geçen davacının kusuru oranında sorumluluktan kurtulduğunun kabulü zorunludur. Buna göre, davacı …’nin kusur oranının tespiti için Mahkemece ayrıca bilirkişi incelemesi yaptırılması ve tespit edilecek zarar tutarından, bu kusuru oranında indirime gidilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.

2) Davacı …’nin Maddi Tazminat İstemi Yönünden:
İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin malvarlığında meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yok olması nedeniyle elde edeceği gelirde meydana gelen azalmayı ifade etmektedir. Dolayısıyla hesaplanacak tazminatın azami miktarı gerçek zarar ile sınırlıdır.
Öte yandan dinamik bir yapıya sahip olan tazminat hukuku çerçevesinde zarar ve yarar kalemleri belirlenirken, tazminat tutarının hesaplanması, yerleşik yargı uygulamasında da kabul edildiği üzere hukuk bilimi dışında özel bilgi gerektirmektedir. Bu sebeple maddi tazminatın aktüeryal yönden hesaplanması gereken davalarda mahkemelerce bilirkişinin görüşünün alınmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu itibarla, dava konusu olay nedeniyle davacı …’ye ödenecek olan maddi tazminat, Dairemizin son dönem yerleşik içtihatları uyarınca aşağıda yer alan ilkeler gözetilerek hesaplanmalıdır.

a) Gelir kaybı zararının hesabı:
Her ne kadar davacı tarafından, yalnızca çalışma gücü kaybı ve bakıcı giderinden doğan zararın tazmini istenilmiş, gelir kaybına yönelik tazminat isteminde bulunulmamış ise de; çalışma gücü kaybı zararının hesabının gerçeğe en uygun şekilde (yarar-zarar denkleştirmesi açısından) yapılabilmesi amacıyla gelir kaybı zararının da hesaplanması zorunlu bulunmaktadır.
Aktif dönemde işlemiş dönem zararı, Mahkemece verilecek ara kararı tarihi itibarıyla davacının emsali polis memurunun almakta olduğu görev aylıklarının aylar itibarıyla dökümünün davalı idareden istenilmesi, yine aynı tarih itibarıyla davacının almakta olduğu vazife malullüğü aylıklarının aylar itibarıyla dökümünün Sosyal Güvenlik Kurumundan istenilmesi gerekmekte olup, gelen cevaplara göre görev aylığı ile vazife malullüğü aylığı karşılaştırılarak aradaki farkın, davacının aktif dönemde işlemiş zararı olduğu kabul edilmelidir. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır.
Aktif dönemde işleyecek dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten, davacının yasal emeklilik yaşını tamamladığı/tamamlayacağı tarihi kapsayan döneme ilişkin zararı ifade etmektedir. Bu dönemde davacının zararı, emsalinin almış olduğu görev aylıkları ile bu dönem içerisinde de almaya devam ettiği vazife malullüğü aylıkları dikkate alınmak suretiyle, işlemiş dönem zararının hesaplanmasındaki yöntemle (görev aylığı ile vazife malullüğü aylığı arasındaki fark zarar olarak kabul edilmek suretiyle) hesaplanmalıdır. İşlemiş dönem zararından farklı olarak, bu dönemdeki zararın hesabında, her iki aylıkta meydana gelecek artışlar ile zarar ve yarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.
Pasif dönemdeki zararı, davacının yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenecek muhtemel ömrünün sonuna kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemdeki zarar, Mahkemece ara kararının verildiği tarih itibarıyla davacı yasal emekli olma koşullarına sahip olsaydı bağlanabilecek emekli aylığının tutarı Sosyal Güvenlik Kurumuna sorularak gelen cevaba göre, emekli aylığı ile bu dönemde de almaya devam edeceği vazife malullüğü aylığı arasında aylar itibarıyla oluşan farkın peşin sermaye değeri kadar olmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontaya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.
Aktif dönem sonunun, pasif dönem başlangıcının tespitinde, 5434 sayılı Kanun’un 40. maddesi uyarınca, davacı polis memurunun öğrenim durumu itibarıyla görevde yükselme olanağı yok ise 55 yaşın; var ise yükselebileceği rütbeye ilişkin anılan Kanun maddesinde düzenlenen emeklilik yaşının dikkate alınması gerekmektedir.
Ayrıca, davacı kamu görevlisi olduğundan, geliri maaş katsayısına bağlı olarak belirli dönemlerde artmaktadır. Zararının tespitinde, yeniden düzenlenecek rapor tarihine kadar, gelirde meydana gelen artışların da dikkate alınması gerekir. Başka bir ifadeyle, davanın görülmesi sırasında maaşında bir artış meydana gelmiş ise, bu yeni maaşa göre hesaplama yapılmalıdır.
Öte yandan, davacıya ilgili kanunlar uyarınca başkaca herhangi bir ödeme yapıldığının tespit edilmesi halinde, bu ödemenin de Borçlar Kanunu’nun 55. maddesi kapsamında değerlendirilerek tazminat hesabının yapılması, yarar olarak değerlendirilmesi halinde rapor tarihindeki güncel değerinin hesaplanarak zarar tutarından indirilmesi gerektiği açıktır.
Bu kapsamda, 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun uyarınca davacıya ödenen nakdi tazminatın ve mevcutsa 5434 sayılı Kanun’un Ek 79. maddesi kapsamında ödenen tütün ikramiyesinin olay nedeniyle sağlanan yarar niteliğinde olduğu kabul edilerek, hesaplanan maddi zarar tutarından, rapor tarihindeki yasal faiz uygulanarak güncellenmiş değerlerinin hesaplanarak düşülmesi gerekmektedir.
Yine davacının yaralanmasına neden olan kaza ile ilgili olarak davacı tarafından … A.Ş’ye karşı çalışma gücü kaybı ve bakıcı giderine yönelik tazminat istemiyle … Asliye Ticaret Mahkemesinde E:… sayılı dosya ile açılan davada, tazminata hükmedilip hükmedilmediği, hükmedilmiş ise davacıya ödeme yapılıp yapılmadığı hususlarının araştırılması, ödeme yapılmış ise ödeme miktarının olay nedeniyle sağlanan “yarar” olduğunun kabul edilmesi ve bu meblağın yeniden düzenlenecek rapor tarihindeki güncel değeri bulunarak hesaplanan maddi zarar tutarından indirilmesi gerekmektedir.

b) Efor kaybı zararının hesabı:
Davacının %100 oranında çalışma gücü kaybına uğradığı, dolayısıyla günlük yaşamını emsallerine ve eskiye nazaran daha fazla güç (efor) sarf ederek sürdürmek zorunda kalması nedeniyle maddi zararının bulunduğu açık olup, davacının güç (efor) kaybından doğan zararı;
Aktif dönemde, zarara uğranılan tarihten itibaren emeklilik yaşının sonuna kadar asgari geçim indirimi (AGİ) dahil net asgari ücrete (2022 yılına kadar AGİ dahil, 2022 yılından sonra AGİ hariç olmak üzere) çalışma gücü kaybı olan % 100 oranının uygulanması; pasif dönemde ise, davacının emeklilik yaşını ikmalinden TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel yaşam süresinin sonuna kadar geçecek süre için -bir çalışmanın karşılığı olmaması nedeniyle- AGİ hariç net asgari ücrete yine çalışma gücü kaybı oranının uygulanması suretiyle ortaya çıkacak miktarların toplanması suretiyle hesaplanmalıdır. Emeklilik yaşının tespitinde, 5434 sayılı Kanun’un 40. maddesi uyarınca, davacı polis memurunun öğrenim durumu itibarıyla görevde yükselme olanağı yok ise 55 yaşın; var ise yükselebileceği rütbeye ilişkin anılan Kanun maddesinde düzenlenen emeklilik yaşının dikkate alınması gerekmektedir.
Söz konusu hesaplamada, gelecek yılların asgari ücretleri, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihte bilinen net asgari ücret miktarı her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle belirlenmelidir.
Davacının efor kaybı zararının yukarıdaki şekilde hesaplanmasından sonra yukarıda “gelir kaybı” bölümünde yapılacak denkleştirme (yarar-zarar hesabı) sonucu davacının halen yararının bulunması halinde, kalan yarar tutarının, ilgilinin efor kaybı zararından indirilerek denkleştirme yapılması ve ortaya çıkacak sonuca göre efor kaybı zararının tazminine karar verilmesi gerektiği de tabiidir.

c) Bakıcı giderleri hesabı:
Tazminatın toplu olarak ödenmesine karar verilen durumlarda, bakıma muhtaç kişinin hesaplanan muhtemel yaşam süresinden daha erken bir tarihte vefatı halinde, idare aleyhine bir sebepsiz zenginleşme ortaya çıkabilmekte ve ödenen tazminatlar geri istenebilmektedir.
Bu türden bir soruna yer verilmemesi açısından, bakıcı giderine ilişkin maddi tazminat hesabının aşağıda belirtilen ilkelere göre yapılması gerekmektedir. Buna göre;
1- Bakımı üstlenilen kişinin hayatta olduğunun belgelendirildiği sürece bakıcı giderlerinin ödenmesine karar verilmesi, tazminat hesabına esas bakiye ömrün belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosunun esas alınması gerektiği,
2- Ödemenin her takvim yılı başında yıllık peşin olarak yapılması,
3- Bakımı üstlenilen kişinin bakıcı giderine ilişkin maddi tazminat tutarının, aylık brüt asgari ücret üzerinden hesaplanması,
4- Anılan kriterler dikkate alınarak, olay tarihi ile mahkemece verilecek karar tarihi arasında geçen süre için bakıcı gideri tazminat tutarının bir bütün olarak hesaplanması, bu tutarının yasal faiziyle birlikte tazminat olarak ödenmesine karar verilmesi ve bu kısım açısından nispi vekalet ücretine hükmedilmesi,
5- Mahkemece verilecek karar tarihinden sonraki dönemler için yapılacak bakıcı gideri tazminatına ilişkin ödemelerin, davalı idarece re’sen kişinin yaşadığı tespit edilmek ve ilgili yıldaki brüt asgari ücret üzerinden hesaplanmak suretiyle her takvim yılının başında peşin olarak yapılmasına karar verilmesi ve bu kısım açısından maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu hesaplanacak zarar tutarına, yine bilirkişi incelemesi sonucu tespit edilecek (davacı …’nin) kusur oranının uygulanması suretiyle maddi tazminat istemi hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir.
3) Davacıların Manevi Tazminat İstemi Yönünden:
Manevi zarar; kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, ölüm veya uğranılan diğer cismani zarar nedeniyle duyulan acı ve ızdırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran belli ağırlıktaki her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmektedir. Kendisinin veya yakınlarının uğradığı tecavüz, saldırı veya meydana gelen bir ölüm olayı sonucunda; fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.
Manevi tazminat, kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlamaktadır. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın ve zararın ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri hak ihlallerinin bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli, idari faaliyetin niteliği ve idarenin sorumluluk sebebi ile davacının kusuru gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre manevi tazminat takdir edilirken, davacılar yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.
Uyuşmazlık konusu olay nedeniyle davacının %100 kalıcı sakatlığa maruz kaldığı, yaşam boyu bakıma muhtaç hale geldiği ve olayın meydana gelmesinde asli kusurlu olduğu hususları dikkate alınarak davacıların yaşadığı ve yaşayacağı acı ve üzüntü nedeniyle manevi varlıklarında meydana gelen zararların giderilebilmesi için hakkaniyetli ve makul bir manevi tazminatın davacılara ödenmesine hükmedilmesi suretiyle manevi zararlarının karşılanması gerekmektedir.
Öte yandan, Mahkemece hükmedilecek tazminat miktarlarına ilişkin yasal faizin başlangıç tarihi olarak idareye başvuru tarihinin esas alınması da gerektiği de tabiidir.
Bu durumda, idarenin tazmin sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yönündeki Aksaray İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 16/11/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.