Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/5533 E. , 2022/5032 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5533
Karar No : 2022/5032
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten …, …’ya velayeten … ve …
VEKİLLERİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, karın ağrısı şikayetiyle Balıkesir Devlet Hastanesine başvuran …’nın, sevk edildiği Balıkesir Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde akut batın ön tanısıyla gerçekleştirilen ameliyatta duodenal perforasyonun tespit edilememesi nedeniyle engelli hale geldiği iddiasıyla, davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdükleri zararlarına karşılık … için iş gücü kaybı nedeniyle 84.010,00 TL, yapılması gereken operasyonlar ve bunlara ilişkin giderler nedeniyle 45.890,00 TL ve SGK tarafından karşılanmayan refakatçi, barınma, beslenme giderleri, çocukların bakım giderleri, ulaşım giderleri, psikolojik yardım ve tedavi giderleri nedeniyle 100,00 TL olmak üzere toplam 130.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi, … için 10.000,00 TL manevi, … ve … için ayrı ayrı 5.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 21/09/2009 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, kısmen feragat nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; davalı idare ve davacılar tarafından yapılan istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, maluliyet oranının düşük tespit edildiği, zorunlu tedavi giderlerine de maddi tazminat kapsamında hükmedilmesi gerektiği, maddi tazminata yönelik hükmedilen vekalet ücretinin hatalı olduğu, hükmedilen manevi tazminat miktarının yetersiz olduğu, hükmedilen tazminata olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği; davalı idare tarafından, meydana gelen zararın kişisel kusurdan kaynaklandığı ve hizmet kusurunun bulunmadığı ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
…, 21/09/2009 tarihinde karın ağrısı şikayeti ile Balıkesir Devlet Hastanesine başvurmuş, akut apandisit ön tanısı ile over kisti yönünden de değerlendirilmek üzere Balıkesir Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine sevk edilmiş, bu hastanede akut batın tanısıyla yapılan operasyonda jinekolojik patoloji saptanmaması üzerine davet edilen genel cerrahi uzmanınca mide, duodenum, karaciğer, ince bağırsaklar, kolon ve apandiks normal olarak değerlendirilmiş ve pelvis enfeksiyonu düşünülerek cerrahi bir vaka olmadığına karar verilmiş, dren konularak ameliyata son verilmiş, takipleri esnasında drenlerden safralı sıvı gelmesi üzerine 25/09/2009 tarihinde yoğun bakım ünitesi olan Balıkesir Devlet Hastanesine sevk edilmiş, yakınları tarafından tedaviye Bursa … Hastanesinde devam edilmesinin istenilmesi üzerine 26/09/2009 tarihinde taburcu edilmiş, Bursa … Hastanesine nekrotizan fasiitis, akut batın sepsis, septik şok tanılarıyla yatışı yapılmış, yapılan ameliyatta geniş duodenal ülser perforasyonu tespit edilmiş ve tedaviye yönelik bir dizi operasyon gerçekleştirilmiş, bu hastaneden de yakınlarının isteği ile Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilmiş, minimal kaçaklar ve doku defektleri için genel cerrahi ve plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi kliniklerince tedaviler uygulanmış ve bir dizi ameliyatlar yapılmış, sonuç olarak davacılardan …’da nekrotizan fasiit gelişmiş, davacılar tarafından hizmet kusuru nedeniyle …’nın engelli hale geldiği iddiasıyla davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılmakta olan dava açılmıştır.
…’nın Balıkesir Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesindeki ilk ameliyatını gerçekleştiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı … ile Genel Cerrahi Uzmanı …’nin görevi kötüye kullanma ve taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçlarından yargılandıkları ceza davasında alınan … tarihli … karar numaralı Adli Tıp Kurumu raporunda, “1986 doğumlu … 21/09/2009 tarihinde Balıkesir Devlet Hastanesi Acil Polikliniği’ne karın ağrısı şikayeti ile başvurduğu, yapılan mauyenede akut apandisit(?) düşünüldüğü, hastanın over kisti yönünden kadın doğum uzmanının değerlendirmesi için devlet hastanesine gönderildiği, devlet hastanesinde yapılan USG tetkikinde batında ileri derecede mayi tespit edilerek akut batın ön tanısı ile ameliyata alındığı, ameliyat gözleminde batında yaklaşık 1,5 litre hafif kanlı sıvı tespit edildiği, jinekolojik patoloji saptanmaması üzerine cerrahi konsültasyon istendiği, Genel Cerrahi Uzmanı Dr. …’nin ameliyata dahil olduğu, genel cerrahın ameliyat gözleminde mide, duodenum, karaciğer, bağırsaklar, kolon ve apendiks normal olarak değerlendirildiği, pelvik enfeksiyon düşünüldüğü, cerrahi bir vaka olmadığına karar verildiği ve dren konarak ameliyata son verildiği, kişinin 26.09.2009 tarihinde başka bir merkezde akut batın tanısı ile ameliyata alındığı, ameliyat gözleminde geniş duodenal ülser perforasyonu tespit edildiğinin anlaşıldığı, mevcut tıbbi belgelere göre Balıkesir Doğumevinde akut batın ön tanısı ile ameliyata alınmasının doğru olduğu, ameliyat endikasyonunun bulunduğu, ameliyat gözleminde kadın doğum ile ilgili patolojinin olmaması üzerine genel cerrahi uzmanının ameliyata davet edilmesinin uygun olduğu, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doktor …’nin eyleminin tıp kurallarına uygun olduğu, Genel Cerrahi Uzmanı Doktor …nin davet edildiği ameliyatta eksplorasyonda (gözlemde) duodenal perforasyonu görmemesinin ve tespit edememesinin bir eksiklik olduğu, bu eksik eylemin kişinin daha sonrasında çok sayıda operasyon geçirmesine neden olduğu, kişide nekrotizan fasiit geliştiği, geniş karın duvarı defekti ile sonuçlanan klinik tablonun; kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu, kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, batın ön duvar kaslarının yokluğuna bağlı geniş abdominal doku defektinin organlarından birinin işlevinin yitirilmesi niteliğinde olduğu” belirtilmiş; … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla da genel cerrahi uzmanı …’nin 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve anılan cezanın ertelenmesine karar verilmiş, bu karar kanun yolu aşamasından geçerek kesinleşmiştir.
İdare Mahkemesince, Adli Tıp Kurumunun isteği üzerine Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalından alınan son durum bildirir raporda, “Daha önce over kanaması, mide perforasyonu ve doku defektleri nedeniyle çoklu operasyonları yapılan hastanın yapılan muayenesinde endoskopik aletlere ait yedi adet giriş deliği skarı, orta hatta sternum inferiorundan yaklaşık umblikulus seviyesine uzanan yaklaşık 15 c lik skar hattı, her iki tarafta, lumbal vertebra yanlarından başlayıp, bel yan tarafına uzanan yaklaşık 15 er cm lik skarlar mevcut. Umblikulus seviyesi-pubis arası inferior abdomen cildi ince olup kas dokusu mevcut değildir, bu alan üzerinde dört adet krutlu skar mevcut olup bütün bu alan dışa fıtıklaşmıştır. Bölgeden barsak hareketleri gözlenmektedir. Bu durumuyla eventerasyon mevcuttur. Hastaya yapılacak cerrahi girişimler ile karın dokusu sağlamlaştırılıp aynı operasyonda genel cerrahi ekibi ile fıtık onarımının da mümkün olmakta, ancak hastanın çoklu operasyon geçirmesinden ve defekt alanının geniş olmasından dolayı; 1. Operasyon süresi uygulanacak teknik (serbest doku aktarımı) nedeniyle uzun olacaktır. 2. Serbest/pediküllü flep takip esnasında dolaşımının durması, kısmi veya total nekroz gelişmesi halinde ek cerrahi girişimlere ihtiyaç doğabilecektir. 3. Öperasyon süreci sorunsuz olmasına rağmen, defekt alanırın kapatılamaması halinde ameliyat içinde girişim planında ihtiyaca göre değişiklik olabilecektir. (örneğin lokal flep, greft) 4. Ameliyat öncesi titiz bir hazırlık süreci mevcuttur, tetkikler, kan hazırlığı ve ilgili bölüm konsültasyonları yapılacaktır. 5. Ameliyat sonrası minimum on gün yatışlı takip olacaktır. Bu süre hastanın medikal durumuna bağlı uzayabilecektir. 6. Operasyon süre ve teknik olarak büyük olduğu için hastanın genel durumunun bozulma riski mevcuttur, hasta ve aktarılan dokunun sıkı takibi gereklidir. 7. Hasta operasyon sonrasında belirli aralıklarla kliniğimize kontrol amacıyla başvuracaktır.” şeklinde görüş sunulmuştur.
İdare Mahkemesince …’nın iş gücü kaybının tespiti için alınan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 09/03/2016 tarih ve 4705 karar numaralı bilirkişi raporunda özetle, “1986 doğumlu …’nın, Adli Tıp Kurumu 2. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen kararında; 21/09/2009 tarihinde karın ağrısı şikâyeti ile başvurduğu hastanede akut batın ön tanısı ile ameliyata alınması sonrasında gelişen duedonal perforasyonun Dr. … tarafından tespit edilememesinin eksiklik olduğu bildirilmiş olmakla, gelişen nekrotizan fasit ve eventrasyonun 11/10/2008 tarih 27021 sayılı Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinden yararlanılarak ve meslek grup numarası bildirilmemekle Grup 1 kabul olunarak; Gr 1 XI (1a—-7) A % 11/ E cetveline göre % 8.2 (yüzde sekiz nokta iki) oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, iyileşme (geçici iş görmezlik) süresinin 6 (altı) aya kadar uzayabileceği” belirtilmiştir.
Davacılardan …’nın maddi zararının hesaplanmasına yönelik olarak düzenlenen 16/11/2016 havale tarihli bilirkişi raporunda ise, …’nın meslekte kazanma gücü kaybı olan %8,2 oranı üzerinden maddi zararının 28.732,04 TL olduğu belirtilmiştir.
İdare Mahkemesince, davacılardan …’ya uygulanan tıbbi müdahalede, idare elemanının kusuru bulunduğunun Adli Tıp Kurumunca belirlenmesi karşısında, sağlık hizmetinin kusurlu işletilmesi sonucu meydana gelen ve iş gücü kaybı oranına göre hesaplanan 28.734,04 TL maddi zararın davalı idare tarafından davacılardan …’ya ödenmesi gerektiği, tam yargı davalarında, ancak idareye başvurulduğu veya davanın açıldığı tarih itibarıyla gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi muhakkak zararların tazmini istenebileceğinden, gerçekleşmemiş muhtemel zararların tazminine hükmedilemeyeceği gibi vatandaşların sağlık harcamaları yönünden sosyal güvenlik altına alınmış olması ve zorunlu sağlık giderlerinin, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmasının öngörülmüş olması karşısında, tazmini istenilen 45.890,00 TL muhtemel zarar yönünden, davalı idarenin yapılması gerektiği belirtilen operasyonlara ilişkin uğranıldığı iddia edilen zarara ilişkin tazmin sorumluluğunun bulunduğundan söz edilemeyeceği, maddi tazminat isteminin hastanelerde kalınan süreçte SGK tarafından karşılanmayan refakatçi, beslenme ve barınma giderleri, aynı süreçte çocukların bakım giderleri, ulaşım giderleri, psikolojik yardım ve tedavi giderlerine ilişkin 100,00 TL’lik kısmından feragat edildiği bildirildiğinden, feragat nedeniyle uyuşmazlığın bu kısmı hakkında karar verilmesine yer bulunmadığı, uğranılan acı, elem ve üzüntünün kısmen de olsa hafifletilebilmesi amacıyla, olayın oluş şekli, tedavi süreci, davacıların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurun ve zararın niteliğine göre … için 30.000,00 TL, … için 10.000,00 TL, acı ve üzüntünün olay anında ya da sonradan duyulmasının önemli olmaması nedeniyle küçüklerin mevcut durumda olayın anlamını tam olarak kavrayamayacak durumda olmasının tazminat isteminde bulunulmasına mani olmayacağı da göz önünde bulundurularak, … ve … için ayrı ayrı 5.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olacağı gerekçesiyle, maddi tazminat talebi yönünden davanın kısmen kabulü ile 28.732,04 TL’nin başvuru tarihi olan 13/12/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacı …’ya ödenmesine, maddi tazminat talebinin fazlaya ilişkin 101.167,96 TL’lik kısmı yönünden davanın reddine, 100,00 TL’lik kısmı yönünden ise feragat nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat talebi yönünden davanın kısmen kabulü ile … için 30.000,00 TL, … için 10.000,00 TL, … ve … için ise ayrı ayrı 5.000,00 TL olmak üzere toplam 50.000,00 TL manevi tazminatın başvuru tarihi olan 13/12/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesine, manevi tazminat talebinin 20.000,00 TL’lik kısmı yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
… Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin temyize konu kararıyla da, davalı idare ve davacılar tarafından yapılan istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde ise, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetine yönelik tam yargı davalarında, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, Anayasanın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu hükme bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin 1. fıkrasında, bu Kanun’da hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı; ancak, davanın ihbarının Danıştay, mahkeme veya hâkim tarafından re’sen yapılacağı kurala bağlanmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesinin 1. fıkrasında, davanın taraflarının, müdahillerin ve yargılamanın diğer ilgililerinin, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olduğu; 61. maddesinin 1. fıkrasında, taraflardan birinin, davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebileceği; 66. maddesinde ise, üçüncü kişinin, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabileceği hükümleri yer almaktadır.
Aynı Kanunu’nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; aynı Kanun’un 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; 281. maddesinin 1. fıkrasında, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 282. maddesinde, “Hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.” hükmü yer aldığından; sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmaması veya taraflarca yapılan itirazları karşılamaması halinde bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği gibi; teknik bilgiye sahip bilirkişilerce ortaya konulan tespit ve veriler doğrultusunda resen bir sonuca varılabileceğinin de kabulü gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davacılar tarafından, …’nın davalı idarenin hizmet kusuru sonucunda zarara uğradığı iddiasıyla davalı idare aleyhine açılan tam yargı davasında, Adli Tıp Kurumunun bilirkişi raporunda Balıkesir Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesindeki ameliyata katılan Genel Cerrahi Uzmanı …’nin kusuru ile davacılardan …’nın zarara uğramış olduğunun belirtildiği, Mahkemece anılan rapor hükme esas alınarak davalı idarenin tazmin yükümlülüğünün bulunduğuna hükmedildiği dikkate alındığında; davalı idare, dava konusu olaya ilişkin olarak sorumluluğu olan kişi veya kişilere rücu edebileceğinden, bu kişi veya kişilerin menfaatlerinin bakılan davanın sonucundan etkileneceği açıktır.
Bu durumda, yukarıda belirtilen Kanun hükümlerinde öngörülen davanın ihbarı için geçerli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup; Mahkemece, davalı idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişi veya kişilerin tespit edilerek davanın res’en bu kişilere ihbar edilmesi ve bu kişi veya kişilerin dava kapsamında hükme esas alınacak raporlar ile davanın esasına yönelik beyanlarının alınması sonrasında esas hakkında karar verilmesi gerektiğinden, bu husus gözetilmeksizin yapılan yargılama sonucunda verilen kararda hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Öte yandan; maddi tazminatın hesaplanmasına yönelik olarak düzenlenen bilirkişi raporunda, bakiye ömrün TRH yaşam tablosu üzerinden belirlenmesi gerekirken PMF yaşam tablosu üzerinden belirlendiği, aktif ve pasif dönemlere ilişkin iş gücü (efor) kaybı tazminatı hesaplanması gerekirken sadece aktif çalışma yaşı olan 65 yaşa kadar hesaplama yapılacağının belirtildiği ve hesaplamanın da 65 yaşa kadar değil olay anında 23 yaşında olan davacılardan … için 22 yıllık yapıldığı, ayrıca tazminat hesabına yönelik tablonun denetime elverişli olacak şekilde açık ve anlaşılır olmadığı görülmektedir.
Ayrıca, Hacettepe Üniversitesinden alınan son durum bildirir raporda davacılardan …’ya uygulanması muhtemel olan tedavi ve ameliyatlar belirtildiğinden, bu tedavi ve ameliyatlardan hangisi veya hangilerinin uygulandığı veya uygulanacağı, uygulanan veya uygulanması kesinleşmiş tedavi ve ameliyatlar varsa, bunların giderlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanıp karşılanmadığı veya karşılanıp karşılanmayacağı araştırılmak suretiyle maddi tazminat isteminin bu kısmının da yeniden değerlendirilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Bu haliyle, bozma üzerine ihbara ilişkin usuli eksikliklerin giderilmesini yönelik olarak yeniden yapılacak olan yargılamada; bu usuli eksiklik giderildikten sonra davacılardan …’nın maddi zararının da, yukarıda belirtilen eksikliklerin göz önünde bulundurulması suretiyle yeniden alınacak olan bir bilirkişi raporu ile hesaplanması gerekmektedir.
Ayrıca; yukarıda belirtilen ihbara yönelik usuli eksiklikler giderilmek suretiyle yeniden yargılama yapılması gerektiğinden, manevi tazminat istemi yönünden yeniden hüküm kurulmasını teminen, anılan kararın manevi tazminata ilişkin kısmının da bozulması uygun görülmüştür.
Öte yandan, Dairemiz yerleşik içtihatları gereği, reddedilen maddi tazminat miktarına ilişkin olarak, davalı idare lehine davacılar lehine hükmedilen vekalet ücretinden daha fazla vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuki isabet bulunmamakla birlikte, bozma üzerine yeniden yapılacak olan yargılamada vekalet ücretleri yeniden belirleneceğinden, davacıların maddi tazminat nedeniyle aleyhlerine hükmedilmiş olan vekalet ücretine ilişkin bu yöndeki iddiaları bu aşamada değerlendirilmemiştir.
Bu itibarla, İdare Mahkemesinin davanın kısmen kabulü, kısmen reddi, kısmen karar verilmesine yer olmadığı yönündeki kararına karşı taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 09/11/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.