Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2018/4922 E. , 2022/5282 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2018/4922
Karar No : 2022/5282
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
VEKİLLERİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …
İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından; oğulları …’nın 23/06/2014 tarihinde Malatya Tren Garı içerisinde bulunan boş vagonun üzerine çıkarak elektrik akımına kapılması sonucu bir gün sonra 24/06/2014 tarihinde vefat ettiğinden bahisle, olayda yeterli önlemi almayan davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere Anne … için 5.000,00 TL (miktar artırımı sonucu 17.797,00 TL) maddi, 100.000,00 TL manevi, baba … için 5.000,00 TL (miktar artırımı sonucu 7.199,95 TL) maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek artan oranlarda avans faiziyle ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; ölüm olayının müteveffa …’nın olay yerine rahatça hiçbir engelle karşılaşmaksızın girmesi neticesinde meydana geldiği, yeterli ve gerekli emniyet tedbirini almayan idarenin olayın meydana gelmesinde hizmet kusurunun bulunduğu, yaşamını yitiren çocuğun yaşı ve taşıdığı psikolojik özellikler dikkate alındığında içerisinde bulunduğu tehlikeli durumu algılayabilecek durumda olduğundan, dikkatsiz ve tedbirsiz davranması nedeniyle müterafik kusur halinin mevcut olduğu, müteveffa …’nın oluşan müterafik kusur durumunun birlikte değerlendirilmesi gerektiği, maddi zararların tespiti için alınan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte bulunduğu, aynı yerde daha önce davaya konu edilen benzer elektrik çarpması olaylarının olması, davalı idarenin yeterli ve caydırıcı tedbirleri almaması, davacıların 17 yaşındaki tek çocuklarını kaybetmesi, olaydan duyulan elem ve ızdırabın ağırlığı, olaydaki müterafik kusur durumu da dikkate alındığında, davacılara manevi tazminat ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, %50 müterafik kusur durumu dikkate alınarak 8.889,50 TL maddi ve 75.000,00 TL manevi tazminatın anne …’ya, 3.599,98 TL maddi ve 75.000,00 TL manevi tazminatın baba …’ya ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; Mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarı yüksek bulunduğundan, manevi tazminatın amaç ve niteliği ile olayda müteveffanın %50 oranındaki müterafik kusuru göz önünde bulundurularak anne ve baba için ayrı ayrı 50.000,00 TL olmak üzere toplam 100.000,00 TL manevi tazminatın davalı idarece davacılara ödenmesi gerektiğinden İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminat isteminin 150.000,00 TL’lik kısmının kabulüne ilişkin bölümünde hukuka uyarlık görülmediği, kararın maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, manevi tazminat isteminin ise kısmen reddine ilişkin kısımlarının hukuka uygun bulunduğu gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusu ile davalı idarenin maddi tazminat talebinin kabulüne yönelik istinaf başvurusunun reddine, manevi tazminatın kabulüne yönelik davalı idare istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kararın manevi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmının kaldırılmasına, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile toplam 100.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 23/06/2015 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından; söz konusu olayın meydana geldiği gar içerisinde boş vagonların güvenlik önlemi alınmaksızın ve kişilerin girişine açık bir şekilde bırakılmasının hizmet kusuru teşkil ettiği, … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin … D.iş sayılı dosyasında alınan 21/07/2014 tarihli bilirkişi raporunda TCDD’nin %70 kusurlu olduğu tespit edilmişken İdare Mahkemesi’nin aldığı kusur bilirkişisi raporunda kusur oranları eşit belirlenerek yakınlarının %50 kusurlu sayılmasının hatalı değerlendirmeye dayandığı, Mahkeme kararında, “her ne kadar davalı idarece olay mahalli içerisinde ve vagon üzerinde vagon katener altında iken üzerine çıkmanın tehlikeli olduğu şeklinde uyarı levhası konulmuş ise de, meskun mahal içinde olan ve ölümcül tehlike taşıyan yerlere giriş çıkışların önlenmesi için sadece uyarı levhası konması şeklinde basit tedbirlerle yetinilmeyip daha kapsamlı ve etkin tedbirler alınması gerektiği, olay mahalline serbestçe girilip karşıya geçilebildiği, park halindeki vagonlar üzerine rahatça çıkılabildiği, idarece buraya giriş çıkışların önlenmesi için çit, duvar gibi önleyici şeylerin konulması ve fiziksel tedbirlerin alınması gerektiği, bu alanlara insanların yaklaşmasını engelleyecek yeterli güvenlik görevlisi bulundurulması gibi daha kapsamlı ve etkili, kolayca giriş yapılmasına engel teşkil edecek tedbirlerin alınmasını gerektiren bu tarz tedbirlere başvurulmadığı” belirtilerek idarenin asli kusurlu olduğunun kabul edildiği, tren garının şehir merkezinde bulunduğu, halkın sürekli geçiş yaptığı bir alan olduğu, geçişi engelleyici bir önlem alınmadığı, aynı yerde iki gün önce de 16 yaşında bir çocuğun elektrik akımına kapılarak yaralandığı, maddi tazminata yönelik olarak alınan bilirkişi raporunda hesaplama hataları olduğu, manevi tazminatın olayın meydana getirdiği elem ve ızdırabı karşılamaktan uzak bir miktar olarak hükmedildiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından; usule ilişkin olarak, kazanın olduğu tarihin 23/06/2014 tarihi olup zararın en geç bu tarihte öğrenildiği, bu tarihten itibaren en geç bir yıl içinde idareye başvurulmayıp hak düşürücü süre geçirildikten yaklaşık bir hafta sonra 30/06/2015 tarihinde başvuru yapıldığından davanın süresinde açılmadığı, esasa ilişkin olarak, istasyonun tüm sahasında uyarıcı yazı ve levhaların bulunduğu, vagonların park halinde ve patlaması, etrafa zarar vermesi mümkün olmayan sabit hareketsiz araçlar olduğu, gar sahalarının üçüncü şahısların kullanımına ve gezmelerine açık bir alan olmadığı, gar sahasına girerek yapmaması gereken bir eylemi yaparak vagonun üzerine çıkan davacılar yakınının kusurlu hareket ettiği, zarar görenin ağır kusuru olması hasebiyle de illiyet bağının kesildiği, … Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … sayılı soruşturma dosyasına sunulan 25/05/2015 tarihli A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanlarınca hazırlanan teknik bilirkişi raporunda da kazanın oluşumunda müteveffanın asli ve tam kusurlu olduğunun belirtildiği, savcılık soruşturmasında müteveffanın intihar etmiş olması ihtimali üzerinde durularak takipsizlik kararı verildiği, Demiryollarının Umur-u Nakliyesi Hakkında Nizamname (İşletme Nizamnamesi)’nin “Mevkifler İle Demiryolu Dahilinde Gezmek” başlıklı 5. maddesi gereği demiryolu çalışanları dışındaki kişilerin demiryolu sahasına girmelerinin, dolaşmalarının yasak olduğu, Demiryolları Usulü Zabıtasına Dair Nizamname (Zabıta Nizamnamesi) hükümleri gereğince de genel olarak demiyolu üzerinde gezmenin, dolaşmanın yasaklandığı, bunu ihlal eden kişiler hakkında cezai hükümler öngörüldüğü, bu kapsamda da idarelerinin olayda kusuru bulunmadığı, manevi tazminatın manevi tatmin amacına aykırı olarak yüksek hükmedildiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra davalı idarenin davanın süresinde açılmadığına ilişkin usuli itirazı yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:
I- Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının; İdare Mahkemesi Kararının Manevi Tazminat İstemlerinin Kısmen Reddine İlişkin Kısmına Karşı Davacılar Tarafından Yapılan İstinaf Başvurularının Reddine, Kısmen Kabulüne İlişkin Kısma Karşı Davalı İdare Tarafından Yapılan İstinaf Başvurusunun Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine İlişkin Kısımlarının İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın anılan kısımları, usul ve hukuka uygun olup, taraflarca ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemektedir.
II- Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının; İdare Mahkemesi Kararının Maddi Tazminat İstemlerinin Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine İlişkin Kısımlarına Taraflarca Yapılan İstinaf Başvurularının Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacıların müşterek çocuğu ve olay anında 18 yaşında olan …’nın 23/06/2014 tarihinde Malatya Tren Garı içerisinde bulunan park halindeki boş kuru yük vagonunun üzerine çıktığı, trenlere elektrik sağlayan katener hattının yüksek gerilimli kontak teline temas ederek elektrik akımına kapılmanın etkisiyle yanarak vagondan aşağı düştüğü ve kaldırıldığı hastanede 24/06/2014 tarihinde vefat ettiği, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle davacılar tarafından 23/06/2015 tarihinde tazminat istemiyle yapılan başvurunun idare tarafından 02/07/2015 tarihinde reddi üzerine, olay nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararlarına karşılık hesaplanacak tazminatın artan oranlarda avans faiziyle birlikte davalı idarece ödenmesi istemiyle işbu dava açılmıştır.
Olay nedeniyle yürütülen soruşturmada Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınan 25/05/2015 tarihli bilirkişi raporunda, “… vefat edenin merak saiki ile vagon üzerine çıktığı, yaşı itibariyle elektriğin tehlikelerini bilecek yaşta olduğu, ancak elektrik hattını görmemiş veya tehlikeli kabul etmemiş olabileceği, olayın meydana geldiği TCDD’ye ait demiryolu hattı elektrifikasyonunun yasa ve yönetmeliklere uygun olduğu, tırmanılan vagon gövdesinde herhangi bir elektrik kaçağının olmadığı, olay mahalli olan Malatya Tren Garı çevresinde herhangi bir çit, duvar olmadığı ve serbestçe girilip karşıya geçilebildiği, park halindeki vagonlar üzerine rahatça çıkılabildiği ve bunu önleyici tedbir alınmadığı, …’nın gar sahası içerisinde bulunan tehlike ve uyarı levhalarını dikkate almayarak kendi istek ve iradesi ile park halindeki demir yolu vagonuna ve bu vagonun üzerindeki konteynıra tırmanıp en üst tepesine ulaşarak katener hattının 25.000 volt gerilimli enerjili kontak iletkenine dokunması suretiyle elektrik akımına kapıldığı, vefat edenin asli kusurlu olduğu, davalı idarenin ise hizmet kusuru bulunduğu” görüşüne yer verilmiştir.
… Asliye Hukuk Mahkemesinin … D.iş sayılı dosyasındaki 21/07/2014 tarihli bilirkişi raporunda ise, “…25.000 volt yüksek gerilim bulunduran elektrik hattında yüksek manyetik alan oluşacağı ve elektrik atlaması yapabileceği, vefat edenin üzerine çıktığı kuru yük vagonunun üzerinde manyetik alana maruz kalması neticesinde elektrik çarpmasına maruz kalarak hayatını kaybettiği, kullanılmayan ve bir trene bağlı olmayan vagonların yüksek gerilim hattına bağlı olarak çok yüksek manyetik alan oluşma ihtimali olan gar sahasında müdahaleye açık bir şekilde yeterli tedbir alınmadan bulundurulması nedeniyle iş güvenliği kurallarına aykırı davranması nedeniyle idarenin % 70, vefat edenin % 30 kusurlu olduğu” görüşüne yer verilmiştir.
Her iki rapor arasında kusur açısından farklı belirlemeler olduğundan idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı, şayet varsa kusur oranının ne olduğunun belirlenmesi amacıyla İdare Mahkemesince yeniden rapor alınmış, A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı ve Elektrik Mühendisinden oluşan bilirkişi heyetince hazırlanan 07/08/2017 tarihli bilirkişi raporunda, “…davalı idare yönünden; olayın meydana geldiği TCDD’ye ait demiryolu hattı elektrifikasyonunun yasa ve yönetmeliklere uygun olduğu, olay mahalli olan Malatya Tren Garı çevresinde herhangi bir çit, duvar olmadığı ve serbestçe girilip karşıya geçilebildiği, park halindeki vagonlar üzerine rahatça çıkılabildiği ve bunu önleyici tedbir alınmadığı, davacı vekili tarafından ibraz edilen dilekçe ile aynı yerde Enes Can Gedik isimli çocuğun da elektrik akımına kapıldığının iddia edildiği, idarenin meskun mahal içinde park halinde bulunan vagonların üzerine çıkmayı ve zarar vermeyi önleyici fiziki tedbirler almadığı, çocukların ve ilgisiz kişilerin park halindeki vagonlara yaklaşmasını engelleyecek yeterli güvenlik görevlisi bulundurmadığı, olay mahalline giriş çıkışların önlenmesi için çit, duvar vb nitelikte caydırıcı yeterli tedbirlerin alınmadığı, özellikle vagonların üzerine çıkmak için kullanılan merdivenlerin bulunduğu yerlerde elektrik hattına dair uyarıcı ikaz levhalarının bulunmadığı, vefat eden yönünden ise; manevra ve hareket halindeki bir sahaya girerek kural hatası işlediği ve can güvenliğine dikkat etmediği, park halindeki vagonun üzerine kendi istek ve iradesi ile çıktığı, yaşı itibariyle elektriğin tehlikelerini bilecek yaşta olduğu, ancak elektrik hattını görmemiş veya tehlikeli kabul etmemiş olabileceği, olay mahalli içerisindeki ve vagon üzerindeki “dikkat vagon katener altında iken üzerine çıkmak tehlikelidir” levhasına dikkat etmediği, meydana gelen olayda davalı idarenin %50 (elli), vefat edenin %50 (elli) kusurlu olduğu” yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince alınan rapor kusur oranları yönünden hükme esas alınabilecek nitelikte görülerek olay nedeniyle uğranılan maddi zararların tespiti için yaptırılan bilirkişi incelemesi akabinde davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde, “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.” hükmü düzenlenmiştir.
Dinamik bir yapıya sahip olan tazminat hukuku çerçevesinde zarar ve yarar kalemleri belirlenirken, tazminat tutarının hesaplanabilmesi, yerleşik yargı uygulamasında da kabul edildiği üzere, hukuk bilimi dışında özel bilgi gerektirmektedir. Bu sebeple özellikle aktüeryal yönden maddi tazminat hesaplanması gereken davalarda bilirkişinin görüşünün alınmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dosyada davalı idare tarafından, olay mahalli içerisinde ve vagon üzerinde “dikkat vagon katener altında iken üzerine çıkmak tehlikelidir” şeklinde uyarı levhası konmuş ise de, meskun mahal içinde olan ve ölümcül tehlike taşıyan gar sahalarına ve gar sahasının içinde bulunan ve üzerine çıkılması kolay olan vagonların bulunduğu alanlara giriş çıkışların önlenmesi için sadece uyarı levhası konması şeklinde basit tedbirlerle yetinilmeyip daha kapsamlı ve etkin tedbirler alınması gerektiği, buna karşın olay mahalline serbestçe girilip karşıya geçilebildiği, park halindeki vagonlar üzerine rahatça çıkılabildiği, idarece buraya giriş çıkışların önlenmesi için çit, duvar konması gibi caydırıcı ve önleyici fiziksel tedbirler alınması, burada insanların yaklaşmasını engelleyecek yeterli güvenlik görevlisi bulundurulması gibi daha kapsamlı ve etkili ayrıca kolay giriş yapılmasına engel teşkil edecek tedbirlerin alınması gerekirken bu tarz tedbirlere başvurulmadığından idarenin hizmet kusuru bulunduğu, yaşamını yitiren çocuğun yaşı ve taşıdığı psikolojik özellikler dikkate alındığında içerisinde bulunduğu tehlikeli durumu algılayabilecek durumda olması, dikkatsiz ve tedbirsiz davranması nedeniyle müterafik kusur halinin mevcut olduğu, olay nedeniyle davacıların uğradıkları maddi ve manevi zararların davalı idarece tazmin edilmesi gerektiği yönündeki gerekçe Dairemizce de uygun bulunmuştur.
İdare Mahkemesi kararına dayanak alınan bilirkişi raporunda; tazminat hesabına esas bakiye ömrün belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosunun esas alınması gerekirken, DİE Beklenen Ömür Yılı Tablosu’nun esas alındığı, annenin gelirinin olmadığı, babanın ise asgari ücret düzeyinde geliri bulunduğu belirtilerek baba için hesaplanan tazminattan %15 ve %10 oranlarında babanın müteveffaya yapacağı desteğin hesaplanarak düşüldüğü, ayrıca destek paylarının Dairemizin son dönem içtihatlarına (evleninceye kadar anne ve babanın her birine %25, evlendikten sonra %16, birinci çocuktan sonra %14, ikinci çocuktan sonra %12,5) uygun olarak belirlenmediği, bu kapsamda kullanılan hesaplama yönteminin Dairemizin son dönem yerleşik kararlarında öngörülen hesaplama yöntemine uygun olmaması nedeniyle, bilirkişi raporunun hükme esas alınması mümkün olmadığından davacıların yakınının hayatını kaybetmesi nedeniyle uğradığını iddia ettiği maddi zararları aşağıda belirtilen şekilde bilirkişi tarafından yeniden hesaplanmalıdır.
Bilindiği gibi, destekten yoksun kalma tazminatı, desteğini kaybeden kimseye, diğer bir ifadeyle ölen kimsenin yakınlarına, ölüm olayından önceki sosyal ve ekonomik yaşam düzeyinin devamını sağlayacak bir miktar para ödenmesini ifade etmektedir.
Destekten yoksun kalma tazminatının şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermek zorundadır. Maddi tazminatın amacı, zarar verici olay meydana gelmeseydi; zarar gören, mal varlığı açısından hangi durumda bulunacak idiyse, o durumun yeniden kurulması olup; zarar, eğer destek ölmeseydi, destekten yoksun kalanın gelecekte faydalanacağı yardım tespit edilmek suretiyle belirlenir. Burada karşılanması gereken gerçek zarar, desteğin yakınlarına sağlayacağı yardımların toplamıdır.
Destekten yoksun kalma zararı, özü itibarıyla varsayımsal verilere dayanılarak hesaplanmakta ise de; bilirkişi raporunun ilgililerin gerçek maddi zararlarını göstermesi için raporda gerçeğe en yakın ve güncel verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle, tazminat hesabına esas bakiye ömrün belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 tablosunun esas alınması gerekir.
Ayrıca, yerleşik yargı uygulamalarında, destek yaşasaydı evleninceye kadar gelirinden anne ve babanın her birine %25, evlendikten sonra %16, ilk çocuk olduktan sonra %14, ikinci çocuk olduktan sonra %12,5 oranında pay ayıracağı kabul edilmiş olup, belirtilen destek payları esas alınarak davacıların maddi zararı yeniden hesaplanmalıdır.
Öte yandan; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasının 10 numaralı bendinin (b) alt bendinde, genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişiler arasında, “18 yaşını, lise ve dengi öğrenim ile işletmelerde meslekî eğitim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim görmesi halinde 25 yaşını doldurmamış ve evli olmayan çocukları” sayılmıştır.
Buna göre, her anne ve babanın çocuğunu belli bir yaşa kadar (yüksek öğrenim görmeyeceğinin kabulü halinde 18 yaş, yüksek öğrenim göreceği kabul edildiği takdirde 25 yaş) büyütüp yetiştirme ödevi olduğundan, yapılacak araştırmada eşlerin sürekli ve düzenli bir geliri olup olmadığı, anne-babadan birinin kamu görevlisi olup olmadığı, ailenin sosyo ekonomik düzeyi gibi hususlar değerlendirilerek küçüğün yüksek öğrenim görüp görmeyeceği ve bu kapsamda ailenin yetiştirme gideri ayırmayı sonlandıracağı muhtemel tarih ile çocuğun aileye destek olmaya başlayacağı muhtemel tarihin takdir edilmesi gerekmektedir. Anılan değerlendirme sonucunda belirlenecek söz konusu tarihlerin üzerine, ayrıca, 7179 sayılı Askeralma Kanunu’nun 5. maddesinin 2. fıkrası uyarınca er ve erbaşlar için belirlenen zorunlu hizmet süresi olan 6 ayın da eklenmesi ve ailenin yetiştirme gideri ayırmayı sonlandıracağı muhtemel tarih ile çocuğun aileye destek olmaya başlayacağı muhtemel tarihin buna göre tespit edilmesi yerinde olacaktır.
Davacıların uğradıkları destekten yoksun kalma zararlarının belirlenebilmesi için yeniden hesaplama yapılırken, müteveffanın yüksek öğrenim görüp görmeyeceği göz önünde bulundurularak yetiştirme giderleri hesaplanmalı, bu hesaplama yapılırken de gelir getirici bir işte çalışmadığından davacı annenin tazminat miktarından indirim yapılmamalı, yalnızca baba yönünden hesaplanacak tazminat miktarından asgari ücretin %5 (yüzde beşi)’i oranında yetiştirme gideri indirilmelidir.
Buna göre, dosyaya sunulan hesap bilirkişisi raporu, hesaplama yöntemi bakımından hükme esas alınabilecek nitelikte olmayıp, Bölge İdare Mahkemesince, uyuşmazlığın çözümü için, yukarıda aktarılan hususlar ve Dairemiz tarafından kabul edilen destekten yoksun kalma tazminatı hesaplama ilkeleri çerçevesinde, 2022 yılı ve sonrasına yönelik asgari ücrete ve asgari geçim indirimine ilişkin olarak yapılan değişiklikler de dikkate alınarak bu konuda uzman başka bir bilirkişiden yeniden rapor alınması, ayrıca hukuki denetime elverişli olabilmesi açısından bilirkişi tarafından yapılan hesaplamanın tablo halinde raporda yer alması gerekmektedir.
Bu itibarla, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun yargı harçlarının gösterildiği (1) sayılı Tarifesinde, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden, binde 68,31 oranında nispi karar harcı alınacağı belirtilmiştir. Bu doğrultuda; konusu belli bir miktarı içeren davalarda, yargılama gideri içinde yer alan kalemlerden nispi karar harcı dışındaki harç, keşif ve bilirkişi ücreti ile posta giderinin, haklılık oranına göre davanın taraflarına yükletilmesi; hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden hesaplanacak nispi karar harcının ise, hükmedilen miktar yönünden haksız çıkmış olan davalı idareye yükletilmesi, davacılara tamamlattırılmaması gerekmektedir.
Ayrıca, miktar artırımına ilişkin dilekçe yeni bir dava niteliğinde olmayıp mevcut davada talep edilen tazminat tutarının miktar artırımı suretiyle artırımına olanak sağlayan yasal bir hakkın kullanımına ilişkin olduğundan Dairemizin yerleşik içtihatları gereği, tam yargı davalarında, gerek dava dilekçesindeki tazminat miktarı gerekse artırılan tazminat miktarı yönünden yasal faizin, idareye başvuru tarihinden itibaren uygulanması gerekmekte olup, işbu bozma kararı üzerine yeniden yapılacak yargılama neticesinde verilecek kararda artırılan tazminat miktarı yönünden de yasal faizin idareye başvuru tarihinden itibaren başlatılması gerektiği açıktır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının manevi tazminat istemleri yönünden ONANMASINA, maddi tazminat istemleri yönünden BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 16/11/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.