Danıştay Kararı 10. Daire 2019/5489 E. 2022/5563 K. 29.11.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/5489 E.  ,  2022/5563 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5489
Karar No : 2022/5563

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): Kendi adlarına asaleten … adına velayeten …, …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / …
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri …

MÜDAHİL (DAVALI YANINDA): …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU :… Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının davacılar tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, İzmir ili, Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 12/12/2014 tarihinde gerçekleştirilen doğumda hastane personelinin tıp kurallarına aykırı, tedbirsiz ve dikkatsiz eylemleri ile hastane yönetiminin ihmali nedeniyle bebeklerinin cismani zarara uğratıldığı ve olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla küçük … için 20.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın, anne … için 100.000,00 TL, baba … için 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemisinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla olayla ilgili olarak bilirkişiliğine başvurulunan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun … tarih ve … karar sayılı bilirkişi raporunda, …’in 12/12/2014 tarihinde Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirdiği doğum olayında normal doğum yaptırılmasının doğru bir yaklaşım olduğu, küçükte saptanan brakial pleksus lezyonunun normal doğum eylemi sırasında tüm özenin gösterildiği durumlarda dahi bebeğin vajinal yoldan çıkartılması sırasındaki manevralara bağlı olarak görülebildiği ve öngörülemeyen ve önlenemeyen bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, doğum eylemi sırasında bebekte pleksus brakialis lezyonu oluşması yönünden ilgili hekimlere ve idareye atfı kabil bir kusur tespit edilmediği belirtildiğinden olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: …Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İzmir 3. İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu, davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI:Davacılar tarafından, doğumdan önce anneye diyabet tanısı konulmasına rağmen sezaryenin önerilmediği, bebeğin iri bebek olduğu ve normal doğumun tehlikeli olmasına rağmen tercih edildiği, doğum esnasında doğumhanede yetkili hiç kimsenin olmadığı, doğum sırasında bebeğin düşürülmesine sebebiyet verildiği, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğu, olayda hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare ve müdahil tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminatın reddine ilişkin kısmının onanması, manevi tazminatın reddine ilişkin kısmının ise bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyadaki mevcut tıbbi belgelerden;
Davacılardan anne …, (1973 doğumlu) 11/12/2014 tarihinde saat 23:50 sularında İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesine 41 haftalık ağrılı gebe olarak başvurduğu, 6. gebeliği olduğu, 3 normal doğum yapmış olduğu, yaşayan 3 çocuğunun olduğu, bir kez kürtaj, bir kez de düşük doğum yaptığı, tip 2 diyabetinin olduğu, saat 00.45’de yapılan vajinal muayenede açıklığın 6-7 cm olduğu, saat 01:40’da normal vajinal doğum ile 4400 gr ağırlığında canlı bir bebek doğurtulduğu, doğum sırasında baş çıktıktan sonra omuz takılması geliştiği, McRoberts manevrası ile omzun kurtarıldığı, doğan bebeğe pozitif basınçlı ventilasyon uygulandığı, aspire ve entübe edildiği, bebeğin, doğumda prakiyal pleksus hasarı gelişmesinden dolayı daha sonra sol brakiyal pleksus tanısı ile tedavi gördüğü anlaşılmaktadır.
Bunun üzerine davacılar tarafından, doğum eyleminde bebeklerinin engelli hale geldiği, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla maddi ve manevi tazminat istemiyle 25/03/2015 tarihinde davalı idare kayıtlarına giren 18/03/2015 tarihli dilekçe ile Sağlık Bakanlığına başvurulmuş, başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddi üzerine bakılmakta olan dava açılmıştır.
Olay kapsamında, Adli Tıp Kurumu 2. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen … tarih ve …karar sayılı raporda; “12/12/2014 doğumlu … hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin tetkikinde; 1973 doğumlu …’in 11/12/2014 tarihinde saat 23.50 sıralarında İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesine 41 haftalık ağrılı gebe olarak başvurduğu, 6. gebeliği olduğu, 3 normal doğum yaptığı, yaşayan 3 çocuğu olduğu, 1 kürtaj 1 düşüğü olduğu, tip 2 DM olduğu, saat 00.45 de yapılan vajinal muayenede açıklık 6-7 cm olduğu, saat 01.40 da normal vajinal doğum ile 4400 gr. Ağırlığında canlı bir bebek doğurtulduğu, baş çıktıktan sonra omuz takılması geliştiği, McRoberts Manevrası ile omuz kurtarıldığı, doğan bebeğe pozitif basınçlı ventilasyon uygulandığı, aspire edildiği, entübe edildiği, doğan bebeğin daha sonra sol brakiyal pleksus tanısı ile tedavi gördüğü, kişide, doğum öncesi doğumun normal koşullar dışında gerçekleşebileceğine dair herhangi bir tıbbi bulguya rastlanmadığı, miadında normal doğum olarak hastaneye yatırılan annenin doğum öncesi muayenesinin ilgili hekim tarafından yapıldığının anlaşıldığı, doğumun vajinal yoldan sonlandırıldığı, mevcut tıbbi belgelerde bebeğin fiziksel gelişiminin normal olduğu, söz konusu bulguların normal yoldan doğum yaptırılma sınırları içinde değerlendirildiği, sezaryen endikasyonunun bulunmadığı, doğum eyleminde uzama ya da aksaklık bildirilmediği, söz konusu bulgularla kişiye normal doğum yaptırılmasının doğru bir yaklaşım olduğu, küçükte saptanan brakial pleksus lezyonunun normal doğum eylemi sırasında tüm özenin gösterildiği durumlarda dahi bebeğin vajinal yoldan çıkartılması sırasındaki manevralara bağlı olarak görülebildiği ve öngörülemeyen ve önlenemeyen bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, bebeğin fiziksel gelişimi, doğum öncesi tetkik sonuçları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; doğum eylemi sırasında bebekte pleksus brakialis lezyonu oluşması yönünden ilgili hekimlere ve idareye atfı kabil bir kusur tespit edilmediği” yönünde görüş bildirilmiştir.
İlk derece Mahkemesince, yukarıda anılan bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle olayda idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir. Anılan karara karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusu Bölge İdare Mahkemesince reddedilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlüdür. İdari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen, Anayasa’nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) Temyiz İstemine Konu Mahkeme Kararının, Maddi Tazminata İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine yönelik kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

B) Temyiz İstemine Konu Mahkeme Kararının, Manevi Tazminata İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:
Olayla ilgili olarak düzenlenen Adli Tıp Kurumu 2. Adli Tıp İhtisas Kurulunun … tarih ve … karar sayılı raporunda; “… kişide, doğum öncesi doğumun normal koşullar dışında gerçekleşebileceğine dair herhangi bir tıbbi bulguya rastlanmadığı, miadında normal doğum olarak hastaneye yatırılan annenin doğum öncesi muayenesinin ilgili hekim tarafından yapıldığının anlaşıldığı, doğumun vajinal yoldan sonlandırıldığı, mevcut tıbbi belgelerde bebeğin fiziksel gelişiminin normal olduğu, söz konusu bulguların normal yoldan doğum yaptırılma sınırları içinde değerlendirildiği, sezaryen endikasyonunun bulunmadığı, doğum eyleminde uzama ya da aksaklık bildirilmediği, söz konusu bulgularla kişiye normal doğum yaptırılmasının doğru bir yaklaşım olduğu, küçükte saptanan brakial pleksus lezyonunun normal doğum eylemi sırasında tüm özenin gösterildiği durumlarda dahi bebeğin vajinal yoldan çıkartılması sırasındaki manevralara bağlı olarak görülebildiği ve öngörülemeyen ve önlenemeyen bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, bebeğin fiziksel gelişimi, doğum öncesi tetkik sonuçları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; doğum eylemi sırasında bebekte pleksus brakialis lezyonu oluşması yönünden ilgili hekimlere ve İdareye atfı kabil bir kusur tespit edilmediği” yolunda görüş bildirilmiştir.
Öte yandan, dava dosyasının incelenmesinden; anne …’in, doğumun gerçekleştirildiği hastanede, doğumdan önce yapılan muayenesinde tip 2 diyabet hastası olduğunun tespit edildiği, doğum öncesinde bebeğin fetal ağırlığının ölçüldüğüne dair tıbbi bir belgeye rastlanılmamakla birlikte doğumda sorumlu uzman tabip olarak görev alan doktorun ifadesinde, acil şartlarda yapılan ultrasonografide bebeğin tahmini ağırlığının 4150 gr olarak ölçüldüğünü beyan ettiği, anne …’den, bizzat kendi imzası karşılığında normal doğum rıza belgesi alınmakla birlikte tahmini fetal ağırlığı 4000 gr üzerinde olan diyabetik anne adayına sezaryenin önerildiğine dair bir belge ya da yazıya rastlanılmadığı, Sağlık Bakanlığı Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Bilgi Belge Talebi konulu, … tarih ve … sayılı yazısında “12/12/2014 tarihinde gerçekleştirilen doğumda; doğumhanede yetkili hiç kimse bulunmadığı tespit edilmiştir.” şeklinde tespitin bulunduğu görülmektedir.
Buna göre, 12/12/2014 tarihinde gerçekleştirilen doğuma yönelik tıbbi müdahalede kusur tespit edilememesi, davalı idarenin meydana gelen hasarda hizmet kusurunun bulunduğunun açıkça ortaya konulamaması karşısında, maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamakla birlikte, yukarıda belirtilen tüm bu işleyişteki aksaklığın, davacılarda sağlık hizmetinin kötü işletildiği, tedavide eksiklik yapıldığı kanısı yarattığı ve bu nedenle davacılarda daimi üzüntü ve acıya sebebiyet verdiği dolayısıyla manevi zarara yol açtığı açıktır.
Bu itibarla, olayın gelişim ve seyrindeki bu aksaklığın davacıların manevi tazminat istemlerinin tamamının (toplamda 300.000,00 TL) kabulünü gerektirdiği kanaatine varılmıştır.
Bu durumda, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminata ilişkin kısmında hukuka uygunluk bulunmamakta olup, Bölge İdare Mahkemesince, davacıların manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmesi gerekmektedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2. Davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının maddi tazminata ilişkin kısmının ONANMASINA, manevi tazminata ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 29/11/2022 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.