Danıştay Kararı 10. Daire 2019/5568 E. 2022/4068 K. 22.09.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/5568 E.  ,  2022/4068 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5568
Karar No : 2022/4068

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
3- …
4- …
VEKİLİ : Av. …

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Üniversitesi Rektörlüğü
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının davacı tarafından esasının, davalı idarece vekalet ücretine ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından; yakınları …’nin rahatsızlığı nedeniyle Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde geçirdiği ameliyat sonucu enfeksiyon kaparak hayatını kaybetmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla … için 1.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, … için 50.000,00 TL manevi, …için 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, Yıldırım Erdemli için 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile dava konusu olayla ilgili Adli Tıp Kurumunca düzenlenen bilirkişi raporunda yer alan tespitler doğrultusunda davalı idareye ait hastanede yapılan muayene, takip ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ve davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, yakınlarının enfeksiyon kapması sonucu vefat ettiği, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğu, davalı idare tarafından ise, davanın reddi nedeniyle nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Taraflarca savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :
Davacıların yakını müteveffa …, 25/11/2015 tarihinde Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin acil servisinde muayene edilmiş ve sigmoid volvulus ön tanısı ile genel cerrahi servisine yatışı yapılmıştır. Hasta aynı gün acilen ameliyat için hazırlanmış, ameliyatla sigmoid kolon rezeksiyonu yapılmıştır. Hasta ameliyat sonrasında genel cerrahi yoğun bakım ünitesinde takip edildikten sonra genel cerrahi servisine alınmış, genel cerrahi servisinde takip edilirken daha önce var olan KOAH hastalığı nedeniyle göğüs hastalıkları kliniğine devredilmiş, 4 günlük takibin ardından taburcu edilmiş, taburculuğu sonrasında 13/12/2015 tarihinde davalı idareye ait hastanenin acil servisine solunum yetmezliği ve nefes darlığı şikayeti ile başvurmuş, genel durumu kötüleşen hasta yoğun bakımda tedavi altına alınmış ancak 19/12/2015 tarihinde vefat etmiştir.
Davacılar yakınlarının Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde, rahatsızlığı nedeniyle geçirdiği ameliyat sonucu enfeksiyon kaparak hayatını kaybetmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla tazminat talebiyle davalı idareye başvurmuş, başvurunun reddi üzerine bakılan davayı açmışlardır.
Olayla ilgili bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca düzenlenen … tarih ve … karar sayılı raporda; “Kişinin şikayetleri üzerine götürüldüğü hastanede muayenesinin yapıldığı, gerekli tetkiklerinin ve konsültasyonlarının yapıldığı, hastalığının doğru tanısının konulduğu, alınan ameliyat kararının uygun olduğu, ameliyatın uygun tetkikle yapıldığı, ameliyat sonrası uygun takibinin yapıldığı, taburcu edilmesine engel bir klinik durum olmadığı, tekrar hastaneye getirilmesi üzerine de muayenesinin gerekli tetkik ve konsültasyonlarının yapılarak doğru tanı konularak uygun takip ve tedavisinin yapıldığı, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle: kişinin muayanesine, ameliyatına, konsültasyonlarına, yoğun bakımda tedavisine katılan hekimlere atfı kabil kusur bulunmadığı” belirtilmiştir.
İdare Mahkemesince, olayla ilgili olarak düzenlenen yukarıda anılan rapor hükme esas alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesiyle “bilirkişi” konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun’un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun’a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun’un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüştür.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken; 703 sayılı “Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış ise de, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, idarenin hizmet kusuruna yönelik olarak davacıların iddialarının, gerek davanın dilekçeler safhasında gerekse de temyiz aşamasında, …’nin ameliyat sonrasında hastanede hijyen kurallarına riayet edilmemesi nedeniyle enfeksiyon kapması sonucunda vefat ettiği iddiası noktasında yoğunlaştığı ve davacılar yakınının pnömoni, sepsis ve gelişen komplikasyonları sonucunda vefat ettiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle iken Mahkemece, davacılar yakınının geçirdiği ameliyat sonrasında hastanede kapmış olduğu enfeksiyon nedeniyle vefat ettiği iddiası tartışılmaksızın ve değerlendirilmeksizin bir kusur incelemesi yapıldığı görülmektedir.
Bakılmakta olan davada verilecek kararın adil ve tatminkar olabilmesi için davacıların yukarıda anılan iddiaları kapsamında, davacılar yakının geçirmiş olduğu ameliyat sonrasında takip ve tedavilerinin yapıldığı klinik ve ünitelerin enfeksiyon açısından steril durumda olup olmadıkları, davacılar yakınının ölüm sebebinin pnömoni, sepsis ve gelişen komplikasyonları olduğu görülmekle birlikte bunun hastanede kapmış olduğu bir enfeksiyondan mı kaynaklandığı, eğer enfeksiyondan kaynaklı ise bu durumun davacılar yakınının ölümüne etkisinin ne olduğu ve bir kusur teşkil edip etmediği hususlarında bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Bu itibarla; Mahkemece, konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine dair Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan, davalı idarenin, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmaksızın, Bölge İdare Mahkemesi kararında da aleyhine yeni bir durum olmadığı halde temyiz isteminde bulunduğu görüldüğünden, temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar verilmesi gerekmekle birlikte Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi nedeniyle, bozma kararı sonrasında Bölge İdare Mahkemesince yeniden bir karar verileceğinden, bu aşamada davalı idarenin kararın vekalet ücretine ilişkin kısmına yönelik temyiz istemi hakkında ayrıca bir karar verilmesine olanak bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan davacıların istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 22/09/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.