Danıştay Kararı 10. Daire 2019/5501 E. 2022/4484 K. 13.10.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/5501 E.  ,  2022/4484 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5501
Karar No : 2022/4484

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendine asaleten … ve …’e velayeten …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları …’in Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirdiği doğumunun akabinde 05/08/2014 tarihinde vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle eşi … için 30.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi, oğlu … için 40.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi, kızı … için ise 60.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 130.000,00 TL maddi ve 600.000,00 TL manevi tazminat ile 1.000,00 TL cenaze masrafının vefat tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; dosyada yer alan bilgi ve belgeler ile hükme esas alınabilecek yeterlilikte görülen bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden davacının tedavi sürecinde davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı, …’e uygulanan tedavi yöntemlerinin tıp kuralları içinde olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu … İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, iddialarının ve bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığı, raporda uterus rüptürünün neden kaynaklandığının açıklığa kavuşturulmadığı, bu durumun genellikle hekim hataları ile meydana geldiği, söz konusu yırtılmanın hastada şiddetli karın ağrısına sebep olması nedeniyle ufak bir araştırma ile anlaşılabilecek iken fark edilmediği, müteveffanın durumunda anormallik olmasına rağmen hastane personeli tarafından durumunun anlaşılamadığı, raporda doğum bitimi ile müteveffaya yapılan müdahale arasında geçen zamanın literatüre uygun olup olmadığının açıklanmadığı, hastanın çoklu organ yetmezliğine girdiği belirtilmişse de kan grubu 0 Rh (+) olmasına rağmen toplamda 14 ünite 0 Rh (-) kan ürünü verilmesinin bu ihtimali artırıp artırmayacağının değerlendirilmediği, Numune Hastanesindeki doktorlar tarafından hastaya 0 Rh (-) kan verildiği için hastanın organlarının iflas ettiğinin sözlü olarak bildirildiği iddialarıyla temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyada mevcut tıbbi evrakın incelenmesinden, müteveffa …’in, gebelik ve su gelme şikayeti ile 23/07/2014 tarihinde saat 05.30’da Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil polikliniğine müracaat ettiği, hemşire ön değerlendirme formunda kan grubunun 0 Rh (+) olduğunun belirtildiği, 2. gebeliği olup ilk bebeğini normal yol ile doğurduğu, doğum takibinin ardından aynı gün saat 19.55’te canlı bir kız bebek doğurduğu, epizyotomi (planlı cerrahi kesi işlemi) onarımının saat 20.20’de sonlandırıldığı anlaşılmaktadır.
Kanama kontrolü sonrasında yatağa alınacağı sırada kendini kötü hissettiğini ifade ettiği, tansiyonunun 90/55 mmhg olarak ölçüldüğü, bunun üzerine tekrar kanama açısından kontrol edildiği, uterus(rahim) muayenesi yapıldığı, kontrakte(kasılmış) olduğunun anlaşıldığı, ancak kontrol amacıyla yine de servise çıkarılmayıp doğumhane de monitorize edilerek takip edilmeye başlanıldığı, ancak tansiyonunun 80/40 mmhg olması ve sızıntı tarzında vajinal kanamasının bulunması üzerine yatağı başında ultrasonografi ile uterusun tekrar kontrol edildiği, patolojik görünüm saptanmadığı, batında sıvı olmadığının tespit edildiği, kanama profilinin bozulmadığının görüldüğü, ancak monitör altındaki tansiyon takiplerinde 80/50 mmhg, ardından 80/40 mmhg, sonrasında da 70/50 mmhg tespit edilmesi üzerine hastanın tekrar muayene edildiği, uterus fundusu (rahimin tepe noktası) kontrakte olmakla birlikte uterusa yapılan baskıyla bir miktar pıhtılı kanamanın serviksten( rahim ağzı) gelmesi üzerine kan grubuna uygun kan istemi yapıldığı ve ameliyathaneye alındığı, 23/07/2014 saat 20.45’de hastanın ameliyathaneye alındıktan sonra tekrar epizyotomi ve vagen kontrolü yapıldığı, bir miktar kanaması olduğunun görüldüğü, deşürir onarımı yapıldığı, kanamanın bir miktar azalmasına rağmen hastanın tansiyon düşüklüğünün devam etmesi üzerine saat 21.10’da hastaya laparotomi (cerrahi işlem) kararı verildiği, laparatomi hazırlığı yapılırken hastanın arrest (kalbin durması) olduğu, resüssitasyona (canlandırma işlemi) başlanıldığı, saat 21.15’te batına girildiği, eksplorasyonda uterus ön duvarda rüptüre(yırtık) alan izlendiği, rüptür alanının onarımının mümkün olmadığı anlaşıldığından subtotal histerektomi (rahmin alınması) yapıldığı, ardından bilateral hipogastrik arter ligasyonu (atardamarın bağlanması) yapıldığı, resüssitasyon ve histerektomi işlemi sırasında transfüzyon için hastanın durumu acil olduğundan crossuz (hastanın kanı ile eşleştirme yapılmadan) 0 Rh (-) 9 ünite eritrosit süspansiyonu, 5 ünite taze donmuş plazma, 6 ünite random trombosit süspansiyonu verildiği, kanamanın kontrolünün sağlandığı, operasyon sırasında hastanın postoperatif yoğun bakım şartlarında takibine karar verilmesi üzerine 112 ile irtibata geçildiği, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde anestezi ve reanimasyon yoğun bakım ünitesinde yer bulunduğu, hastanın 112 aracılığıyla doktor eşliğinde yoğun bakım ünitesine vital(hayati) bulguları stabil olarak teslim edildiği görülmektedir.
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin müteveffa ile ilgili kayıtlarının tetkikinden, müteveffanın 24/07/2014 tarihinde saat 01.45’de kliniğe kabul edildiği, 25/07/2014 tarihinde entübe durumunda takip edildiği, genel durumunun kötü olduğu, nörolojik açıdan beyin ölümü tanısı koyulduğu, 05/08/2014 tarihine kadar kadar yoğun bakımda takip edildiği, 05/08/2014 tarihinde genel durumunun kötü, bilincin kapalı, ağrılı uyarana yanıtının ve spontan solunumun olmadığı, kalp masajına başlanıldığı, yapılan resüsitasyona yanıt alınamayınca saat 11.15 te exitus kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Bunun üzerine davacılar tarafından, yakınlarının vefat etmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla 29/06/2015 tarihli dilekçe ile davalı idareye başvurularak maddi ve manevi tazminat talep edilmiş, başvurunun cevap verilmeyerek reddi üzerine de 18/09/2015 tarihli dilekçe ile bakılan dava açılmıştır.
İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nca dosyaya sunulan 29/03/2017 tarih ve 1557 sayılı bilirkişi raporunda, -özetle- “kişinin ölümünün uterus rüptürü ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana gelmiş olduğu, miadında gebe olan kişinin sularının gelmesi şikayeti ile müracaat ettiği hastanede muayenesinin yapıldığı, usg ile değerlendirildiği, 2. gebeliği olup ,ilk gebeliği de spontan vaginal yol ile gerçekleşmiş olan gebenin normal spontan travay takibine alınmasının uygun olduğu, düzenli periodlarla travay takibinin yapıldığı, doğum sonrası gelişen süreçte yapılan tüm müdahalelerin tıbben uygun olduğu, hastanın postoperatif yoğun bakım şartlarında takibine karar verilmesi üzerine 112 ile irtibata geçilerek saat 00.19’da 112 ambulansı ile uygun koşullarda yoğun bakıma sevkinin sağlanıldığı, uterus rüptürünün öngörülemeyen ve önlenemeyen bir komplikasyon olduğu, bu komplikasyonun zamanında fark edilerek uygun tıbbi ve cerrahi girişimleri ile müdahale edildiği, arrest olan kişiye kanaması olması ve hemogramında düşüklük nedeniyle acil müdahale amaçlı kan gerekmiş olduğu, kan grubu O Rh(+) olan kişiye, genel verici kan grubu olan O Rh(-) kanın acil durumlarda verilebileceği, kişinin travay takibinde, doğum sonrası takibinde, ameliyatında görev alan hekimlere ve yardımcı sağlık personeline kusur atfedilemeyeceği” yönünde görüş bildirilmişltir.
İdare Mahkemesince, anılan rapor doğrultusunda olayda idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olup, davacıların istinaf başvuruları da reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesiyle “bilirkişi” konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun’un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun’a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun’un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; “Bilirkişi raporunun verilmesi” başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Bakılan davada, her ne kadar hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda uterus rüptürünün öngörülemeyen ve önlenemeyen bir komplikasyon olduğu, bu komplikasyona zamanında fark edilerek uygun tıbbi ve cerrahi girişimleri ile müdahale edildiği, arrest olan kişiye kanaması olması ve hemogramında düşüklük nedeniyle acil müdahale amaçlı kan gerekmiş olduğu, kan grubu O Rh(+) olan kişiye, genel verici kan grubu olan O Rh(-) kanın acil durumlarda verilebileceği; kişinin travay takibinde, doğum sonrası takibinde, ameliyatında görev alan hekimlere ve yardımcı sağlık personeline kusur atfedilemeyeceği yönünde değerlendirme yapılmış ise de; uterus rüptürünün meydana gelmesindeki etkenlerin tartışılmadığı, kan grubu 0 Rh (+) olan kişiye acil durumlarda 0 Rh (-) kan ürünü verilebileceğinin belirtildiği, ancak olaydaki gibi çok yüksek miktarda (Dosya kapsamından 20 ünite olduğu anlaşılmaktadır.) kan ürünü verilmesinin davacıların yakınını ölüme götüren süreçte etkisinin bulunup bulunmadığının açıklanmadığı, öte yandan doğum bitiminde hastanın kendisini iyi hissetmediğini belirttiği saat 20.20 sularından ameliyat kararının verildiği saat 21.10 suları arasındaki zaman diliminin teşhis ve tedavi noktasında tıbbi literatüre uygun ilerleyip ilerlemediğinin, hastadaki göstergelerle durumun daha önce farkına varılması gerekip gerekmediğinin irdelenmediği görülmektedir.
Yukarıda belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla, üçü de kadın doğum uzmanı olan, üniversite öğretim üyelerinden teşkil edilecek bilirkişi heyetinden, davacıların iddialarının göz önünde bulundurulduğu, doğum ve sonrasındaki tıbbi sürecin bir bütün halinde ele alındığı, yukarıda yer verilen hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen … İdare Mahkemesi kararına yönelik davacıların istinaf istemlerinin reddine ilişkin temyize konu …Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Ayrıca, işbu davanın ihbarı için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca gerekli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup; Mahkemece bozma üzerine yeniden yapılacak yargılamada dava konusu olayda davalı idareler ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişi veya kişilerin tespit edilerek, davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmelerini teminen, davanın ilgililere re’sen ihbarı gerektiği açıktır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 13/10/2022 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.