Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2018/3354 E. , 2022/5801 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2018/3354
Karar No : 2022/5801
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten, çocukları … ve
…’a velayeten … ve
…
VEKİLLERİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : I. Huk. Müş. Yrd. …
İSTEMLERİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, Erzurum ili, Karayazı ilçesi, … köyünde, 31/07/2004 tarihinde, yakınları … ile …’nın arazide oyun oynarken bulup eve getirdikleri cisim ile oynarken gerçekleşen patlama sonucu ölmesi ve davacılardan anne … ile kardeş …’nın yaralanması olayında idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle, baba … için 40.000,00 TL, anne … için 35.000,00 TL (miktar artırımı ile 63.671,82 TL) maddi tazminat ile baba için 80.000,00 TL, (miktar artırımı ile 150.000,00 TL) anne için 85.000,00 TL (miktar artırımı ile 150.000,00 TL), …ve …için ayrı ayrı 10.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …İdare Mahkemesince; Danıştay Onuncu Dairesinin, manevi tazminatın kısmen kabulüne ilişkin kısmının onanması, manevi tazminatın kısmen reddi ile maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının bozulmasına yönelik …tarih ve E:…, K:…sayılı kararına uyularak, davalı idarenin, başıboş mühimmatın arazide bırakılması olayında, gerekli aramaları yapmadığı ve gerekli tedbirleri almadığından hizmet kusuru bulunduğu, olay tarihi itibariyle biri 8, diğeri 3 yaşında bulunan çocukların annelerinin evde olduğu bir vakitte patlayıcı maddeyle oynaması sonucu olayın meydana gelmesinde gözetim ve denetim sorumluluğunu gereğince yerine getirmeyen davacı anne ve babanın 8 yaşında olan …için %30, 3 yaşında olan …için %50 oranında müterafik kusuru bulunduğu kanaatine varıldığı; maddi tazminat istemleri yönünden, davacı baba ve annenin, ölen çocuklarının desteğinden yoksun kalacakları maddi tazminat miktarlarının hesaplanması için alınan 22/05/2017 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alınabilir nitelikte olduğu, buna göre, anne …için 63.671,82 TL, davacı baba …için 38.334,00 TL olmak üzere toplam 102.005,00 TL maddi tazminatın, 75.000,00 TL’lik kısmının davanın açıldığı 11/02/2005 tarihinden, 27.005,00 TL’lik kısmının ise miktar artırım dilekçesinin karşı tarafa tebliğ edildiği tarih olan 17/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacı anne ve babaya ödenmesine; manevi tazminat istemleri yönünden, olayın meydana gelmesinde davacı anne ile babanın müterafik kusurunun bulunduğu ve Mahkemelerinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile hükmedilen 30.000,00 TL manevi tazminatın onanarak kesinleştiği de dikkate alınarak, olay sırasında yaralanan anne …’ın çektiği acı ve ızdıraplara karşılık 30.000,00 TL, baba …için 20.000,00 TL, davacı çocuklar …ve …için ise 5.000,00 ‘er TL olmak üzere toplam 60.000,00 TL manevi tazminatın davanın açıldığı 11/02/2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin istemlerin reddine; öte yandan, davacılar tarafından manevi tazminat miktarı artırılmış ise de, davanın devamı sırasında davacılar yönünden düçar olunan elem ve ızdırapların arttığını ortaya koyan yeni bir olay veya durumun (yeni bir ameliyat, hastalık derecesindeki artış v.b.) ortaya çıktığına ilişkin bir bilgi ve belge sunulmadığından manevi tazminat talebinin miktarının artırımının mümkün bulunmadığına karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, maddi tazminat hesabının hatalı olduğu, olayın meydana gelmesinde anne ve babanın kusurunun bulunmadığı, manevi tazminat miktarının düşük olduğu, manevi tazminatta miktar artırımının mümkün olduğu ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, hükmedilen maddi tazminatın haksız olduğu, 5233 sayılı Kanun kapsamında manevi zararların karşılanamayacağı ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davacı tarafından savunma verilmemiştir. Davalı idare tarafından, temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyasının incelenmesinden, davacılardan … ve …’ın çocukları, …ve …’ın kardeşleri olan, olay tarihinde 8 yaşındaki …ve 3 yaşındaki …’ın 31/07/2004 tarihinde arazide bularak eve getirdikleri cisimle oynarken, cismin patlaması sonucu …ve …’ın öldüğü, anne …ve kardeşleri …’ın yaralandığı, olay sonucu yapılan incelemede, çocukların eve getirerek oynadıkları cismin, 40 mm’lik bomba atar mühimmatı olduğu, anılan mühimmatın Türk Silahlı Kuvvetler envanterinde bulunduğu ve zaman zaman terör örgütü mensuplarınca da kullanıldığının tespit edildiği, davacılar tarafından 12/11/2004 tarihinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle, maddi ve manevi tazminat istemi ile İçişleri Bakanlığı’na başvuruda bulunulduğu, İçişleri Bakanlığı tarafından söz konusu dilekçenin Erzurum Valiliği’ne iletildiği, bunun üzerine davacılar tarafından zararlarının karşılanması için bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) Temyize konu kararın, hükmedilen manevi tazminatın miktarına ilişkin kısmı yönünden incelenmesi:
İdare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, hükmedilen manevi tazminatın miktarına ilişkin kısım usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısımının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyize konu kararın, manevi tazminatın faiz başlangıç tarihine ilişkin kısmı yönünden incelenmesi:
Faiz; en basit biçimiyle, idarenin tazmin borcu bağlamında; kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatı ödediği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanuna göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun, uyuşmazlık bakımından ön karar başvurusunda bulunulduğu tarihteki haliyle 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği; bu isteklerinin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabileceği kuralı yer almaktadır.
Anılan maddede, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi itibarıyla yasal faiz uygulanması, Danıştay’ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir.
Bakılmakta olan davada da Danıştay’ın yerleşik içtihatlarında yer aldığı üzere, faizin başlangıç tarihine, davalı idarenin temerrüde düştüğü, dolayısıyla davacının idareye başvurduğu tarih olan 12/11/2004 tarihinin esas alınması gerekirken, dava tarihi olan 11/02/2005 tarihinin esas alınarak hüküm kurulmasında hukuki isabet bulunmamaktadır.
C) Temyize konu kararın, maddi tazminata ilişkin kısmı yönünden incelenmesi:
1-) Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, muhtemel bakiye ömürler belirlenirken PMF 1931 Hayat Tablosunun kullanıldığı görülmektedir. PMF 1931 Hayat Tablosu, Fransız nüfus verileri/istatistikleri kullanılarak 1931 yılında hazırlanmış bir tablodur. Oysa T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’nin çalışmalarıyla “TRH 2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” hazırlanmıştır.
Destekten yoksun kalma zararı, özü itibarıyla varsayımsal verilere dayanılarak hesaplanmakta ise de; bilirkişi raporunun ilgililerin gerçek maddi zararlarını göstermesi için raporda gerçeğe en yakın ve güncel verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle, Bölge İdare Mahkemesi kararında da belirtildiği gibi, tazminat hesabına esas bakiye ömrün belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 tablosunun esas alınması gerekir.
2-) Dairemizce verilen bozma kararında, “…olayın meydana gelmesinde gözetim ve denetim sorumluluğunu gereğince yerine getirmeyen davacı anne ve babanın da kusuru bulunduğundan, mahkemece tazminata hükmedilirken davacıların % 50 oranında müterafik kusurunun dikkate alınması…” gerektiği açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, Mahkemece bozmaya uyularak verilen temyize konu kararda, müteveffa … yönünden %30 oranında müterafik kusur indirimi yapılmasında hukuki isabet bulunmadığından, bozma kararında belirtildiği üzere müteveffa … yönünden de anne ve babanın %50 oranında (müterafik) kusurlu oldukları gözetilerek indirim yapılması gerekmektedir.
3-) Bilirkişi raporunda pay oranları hesaplanırken, müteveffa … ve … yaşasaydı evleninceye kadar gelirlerinden anne ve babanın her birine %25, evlendikten sonra %16, ilk çocuk olduktan sonra %14, ikinci çocuk olduktan sonra %12,5 pay ayıracağı varsayımına göre hesap yapılması gerekmektedir.
4-) Müteveffa çocukların on sekiz yaşına kadar ailesi tarafından bakılacağı dikkate alınıp, çocukların ölümü halinde artık yapılması gerekmeyecek yetiştirme giderlerinin hesaplanacak destekten yoksun kalma tazminatından düşülmesi gerekmekte olup, hükme esas alınan raporda bu hususta bir değerlendirme yapılmamıştır. Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgeler bu açıdan değerlendirildiğinde, davacı annenin gelir getirici bir işte çalışmadığı anlaşıldığından, davacı anneye ödenecek tazminat miktarından bu yönde bir indirim yapılmayarak, yalnızca baba yönünden hesaplanacak tazminattan her iki çocuk için ayrı ayrı asgari ücretin %5’i oranında yetiştirme gideri indirilmesi yerinde olacaktır.
5-) Davacıların Erzurum Valiliği’ne karşı 5233 sayılı Kanun kapsamında ödenen tazminatın faizine ilişkin açılan ve Dairemizin E:2019/3826 sayılı esasına kaydedilen temyiz dosyasında bulunan bilgi ve belgelere göre, davacılara 5233 sayılı Kanun kapsamında Zarar Tespit Komisyonu tarafından tazminat ödendiği anlaşılmaktadır. Ödenen tazminatın miktarına ilişkin bilgi ve belgelerin ilgili yerlerden getirtilerek, Zarar Tespit Komisyonunca ödenen miktara, yeniden düzenlenecek rapor tarihine kadar yasal faiz işletilerek güncellenen değerinin, hesaplanan maddi tazminat tutarından düşülmesi gerekmektedir. Ayrıca, olay sebebiyle davacılara 5233 sayılı Kanunun ek 1. maddesi kapsamında aylık bağlanıp bağlanmadığı araştırılmamış olup, ilgili yerlerden sorularak davacılara maaş bağlanıp bağlanmadığının tespit edilmesi, bağlanmış ise, bu ödemelerin ifa (zararın giderimi) amacı taşıdığı dikkate alınarak aylıkların peşin sermaye değerinin olay sebebiyle sağlanan yarar olarak kabul edilip hesaplanan tazminattan düşülmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınmak suretiyle maddi tazminatın yeniden hesaplanması ve buna göre bir karar verilmesi gerektiğinden, İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Öte yandan, Dairemiz bozma kararı dikkate alınarak yapılacak yargılama neticesinde davacı lehine dava dilekçesindeki ilk talebini aşacak tutarda maddi tazminata hükmedilmesi durumunda; hükmedilecek maddi tazminata işletilecek yasal faizin başlangıcı yönünden, dava açılırken talep edilen maddi tazminat miktarı ile miktar artırım dilekçesi ile talep edilen maddi tazminat miktarı yönünden ayrım yapılmayarak her iki tutarın toplamının “idareye başvuru tarihinden” itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi gerektiği de açıktır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE
2. Temyize konu … İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının manevi tazminat miktarlarına ilişkin kısmının ONANMASINA, manevi tazminatın faiz başlangıç tarihi ile maddi tazminata ilişkin kısımlarının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/12/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.