Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/5317 E. , 2022/5181 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5317
Karar No : 2022/5181
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, kamu görevlisi iken 1998 yılında emekli olan müteveffa annesinin, kanser tedavisi gördüğü dönemde özel bir sağlık kuruluşunda … tarihinde yapılan sıcak kemoterapi uygulaması nedeniyle harcadığı sağlık giderinin ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddedildiğinden bahisle, anılan tedavi bedeli olan 62.000,00 TL’nin yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; daha önce davanın görev yönünden reddine ilişkin kararın Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 11/04/2017 tarih ve E:2017/205, K:2017/1717 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozma kararına uyulup işin esasına girilerek, Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşmesi olmayan sağlık kuruluşlarında yapılmış olan tedaviler sonucu oluşan masrafların kişilere ödenebilmesi için, özel sağlık kuruluşuna başvuran kişinin durumunun acil olması, tedavi yapılan yerce acil tıbbi müdahale yapılmasını zorunlu kılan durumun imzalanmış bir belge ile belgelendirilmesi ve bunun Sosyal Güvenlik Kurumunca kabul edilmesi şartlarının gerçeklemesinin gerektiği, ancak davacının özel sağlık kuruluşuna müracaat ettiği tarihte acil hasta kapsamında olmaması, tedavi olduğu özel sağlık kuruluşunca da, durumunun acil kapsamında değerlendirilmemesi karşısında ödeme talebinin zımnen reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından davacının tazminat isteminde yerindelik olmadığı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, kolon kanseri ile mücadele eden müteveffanın durumunun acil hasta kavramı içinde olduğu, hastalığının ilerlemesi ve hayati tehlikesinin artması sebebiyle konusunda uzman tabiplerce sıcak kemoterapi ameliyatının önerildiği, ancak bu ameliyat o dönemde kamu hastanelerince yapılmadığından özel bir hastanede yaptırıldığı, konuya yönelik Yargıtay kararlarının davalı idareden bedelin iadesi yönünde olduğu, yaşam hakkı, beden bütünlüğünün korunması hakkı ile devlete yüklenen pozitif ve negatif yükümlülükler gereğince yapılan ödemenin iade edilmesinin gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI :Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacının annesi müteveffa … (dava devam ederken vefat etmiştir), kolon kanseri tanısıyla çeşitli sağlık kuruluşlarında tedavi görmüş, takiplerinde birkaç bölgede nüks tümör saptanmış, bu kez sıcak kemoterapi tedavisi uygulanmak üzere 02/02/2013 tarihinde … Hastanesine yatışı yapılmış, aynı gün “sitoredüktif cerrahi + omentektomi + lenfadenektomi” ameliyatı gerçekleştirilmiş, bu ameliyat esnasında sıcak kemoterapi tedavisi uygulanmış, önce genel yoğun bakım ünitesinde daha sonra genel cerrahi servisinde yapılan takiplerinin ardından 13/02/2013 tarihinde tedavi ve beslenme önerileriyle birlikte taburcu edilmiş, … tarih ve… seri numaralı faturaya göre, söz konusu Hastanede adı geçene belirtilen tarihler arasında yapılan tedavilerin bedeli olarak 62.000,00 TL ödeme yapılmıştır.
Akabinde … tarafından, 03/09/2014 kayıt tarihli dilekçeyle, öğretmen olarak görev yaptıktan sonra 1998 yılında emekli olduğu, kanser tedavisi kapsamında ve hayati nedenlerle özel sağlık kuruluşunda yaptırmak zorunda kaldığı “sitoredüktif cerrahi + omentektomi + lenfadenektomi (sıcak kemoterapi ameliyatı) nedeniyle ödediği tutarın geri ödenmesi” istemiyle Sosyal Güvenlik Kurumu İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne başvuruda bulunulmuş, bu başvurunun zımnen reddi üzerine, anılan tedavi bedeli olan 62.000,00 TL’nin yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın 2. maddesinde, Devletin nitelikleri sayılmış ve sosyal bir hukuk devleti olduğu vurgulanmış; 5. maddesinde, Devletin temel amaç ve görevleri sayılarak; kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak görevine yer verilmiş; 17. maddesinde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmiş; “Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması” başlıklı 56. maddesinde ise, devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlardan yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği öngörülmüştür.
Bununla birlikte, yine Anayasa’nın “Sosyal güvenlik hakkı” başlıklı 60. maddesinde, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ve Devletin, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı ve teşkilatı kuracağı kuralına yer verilmiş; “Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları” başlıklı 65. maddesinde de “Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
Anılan hükümlerden, tüm yurttaşların yaşama haklarının, Devlet güvencesi ve onun pozitif yükümlülüğü kapsamı içinde koruma altında olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen “yaşama hakkı” yalnızca yaşamını sürdürmek anlamında değil “sağlıklı yaşama hakkı”na sahip olmak anlamındadır. Kişilerin sağlıklı olma hakkı bir kamusal korumaya tabi olduklarını ortaya koymaktadır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 1. maddesine göre bu Kanunun amacı, sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak; bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemlerini belirlemek; sosyal sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usûl ve esasları düzenlemektir.
5510 sayılı Kanun’un “Finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri ve süresi” başlıklı 63. maddesinde, genel sağlık sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını; hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını; iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını veya azaltılmasını temin etmek amacıyla Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri ile bu hizmetlerin süresine dair usul ve esaslara yer verilmiş, birinci fıkrasının (b) bendinde, “Kişilerin hastalanmaları halinde ayakta veya yatarak; hekim tarafından yapılacak muayene, hekimin göreceği lüzum üzerine teşhis için gereken klinik muayeneler, laboratuvar tetkik ve tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri, konulan teşhise dayalı olarak yapılacak tıbbî müdahale ve tedaviler, hasta takibi ve rehabilitasyon hizmetleri, organ, doku ve kök hücre nakline ve hücre tedavilerine yönelik sağlık hizmetleri, acil sağlık hizmetleri, ilgili kanunları gereğince sağlık meslek mensubu sayılanların hekimlerin kararı üzerine yapacakları tıbbî bakım ve tedaviler” Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri arasında sayılmıştır.
Anılan Kanun’un “Kurumca finansmanı sağlanmayacak sağlık hizmetleri” başlıklı 64. maddesinde, finansmanı sağlanmayacak sağlık hizmetleri, sayma yoluyla belirlenerek, maddede sayılan sağlık hizmetlerine ilişkin bedellerin karşılanmayacağı düzenlenmiştir. Buna göre anılan maddenin ikinci fıkrasında da “Kurumla sözleşmeli özel sağlık hizmet sunucuları ile Kurumla kısmi branş veya sağlık hizmeti alım sözleşmesi imzalamış olan vakıf üniversitesi sağlık hizmeti sunucuları, Kuruma bildirmiş oldukları hekimlerden sözleşme kapsamı branşlarda fiilen hizmet sunanlar tarafından verilen sağlık hizmetlerini, Kurumca belirlenen istisnalar hariç olmak üzere ve Kurum mevzuatına uygun olarak fatura edebilirler. Aksi takdirde, bu faturalara ait tutarlar Kurumca karşılanmaz.” hükmü yer almaktadır.
Aynı Kanun’un 71. maddesinin üçüncü fıkrasında da, Kanun’un uygulamasında acil hallerin ve acil sağlık hizmetlerinin neler olduğuna, hangi yöntem ve ölçütlerle tespit edileceğine ilişkin hususların, Sağlık Bakanlığının uygun görüşü üzerine Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.
Kanun’un “Sağlık hizmetlerinin ödenecek bedellerinin belirlenmesi” başlıklı 72. maddesinde ise, 65. madde gereği ödenecek gündelik, yol, yatak ve yemek giderlerinin Kurumca ödenecek bedellerini belirlemeye Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunun yetkili olduğu, Komisyonun, tıp eğitimini, hizmet basamağını, alt yapı ve kaynak kullanımı ile maliyet unsurlarını dikkate alarak sağlık hizmeti sunucularını fiyatlandırmaya esas olmak üzere ayrı ayrı sınıflandırabileceği, 63. madde hükümlerine göre finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin Kurumca ödenecek bedellerini; sağlık hizmetinin sunulduğu il ve basamak, Devletin doğrudan veya dolaylı olarak sağlamış olduğu sübvansiyonlar, sağlık hizmetinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kanıta dayalı tıp uygulamaları, maliyet-etkililik ölçütleri ve genel sağlık sigortası bütçesi dikkate alınmak suretiyle, her sınıf için tek tek veya gruplandırarak belirlemeye yetkili olduğu belirtilmiştir.
Kanun’un “Sağlık hizmetlerinin sağlanma yöntemi ve sağlık giderlerinin ödenmesi” başlıklı 73. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanuna göre sağlık hizmetlerinin, Kurum ile yurt içindeki veya yurt dışındaki sağlık hizmeti sunucuları arasında yapılan sözleşmeler yoluyla ve/veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi suretiyle sağlanacağı, altıncı fıkrasında, acil haller dışında sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından kişilerce satın alınan sağlık hizmeti bedellerinin Kurumca ödenmeyeceği kurala bağlanmış, yedinci fıkrasında ise, “sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından acil hallerde alınan sağlık hizmeti bedeli, 72. madde gereği sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları için belirlenen bedeller esas alınarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere fatura karşılığı ödenir. Sözleşmeli ve sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucuları, acil hallerde, sözleşmeli sağlık hizmetleri sunucuları ise Kurumun belirlediği sağlık hizmetleri için genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerden veya Kurumdan herhangi bir ilave ücret talep edemez.” hükmüne yer verilmiştir.
25/03/2010 tarihli ve 27532 Mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve dava konusu tazminata esas tedavinin gerçekleştirildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan (Mülga) Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği’nin 4.3. maddesinde, acil sağlık hizmetleri düzenlenmiş olup, 2. fıkrasında, “Sözleşmeli ve sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucuları acil servislerde sunulan sağlık hizmetleri ile acil haller nedeniyle sunulan sağlık hizmetleri için kişilerden veya Kurumdan herhangi bir ilave ücret talep edemez.” hükmü; 3. fıkrasında da, “Kurum sağlık yardımlarından yararlandırılan kişilerin sözleşmesiz sağlık kurum veya kuruluşuna SUT’un 3.1.3(2) fıkrasında tanımlanan acil haller nedeniyle müracaatı sonucu oluşan sağlık giderleri; acil tıbbi müdahale yapılmasını zorunlu kılan durumun müdahaleyi yapan hekim tarafından imzalanmış bir belge ile belgelendirilmesi ve Kurumca kabul edilmesi şartıyla karşılanır.” hükmü yer almaktadır.
Anılan hüküm ile atıf yapılan aynı Tebliğ’in 3.1.3. maddesinde ise, provizyon işlemleri düzenlenmiş olup, kişinin sağlık hizmeti sunucularınca müracaatının, belirtilen istisnai haller nedeniyle yapılıp yapılmadığının değerlendirileceği, müracaatın sayılan istisnai nedenlerle yapılmış olması halinde, sadece söz konusu müracaat nedeni ile ilgili sağlık hizmeti bedellerinin faturalandırılabileceği, anılan istisnai hallerden birinin de “acil hal” olduğu kuralına yer verilmiştir. Bununla birlikte aynı hükümde “acil hal” tanımı yapılmış olup, buna göre, “Acil hal; Ani gelişen hastalık, kaza, yaralanma ve benzeri durumlarda olayın meydana gelmesini takip eden ilk 24 saat içinde tıbbi müdahale gerektiren durumlar ile ivedilikle tıbbi müdahale yapılmadığı veya başka bir sağlık kuruluşuna nakli halinde hayatın ve/veya sağlık bütünlüğünün kaybedilme riskinin doğacağı kabul edilen durumlardır. Bu nedenle sağlanan sağlık hizmetleri acil sağlık hizmeti olarak kabul edilir.” kuralı düzenlenmiştir.
Ayrıca, dava konusu tazminata esas ameliyatın gerçekleştirildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan Sağlık Uygulama Tebliği’nin ekinde yer alan, 22/06/2012 tarih ve 28331 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tebliğ ile değişik Tanıya Dayalı İşlem Listesi Ek-9’da ve Sağlık Kurumları Puan Listesi Ek-8’de “Siteredüktif cerrahi+hipertermik intraperitoneal kemoterapi” işleminin “Sağlık Bakanlığına ve TSK’ya bağlı üçüncü basamak sağlık hizmeti kuruluşlarınca faturalandırılabilir.” açıklamasıyla yer aldığı görülmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, acil hallerde alınan sağlık hizmetinin sözleşmesiz sağlık hizmet sunucularından alınması halinde dahi, bedelinin 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılanacağı, ani gelişen hastalık, kaza, yaralanma ve benzeri durumlarda olayın meydana gelmesini takip eden ilk 24 saat içinde tıbbi müdahale gerektiren durumlar ile ivedilikle tıbbi müdahale yapılmadığı veya başka bir sağlık kuruluşuna nakli halinde hayatın ve/veya sağlık bütünlüğünün kaybedilme riskinin doğacağı kabul edilen durumlarda sağlanan sağlık hizmetlerinin ise, acil sağlık hizmeti olarak kabul edileceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Buna göre, davalı idarenin, geri ödeme açısından sunulan sağlık hizmetinin acil hal olup olmadığı hususunda denetleme yetkisinin bulunduğu açık olmakla birlikte, idarece yapılan değerlendirmenin Anayasanın 56. maddesiyle güvence altına alınan sağlık hakkını ihlal eder nitelikte olmaması ve uyuşmazlığın bu kapsamda değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden, müteveffanın kolon kanseri tanısıyla geçirdiği tedavi sürecinde total kolektomi + total abdominal histerektomi + bilateral salpingooferektomi + ileorektal anastomoz (tüm kolonun, rahmin ve her iki yumurtalığın alınması, ince bağırsak ile rektum arasında devamlılığın sağlanması) işlemlerinin uygulandığı, takiplerinde ileorektal anastomozda, üreter üzerinde ve peritonda birkaç bölgede nüks tümör saptandığı, kısa süre içerisinde ve birden fazla bölgede gelişen bu nüks nedeniyle vücut bütünlüğünün bozulduğu, hastanın hayatını kaybetme riskinin doğduğu, bu nedenle sıcak kemoterapi tedavisi yapılmasının gerektiği, anılan tedavinin, iç organlardaki kanserli dokuların temizlenmesinden sonra bölgenin kemoterapi ilaçlarıyla yıkanması suretiyle gerçekleştirildiği, nitekim bahse konu tedavinin uygulandığı ameliyata yönelik rapora göre, karın duvarı sol yanda, pelvis-sakral alan sağ yanda ve ince barsak mezo kökünde tümöral yapıların tespit edildiği, bu tümöral yapılar temizlendikten sonra HİPEC (hipertermi intraperitoneal kemoterapi/sıcak kemoterapi) tedavisinin yapıldığı, ameliyat sırasında alınan 13 parça dokunun patolojik incelemesi neticesinde birkaçında adenokarsinom (vücudun mukus üreten hücrelerinde görülen kanser türü) metastazı tespit edildiği, sonrasında söz konusu ameliyattan kısa bir süre sonra aynı Hastanede 02/09/2013 tarihinde yapılan tüm batın bilgisayarlı tomografi incelemesine ait radyoloji raporunda, tespit edilen bazı kitlesel lezyonların metastaz olarak değerlendirildiği, 04/09/2013 tarihinde yapılan toraks bilgisayarlı tomografi incelemesine ait raporda da, metastaz ile uyumlu nodüler lezyonlar görüldüğü hususlarının belirtildiği göz önünde bulundurulduğunda, müteveffaya yapılan ameliyatın zorunlu olduğu anlaşılmaktadır.
Bu doğrultuda, müteveffanın durumunun ivedilikle tıbbi müdahale yapılmadığı halde sağlık bütünlüğünün kaybedilme riskinin doğacağı kabul edilen durumlardan sayılması ve bu nedenle özel sağlık kuruluşunda müteveffaya sağlanan sağlık hizmetlerinin acil sağlık hizmeti olarak kabul edilmesi gerekmektedir.
Buna göre, müteveffaya uygulanan tedavinin, 5510 sayılı Kanunda finasmanı sağlanacak sağlık hizmetleri arasında yer aldığı ve o tarihte yürürlükte olan Sağlık Uygulama Tebliğinde sayılan acil sağlık hizmetleri kapsamında bulunduğu, sağlık hizmetinin sürekliliğinin ve sürdürülebilirliğinin asıl olduğu dikkate alındığında, özel sağlık kuruluşunda yapılan tedavi için ödenen tutarın davalı idarece geri ödenmemesi suretiyle oluşan maddi zararın tedavinin gerçekleştirildiği tarihte yürürlükte olan Sağlık Uygulama Tebliğinde, anılan tedavi bedeli olarak sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları için belirlenen bedeli aşmayacak şekilde tazmin edilmesi gerekmektedir.
Bu durumda, İdare Mahkemesince, tedavinin gerçekleştirildiği tarihteki Sağlık Uygulama Tebliği hükümleri çerçevesinde, davalı idare tarafından acil sağlık hizmetleri kapsamında özel sağlık kuruluşlarına söz konusu tedavi bedelinin ne kadarının ödendiği hususu araştırılarak davacının tazminat istemi hakkında karar verilmesi gerekirken, davanın reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin kabulüne,
2. Davanın reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/11/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.