Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/10303 E. , 2022/4659 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/10303
Karar No : 2022/4659
DAVACILAR : 1- … Derneği
2- …
VEKİLLERİ : Av. …
3- … Derneği
4- … Derneği
5- …
VEKİLLERİ : Av. …
DAVALILAR : 1- … Bakanlığı / ANKARA
(Mülga … Bakanlığı)
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri …
2- … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri …,
Hukuk Müşaviri Av. …
3- … Bakanlığı / ANKARA
DAVANIN KONUSU : 20/02/2019 tarihli ve 30692 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c), (ç), (ğ) ve (m) bentlerinin, 8. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinin, 12. maddesinin 1. fıkrasının ve bu maddelerin iptali halinde Yönetmelikte uygulanabilir soyut hüküm kalmayacağı iddia edilerek Yönetmeliğin tamamının iptali istenilmektedir.
DAVACILARIN İDDİALARI : Davacılar tarafından;
Genel olarak; dava konusu düzenlemelerin bu alana ilişkin ulusal mevzuata ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu, sağlık kurulu raporuna vücut fonksiyon kaybı oranının işlenmekte olduğu, bu oranlara göre engellilerin yasalarda tanınan haklardan yararlanmakta olduğu, engelliğe ilişkin dört temel yaklaşım biçiminin bulunduğu, bunların ilkel yaklaşım, tıbbi yaklaşım, sosyal yaklaşım ve insan hakları yaklaşımı olduğu, dava konusu Yönetmeliğin ve daha önceki tüm sağlık kurulu raporlarına ilişkin yönetmeliklerin tıbbi yaklaşımın etkisi ile hazırlandığı, oysaki engellilik durumunun sadece tıbbi bulgularla değil aynı zamanda çevresel, eğitsel, toplumsal, teknolojik faktörlerle birlikte açıklanabilen bir durum olduğu, 2000 yılından itibaren Dünya Sağlık Örgütünün engellilik durumuna ilişkin olarak tıbbi yaklaşımın yetersiz kaldığını tespit ederek ICF (İnternational Clasification Of Functions) adıyla engellilik durumunun değerlendirildiği yeni bir ölçek geliştirdiği, dava konusu Yönetmelikte ICF yaklaşımının benimsendiği belirtilmekle birlikte bu yaklaşımın gerektirdiği ölçüt ve ölçeklerin kullanılmadığı, 5378 sayılı Kanun ve dava konusu Yönetmelikte yer alan engelli tanımına göre, engelliliğin sadece sağlık parametreleri ile ölçülecek bir olgu olmadığı, aynı zamanda toplumsal katılım, tutumlar, çevre koşulları gibi parametrelerin de değerlendirmede hesaba katılması gerektiği,
4. maddenin 1. fıkrasının (c), (ç), (ğ) ve (m) bentleri yönünden; Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde engelli tanımının Kanuna ve uluslararası sözleşmelere uygun olarak yapılmış olmasına rağmen, 4. maddenin 1. fıkrasının (c) ve (ç) bendinde bu tanımlamayı reddeden, engelliliği sadece “Bireyin doku, organ ve/veya fonksiyon ve psikiyatri tanısı ve buna bağlı muhakeme yeteneği kaybı…” olarak gören bir yaklaşımın egemen olduğu, kalıtım ve çevresel etkenlerin dikkate alınmadığı, bu durumun uluslararası engellilik ölçümleme ilkelerinin ve ICF yaklaşımın öngördüğü WHODAS 2.0 ölçeğinin kullanılmamasından kaynaklandığı, Yönetmeliğin uluslararası yöntemleri temel alarak belirleyen derecelendirme, sınıflandırma ve tanımlamaları reddettiği, Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) ve (m) bentlerinde “kısmi bağımlı engelli” ve “tam bağımlı engelli” tanımlamalarına yer verdiği, mülga Yönetmelikte bu kavramların yerine engelli ve ağır engelli kavramlarının kullanılmakta olduğu, engelliliğin derecesine göre değil, yarattığı sonuçlara göre isimlendirilmesinin ve tanımlanmasının engelliler adına tehlikeli bir süreci başlatacağı, kısmi bağımlı ve tam bağımlı ifadelerinin sağlık kurulu raporları ile tescil edilmiş olacağı, bireyin ayrılmaz bir niteliği haline getirilmiş olacağı, oysa Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesinin temel yaklaşımının bağımlılığı peşinen kabul etmek değil, bağımlılık durumuna son vermek için gerekli tüm önlemleri almak olduğu, ağır engelli yerine bağımlı engelli, engelli yerine kısmi bağımlı engelli kavramlarının kullanılmasının uygulamada yanlış anlaşılmalara ve resmi makamlarda işlem yaparken engellilerden vasi kararı istenmesine sebebiyet vereceği, Yönetmeliğin tanımlar maddesinde “tam bağımlı engelli”, “kısmi bağımlı engelli” tanımlamasına yer verilmiş ve “bağımsız engelli” tanımlamasına yer verilmemişken rapor şablonunun arka yüzünde “bağımsız” seçeneğine de yer verildiği, bağımlılık değerlendirmesinde kastedilen günlük yaşam aktiviteleri ise buna tıp uzmanlarının karar veremeyeceği, bunun sosyal çalışmacıların alanı olduğu ve uzun süreli inceleme gerektirdiği,
8. maddenin 1. fıkrasının (h) bendi yönünden; bu hükmün de yine tıbbi yaklaşımın bir örneği olduğu, engelli bireyin hangi işlerde çalıştırılıp, hangilerinde çalıştırılamayacağını tıp uzmanlarının değil iş ve rehabilitasyon uzmanlarının değerlendirmesi gerektiği, tıp uzmanlarının eğitim ve formasyonunun tıp bilimi ile sınırlı olduğu, bu durumun çalışma hakkının ihlali anlamına geldiği, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesinin engellilerin hangi işlerde çalıştırılamayacağı konusuna değil, bütün işlerde engellilerin çalıştırılabilmesini sağlayıcı önlemlerin alınmasına odaklandığı,
12. maddenin 1. fıkrası yönünden; maddede rapora itiraz süresinin engelli ve vasisi için 30 gün ile sınırlandırıldığı, fakat raporu isteyen kurum için herhangi bir sınırlama getirilmediği, bu durumun engelli bireyi kurumun mobing uygulamasına açık hale getirdiği, bunun hakkaniyetli bir düzenleme olmadığı, süre bakımından bile korunması gerekenin güçsüz konumundaki engelli birey olduğu, mülga Yönetmeliğin 10. maddesinde, engelli kişi ve ilgili kurum açısından herhangi bir fark gözetmeksizin itiraz süresinin önünün açık bırakıldığı, düzenlemenin bu hali ile hukuka aykırı olduğu,
Yönetmeliğin tamamı yönünden; dava konusu maddelerin Yönetmeliğin özünü oluşturduğu, bu maddeler iptal edildiğinde geride çeşitli işlemleri düzenleyen maddelerin kalacağı, uygulanabilir soyut hüküm kalmayacağı, bu nedenle de Yönetmeliğin tamamının iptalinin gerektiği,
iddia edilmektedir.
DAVALILARIN SAVUNMALARI : … Bakanlığı tarafından;
Genel olarak; dava konusu Yönetmeliğin Bakanlıklarına sağlık hizmeti alanında verilen görevler çerçevesinde Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı ile müştereken hazırlandığı, hazırlık aşamasında Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesinin, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından ortak standart bir dil ve çerçeve oluşturmak amacı ile geliştirilen ve bireylerin işlevselliği, etkinlikleri, yaşama katılımı ve bu alanlardaki kısıtlılıklarının tanımlanmasını sağlayan çok kapsamlı uluslararası bir sınıflandırma sistemi olan Dünya Sağlık Örgütü İşlevsellik Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması Çocuk ve Genç Versiyonunun (International Classifıcation of Functioning Disability and Health, Children and Youth Version-ICFCY) mümkün olduğunca esas alındığı, Hastalık ve Hastalıkların Uluslararası Sınıflandırması (International Classifıcation of Diseases-ICD) ve uluslararası bilimsel alanda yer alan yöntemlerin de bu sınıflandırma sistemine eklendiği, erişkinler için engelli raporları hastalık kılavuzu oluşturulur iken Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanan AMA Guides to the Evaluation of Permanent Impairment kılavuzunda belirtilen engel oranlarından yararlanıldığı, tüm bunlara ek olarak Yönetmeliğin ülkede konu hakkında tecrübe sahibi hekimlerden teşkil edilen komisyonlar marifeti ile değerlendirilerek son şeklinin verildiği, ICF’in bir ölçme ve değerlendirme aracı olmadığı, ICF’in sağlık ve sağlıkla ilgili durumları sınıflandırdığı, İşlevsellik Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırmasının (ICF), Yönetmeliğin 5. maddesinden de anlaşılacağı üzere engelli bireylere ilişkin sağlık ve sağlıkla ilgili durumları sınıflandırma sistemi olarak kullanıldığı, davacı tarafından iptali istenilen Yönetmelik ile engelli bireyin topluma katılımının sınırlandığının ve bu Yönetmelikte sosyal, ekonomik eğitsel, kültürel, çevresel ve teknolojik faktörlerin göz ardı edildiğinin iddia edildiği, oysa ki sayılan bu faktörlerin engelli bireye hak ve hizmet olarak halihazırda üst norm olan Kanunla verildiği, dava konusu Yönetmelikte, üst hukuk normu olan 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanunun engelliler ile ilgili getirmiş olduğu iyileştirici düzenlemelere herhangi bir aykırılık bulunmadığı, engelli bireyin elde edeceği sosyal haklar, hizmetler veya kazanımlarda erişkinler için verilen sağlık kurulu raporları dikkate alınmakla birlikte bu raporların tek başına dayanak teşkil etmeyeceğinin, kurumlarca bu hususta ayrıca belirleme yapılacağının dava konusu Yönetmeliğin 10. maddesinin birinci fıkrası ile açıkça ifade edildiği,
4. maddenin 1. fıkrasının (c), (ç), (ğ) ve (m) bentleri yönünden; dava konusu tanımların 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’dan alındığı, 2022 sayılı Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, “Başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek şekilde engelli olduklarını ilgili mevzuatı çerçevesinde alınacak sağlık kurulu raporu ile kanıtlayan”, (b) bendinde ise, “İlgili mevzuatı çerçevesinde alınacak sağlık kurulu raporu ile engelli olduklarını kanıtlayan” ifadelerine yer veren kanun koyucunun, engelli bireyin hayatını başkasının yardımına bağlı olmadan sürdürüp sürdürememesini, sağlanacak haklar bakımından bir kriter olarak kabul ettiği, Kanunda, engellilik durumunun değerlendirilmesinde kişinin başka bireylere ne ölçüde bağımlı olduğunun ortaya konulmasının zorunlu tutulduğu, bu sebeple Yönetmelikte bağımlı, bağımsız ve kısmi bağımlı engelli birey tanımının getirildiği, engelli tanımı yapılırken bireyin fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duyusal yetilerinde çeşitli düzeydeki kayıplarından doğan engeli nedeniyle yaşadığı fonksiyon kaybının, bu durumun günlük yaşam aktivitesine etkisinin esas alındığı, bu yaklaşım ile engellilik durumu belirlenirken tıbbi bozukluğun hem anatomik hem de fonksiyonel olarak değerlendirilmesinin yapıldığı,
8. maddenin 1. fıkrasının (h) bendi yönünden; Yönetmeliğin “Ek-1 Erişkinler İçin Engellilik Sağlık Kurulu Raporu” ve “Ek-4 Erişkinler İçin Terör, Kaza ve Yaralanmaya Bağlı Durum Bildirir Sağlık Kurulu Raporu”ndaki “Çalıştırılmayacağı işlerin niteliği” kısmının doldurulma yönteminin, “Açıklamalar” kısmının 1. maddesinde, “Engel durumuna göre çalıstırılamayacağı işlerin niteliği bölümüne sadece engel durumuna göre iş alanları genel olarak belirtilmelidir. Örneğin; ‘Görmesini gerektiren iş alanlarında çalıştırılamaz.’, ‘Ayakta sürekli durmasını gerektiren işlerde çalıştırılamaz.’, ‘İşitmeyi ve/veya konuşmayı gerektiren işlerde çalıştınlamaz.’ gibi ifadelerle belirtilmelidir.” şeklinde belirlendiği, bu açıklamada da görüleceği üzere, engelli bireyin çalıştırılamayacağı işin nitelendirmesinin yapılmadığı, engel durumuna göre çalışması mümkün olmayan iş alanlarının genel olarak belirtildiği, engelli raporlarının, engellilerin kendi durumlarına uygun işlerde çalışabilmesi amacı ile istihdamda öncelik tanınabilmesi için gerekli belgelerden biri olduğu, bu nedenle istihdamda kullanılan bir belgede kişilerin engel durumlarının kötüleşmesine neden olacak ya da iş güvenliğinde tehdit teşkil edecek iş alanlarının yazılmasında mevzuata ve tıp biliminin gereklerine aykırılık bulunmadığı, sağlık raporlarında çalıştırılamayacağı işlerin niteliği kısmına yer verilmesinin, engelli bireyin fizik ve ruh sağlığının korunması açısından Anayasadan kaynaklanan pozitif ayrımcılığın bir yansıması olduğu,
12. maddenin 1. fıkrası yönünden; söz konusu fıkrada bireylerin engelli sağlık kurulu raporlarına itiraz usulü ve süresinin belirlendiği ve idari işlemlerin düzenli şekilde yürütülmesinin amaçlandığı, itiraz süresi belirlenmemesi durumunda keyfi olarak, rapor alındıktan yıllar sonra rapora itiraz talebinde bulunulabildiği, ancak kişinin sağlık durumunda değişiklik olması halinde her zaman, kişi isteğine bağlı olarak ise rapor alınmasından sonra altı ay geçmesi halinde yeni rapor alabilmesinin mümkün olduğu, bu bağlamda getirilen sürenin, ilk raporun kesinleşmesi için getirilen bir düzenleme olduğu, engelli bireyin yeni rapor almasını kısıtlayan bir sonuç doğurmadığı, nitekim birçok idari işlem için itiraz sürelerinin değişik mevzuatta yer almakta olduğu, ayrıca engelli bireyin, idareye itiraz edilmesini gerektirecek nitelikteki sağlık kurulu raporu tespitlerini raporu aldığı anda öğrendiği, ilgili kurumun ancak engelli bireyin başvurusu üzerine itiraz konusu rapordan haberdar olabildiği, kurum itirazlarının süreye bağlanmasının bu yönüyle hayatın olağan akışına aykırılık teşkil edeceği,
savunulmaktadır.
… Bakanlığı tarafından;
Genel olarak; Bakanlıkları ve Sağlık Bakanlığı ile işbirliği içerisinde, engellilerin çeşitli hak ve hizmetlerden yararlanmalarında pasaport niteliği taşıyan engelli sağlık kurulu raporu düzenlenmesi sürecinin iyileştirilmesi ve kalitesinin arttırılması amacı ile bir dizi çalışma yapıldığı, çocukluk çağı engellilik değerlendirmelerinde kimi hastalık ve sendromların engel oranları cetvelinde yer almaması nedeni ile güçlük yaşandığı, bebek ve çocukların ağır engelli olup olmadıklarının belirlenmesinde standart bir yaklaşım olmaması nedeni ile farklı hastanelerden farklı değerlendirmeler yapıldığı, çocuklara özgü ihtiyaçların yeterince gözetilmediğinin belirlendiği, benzer şekilde yetişkinlerin engellilik değerlendirilmesinde bazı hastalık ve sağlık koşullarının engel oranları cetvelinde kapsanmaması, ağır engellilik değerlendirilmesi ve itiraz sürecinde yaşanan güçlüklerin Yönetmelik değişikliği çalışmalarının başlatılmasına neden olduğu, çocuk ve yetişkinlerin farklı ihtiyaçlarının olması gözetilerek iki ayrı yönetmelik hazırlandığı, Çocuklar İçin Özel Gereksinim Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik ve Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğin 20/02/2019 tarihli ve 30692 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği savunulmuştur.
4. maddenin 1. fıkrasının (c), (ç), (ğ) ve (m) bentleri yönünden; Yönetmelikler hazırlanırken beden yapısı ve fonksiyonlarının öne çıkarıldığı ve uluslararası rehberler ve değerlendirmelerin göz önünde bulundurulduğu, engelli sağlık kurulu raporlarının, yararlanılacak hizmet için temel belirleyici olmakla birlikte yeterli belge olmadığı, örneğin bakım hizmetinden ya da eğitim hizmetinden yararlanmak için rapor sonrasında özel değerlendirmeler yapılmakta olduğu, “ağır engelli” ya da “tam bağımlı” tanımları olan engelli bireyin, bakım hizmeti için başvuru hakkını elde etmiş olduğu, Bakanlıklarının İl Müdürlükleri içerisinde örgütlenen “Bakım Heyetleri”nin engelli bireyi yaşadığı yerde değerlendirdiği ve bakıma ihtiyacı olup olmadığı, bakıma ihtiyacı var ise hangi tür bakımın ona uygun olacağı yönünde karar verdiklerini, bu bağlamda sosyal, eğitsel, çevresel değerlendirmelerin hizmet sağlayıcılar tarafından gerçekleştirildiği, 2019 tarihli Yönetmelik çalışmalarının amaçlarından birinin de ağır engellilik değerlenmelerinde yaşanan zorlukların giderilmesi olduğu, mülga 2013 tarihli Yönetmeliğinde yer alan “ağır özürlü” tanımının değerlendirme aracının, gözlem ya da muayene kriteri içermediği, bu durumun “ağır engellilik” değerlendirilmesinde farklı kararların alınmasına ve çok sayıda itiraza neden olduğu, dava konusu Yönetmelikle “kısmi bağımlı engelli birey” ve “tam bağımlı engelli birey” tanımlarının getirildiği, böylece uygulama birliği sağlayacak, bilimsel geçerliği olan ölçüm araçlarının devreye sokulmasının planlandığı, ayrıca farklı bağımlılık düzeyinde olan kişiler için farklı destek sistemlerinin hayata geçirilmesinin hedeflendiği, Yönetmeliiğin hazırlık çalışmaları kapsamında Sağlık Bakanlığı ile işbirliğinde uzman hekimlerin katılımı ile gerçekleştirilen toplantılarda “ağır engellilik” ve “bağımlılığın” değerlendirmesinde uluslararası ölçütler ve kullanılan araçların gözden geçirildiği, Ülkemizde engellilerin bağımlılık değerlendirmeleri için Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği’nin (Functional Impairment Measuremen-FIM) kullanılmasının kararlaştırıldığı, FIM ölçeğinin ağır engelliliğin belirlenmesinde kullanılması ile değerlendiriciler arasındaki uyuşmazlıkların ve karara yönelik itirazların azalacağının öngörüldüğü,
8. maddenin 1. fıkrasının (h) bendi yönünden; dava konusu maddenin, engellinin çalışacağı koşulda sağlığına zarar verici öğelerin değerlendirilmesini içerdiği, örneğin astım rahatsızlığı olan kişi için solumasının tehlikeli olabileceği maddelerle ilgili bilgilerin bu alana yazılabilmekte olduğu, bu bağlamda ilgili bendin engelliyi çalışma alanında korumayı amaçlayan bir madde olarak değerlendirilmesi gerektiği,
12. maddenin 1. fıkrası yönünden; daha önceki uygulamalar dikkate alındığında, engellilerin sağlık kurulu raporlarına sürekli itiraz etmelerinden dolayı hastanelerde büyük bir yoğunluk yaşandığı, bu durumun hem engelliler hem de çalışanlar açısından önemli iş gücü kaybına yol açtığının görüldüğü, bu bağlamda itiraz süresinin engelliler açısından kısıtlanmasının düşünüldüğü, engelli kişinin raporunu istediği zaman farklı hak ve hizmetlerde kullanabileceği, raporu aldıktan ne kadar süre sonra hak ve hizmet için başvuracağının bilinemediği, bu sebeple kurum ve kuruluşlar için itiraz sürecinin ucunun açık bırakıldığı, ayrıca Yönetmeliğin “Raporların geçerlilik süresi” başlıklı 11. maddesinin 4. bendinde “Yeni bir engel durumunun ortaya çıkması veya mevcut engellilik durumunda bir değişiklik meydana gelmesi hâlinde, bireyin talebi ve ilgili branş hekiminin sağlık kuruluna sevki uygun görmesi üzerine süre aranmaksızın engellilik durumu yeniden değerlendirilir ve yeni rapor düzenlenir.'” hükmünün yer aldığı, ilgili hüküm gereğince engelli kişilerin engellilik durumlarının değişmesi halinde süre aranmaksızın yeni engelli sağlık kurulu raporu düzenletmek için başvuru hakkına sahip oldukları, engellilik, özel gereksinim ve ağır engelliliğin değerlendirilmesinde, çeşitli ülkelerin uygulamalarının gözden geçirildiği ve Ülkemiz için kendine özgü değerlendirme sistemlerinin oluşturulduğu,
savunulmaktadır.
… Bakanlığı tarafından; savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Söz konusu Yönetmeliğin dava konusu 12. maddenin 1. fıkrasının son cümlesinin iptali, dava konusu diğer maddeler yönünden davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : 20/02/2019 tarihli ve 30692 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c), (ç), (ğ) ve (m) bentlerinin, 8. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinin, 12. maddesinin 1. fıkrasının ve bu maddelerin iptali halinde Yönetmelikte uygulanabilir soyut hüküm kalmayacağı iddia edilerek Yönetmeliğin tamamının iptali istenilmektedir.
5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanunun amacı 1. maddesinde; engellilerin temel hak ve özgürlüklerden faydalanmasını teşvik ve temin ederek ve doğuştan sahip oldukları onura saygıyı güçlendirerek toplumsal hayata diğer bireylerle eşit koşullarda tam ve etkin katılımlarının sağlanması ve engelliliği önleyici tedbirlerin alınması için gerekli düzenlemelerin yapılmasını sağlamak olarak gösterilmiştir.
5378 sayılı Kanunun 3. maddesinde; Engelli: Fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duyusal yetilerinde çeşitli düzeyde kayıplarından dolayı topluma diğer bireyler ile birlikte eşit koşullarda tam ve etkin katılımını kısıtlayan tutum ve çevre koşullarından etkilenen birey olarak tanımlanmıştır.
Aynı Kanunun “Engellilik durumu” başlıklı 5’inci maddesinin; bireyin engelliliğini ve engellilikten kaynaklanan özel ihtiyaçlarını belirleyen derecelendirmeler, sınıflandırmalar ve tanılamalarda uluslararası temel yöntemlere göre yapılacağı; engellilik durumunun tespit ve uygulama esaslarının, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığının görüşleri alınarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığınca müştereken çıkarılan yönetmelikle belirleneceği hükmü uyarınca hazırlanan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik 20.2.2019 tarih ve 30692 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak uygulamaya konulmuştur.
Sözü edilen Yönetmelikle, Erişkinler İçin Engellilik Sağlık Kurulu Raporu ile Erişkinler İçin Terör, Kaza ve Yaralanmaya Bağlı Durum Bildirir Sağlık Kurulu Raporunun alınışı, geçerliliği, değerlendirilmesi ve bu raporu verebilecek yetkili sağlık kurum ve kuruluşlarının tespiti ile ilgili usul ve esasları belirlemek; engellilerle ilgili derecelendirmelere, sınıflandırmalara ve tanımlamalara gereksinim duyulan alanlarda ortak bir uygulama geliştirmek ve uluslararası sınıflandırma ve ölçütlerin kullanımının yaygınlaştırılmasını sağlamak amaçlanmış olup; engelli vatandaşları için engellilik durumu tespit ve uygulama esaslarının 5378 sayılı Kanunun 5’inci maddesinin; çalışma gücünün kaybı itibarıyla engellilik indiriminde yararlandırılacak derecelerin tespit ve uygulama esasların ise 193 sayılı Kanunun 31’inci maddesine dayanılarak yayımlanacak Yönetmelikte belirleneceği açıktır.
Devletin, engellilerin temel hak ve özgürlüklerden faydalanmasını, doğuştan sahip oldukları onura saygıyı güçlendirerek toplumsal hayata diğer bireylerle eşit koşullarda tam ve etkin katılımlarını, içinde bulundukları özel durumları nedeniyle, sosyal yaşama daha rahat adapte olmalarını veya farklı sebeblerle oluşan kendi ihtiyaçlarını karşılamalarını sağlayarak, Anayasanın 61’inci maddesinin 2’nci fıkrasında ifadesini bulan, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alması en temel ödevlerinden birisidir.
Dosyanın incelenmesinden, İşlevsellik Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırmasının (ICF), Yönetmeliğin 5. maddesinden de anlaşılacağı üzere engelli bireylere ilişkin sağlık ve sağlıkla ilgili durumları sınıflandırma sistemi olarak kullanıldığı, davacı tarafından iptali istenilen Yönetmelik ile engelli bireyin topluma katılımının sınırlandığının ve bu Yönetmelikte sosyal, ekonomik eğitsel, kültürel, çevresel ve teknolojik faktörlerin göz ardı edildiğinin iddia edildiği, oysa ki sayılan bu faktörlerin engelli bireye hak ve hizmet olarak halihazırda üst norm olan Kanunla verildiği, dava konusu Yönetmelikte, üst hukuk normu olan 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanunun engelliler ile ilgili getirmiş olduğu iyileştirici düzenlemelere herhangi bir aykırılık bulunmadığı, engelli bireyin elde edeceği sosyal haklar, hizmetler veya kazanımlarda erişkinler için verilen sağlık kurulu raporları dikkate alınmakla birlikte bu raporların tek başına dayanak teşkil etmeyeceğinin, kurumlarca bu hususta ayrıca belirleme yapılacağının dava konusu Yönetmeliğin 10. maddesinin birinci fıkrası ile açıkça ifade edildiği,
4. maddenin 1. fıkrasının (c), (ç), (ğ) ve (m) bentleri yönünden; dava konusu tanımların 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’dan alındığı, 2022 sayılı Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, “Başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek şekilde engelli olduklarını ilgili mevzuatı çerçevesinde alınacak sağlık kurulu raporu ile kanıtlayan”, (b) bendinde ise, “İlgili mevzuatı çerçevesinde alınacak sağlık kurulu raporu ile engelli olduklarını kanıtlayan” ifadelerine yer veren kanun koyucunun, engelli bireyin hayatını başkasının yardımına bağlı olmadan sürdürüp sürdürememesini, sağlanacak haklar bakımından bir kriter olarak kabul ettiği, Kanunda, engellilik durumunun değerlendirilmesinde kişinin başka bireylere ne ölçüde bağımlı olduğunun ortaya konulmasının zorunlu tutulduğu, bu sebeple Yönetmelikte bağımlı, bağımsız ve kısmi bağımlı engelli birey tanımının getirildiği, engelli tanımı yapılırken bireyin fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duyusal yetilerinde çeşitli düzeydeki kayıplarından doğan engeli nedeniyle yaşadığı fonksiyon kaybının, bu durumun günlük yaşam aktivitesine etkisinin esas alındığı, bu yaklaşım ile engellilik durumu belirlenirken tıbbi bozukluğun hem anatomik hem de fonksiyonel olarak değerlendirilmesinin yapıldığı,
8. maddenin 1. fıkrasının (h) bendi yönünden; Yönetmeliğin “Ek-1 Erişkinler İçin Engellilik Sağlık Kurulu Raporu” ve “Ek-4 Erişkinler İçin Terör, Kaza ve Yaralanmaya Bağlı Durum Bildirir Sağlık Kurulu Raporu”ndaki “Çalıştırılmayacağı işlerin niteliği” kısmının doldurulma yönteminin, “Açıklamalar” kısmının 1. maddesinde, “Engel durumuna göre çalıstırılamayacağı işlerin niteliği bölümüne sadece engel durumuna göre iş alanları genel olarak belirtilmelidir. Örneğin; ‘Görmesini gerektiren iş alanlarında çalıştırılamaz.’, ‘Ayakta sürekli durmasını gerektiren işlerde çalıştırılamaz.’, ‘İşitmeyi ve/veya konuşmayı gerektiren işlerde çalıştınlamaz.’ gibi ifadelerle belirtilmelidir.” şeklinde belirlendiği,engelli bireyin çalıştırılamayacağı işin nitelendirmesinin yapılmadığı, engel durumuna göre çalışması mümkün olmayan iş alanlarının genel olarak belirtildiği, engelli raporlarının, engellilerin kendi durumlarına uygun işlerde çalışabilmesi amacı ile istihdamda öncelik tanınabilmesi için gerekli belgelerden biri olduğu, bu nedenle istihdamda kullanılan bir belgede kişilerin engel durumlarının kötüleşmesine neden olacak ya da iş güvenliğinde tehdit teşkil edecek iş alanlarının yazılmasında mevzuata ve tıp biliminin gereklerine aykırılık bulunmadığı, sağlık raporlarında çalıştırılamayacağı işlerin niteliği kısmına yer verilmesinin, engelli bireyin fizik ve ruh sağlığının korunması açısından Anayasadan kaynaklanan pozitif ayrımcılığın bir yansıması olduğu anlaşılmakla bu maddelerde dayanağı mevzuat aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
20/02/2019 tarihli ve 30692 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğin “Raporlara itiraz” başlıklı 12. maddesinin 1. fıkrasında “Raporlara, engelli birey, vasisi veya raporu talep eden kurum tarafından müdürlüğe itiraz edilir. Bireysel rapor itirazları, ilgilisine teslim tarihinden itibaren otuz gün içerisinde yapılır. Süresinde yapılmayan itirazlar değerlendirilmez. Kurum itirazları gerekçe belirtilerek yazılı olarak yapılır. Kurum itirazlarında süre aranmaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Dava konusu düzenlemenin, sağlık kurulu raporları için belli bir itiraz süresi öngörülerek idari istikrarın ve dolayısıyla hak sahiplerinin hukuki güvencelerinin sağlanması amacıyla ihdas edildiği anlaşılmaktadır. Ancak, düzenlemede bireysel rapor itirazlarında belli bir itiraz süresi öngörülürken kurum açısından itiraz süresi öngörülmemesinin, engelli bireyin hak ve menfaatlerini zedeleyecek şekilde sağlık kurulu raporunun sürüncemede bırakılması sonucunu doğuracağı ve bunun da düzenlemenin amacına ters düşeceği ortadadır.
Davalılar tarafından, engelli bireyin rapora itirazı gerektiren sebepleri raporu aldığı anda öğrendiği, ilgili kurumun ise ancak engelli bireyin başvurusu üzerine itiraz konusu rapordan haberdar olabildiği, kurum itirazlarının süreye bağlanmasının bu yönüyle hayatın olağan akışına aykırılık teşkil edeceği yönünde savunmada bulunulmuş ise de; raporun engelli birey tarafından kuruma ibraz edildiği ya da sağlık kuruluşunca kuruma bildirildiği tarih gibi kurumun rapordan haberdar olduğu tarihten itibaren bir itiraz süresi öngörülebilmesi mümkündür.
Ayrıca, Yönetmeliğin 11. maddesinin 5. fıkrasında, kurumların ilgili mevzuatları gereğince, gerekçesi belirtilerek yazılı kontrol muayenesi talebinde bulunması durumunda sağlık kuruluşunca yeniden rapor düzenlenebileceği yönünde düzenlemeye yer verilmiş olup, kurumların raporda değişikliği gerektirir bir durumun varlığını itiraz süresi sona erdikten sonra öğrenmeleri durumunda da, bu düzenleme gereği sağlık kuruluşlarından engelli birey için yeniden rapor düzenlenmesini talep edebilmeleri mümkün görünmektedir.
Açıklanan nedenlerle, Yönetmeliğin dava konusu 12. maddenin 1. fıkrasında hukuka uyarlık bulunmadığından bu madde yönünden dava konusu düzenlemenin iptali,diğer maddeler yönünden davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 25/10/2022 tarihinde, davacı vekili Av. …’nin, davalı … Bakanlığı vekili Av. …’in, davalı … Bakanlığı vekili Av. …’un geldiği, davalı … Bakanlığı temsilcisinin gelmediği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY :
Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik 20/02/2019 tarihli ve 30692 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Bunun üzerine, davacılar tarafından, anılan Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c), (ç), (ğ) ve (m) bentlerinin, 8. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinin, 12. maddesinin 1. fıkrasının ve bu maddelerin iptali halinde Yönetmelikte uygulanabilir soyut hüküm kalmayacağı iddia edilerek Yönetmeliğin tamamının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
Anayasa’nın “Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması” başlıklı 56. maddesinin 3. fıkrasında, “Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.” hükmü düzenlenmiştir.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun “Engellilik indirimi” başlıklı 31. maddesinde, “Çalışma gücünün asgarî % 80’ini kaybetmiş bulunan hizmet erbabı birinci derece engelli, asgarî % 60’ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ikinci derece engelli, asgarî % 40’ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ise üçüncü derece engelli sayılır ve aşağıda engelli dereceleri itibariyle belirlenen aylık tutarlar, hizmet erbabının ücretinden indirilir.
Engellilik indirimi;
– Birinci derece engelliler için 440.000.000 lira (1.200 TL),
– İkinci derece engelliler için 220.000.000 lira (650 TL),
– Üçüncü derece engelliler için 110.000.000 lira (290 TL)dır.
Engellilik derecelerinin tespit şekli ile uygulamaya ilişkin esas ve usuller Maliye, Sağlık ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarınca bu konuda müştereken hazırlanacak bir yönetmelik ile belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 8. maddesinde, “1 inci ve 2 nci maddelerin kapsamına girenlere Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca aylık bağlanır ve Bakanlık bütçesinin ilgili tertibinden ödenir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları, gerektiğinde; aylık almak için başvuranların kendilerinin ve nafaka yükümlülerinin gelir, yaşam düzeyi ve varlıkları hakkında, belirleyeceği yöntemlerle inceleme yapmaya ve yaptırmaya, özel veya resmi idare, müessese ve ortaklarından ve şahıslardan bilgi ve belge istemeye yetkilidir.
Aylık bağlanmasında, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarınca sosyal inceleme raporları ve gerektiğinde sağlık kurulu raporları da dikkate alınarak ilgililerin bu Kanuna göre aylık bağlanması şartlarını haiz oldukları yönünde verilmiş kararlar esas alınır. Aylık bağlama işlemi sırasında veya aylık bağlandıktan sonra yapılacak incelemeler sonucunda, aylık bağlama kararını etkileyebilecek yanlışlık veya eksikliklerin tespit edilmesi hâlinde, bu durum ilgisine göre Vakıflara, aylık bağlanana veya bağlanacak olana ve gerektiğinde ilgili idarelere Vakıf veya Bakanlık tarafından bildirilir. Aylık bağlanmış veya bağlanacak olanlara yapılacak bildirimlerin iadeli taahhütlü posta ile gönderilmesi esastır. Aylık bağlanmış olanlarla ilgili eksikliklerin veya yanlışlıkların giderilmemesi hâlinde, tebligat tarihinden itibaren üç aylık sürenin sona erdiği tarihin içinde bulunduğu ödeme döneminin sonunda aylık kesme veya düzeltme işlemi yapılır ve fazla ödenen tutarlar geri alınır. Aylık bağlanmasına esas rapor ve belgeleri gerçeğine aykırı olarak düzenleyenler ile bu nitelikteki rapor ve belgelere dayanarak aylık aldığı tespit edilenler hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre işlem yapılır.
Bu madde kapsamında aylık bağlamaya esas sağlık kurulu raporlarını düzenlemeye yetkili sağlık kuruluşlarının belirlenmesi ile bu raporların alınmasına ilişkin diğer usul ve esaslar Sağlık Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından birlikte hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.” hükmü düzenlenmiştir.
5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un “Engellilik durumu” başlıklı 5. maddesinde, “Bireyin engelliliğini ve engellilikten kaynaklanan özel ihtiyaçlarını belirleyen derecelendirmeler, sınıflandırmalar ve tanılamalarda uluslararası temel yöntemler esas alınır. Engellilik durumunun tespit ve uygulama esasları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığının görüşleri alınarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığınca müştereken çıkarılan yönetmelikle belirlenir.” hükmü yer almıştır.
Anılan düzenlemelere dayanılarak Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (mülga Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı), Hazine ve Maliye Bakanlığı (mülga Maliye Bakanlığı) ve Sağlık Bakanlığınca müştereken Erişkinler İçin Engellilik Sağlık Kurulu Raporu ile Erişkinler İçin Terör, Kaza ve Yaralanmaya Bağlı Durum Bildirir SağlıkKurulu Raporunun alınışı, geçerliliği, değerlendirilmesi ve bu raporu verebilecek yetkili sağlık kurum ve kuruluşlarının tespiti ile ilgili usul ve esasları belirlemek, engellilerle ilgili derecelendirmelere, sınıflandırmalara ve tanımlamalara gereksinim duyulan alanlarda ortak bir uygulama geliştirmek ve uluslararası sınıflandırma ve ölçütlerin kullanımının yaygınlaştırılmasını sağlamak amacıyla hazırlanan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik 20/02/2019 tarihli ve 30692 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
1)Dava konusu Yönetmeliğin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığının görüşü bakımından incelenmesi;
İdare Hukukunda “usul” idari işlemin yapılmasında izlenen yol demektir. Dava konusu Yönetmeliğin çıkarılmasında izlenecek yol da; 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un 5. maddesinde belirlenmiş ve “Bireyin engelliliğini ve engellilikten kaynaklanan özel ihtiyaçlarını belirleyen derecelendirmeler, sınıflandırmalar ve tanılamalarda uluslararası temel yöntemler esas alınır. Engellilik durumunun tespit ve uygulama esasları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığının görüşleri alınarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığınca müştereken çıkarılan yönetmelikle belirlenir.” hükmüne yer verilmek sûretiyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığınca müştereken çıkarılacak olan Yönetmelik için, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığının görüşünü alma şartı getirilmiştir.
09/07/2018 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleriyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı teşkilat yapılarının yeniden düzenlenmesiyle oluşturulan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının dava konusu Yönetmeliğin hazırlık aşamasında yer aldığı, Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden sonra 21/04/2021 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 73 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı kurulduğu görülmüş olup, Dairemizin 26/02/2020 tarihli ara kararı ile, davalı idarelerden dava konusu Yönetmelik hazırlanırken Milli Eğitim Bakanlığının görüşünün alınıp alınmadığı sorulmuş, ara kararına cevaben gönderilen evrâktan, söz konusu Yönetmeliğin dava konusu düzenlemelerine yönelik olarak Milli Eğitim Bakanlığınca görüş bildirildiği, Yönetmeliğin anılan Bakanlıkça teklif edilen metne uygun şekilde değiştirilerek yayımlandığı anlaşılmıştır.
Bu nedenle Yönetmeliğin şekil unsuru yönünden hukuka uygun olduğu görülmekle diğer unsurlar yönünden dava konusu edilen düzenlemelerin diğer unsurlara ilişkin hukuka uygunluk denetimine geçilmiştir.
1) 4. maddesinin 1. fıkrasının;
a) (c) ve (ç) bentleri;
Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, “Engellilik durumu”, bireyin doku, organ ve/veya fonksiyon ve psikiyatri tanısı ve buna bağlı muhakeme yeteneği kaybından kaynaklı engelliliğini uluslararası yöntemleri temel alarak belirleyen derecelendirmeler, sınıflandırmalar ve tanılamalar şeklinde; (ç) bendinde, “Engellilik durum değerlendirmesi”, engelliliğin tespiti amacı ile hastalık şiddeti, organ veya fonksiyon kaybını içeren değerlendirme şeklinde tanımlanmıştır.
Yönetmeliğin dayanağı olan 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, “Engelli”, fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duyusal yetilerinde çeşitli düzeyde kayıplarından dolayı topluma diğer bireyler ile birlikte eşit koşullarda tam ve etkin katılımını kısıtlayan tutum ve çevre koşullarından etkilenen birey şeklinde; (e) bendinde ise, “Engellilik durumu”, bireyin engelliliğini ve engellilikten kaynaklanan özel gereksinimlerini, uluslararası yöntemleri temel alarak belirleyen derecelendirmeler, sınıflandırmalar ve tanılamalar şeklinde tanımlanmıştır.
Bu haliyle, dava konusu (c) bendinin, Kanun’un tekrarı mahiyetinde olduğu; (ç) bendinin ise, engellilik durumunun anatomik olarak değerlendirilmesinin yanı sıra fonksiyonel olarak günlük yaşam aktivitelerinin de değerlendirilmesini içerdiği anlaşılmış olup, anılan düzenlemelerde üst hukuk normlarına ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
b) (ğ) ve (m) bentleri;
Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde, “Kısmi bağımlı engelli birey”, doku, organ ve/veya fonksiyon kaybı ve/veya psikiyatri tanısına bağlı olarak muhakeme yeteneği değerlendirilmesi gereken fonksiyonel bağımsızlık ölçeklerine göre günlük yaşam aktivitelerini yardım alarak gerçekleştirebileceğine karar verilen birey şeklinde; (m) bendinde ise, “Tam bağımlı engelli birey”, engel durumuna göre engel oranı %50 ve üzeri olduğu tespit edilenlerden doku, organ ve/veya fonksiyon kaybı ve/veya psikiyatri tanısı bağlantılı olarak muhakeme yeteneği değerlendirilmesine göre günlük yaşam aktivitelerini yardım almasına rağmen kendi başına gerçekleştiremediğine karar verilen birey şeklinde tanımlanmış; 8. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde, “Raporda yer alan bağımlılık değerlendirmesi alanına ‘evet’ ya da ‘hayır’ ifadesi yazılarak bireyin durumu belirtilir ve bu alan hiç bir suretle boş bırakılamaz. Bu Yönetmelikte geçen ‘tam bağımlı engelli birey’ ifadesi, ilgili mevzuatın uygulanması açısından ağır engellilik durumunu ifade eder.
” kuralına yer verilmiştir.
2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasında, “65 yaşını doldurmamış olmasının yanı sıra;
a) Başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek şekilde engelli olduklarını ilgili mevzuatı çerçevesinde alınacak sağlık kurulu raporu ile kanıtlayan, 18 yaşını dolduran Türk vatandaşı engellilerden; sosyal güvenlik kuruluşlarının herhangi birisinden her ne nam altında olursa olsun bir gelir veya aylık hakkından yararlananlar ile uzun vadeli sigorta kolları açısından zorunlu olarak sigortalı olunması gereken bir işte çalışanlar veya nafaka bağlanmış ya da nafaka bağlanması mümkün olanlar hariç olmak üzere, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından muhtaç olduğuna karar verilenlere muhtaçlık hâli devam ettiği müddetçe (4.860) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımından bulunacak tutarda,
b) İlgili mevzuatı çerçevesinde alınacak sağlık kurulu raporu ile engelli olduklarını kanıtlayan, 18 yaşını dolduran ve talebine rağmen Türkiye İş Kurumu tarafından işe yerleştirilememiş olan Türk vatandaşlarından; sosyal güvenlik kuruluşlarının herhangi birinden her ne nam altında olursa olsun bir gelir veya aylık hakkından yararlananlar ile uzun vadeli sigorta kolları açısından zorunlu olarak sigortalı olunması gereken bir işte çalışanlar veya nafaka bağlanmış ya da nafaka bağlanması mümkün olanlar hariç olmak üzere, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından muhtaç olduğuna karar verilenlere muhtaçlık hâli devam ettiği müddetçe (3.240) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımından bulunacak tutarda, aylık bağlanır.” hükmü yer almıştır.
Dava konusu düzenlemelerde yapılan tanımlamaların, 2022 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen hükmündeki engelli bireyin başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettirip ettiremeyeceği ayrımına uygun şekilde yapıldığı, bu ayrımın engelli bireye sağlanacak haklar bakımından önem arz ettiği, günlük yaşam aktivitelerini yardım alarak gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğinin ortaya konulması bakımından dava konusu tanımların gerekli ve yeterli olduğu, bu haliyle üst hukuk normlarına ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
2) 8. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi;
Dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde, bireyin engellilik durumu dikkate alınarak çalıştırılamayacağı işlerin niteliğinin rapora mutlaka yazılacağı belirtilmiş; Yönetmeliğin ekinde yer alan Ek-1 Erişkinler İçin Engellilik Sağlık Kurulu Raporu ile Ek-4 Erişkinler İçin Terör, Kaza ve Yaralanmaya Bağlı Durum Bildirir Sağlık Kurulu Raporunun ön yüzünde, “Çalıştırılamayacağı işlerin niteliği” başlıklı bir kısma yer verilmiş; bu kısımda yapılacak belirlemelere yönelik olarak da anılan raporların arka yüzünde bulunan “Açıklamalar” kısmında, “1) Engel durumuna göre çalıştırılamayacağı işlerin niteliği bölümüne sadece engel durumuna göre iş alanları genel olarak belirtilmelidir. Örneğin; ‘Görmesini gerektiren iş alanlarında çalıştırılamaz.’, ‘Ayakta sürekli durmasını gerektiren işlerde çalıştırılamaz.’, ‘İşitmeyi ve/veya konuşmayı gerektiren işlerde çalıştırılamaz.’ gibi ifadelerle belirtilmelidir.” kuralına yer verilmiştir.
Buna göre, dava konusu düzenleme gereğince yetkili sağlık kuruluşlarının engellilik sağlık kurullarınca engelli bireyin çalıştırılamayacağı işlerin niteliğine yönelik olarak yapacağı belirlemenin iş tanımlarının özeline ilişkin olmadığı, engel durumu dikkate alınarak bireyin yapamayacağı, bir başka ifadeyle yapması bireyden beklenemeyecek fiziksel aktivitelerin belirlenmesinin mevzuata uygun olduğu dikkate alındığında, dava konusu düzenlemede üst hukuk normlarına ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
3) 12. maddesinin 1. fıkrası;
Dava konusu Yönetmeliğin 12. maddesinin 1. fıkrasında, “Raporlara, engelli birey, vasisi veya raporu talep eden kurum tarafından müdürlüğe itiraz edilir. Bireysel rapor itirazları, ilgilisine teslim tarihinden itibaren otuz gün içerisinde yapılır. Süresinde yapılmayan itirazlar değerlendirilmez. Kurum itirazları gerekçe belirtilerek yazılı olarak yapılır. Kurum itirazlarında süre aranmaz.” kuralına yer verilmiştir.
Dava konusu düzenlemenin, engellilik sağlık kurulu raporları için belli bir itiraz süresi öngörülerek hukuki belirliliğin, idari istikrarın ve dolayısıyla hak sahiplerinin hukuki güvencelerinin sağlanması amacıyla ihdas edildiği anlaşılmaktadır. Ancak düzenlemede, bireysel rapor itirazlarında belli bir itiraz süresi öngörülürken kurum açısından itiraz süresi öngörülmemesinin, engelli bireyin hak ve menfaatlerini zedeleyecek şekilde sağlık kurulu raporunun sürüncemede bırakılması sonucunu doğuracağı ve bunun da düzenlemenin amacına ters düşeceği ortadadır.
Davalı idareler tarafından, engelli bireyin rapora itirazı gerektiren sebepleri raporu aldığı anda öğrendiği, ilgili kurumun ise ancak engelli bireyin başvurusu üzerine itiraz konusu rapordan haberdar olabildiği, kurum itirazlarının süreye bağlanmasının bu yönüyle hayatın olağan akışına aykırılık teşkil edeceği yönünde savunmada bulunulmuş ise de; raporun engelli birey tarafından kuruma ibraz edildiği ya da sağlık kuruluşunca kuruma bildirildiği tarih gibi kurumun rapordan haberdar olduğu tarihten itibaren bir itiraz süresi öngörülebilmesi mümkündür.
Ayrıca, Yönetmeliğin 11. maddesinin 5. fıkrasında, kurumların ilgili mevzuatı gereğince, gerekçesi belirtilerek yazılı kontrol muayenesi talebinde bulunması durumunda sağlık kuruluşunca yeniden rapor düzenlenebileceği yönünde düzenlemeye yer verilmiş olup, kurumların raporda değişikliği gerektirir bir durumun varlığını itiraz süresi sona erdikten sonra öğrenmeleri durumunda da, bu düzenleme gereği sağlık kuruluşlarından engelli birey için yeniden rapor düzenlenmesini talep edebilmeleri mümkün görünmektedir.
Bu nedenle, Yönetmeliğin dava konusu 12. maddenin 1. fıkrasının son cümlesinde hukuka uyarlık bulunmadığı, anılan fıkranın diğer kısımlarında ise hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. 20/02/2019 tarihli ve 30692 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğin 12. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinin İPTALİNE,
2. 20/02/2019 tarihli ve 30692 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c), (ç), (ğ) ve (m) bentleri, 8. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi, 12. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesi dışındaki kısımları yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Dava kısmen iptal, kısmen ret şeklinde sonuçlandığından aşağıda dökümü yapılan … TL yargılama giderlerinin yarısı olan … TL’nin davacılar üzerinde bırakılmasına, diğer yarısı olan … TL’nin davalı idarelerden alınarak davacılara verilmesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacılara, … TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idarelerden … Bakanlığı ile … Bakanlığına verilmesine,
5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 25/10/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.