Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/5497 E. , 2022/4621 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5497
Karar No : 2022/4621
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA
(Mülga … Kurumu)
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN
(DAVALI YANINDA MÜDAHİL) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının kabule ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, sürekli ve ağrılı ereksiyon şikayetiyle davalı idareye bağlı hastanelere müracaatı sonrasında hatalı teşhis ve tedavi sonucu işlev kaybı meydana gelmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğu iddia edilerek uğranıldığı öne sürülen zararlara karşılık 1.000,00 TL maddi (miktar artırım ile 13.300,00 TL) ve 350.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 351.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:… K:…. sayılı kararıyla; Adli Tıp Kurumu … İhtisas Kurulu’nun 03/08/2016 tarihli raporu ve dosyadaki diğer bilgi ve belgelerden, dava konusu olayda idareyi tazminat ödeme yükümlülüğü ile sorumlu tutmaya elverişli maddi ve hukuksal bir durumun var olmadığı, gerçekleşen zararda idareye yüklenebilecek kusurlu bir halin bulunmadığı ve bu yönden idarenin sorumluluğuna gidilebilecek bir bilgi ve belgenin de dava dosyasında mevcut olmadığı, bu haliyle olayda gerçekleşen zarar ile tıbbi müdaheleler arasında bir illiyet bağının varlığından hukuken söz etme imkanının da bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Mahkemesi kararının özeti:… Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesince; Adli Tıp Kurumu raporunda da açıkça vurgulandığı üzere hastanın müracaat semptomu dikkate alındığında yapılması gereken ayırıcı tanıda klasik tıp bilgilerine göre priaspismus yer alması gerekirken Dr. …’ça bu tanının dikkate alınmamasının ve on günlük zaman diliminde müracaat edilen sağlık kurumlarında ayırıcı tanı yapılmamasının tıbben uygun olmadığı, tanının zamanında yapılamaması nedeniyle tedavide uygun zaman diliminin kaçırıldığı, başka bir deyişle geç kalınarak nekroz ile uyumlu bulgular saptanan davacıya penil protez implantasyonu yapılmak zorunda kalınmak suretiyle hastanın tanı ve tedavisi sırasında standart uygulamanın yapılmaması ve hatalı teşhis yapılarak açık bir hizmet kusuru işlendiği, bu durumda davacı tarafından belgeleriyle ortaya konulan; 8.500,00 TL protez penis ve çalışamadığı bir aylık döneme ilişkin alamadığı sabit görülen 2.400,00 TL maaş olmak üzere hesaplanan toplam 10.900,00 TL maddi zararın idareye başvuru tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte idare tarafından davacıya ödenmesi gerektiği, öte yandan davacının talep ettiği 350.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte idare tarafından davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle, davacının istinaf başvurusunun maddi tazminat yönünden kısmen kabulüne, manevi tazminat yönünden kabulüne, kararın maddi tazminat yönünden kısmen, manevi tazminat yönünden tamamen kaldırılmasına 10.900,00 TL maddi ve 350.000,00 TL manevi zararın idareye başvuru tarihi olan 02/11/2014 tarihinde itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte idare tarafından davacıya ödenmesi isteminin kabulüne, 2.400,00 TL maddi tazminat isteminin reddine yönelik davacı istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davalı idare tarafından, zarar ile idari eylem arasındaki illiyet bağının açıklığa kavuşturulması gerektiği, tedavi giderlerinin SGK tarafından karşılanıp karşılanmadığının araştırılması gerektiği, hizmet kusurundan özellikle de ağır hizmet kusurundan bahsedilemeyeceği, bu durumda manevi tazminata hükmedilmesinin haksız olduğu iddialarıyla temyize konu kararın kabule ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Müdahil … tarafından ise, hükme esas alınan raporda müdahale ile meydana gelen netice arasında neden sonuç ilişkisinin bulunmadığının tespit edildiği, bilirkişi raporunun aksine ve hiçbir gerekçe gösterilmeden karar verildiği, hastanın 09/09/2014 tarihli muayene raporunda “penil sertlik, ağrı hissi bir hafta” kaydının incelenmediği, ereksiyon halinin 09/09/2014 tarihi saat 09.00 civarı başladığının kabul edilerek hüküm kurulduğu, kendisi tarafından priapizm tespit dilmediği, bu hastalıkla ilgili bir bulguya rastlanmadığı belirtilmişse de sadece davacının beyanına itibar edildiği, davacının iddia ettiği gibi muayenede şiddetli ağrı tarif edilmediği ve fiziki muayenede ereksiyon görülmediği, belirtilen şikayetler ve muayene bulgularının priapizm hastalığının tanı ve belirtileri olmadığı, davacının çelişkili ifadelerde bulunduğu, davacının şiddetli ağrısı olduğu iddiasını da gerçek dışı olduğu, polikliniğe yürüyerek geldiği, ağrı şikayetinin 1 hafta önce başladığını belirtmesi de dikkate alındığında başvuru esnasında şiddetli ağrı olmadığının anlaşılacağı, muayene sonrası 10 gün boyunca bir doktora başvurmadığı, şiddetli ağrı ve sürekli ereksiyon hali ile 10 gün beklemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, zarar ile hekim muayenesi arasında illiyet bağı bulunmadığı, zararın 09/09/2014 tarihli muayeneden 20 gün sonra ortaya çıktığı, priapizm bulgularının muayeneden sonra çıkmış olabileceği, savcılık tarafından bilirkişi raporu uyarınca hekimin kusuru bulunmadığı belirtilerek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğu iddialarıyla, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının kabule ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacı tarafından temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na Ekli (I) sayılı cetvelde yer aldığı cihetle 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2/1-ç ve 6/1 maddeleri uyarınca taraf sıfatını haiz bulunduğundan bakılan davada hasım mevkiine alınan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumunun, 25/08/2017 tarih ve 30165 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 203/1-ğ maddesi ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na Ekli (I) sayılı cetvelden çıkartılarak anılan Kanun Hükmünde Kararname’nin 184. maddesi ile Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü adıyla Sağlık Bakanlığının hizmet birimi olarak teşkilatlandırıldığı anlaşıldığından, dosya Sağlık Bakanlığı husumetiyle ele alınıp, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı yanında müdahilin duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:
A) Temyiz İstemine Konu Kararın Davacının Maddi Tazminat İsteminin Kabulüne Yönelik Kısmının İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın bu kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyiz İstemine Konu Kararın Davacının Manevi Tazminat İsteminin Kabulüne Yönelik Kısmının İncelenmesi:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacının sürekli ve ağrılı ereksiyon şikayetiyle 09/09/2014 tarihinde Başakşehir Devlet Hastanesi’ne başvurarak muayene olduğu, ilaç tedavisi sonrasında ağrıları geçmemesi üzerine Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvurduğu, burada daha kapsamlı bir hastaneye gitmesi şeklinde yönlendirildiği, tavsiye üzerine davacının Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gittiği, burada “priapizm” tanısıyla yapılan acil müdahaleler sonrasında davacının durumunda biraz iyileşme olsa da tam sonuç alınamadığı, bunun üzerine İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji bölümüne başvuran davacının ameliyat edilerek penil protez implantasyonu ameliyatı yapıldığı anlaşılmaktadır.
Bunun üzerine davacı tarafından 16/02/2015 tarihli dilekçe ile olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğu belirtilerek oluşan maddi ve manevi zararın ödenmesi istemiyle davalı idareye başvurulmuş, başvurunun cevap verilmeyerek reddi üzerine de işbu dava açılmıştır.
Mahkemece, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu … İhtisas Kurulunca hazırlanan … tarih ve … karar numaralı raporda; “Peniste ağrılı ereksiyon şikayetleri nedeniyle Başakşehir Devlet Hastanesi Üroloji Polikliniği’ne başvuran hastanın ifadesinde 09/09/2014’te peniste sertlik ve ağrı nedeniyle doktora gittiğini belirttiği, ifadeden sertlik ve ağrının aynı gün ortaya çıktığının anlaşıldığı, doktor ifadesinde ve kayıtlarda ise peniste sertlik ve ağrının bir haftadır olduğu şeklinde kayıtlı olduğu, doktor …’un ifadesinde “bir haftadan beri peniste sertlik ve ağrı hissi tarif eden hastanın muayenesi sonucunda peniste inflamatuvar bozukluk” tanısı konduğu, hastanın müracaat semptomu dikkate alındığında yapılması gereken ayırıcı tanıda klasik tıp bilgilerine göre priaspismus yer alması gerekirken Dr. …’ça bu tanının dikkate alınmamasının ve ayırıcı tanı yapılmamasının tıbben uygun olmadığı, hastanın ilk müracaatında şikayetin bir haftadır olması ve ilk müracaattan dokuz gün sonra ikinci müracaatın gerçekleşmesi kişide gelişen priapismus hastalığının aralıklı seyreden bir formu olduğunu gösterdiği cihetle Dr. …’a atfedilen eksiklikle hastada oluşan hasarın (aralıklı görülen priapismus sonucu gelişen penil nekrozun) illiyet bağının mevcut olmadığı, ağrıları geçmemesi üzerine 18/09/2014’te randevuyla Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvurduğu, bu hastaneden İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne yönlendirildiği, kişinin yapılan muayene sonucu daha üst bir merkeze sevk edilmesinin tıbben uygun olduğu, 19/09/2014’te Bakırköy Dr.Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hastaya priapizm tanısıyla corporeal kan boşaltımı uygulandığı, 2 saat sonra kontrolünde sertliğin azaldığı fakat ereksiyonun tam geçmediğinin saptandığı ve ileri bir merkeze başvurmasının önerildiği, kişiye Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde uygulanan işlemlerin tıbben uygun olduğu, yapılan işlemler sonucunda ileri tedavi için sevk edilmesinin tıbben uygun olduğu, aynı gün İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’na yatışının yapıldığı, penis MR görüntülemesinde nekroz ile uyumlu bulgular saptanan kişiye 29/09/2014’te penil protez implantasyonu operasyonu yapıldığı, priapizme bağlı kavernöz cisim nekrozu için yapılan cerrahi girişimler arasında söz konusu ameliyat şeklinin uygulanan yöntemlerden biri olduğu, bu tür ameliyatlardan sonra söz konusu klinik şikayetlere neden olan bulgularda tam düzelme olamayabileceği cihetle; dava konusu olayda kişinin tedavisine katılan sağlık görevlilerinin uygulamalarının tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu, dolayısıyla ilgili sağlık çalışanlarına ve davalı idarelere atfı-kabil kusur bulunmadığı” görüşüne yer verilmiştir.
Anılan rapor uyarınca İdare Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, davacının istinaf başvurusu üzerine istinaf başvurusunun maddi tazminat yönünden kısmen kabulüne, manevi tazminat yönünden kabulüne, kararın maddi tazminat yönünden kısmen, manevi tazminat yönünde tamamen kaldırılmasına 10.900,00 TL maddi ve 350.000,00 TL manevi zararın idareye başvuru tarihi olan 02/11/2014 tarihinde itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte idare tarafından davacıya ödenmesi isteminin kabulüne, 2.400,00 TL maddi tazminat isteminin reddine yönelik davacı istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen, Anayasa’nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Adli Tıp Kurumu raporunda da vurgulandığı üzere, davacının müracaat semptomu dikkate alındığında yapılması gereken ayırıcı tanıda klasik tıp bilgilerine göre priaspismus yer alması gerekirken Dr. …’ça bu tanının dikkate alınmamasının ve on günlük zaman diliminde müracaat edilen sağlık kurumlarında ayırıcı tanı konulmamasının tıbben uygun olmadığı, tanının zamanında konulamaması nedeniyle tedavide uygun zaman diliminin kaçırıldığı, başka birdeyişle geç kalınarak nekroz ile uyumlu bulgular saptanan davacıya penil protez implantasyonu yapılmak zorunda kalındığı, böylece davacının tanı ve tedavisi sırasında standart uygulamanın yapılmaması ve hatalı teşhis konulması sonucu hizmet kusuru işlendiği anlaşıldığından olay nedeniyle davacının uğradığı manevi zararın, idari faaliyetin niteliği gözetilerek manevi tatmin sağlayacak, idarenin kusurlu eyleminin ağırlığını ortaya koyacak makul bir tutarın ödenmesine karar verilmek suretiyle giderilmesi gerektiği açıktır.
Temyize konu karar ile 350.000,00 TL manevi tazminat isteminin tamamının kabulüne karar verilmişse de, dava konusu olay nedeniyle hükmedilen manevi tazminat miktarının yüksek olduğu sonucuna varıldığından, manevi tazminatın amaç ve niteliği dikkate alınarak hükmedilecek manevi tazminat miktarının yeniden belirlenmesi gerekmektedir.
Bu itibarla temyize konu kararın belirtilen kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
C) Temyiz İstemine Konu Kararın Kabul edilen Maddi Tazminat Miktarına İşletilen Faizin Başlangıç Tarihi Yönünden İncelenmesi:
Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında, kabul edilen maddi tazminat miktarına, “idareye başvuru tarihi olan 02/11/2014 tarihinden itibaren” yasal faiz işletilmesi yönünde hüküm kurulmuş ise de, davacının idareye başvuru tarihinin “16/02/2015” tarihi olduğu görülmekle, kabul edilen maddi tazminat miktarına işletilecek yasal faizin başlangıç tarihi yönünden yeniden hüküm kurulmasının teminen kararın bu kısmının da bozulması gerektiği sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin ve davalı idare yanında müdahilin temyiz istemlerinin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE,
2…. Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının maddi tazminat isteminin kabulüne yönelik kısmının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin kabulüne yönelik kısmı ile kabul edilen maddi tazminat miktarına işletilecek yasal faizin başlangıç tarihine yönelik kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 20/10/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.