Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2018/3901 E. , 2022/3939 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2018/3901
Karar No : 2022/3939
KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVALILAR) : 1- … Bakanlığı / …
(… Komutanlığı)
VEKİLİ : Av. …
2- … Bakanlığı / …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMLERİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının manevi tazminata ilişkin kısmının onanmasına, maddi tazminata ilişkin kısmının bozulmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 29/01/2018 tarih ve E:2017/2001, K:2018/177 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından; Sivas ili, … İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünde … olarak görev yaptığı dönemde 31/07/2008 tarihinde, yürütülen bir adli soruşturmada bilirkişi olarak görevlendirilmesi nedeniyle, görevini ifa etmek üzere gittiği … Köyünden dönüş yolunda meydana gelen terör olayında yaralandığından bahisle, olayda gerekli yol emniyetini sağlamayan ve güvenlik önlemlerini almayan idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen iş gücü kaybına karşılık 160.000,00 TL (miktar artırımı ile 375.855,68 TL) maddi ve 140.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; Danıştay Onuncu Dairesinin 11/12/2013 tarih ve E:2011/25, K:2013/8919 sayılı bozma kararına uyularak, dava dışı kişilere ait bir arazide bulunan anızlara zarar verilmesi olayıyla ilgili zararın tespiti amacıyla davacının bilirkişi olarak görevlendirildiği, keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmak üzere gidilen … köyünde saldırı tarihi itibarıyla terör örgütü üyelerinin bulunduğunun dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığı; öte yandan, keşif bitiminde, heyetin gidiş yoluyla aynı güzergah üzerinden dönüşe geçtiği, halbuki güvenlik önlemi olarak farklı bir yol kullanılmasının İlçe Jandarma Karakol Komutanlığınca özellikle önerildiği, olayın yaşandığı bölgenin terör örgütlerinin geçiş güzergahı olduğu bilinmesine rağmen ormanlık alanda bulunan yolun kullanıldığı, ayrıca saldırının dört ayrı mevziden yoğun silah atışı ile gerçekleştirildiği ve saldırı esnasında şehit verildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde; yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi için yeterli güvenlik önlemlerinin alınmadığı, görevli personelin güvenlikle ilgili dikkat ve özen yükümlülüğünü tam olarak yerine getirmediği, olayda davalı idarelerin müştereken kusurlu ve zarardan müteselsilen sorumlu olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle Erciyes Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezince düzenlenen rapora göre davacının uğradığı %41 oranındaki çalışma gücü kaybı karşılığı ödenmesi gereken tazminat miktarının hesaplanması amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor hükme esas alınarak davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, 375.855,68 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 425.855,68 TL tazminatın, miktar artırım isteminden önceki 210.000,00 TL’lik kısmının dava açma tarihinden, 215.855,68 TL’lik kısmının ise miktar artırım dilekçesinin verilme tarihi olan 17/04/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Tarafların temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu Dairesince, terör saldırısı sonucunda çalışma gücünü %41 oranında kaybeden davacının tekniker olarak çalışmaya devam ettiği, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na göre davacının çalışma gücünün en az % 60’ını veya vazifesini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybetmediği, dolayısıyla meslekte kazanma gücü kaybı oranının %60’ın altında kaldığı, emsali kamu görevlisine nazaran daha fazla efor harcamak suretiyle de olsa çalışmasını sürdürüp yaşlılık aylığına hak kazanması olası bulunduğundan, yasal emeklilik yaşından yaşam süresi sonuna kadar olan pasif dönem yönünden zarar hesabı yapılmaması gerektiği; aktif dönem yönünden ise, beden gücü kaybına uğradıktan sonra aynı işi yapmaya devam ettiği görülen davacı kamu görevlisi ile ilgili olarak, idarelerin ara kararına vermiş oldukları cevaptaki bilgiler ve yapılan açıklamalar dikkate alınmak suretiyle güç (efor) kaybına dayalı maddi tazminat istemi hakkında yeniden karar verilmesi gerektiğinden, denetime elverişli olmayan bilirkişi raporu esas alınarak verilen kararın maddi tazminata ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmının bozulmasına, manevi tazminata ilişkin kısmının ise onanmasına karar verilmiştir.
KARAR DÜZELTME
TALEP EDENLERİN_İDDİALARI : Davalı İçişleri Bakanlığı tarafından, hükmedilen manevi tazminatın çok yüksek takdir edildiği, 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca idarelerinin karar harcından muaf tutulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı Adalet Bakanlığı tarafından, olayın meydana gelmesinde adli makamların herhangi bir ihmalinin bulunmadığı, idari hizmetle ilgisi olmayan üçüncü kişinin eyleminden sorumlu tutulamayacağı, davacının olaydan sonra devlet memurluğunun devam ettiği, gerçek anlamda maddi bir kaybı olmadığı, manevi tazminatın kabul edilmesi için zararın salt idarelerinin kusuruyla gerçekleştiğinin ispatlanması gerektiği, davacı tarafından bu nitelikte kanıt sunulmadığı, davayı vekil ile takip ettikleri halde lehlerine vekalet ücretine hükmedilmemesinin hukuka uygun olmadığı ileri sürülmektedir.
Davacı tarafından, beden gücü kaybı nedeniyle pasif dönemde de efor sarf ederek yaşamını sürdüreceği, bu nedenle pasif dönemin de hesaplamada dikkate alınması ve hükmedilen tazminat miktarına olay tarihinden itibaren faiz uygulanması gerektiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN SAVUNMALARI : Davacı tarafından, davalı idarelerin karar düzeltme istemlerinin reddi gerektiği savunulmakta olup, davalı idarece savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Karar düzeltme istemlerinin kısmen kabulü ile Mahkeme kararının maddi tazminatın kabulüne ilişkin kısmının, davacının uğramış olduğu beden gücü (efor) zararının hesaplanmasına yönelik yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğinden bozulmasına; kabul edilen tazminat miktarına işletilecek yasal faizin başlangıç tarihine yönelik kısmının, idareye başvuru tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiğinden bozulmasına, manevi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmının ise onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
A-) Davalı İdarelerin Manevi Tazminat İsteminin Kısmen Kabulüne ve İçişleri Bakanlığının Yargılama Harçlarına İlişkin Karar Düzeltme İstemlerinin İncelenmesi:
Danıştay dava daireleri ile İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarının temyiz üzerine verilen kararları hakkında, ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmaya devam edilen) 54. maddesinde yazılı nedenlerle kararın düzeltilmesi istenebilir.
Davalı idarelerin kararın düzeltilmesi dilekçelerinde manevi tazminatın kısmen kabulü ile ilgili öne sürülen hususlar ile davalı İçişleri Bakanlığınca yargılama harçları ile ilgili öne sürülen hususlar anılan maddede yazılı nedenlerden hiçbirine uymamaktadır.
Bu nedenle, davalı idarelerin bu kısımlar yönünden karar düzeltme istemlerinin reddi gerekmektedir.
B-) Davacının ve Davalı Adalet Bakanlığının Maddi Tazminata, Davacının Yasal Faizin Başlangıç Tarihine ve Davalı Adalet Bakanlığının Vekalet Ücretine İlişkin Karar Düzeltme İstemlerinin İncelenmesi:
Kararın düzeltilmesi dilekçelerinde davacının ve davalı Adalet Bakanlığının maddi tazminata, davacının yasal faizin başlangıç tarihine ve davalı Adalet Bakanlığının vekalet ücretine ilişkin olarak ileri sürdüğü nedenler, 2577 sayılı Kanun’un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, bu hususlara yönelik istemlerin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesinin 29/01/2018 tarih ve E:2017/2001, K:2018/177 sayılı kararı bu kısımlar yönünden kaldırılarak uyuşmazlık yeniden incelendi:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacının, Sivas ili, … İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünde ziraat teknisyeni olarak görev yapmakta iken, aynı ilçeye bağlı … Köyünde meydana gelen bir olayla ilgili olarak … Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılacak olan keşifte, Başsavcılığın İlçe Jandarma Komutanlığına verdiği emir üzerine Kaymakam tarafından bilirkişi olarak görevlendirildiği, İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı araç ve personel ile beraber 31/07/2008 tarihinde gerekli tespitleri yapmak amacıyla … Köyüne gittiği, olayla ilgili olarak gerekli tespitler yapıldıktan sonra dönüş yolunda terör saldırısına uğrayarak yaralandığı, 31/07/2008 tarihli Olay Yeri Tespit ve Görgü Tutanağında saldırının faillerinin PKK terör örgütü olduğunun kuvvetle değerlendirildiğinin belirtildiği, saldırıda araç komutanın vefat ettiği, davacı ile bazı askerlerin yaralandığı, Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Araştırma ve Uygulama Hastanesi tarafından … Cumhuriyet Başsavcılığına sunulmak üzere hazırlanan … tarih ve … sayılı adli raporda, saldırıya bağlı olarak davacının vücut fonksiyon kaybına uğradığının tespit edildiği, davacı tarafından 17/06/2009 tarihinde 2330 sayılı Kanun’dan yararlanmak istemiyle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına başvuruda bulunulması üzerine Nakdi Tazminat Komisyonunun … tarih ve … sayılı kararı ile davacıya 8.177,08 TL ödenmesine karar verildiği, 16/09/2013 tarihine kadar … İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünde ziraat teknisyeni olarak çalışmaya devam eden davacının, Bakanlık Makamının 21/08/2013 tarihli ve 5461 sayılı oluru ile de Konya ili, … İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünde ziraat teknikeri olarak atandığı ve 30/09/2013 tarihinde çalışmaya başladığı, davacı tarafından, yol güvenliğinin sağlanmadığı, gerekli dikkat ve özen gösterilmeden görevlendirme yapıldığı, olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen işgücü kaybına karşılık olarak 160.000,00 TL (17/04/2017 kayıt tarihli dilekçeyle artırılmak suretiyle 375.855,68 TL) maddi ve 140.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin görevini yaparken, görevi nedeniyle uğramış olduğu zararların da kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kararın Maddi Tazminat (İşgücü Kaybı Tazminatı) İstemi Yönünden İncelenmesi:
Tazminat hukukunda, çağın gereklerine uygun olarak geliştirilen içtihatlarla, kişinin uğramış olduğu kalıcı bedensel sakatlığının sebep olduğu iş gücü kaybının mevcut işini yürütmesine engel olmamasına bağlı olarak gelirinde ve mal varlığında bir eksilme olmamış olsa dahi “güç (efor) kaybı tazminatı” olarak adlandırılan tazminatın ödenmesi gerektiği kabul edilmiştir. İşgücü kaybına uğrayan kişinin günlük yaşamını sürdürebilmesi ve mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarf ettiği gerçeğinden hareket edilerek zararı, bir anlamda, bu “fazladan sarf edilen gücün” oluşturduğu esası benimsenmiştir. Bu doğrultuda, idari faaliyetlerin neden ve etkisiyle kamu görevlilerinin veya diğer kişilerin güç (efor) kaybına dayanan maddi zararının idare hukukunun ilke ve kuralları uyarınca idarece tazmin edilmesi gerektiği hususunda bir duraksama bulunmamaktadır.
İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin mal varlığının (patrimuanın) aktifinde meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan toplam zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yok olması nedeniyle elde edeceği gelirde meydana gelen azalmayı ifade etmektedir.
Bakılan davada, Erciyes Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından verilen 29/06/2016 tarih ve 68 sayılı Engelli Sağlık Kurulu Raporunda, dava konusu olay neticesinde davacının %41 oranında daimi maluliyeti bulunduğunun belirtildiği, söz konusu maluliyet oranına göre ve davacının maaşı esas alınarak hazırlanan bilirkişi raporu doğrultusunda efor kaybından kaynaklı maddi tazminat istemi hakkında karar verildiği görülmektedir. Davacının maluliyetine ilişkin bu raporun Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmeliğe göre düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, sürekli çalışma gücü kaybının tespitinde 11/10/2008 tarihli ve 27021 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği’nin esas alınması gerekmektedir.
Ayrıca ziraat teknikeri olarak çalışmaya devam eden davacının günlük yaşamını ve mevcut görevini emsallerine ve eskiye nazaran daha fazla güç (efor) sarf ederek sürdüreceği açık olup, bu fazladan sarf edilen efordan kaynaklanan maddi zararın davacının gerçek geliri (maaşı) üzerinden değil, net asgari ücret tutarı esas alınarak hesaplanması gerekmektedir.
Bu itibarla, davacının Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği’ne göre uğradığı iş gücü kaybı belirlendikten sonra güç (efor) kaybından doğan zararının;
Aktif dönem (zarar tarihinden yasal olarak emekliye ayrılacağı tarihe kadar olan dönem) yönünden, (2022 yılına kadar asgari geçim indirimi dahil) net asgari ücrete yukarıda anılan Yönetmeliğe göre alınacak rapor ile belirlenen maluliyet oranı uygulanmak suretiyle hesaplanması; ayrıca, davacının yasal olarak emekliye ayrılacağı tarihten, TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel bakiye yaşam süresinin sonuna kadar geçen pasif dönemde de, güç kaybı nedeniyle daha fazla efor sarf ederek yaşamını devam ettirmesi söz konusu olacağından, pasif dönem zararının da aynı usulle (asgari geçim indirimi hariç net asgari ücret tutarına Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre belirlenecek çalışma gücü kayıp oranının uygulanması suretiyle) hesaplanması gerekmektedir.
Öte yandan; işleyecek aktif dönem zararı ile pasif dönem zararı hesaplanırken, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihte bilinen net asgari ücret miktarı, her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle belirlenmelidir.
Davacının efor kaybı zararının yukarıdaki şekilde hesaplanmasından sonra olay nedeniyle yapılan ödemelerden yarar olarak kabul edilip zarar hesabından düşülmesi gerekenlerin de tespiti zorunludur.
Buna göre, davacıya 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun uyarınca ödenen nakdi tazminatın “yarar kalemi” olarak kabul edilmesi, dolayısıyla bu ödemenin yasal faiz uygulanarak güncellenmesi suretiyle efor kaybı zararından düşülmesi gerekmektedir.
Bu durumda, İdare Mahkemesince, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenecek rapora göre maddi tazminat istemi hakkında karar verilmesi gerekmekte olup, hükme esas alınamayacak nitelikteki bilirkişi raporu uyarınca verilen kararın maddi tazminat istemine yönelik kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Kararın Yasal Faizin Başlangıç Tarihi Yönünden İncelenmesi:
Faiz; en basit biçimiyle, idarenin tazmin borcu bağlamında; kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatı ödediği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanuna göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun, uyuşmazlık bakımından ön karar başvurusunda bulunulduğu tarihteki haliyle 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği; bu isteklerinin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabileceği kuralı yer almaktadır.
Anılan maddede, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi, adli yargıda dava açılması halinde adli yargıda dava açıldığı tarih itibarıyla yasal faiz uygulanması, Danıştay’ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir.
Bakılmakta olan davada da Danıştay’ın yerleşik içtihatlarında yer aldığı üzere, kabul edilen maddi ve manevi tazminat tutarının tamamına (miktar artırımına konu kısım dahil) davalı idarenin temerrüde düştüğü, dolayısıyla davacının idareye başvurduğu 17/06/2009 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerekmekte olup, faiz başlangıç tarihi olarak dava dilekçesi ile talep edilen tutar yönünden dava tarihinin, artırılan kısım yönünden ise miktar artırım dilekçesinin mahkemeye verildiği tarihinin esas alınmasında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Kararın Davalı Adalet Bakanlığı Lehine Vekalet Ücretine Hükmedilmemesi Yönünden İncelenmesi:
Temyize konu kararda, davacının reddedilen manevi tazminat istemi yönünden 5.850,00 TL vekalet ücretinin davalı idareye verilmesine karar verildiği, kararda davalı Adalet Bakanlığının vekilinin yazılmadığı, dolayısıyla bu ücretin vekili yazılmak ve “davalı idareye” ibaresi kullanılmak suretiyle İçişleri Bakanlığı lehine verildiği anlaşılmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden; ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama aşamasında davalı Adalet Bakanlığının vekili aracılığıyla bilirkişi raporuna itirazda bulunduğu, dolayısıyla davada vekil ile temsil edildiği görüldüğünden, reddedilen ve karar düzeltme istemine konu edilmemek suretiyle kesinleşen manevi tazminat istemi yönünden davalı Adalet Bakanlığı lehine vekalet ücretine (diğer davalı İçişleri Bakanlığı lehine hükmedilen vekalet ücretine dahil edilmek suretiyle tek vekalet ücretine) hükmedilmesi gerekmektedir.
Öte yandan; işbu bozma kararı üzerine yapılacak yargılama sonucunda maddi tazminat istemi yönünden oluşacak hukuki duruma göre vekalet ücretleri hakkında yeniden bir karar verileceği de açıktır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarelerin hükmedilen manevi tazminata yönelik karar düzeltme istemleri ile davalı İçişleri Bakanlığının yargı harçlarına yönelik karar düzeltme isteminin REDDİNE,
2. Davacının ve davalı Adalet Bakanlığının maddi tazminata, davacının yasal faizin başlangıç tarihine ve davalı Adalet Bakanlığının vekalet ücretine yönelik temyiz istemlerinin KABULÜNE,
3. … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının maddi tazminat ile hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarlarına işletilecek yasal faizin başlangıç tarihine ilişkin kısımları ve davalı Adalet Bakanlığı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi yönünden BOZULMASINA,
4. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 19/09/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.