Danıştay Kararı 10. Daire 2019/5477 E. 2022/2710 K. 24.05.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/5477 E.  ,  2022/2710 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5477
Karar No : 2022/2710

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …’e velayeten kendi adına asaleten …
2- …
3- …
4- …
VEKİLLERİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Üniversitesi Rektörlüğü
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından yakınları …’in kronik kalp damar rahatsızlığı nedeniyle başvurduğu … Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nde yapılan hatalı işlemler sonucunda söz konusu rahatsızlığına bağlı olarak gelişen ölüm olayında idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranılan zararlara karşılık eşi … için 1.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, kızı … için 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, oğlu … için 50.000,00 TL manevi, oğlu … için 50.000,00 TL manevi ve kızı … için 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 2.000,00 TL maddi ve 300.000,00 TL manevi tazminatın ölüm olayının gerçekleştiği 04/02/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; dava konusu olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması amacıyla ceza soruşturması kapsamında Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulundan alınan rapor ile dosyada mevcut bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, kronik kalp damar hastalığı bulunan davacılar yakınının ölümünün EPS (Elektrofizyolojik çalışma) işlemi sonrasında gelişen komplikasyon (kalp tamponadı) sonucunda meydana geldiği, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, ceza soruşturması kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu raporunun kusur tespitine yönelik olmadığı, ölüm sebebinin tespitine yönelik olduğu, bu sebeple hükme esas alınamayacağı, yeni bir rapor alınması gerektiği, dava konusu olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, Mahkemece hizmet kusuruna yönelik gerekli inceleme yapılmadan hüküm kurulduğu, yapılan işlemin olası sonuçlarının açıklandığı işlem öncesi alınması gereken aydınlatılmış rızanın alınmadığı, belirtilen sebeplerle Mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :
Dosyada mevcut bilgi ve belgelere göre;
Davacıların yakını olan …’in hastalık öyküsünde “diyabetes mellitus, hipertansiyon, koroner arter hastalığı ve psöriazis” tanıları yer almış, damar hastalığına yönelik olarak 14/10/2014 tarihinde koroner anjiografi yapılarak stent takılmış, o dönemde başlayan, giderek artan çarpıntı ve baş ağrısı şikayetleri üzerine hastaya 09/12/2015 tarihinde yapılan Holter ve EKG’de çok sık AES (atriyal extrasistol) izlenmiş, medikal tedavi başlanmış, 09/12/2015 tarihinden itibaren çabuk yorulma durumunun da ortaya çıkması nedeniyle yapılan kontrollerinde ritim bozukluğu tespit edilmiş, 01/02/2016 tarihinde davalı idareye bağlı sağlık kuruluşuna başvuran hastaya ritim bozukluğunun tespiti için 03/02/2016 tarihinde EPS (Elektrofizyolojik çalışma) işlemi uygulanmış, işlem sonrasında en geniş yerinde 1 cm’ye ulaşan perikardiyal mayi (kalpte sıvı) saptanan hastanın Kardiyoloji Servisine yatışı yapılmış, hipotansiyonunun devam etmesi üzerine yoğun bakım ünitesine devredilmiş, burada kendisine yakın tansiyon takibi ve monitörlü gözlem uygulanmış, hastada asistoli ve agonal ritm (ölümcül kalp ritimleri) gelişmesi üzerine ilaç uygulanarak müdahalede bulunulmuş, fakat ilaç uygulamasından sonuç alınamamış, akabinde kalp ve solunum masajına başlanmış, ancak tedaviye cevap vermeyen hasta 03/02/2016 tarihinde, saat 17.50’de vefat etmiştir.
Davacılar tarafından yakınları …’in vefat etmesi olayında davalı idarenin ve sağlık personelinin kusurunun bulunduğu iddiası ile Savcılığa şikayette bulunulmuş, … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın … soruşturma numaralı dosyasında müteveffanın ölüm sebebinin tespiti için alınan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nun … tarih ve … sayılı raporunda; “adli dosyada kayıtlı belgelerin incelenmesinden; olayın gelişimi, tüm tıbbi belgeler ve otopsi bulguları birlikte değerlendirildiğinde; kronik kalp damar hastalığı bulunan kişinin ölümünün EPS (Elektrofizyolojik çalışma) işlemi sonrasında gelişen komplikasyon (kalp tamponadı) sonucunda meydana geldiği” yönünde görüş verildiği anlaşılmıştır.
Alınan rapor neticesinde “Taksirle Ölüme Neden Olma Suçu”ndan dolayı soruşturma yapılan hastane personeli (hastabakıcılar) hakkında Savcılıkça kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş, Kardiyoloji Kliniği doktor ve hemşireleri ile ilgili soruşturma evrakı Üniversite Rektörlüğüne gönderilmiş, davalı idarece yapılan disiplin ve ceza soruşturması neticesinde düzenlenen soruşturma raporu ve fezlekede, ilgili personelin, davacıların murisi olan …’in ölümü olayında kusurlarının bulunmadığı görüşüne yer verilerek disiplinel ve cezai yönden işlem yapılmaması yönünde teklifte bulunulması üzerine men-i muhakeme karar verilmiş, bu karar Danıştay Birinci Dairesinin 31/05/2017 tarih ve E:2017/983, K:2017/1067 sayılı kararı ile onanmıştır.
Ardından davacılar tarafından, 22/07/2016 tarihinde kayıtlara giren ön karar başvurularının idare tarafından cevap verilmeyerek zımnen reddi üzerine 13/10/2016 tarihinde bakılmakta olan dava açılmıştır.
Mahkeme tarafından, ceza soruşturması kapsamında Adli Tıp Kurumundan alınan … tarih ve … sayılı rapor hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesiyle “bilirkişi” konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun’un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun’a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun’un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Kanun’un “Bilirkişi raporunun verilmesi” başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği; raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu ile kurulan ve 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yapılan değişiklik neticesinde yeniden düzenlenen Adli Tıp Kurumuna ilişkin olarak Kararnamenin 2. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 3. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 16. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı; “İhtisas Dairelerinin Görevleri” başlıklı 17. maddesinin (g) bendinde, Sekizinci İhtisas Kurulu’nun görevi, ölümle sonuçlanan tıbbî uygulama hatalarına ilişkin işler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmek olarak düzenlenmiştir.
Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlık konusu olayda, davacıların yakınının ölüm sebebi ceza soruşturması kapsamında Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulundan alınan rapor ile tespit edilmiş, İdare Mahkemesi tarafından da söz konusu rapor hükme esas alınarak davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı sonucuna varılmış, Bölge İdare Mahkemesi tarafından ise, yeni bir rapor alınmaksızın, İdare Mahkemesinin gerekçesi hukuka ve usule uygun bulunarak istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
Ancak hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunun yalnızca ölüm sebebine yönelik olması, İdare Mahkemesince de sağlık hizmetinin yürütülmesinde eksik ve/veya hatalı noktalar bulunup bulunmadığının araştırılmaması nedeniyle aşağıda belirtilen hususlar açısından uyuşmazlık müphem kalmıştır. Buna göre,
1- Koroner arter hastalığı tanısı olan ve yapılan tedavilere rağmen göğüs ağrısı ve ritim sorunu devam eden hastaya davalı idare tarafından 14/10/2014 tarihinde yapılan stent, medikal tedavi uygulamalarının yerinde olup olmadığı, söz konusu hastalığın tedavisinde eksiklik bulunmakta ise, bu eksikliğin 03/02/2016 tarihinde yapılan EPS işlemi sonrası meydana gelen ölüme etkisi,
2- En son olarak ritim bozukluğu ile başvuran hastaya yapılması gereken tıbbi işlemlerin ne olduğu, olayda söz konusu işlemlerin yapılıp yapılmadığı,
3- Hastalık öyküsünde kalp damar hastalığı olan hastanın EPS işlemi sonrası kalbinde sıvı bulunduğu tespit edildiğinden, söz konusu sıvının EPS işlemi öncesi bulunup bulunmadığı, olmasına rağmen tespit edilmemişse bu durumun eksiklik olup olmadığı, bu bağlamda, işlem öncesi EKG, EKO aracılığıyla kalpteki sıvı seviyesi tespit edilerek EPS yapılmasının gerekip gerekmediği, EPS işleminden önce yapılması gereken tetkik, tahlil gibi araştırmaların yeterli düzeyde ve tıp kurallarına uygun olarak yapılıp yapılmadığı; işlem öncesi sıvı tespit edilmiş ise, tespit edilmesine rağmen EPS işlemi uygulanmasının tıbben doğru olup olmadığı, EPS işleminin (mevcut sıvı seviyesi nedeniyle) kalp tamponadına neden olup olmadığı; işlem öncesi kalpte sıvı yok ise EPS işlemi ile sıvı toplanmasının, EPS işleminin tıp kurallarına aykırı yapıldığını gösterip göstermediği,
4- Savcılıkça alınan raporda hastanın ölüm nedeninin EPS işlemi sonrası gelişen komplikasyon (kalp tamponadı) olduğu tespit edildiğinden, hastanın mevcut durumu göz önüne alındığında, EPS işleminin tıbben zorunlu ve uygun bir yaklaşım olup olmadığı, EPS yerine uygulanabilecek ve EPS işlemine göre ritim bozukluğuna yönelik riskleri daha az olan alternatif tıbbi işlemlerin olup olmadığı, var ise olayda söz konusu işlemlerin tercih edilmemesinin eksiklik olup olmadığı, (EKO ve kardiyak enzimleri, serumda antikalp antikor varlığını da içeren kan testleri ve gerekiyorsa kardiyak MR’ı da içeren görüntüleme yöntemleri),
5- Hastanın EPS işlemi öncesine ait varsa EKG ve EKO görüntüleri incelendiğinde, tespit edilemeyen bir darlık olup olmadığı, darlık söz konusu ise buna yönelik uygun tıbbi yaklaşımın uygulanıp uygulanmadığı,
6- EPS işlemi sonrasında yoğun bakım ünitesinde takip gerekip gerekmediği, servise çıkarılarak takip edilmesinin eksiklik olup olmadığı,
7- Belirtilen hususlara yönelik eksiklik ve/veya hata bulunması halinde bu eksiklik/hatanın zararlı sonuca (vefata) etkisi,
hususlarının tıbbi olarak irdelenmesi ve illiyet bağının tam olarak ortaya konulması, maddi tazminatın buna göre değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, kişinin ölüm sebebi de göz önünde bulundurulduğunda, ilgili uzman hekimlerin (kardiyoloji uzmanı, kalp-damar cerrahisi uzmanı vb.) katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının karşılandığı, yukarıda aktarılan hususların tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulduğu, tutarlı ve anlaşılır bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının Mahkemece belirlenmesi gerekmektedir.
Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararını hukuka ve usule uygun bulan Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan; yeniden yapılacak yargılamada hasta haklarına ilişkin mevzuat hükümleri gereği, bilgilendirmenin yapılamayacağı zorunlu durumlar haricinde, tıbbi girişimler öncesinde, yapılacak işlemlerin olası sonuçları konusunda hastaların bilgilendirilmesi gerekliğinin de (yazılı onam alınması) göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Bu çerçevede, ölüm ile yapılan tıbbi uygulamalar arasında illiyet bağı kurulamasa dahi bilgilendirmeye yönelik işlemlerde herhangi bir eksiklik (onamın alınmaması vb.) saptanırsa sağlık hizmetinin belirtilen yönden eksik yürütülmesi nedeniyle davacıların acı ve elem duyacağı açık olup, söz konusu acı ve üzüntü sebebiyle oluşan manevi zararın, davacılar yönünden manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, ancak idare yönünden aşırı mali külfet oluşturmayacak şekilde hakkaniyetli ve makul bir tutar belirlenerek tazminine karar verilebilmesi gerektiği tabiidir.
Ayrıca, işbu davanın ihbarı için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca gerekli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup; Mahkemece, bozma üzerine yeniden yapılacak yargılamada dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişi veya kişilerin tespit edilerek davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmelerini teminen davanın ilgililere re’sen ihbarı gerektiği açıktır.
Bu durumda, Bölge İdare Mahkemesi kararında, yukarıda belirtilen yönlerden hukuki isabet bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, dava açılırken davacılardan …’in reşit olmaması nedeniyle velayet altına alındığı, annesi …’in onun adına velayeten dava açtığı, dava devam ederken küçüğün reşit olması sebebiyle velayet altından çıktığı görüldüğünden, Mahkeme tarafından, bozma üzerine yeniden yapılacak yargılamada davacılardan …’in asil olarak ya da atayacağı bir vekil vasıtasıyla davaya devam etme iradesinin netleştirilerek karar verilmesi gerektiği de açıktır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 24/05/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.