Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/5574 E. , 2022/4228 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5574
Karar No : 2022/4228
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
VEKİLLERİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılardan …’in, yüksekten düşme sonucu 14/08/1998 tarihinde Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurmasıyla başlayan tedavi sürecindeki hizmet kusuru nedeniyle engelli hale geldiği ileri sürülerek … için 10.000,00 TL maddi, 250.000,00 TL manevi; eşi … için 5.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; olayla ilgili olarak Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunca düzenlenen raporda, davalı idareye bağlı sağlık kuruluşlarında yapılan teşhis ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu, davacının sağ bacağında gelişen enfeksiyonun, herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, bahse konu komplikasyonların tedavisine yönelik gerekli girişimlerin yapılmış olduğu, ancak buna rağmen iyileşme sağlanamadığı ve davacının sağ bacağının kesilmesi zorunluluğu doğduğu yönünde görüş bildirildiğinden, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince, davacılar tarafından yapılan istinaf başvuruları reddedilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, olay gerçekleştikten hemen sonra ameliyat yapılmaması nedeniyle …’in uzuv kaybına uğradığı, bacağının ilk olarak alçıya alınmasının hatalı olduğu, tedavi sürecinde düzenli bir şekilde takip edilmediği belirtilerek temyiz isteminin kabulü ile kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacılardan …’in inşaatta çalışırken yüksekten düşmesi neticesinde sağ bacağında ve belinde kırık oluşmuş, 14/08/1998 tarihinde İstanbul Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurmasının ardından belindeki kırığa müdahale edilip sağ bacağı alçıya alınmıştır.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, daha sonraki süreçte poliklinik kontrolü önerilerek takip edilen davacının belindeki şikayetlerinin sona ermesine rağmen femurunun (uyluk kemiği) kaynamadığı (psödoartroz), kırık kemiği sabitlemeye yönelik müdahaleler yapıldığı, ayrıca davacıda enfeksiyon oluştuğu, 1999 yılından itibaren bu duruma yönelik de tedavi gördüğü, davacının anılan hastanede her iki rahatsızlığına yönelik onarıcı nitelikteki tedavisinin 2007 yılına kadar sürdüğü anlaşılmaktadır.
Davacının tedavi süreci, 05/07/2012 tarihinde Özel Pendik Bölge Hastanesinde yapılan diz üstü ampütasyonuyla sonuçlanmıştır.
Davacılar tarafından, …’in hatalı tedavi nedeniyle engelli hale geldiği ileri sürülerek maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi istemiyle davalı idareye karşı İstanbul … Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan davanın görevsizlik nedeniyle reddedilmesi üzerine bakılan dava açılmıştır.
Mahkemece olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu … İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen rapora davacılar tarafından yapılan itiraz üzerine, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından, İhtisas Kuruluyla aynı neticeye varılarak düzenlenen … tarih ve … karar numaralı raporda, “Talep edilmesine rağmen kişinin 1998 yılından itibaren davalı sağlık kuruluşunda yapılan tedavilere ve ameliyatlara ait belgelerde eksikliklerin olduğu, dosyada mevcut olan belgelere ve grafilere göre; kişiye olay tarihinden (14/08/1998) itibaren davalı sağlık kuruluşunda uygulanan ameliyatların endikasyonlarının bulunduğu, bahse konu ameliyatların uygulanma şeklinde tıbbi kusur olarak nitelendirilecek bir husus olmadığı, bunun yanı sıra söz konusu tedavi sürecinde gelişen enfeksiyon ve psödoartroz tablosunun bu tür kırıkların tedavisi esnasında nadir de olsa gelişebilen herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, bahse konu komplikasyonların tedavisine yönelik gerekli girişimlerin yapılmış olduğu, ancak buna rağmen iyileşme sağlanamadığı ve 05/07/2012 tarihinde başka bir sağlık kuruluşunda sağ femur psödoartroz hattından ampute edildiği, mevcut verilere göre; davalı sağlık çalışanlarının uygulamalarında tıbbi kusur olarak nitelendirilebilecek bir husus olmadığı” yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince, anılan rapor doğrultusunda olayda hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olup, davacıların istinaf başvuruları da reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminat İstemlerinin Reddine Yönelik İdare Mahkemesi Kararına Karşı Yapılan İstinaf Başvurularının Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmı, usul ve hukuka uygun olup, davacılar tarafından ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Manevi Tazminat İstemlerinin Reddine Yönelik İdare Mahkemesi Kararına Karşı Yapılan İstinaf Başvurularının Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporunda, tedavi sürecinde gelişen enfeksiyon ve psödoartroz tablosunun komplikasyon olarak nitelendirilmesi ve söz konusu komplikasyonların tedavisine yönelik gerekli girişimlerin yapılmış olduğunun belirtilmesi karşısında, davacılardan Muammer Sezmez’e ampütasyon uygulanmasının davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı açıkça ortaya konulamadığından, uyuşmazlıkta maddi tazminata hükmedilmesi için gereken koşullar oluşmamıştır.
Bununla birlikte, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından düzenlenen raporda da değinildiği üzere, İdare Mahkemesince Kurumun talebi üzerine, ara kararlarıyla iki kez istenilmesine rağmen davalı idare tarafından tedavi evrakı -özellikle de grafi asılları- tam olarak dosyaya sunulamamıştır. Ayrıca, hastaneye ilk başvurunun yapıldığı 1998 yılına ilişkin olarak, İstanbul Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yöneticiliğince düzenlenen … tarih ve … sayılı yazıda, 1999 yılında çıkan yangın neticesinde 1998 yılına ait evrakın tahrip olarak kullanılamaz hale geldiği belirtilmektedir.
Bu durumda, olayda mevcut olan tıbbi kayıt eksikliği nedeniyle davacıların, …’de meydana gelen engellilik halinin tedavi sürecinin kusurlu işletilmesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı noktasında ömür boyu şüphe duyacakları açıktır.
Bu itibarla, davacıların maddi gerçeğe hiçbir zaman ulaşamayacak olmaları nedeniyle meydana gelen manevi zararın, manevi tazminatın yukarıda belirtilen niteliği de gözetilmek suretiyle tazmini gerekirken, manevi tazminat istemlerinin reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2. Davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak davacılar tarafından yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, maddi tazminat istemlerinin reddine yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurularının reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, manevi tazminat istemlerinin reddine yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurularının reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 28/09/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.