Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2018/2897 E. , 2022/4580 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2018/2897
Karar No : 2022/4580
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı idare tarafından, davalı Belediyece dağıtılan ve hoparlörlerle halka duyurulan, “Kemalpaşa Halkına Duyurulur” başlıklı ve Belediye başkanınca imzalanan bildiride yer verilen ifadelerin, Kurumun tüzel kişiliğinin ve çalışanların manevi yönden zarara uğramasına neden olduğu iddiasıyla uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık 10.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; davanın açılmasına neden olarak gösterilen davalı Belediye Başkanlığına ait bildirinin incelenmesinden, bildiride saygı sınırlarını aşacak mahiyette davacı idarenin “basiretsiz ve beceriksiz” olduğu şeklinde beyanda bulunulduğu görüldüğü ancak bildiride yer alan bu ifadelerin davacı kurum genel müdürü ve kurum çalışanlarının şahsını hedef alan, onların onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte sözler olmadığı, savunma dilekçesinde dönemin Belediye başkanı tarafından hakkında çıktığı ileri sürülen söylentiler karşısında kendisini savunma ihtiyacı ile eleştiri amacıyla söylendiğinin belirtildiği, öte yandan bildiriyi yayınlayan Belediye Başkanı hakkında Hopa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın … soruşturma nolu dosyasında “hakaret” suçundan dolayı açılan soruşturmada … tarih ve … sayılı karar ile “…söz konusu bildiri incelendiğinde hakaret içeren cümleler olmadığı, eleştiri niteliği bulunan cümleler olduğu, söz konusu eylemin görevi kötüye kullanma ile ilgisi olmadığı, dolayısıyla atılı suçların oluşmadığı…” gerekçesiyle “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verildiği, eleştiri sınırları içerisinde kaldığı anlaşılan Belediye Başkanlığına ait bildirinin, davacı kurum genel müdürü ve kurum çalışanlarının doğrudan onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek ya da elem ve ızdırap duymasına neden olacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı İdare tarafından, bildiride yer verilen sözlere ilişkin olarak, bildiride imzası bulunan Belediye Başkanı hakkında hakaret suçundan dolayı Hopa Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın, bildiride yer verilen ifadelerin idarelerinin tüzel kişiliğini, yönetici ve personellerini hedef aldığı ve idarelerinin ticari itibarını zedelenmesine neden olduğu gerçeğini değiştirmeyeceği, Mahkemece manevi yönden uğranılan zararın tazminine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu karar verildiği iddialarıyla, Mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Bakılan davanın, davacı idare tarafından, davalı Kemalpaşa Belediyesi tarafından, vatandaşlara dağıtılan ve belediye hoparlörlerinden halka anons edilen altında Belediye Başkanının ismine yer verilen “Kemalpaşa Halkına Duyurulur” başlıklı bildirinin idarelerinin, yönetici ve personellerinin manevi yönden zarara uğramasına neden olan ifadeler içerdiği iddiasıyla 10.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle açıldığı anlaşılmaktadır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın 125. maddesinin 1. fıkrasında, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu; 7. fıkrasında da, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu hüküm altına alınmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde, idari dava türleri; idari işlemlere karşı açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı açılacak tam yargı davaları ve idari sözleşmelerden dolayı çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak belirlenmiştir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte olup; fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir. Mahkeme ve Daire kararında belirtildiği üzere, burada belirtilen ”kişi” kavramının gerçek kişiler yanında tüzel kişileri de kapsadığı; daha açık bir ifadeyle, hukuki şartların gerçekleşmesi halinde tüzel kişiler lehine de manevi tazminata hükmedilebileceği açıktır.
Tüzel kişilik; ortak bir amacın sürekli olarak gerçekleşmesini sağlayacak örgütlenmeye sahip kişi veya mal topluluklarına veya malı tahsis eden kişiden bağımsız olarak tanınan kişilik olarak tanımlanmaktadır. Böylece tüzel kişiler, toplumsal yaşayışta bireylerin dağınık güçlerini bir araya toplayan, onları koruyan, faaliyet alanlarını genişleten ve insanların tek başlarına gerçekleştiremeyecekleri amaçları gerçekleştiren amaç birlikleri veya mal topluluklarıdır.
Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere tüzel kişiler, bağımsız varlığa ve iradeye sahip olduğundan, iradesini organları aracılığıyla kullanan, hak ve borçlara ehil olan hukuki varlıklardır.
Bu nedenle ”kişi” olma yönünden, kural olarak gerçek kişilerle tüzel kişiler arasında fark gözetilmemiştir. Haklara ve borçlara ehil varlıklar olma bakımından eşit durumdadırlar.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun tüzel kişilerde “hak ehliyeti” başlıklı 48. maddesinde tüzel kişilerin hak ehliyeti “Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler.” şeklinde düzenlenmiştir. Medeni Kanundaki bu ayrık durum dışında, kişi sayılma bakımından gerçek ve tüzel kişiler arasında fark gözetilmemiştir. Kişi kavramı da, hem gerçek kişileri (insanları) hem de tüzel kişileri (dernek, köy, belediye, şirket vb,) içine alan geniş bir kavramdır.
Bir şahsın kişiliğine bağlı, fiziki, manevi ve fikri varlığı üzerinde kişi olma sıfatıyla sahip bulunduğu kişisel değerler üzerindeki mutlak hakka kişilik hakkı denir. Kişilik kavramı en geniş anlamda kişiyi ve onun kişilik haklarını kapsamaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 48. maddesinde doğal olarak belirtildiği şekliyle yalnızca gerçek kişilere ait olan cins, yaş, hısımlık gibi haklar, tüzel kişilere özgü hakların dışında kalmaktadır.
Kişilik hakkı çeşitli kişisel değerlerden oluşan bir bütünlük arz eder. Kişilik hakkı bir şahsın kişiliğini oluşturan maddi ve manevi değerleri kapsar. Kişinin özel yaşamı, beden bütünlüğü, şerefi, haysiyeti, onuru, saygınlığı, sağlığı, özel yaşamının gizliliği, resmi adı, eseri, sözü, ekonomik hareket serbestliği ve özgür olma hakkı bu değerlerdendir.
Kanun koyucu kişilik haklarını oluşturan değerlerin sürekli değişen ve gelişen yansımalarını dikkate alarak sınırlandırma yoluna gitmemiş; kişisel değerlerden oluşan kişilik hakkı esnek bir çerçeve içinde ele alınmıştır. Medeni Kanunda açıkça düzenlendiği gibi tüzel kişiler cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği olarak ancak insanlara özgü olanlardan başka bütün hakları edinebilirler ve borç altına girebilirler.
Tüzel kişiler, insanlar gibi maddi bir yapıya sahip olmadıklarından, onların bedensel bütünlüğü, yaşamı, sağlığı gibi, maddi bedensel değerler üzerinde kişilik haklarının varlığı tabii olarak söz konusu olmamakla birlikte; saygınlık, onur, sır çevresi gibi manevi nitelikteki kişisel değerlerle, mesleki ve ekonomik kişisel değerlere, gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de sahip olduğu kuşkusuzdur.
Manevi tazminat, patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya
yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır. Gerçek kişiler yanında
tüzel kişilerin de kişilik haklarına yönelik bir saldırı nedeniyle manevi zarara
uğrayabilecekleri açık olduğundan, koşulların varlığı halinde bu tür zararların da tazmini gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, manevi zararı doğurduğu ileri sürülen davalı Belediye Başkanlığı tarafından düzenlenerek ilçe halkının bilgisine sunulan bildiri incelendiğinde, Belediyenin Çay Fabrikasının çay işleme kapasitesinin artırılmasına ruhsat verilmemesi yolunda bir tasarrufu bulunmadığı, bu şekildeki söylemlerin doğru olmadığı, zaten Belediyelerine davacı tarafından yapılmış bu şekilde bir ruhsat başvurusunun da bulunmadığı, böyle bir tesisin yapılmasının Kıyı Kanununa göre de mümkün olmadığı yönünde Belediyenin görev ve yetkileriyle ilgili açıklamalara yer verildiği bunun yanında, davacı kurum ve çalışanlarının “basiretsiz” ve “beceriksiz” olduğu, iftira atmakla ve yalanlara sığınmakla itham edildiğine ilişkin ifadelere yer verildiği görülmektedir.
Davalı idarece sunulan cevap dilekçesinde, anılan ifadelerin Belediye Başkanlığı hakkında davacı idare tarafından oluşturulan algı üzerine savunma amacıyla kaleme alındığı savunulmuş ise de, “basiretsiz”, “beceriksiz”, “yalancı” şeklindeki ifadelerin, herhangi bir iddianın aksinin savunulmasına veya eleştiriye yönelik kelimeler olmadığı açıktır.
Bununla birlikte, bu ifadelerin kullanımına ilişkin olarak davalı idarece somut araştırma ve tespitlere de dayanılmamıştır.
Bu durumda, anılan ifadelerin savunma amacından ziyade davacı kurumun tüzel kişiliğine zarar verme amacıyla kullanıldığı ve olayda Belediye Başkanlığının görev sınırlarının aşılması sonucu davacı kurumun ticari itibarının manevi yönden zarara uğramasına neden olunduğu anlaşıldığından; davacı kurumun ticari kişiliğinde oluşan manevi zararın davalı idarece tazmin edilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Buna göre, davacı idareye manevi tazminat ödenmesi için gerekli şartların oluşmadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddi yolundaki Mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19/10/2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(X)-KARŞI OY :
Temyizen incelenen karar, usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının onanması gerektiği oyuyla aksi yönde oluşan Daire kararına katılmıyoruz.