Danıştay Kararı 10. Daire 2019/5586 E. 2022/3007 K. 01.06.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/5586 E.  ,  2022/3007 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5586
Karar No : 2022/3007

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / …
VEKİLİ : …
İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 15/05/2012 tarihinde Tokat Devlet Hastanesinde yapılan katarakt ameliyatından sonra görme yeteneğini kaybetmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek 70.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararıyla; olayla ilgili olarak Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporda, katarakt ameliyatının tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyat sonrası büllöz keratopati (kornea ödemi) gelişiminin komplikasyon olduğu, komplikasyon yönetiminde kusur bulunmadığı yönünde görüş bildirildiğinden, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesince, davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, ameliyat öncesinde gerekli tetkiklerin yapıldığına ilişkin dosyada herhangi bir belgenin bulunmadığı, göz tansiyonuna yönelik araştırma yapılmadan gerçekleştirilen ameliyat sonucunda görme yeteneğinin kaybedildiği, Adli Tıp Kurumu raporuna yapılan itirazların dikkate alınmadığı belirtilerek temyiz isteminin kabulü ile kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, ön inceleme kapsamında düzenlenen raporda, ameliyat öncesinde glokom (göz tansiyonu) mevcut olmasının korneal ödem oluşumuna sebebiyet vermeyeceğinin ifade edildiği, olaydaki neticenin meydana gelmesinde hizmet kusuru bulunmadığı belirtilerek davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Dava konusu uyuşmazlık incelendiğinde, katarakt ameliyatı öncesinde göz içi basıncına yönelik ölçüm yapıldığına dair dosyada herhangi bir kaydın bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacının, basınç yüksekliğinin ameliyat sırasında fark edildiği, bu hususta daha önce inceleme yapılmadığı yönündeki iddiası da dikkate alındığında, bu durumun korneada ödem oluşumuna ne şekilde etki ettiği, ameliyat öncesinde yüksek basınç tespit edilmesi halinde katarakt ve glokom cerrahisi birlikte uygulanarak ortaya çıkan sonucun önlenip önlenemeyeceği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bu durumda; konu ile ilgili uzman akademisyenlerin yer aldığı Adli Tıp Üst Kurulundan veya üniversite öğretim üyelerinden teşkil edilecek yeni bir bilirkişi heyetinden, tarafların tüm iddia ve itirazlarının karşılandığı, tutarlı ve anlaşılır bir rapor alınarak uyuşmazlığın çözülmesi gerektiği sonucuna varıldığından, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :
Davacı, 09/05/2012 tarihinde sağ gözde görme bozukluğu şikayetiyle Tokat Devlet Hastanesine başvurmuş, göz hastalıkları servisine yatırıldıktan sonra 15/05/2012 tarihinde katarakt ameliyatı yapılmıştır. Ameliyat öncesinde göz içi basıncına ilişkin değerler hasta dosyasına işlenmemiştir. Davacının beyanına göre, ameliyatı gerçekleştiren hekim operasyon esnasında kendisine göz tansiyonunun yüksek olduğunu söylemiş ve kontrol önerilerek taburcu edildikten sonra da aynı hekim tarafından ilaç tedavisi uygulanmaya başlanmıştır.
Ameliyattan sonra büllöz keratopati (kornea ödemi) oluşması nedeniyle 09/10/2012 tarihinde Gaziosmanpaşa Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine başvurduktan sonra burada takip edilen davacıya, bu süreçte ilaç tedavisi uygulanmış, daha sonra başvurduğu özel hastanelerde göz içi basıncı yüksekliği tespit edilmiş ve glokom (göz tansiyonu) tanısı konulmuştur.
17/10/2014 tarihinde Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından, İstanbul Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilen davacıya kornea nakli yapılmıştır.
Olayla ilgili olarak düzenlenen ön inceleme raporunda; Tokat Devlet Hastanesinde tüm hastalara ameliyat öncesinde tonometri (göz içi basıncı ölçümü) vb. tetkiklerin yapıldığı, sonuçların bloknot kağıdına yazılarak doktora gönderildiği, başka bir yere kaydedilmediği, doktorların sonuçlardan anormal olanları hasta dosyasına yazdıkları belirtilmiştir. Hastane işleyişi bu şekilde ifade edildikten sonra, … ‘ın da bu testlere tabi tutulduğu, sonuçların normal olması nedeniyle dosyaya yazılmamış olmasının kuvvetle muhtemel olduğu, aksinin kabulü halinde gerekli tedavilerin uygulandığına dair notların mevcut olmasının gerektiği, sonuçlar normal de olsa dosyaya bilgi olarak yazılmamasının doktora ait idari bir kusur olduğu yönünde değerlendirmede bulunulmuştur.
Yapılan kornea naklinden istediği neticeyi alamadığını ifade eden davacı tarafından, görme yeteneğini kısmen kaybetmesinin katarakt ameliyatındaki hizmet kusurundan kaynaklandığı iddiasıyla, davalı idareye maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan dava açılmıştır.
İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen … tarih ve … karar numaralı raporda; “15/05/2012 tarihinde Tokat Devlet Hastanesi’nde sağ katarakt cerrahisi uygulandığı bildirilen 1955 doğumlu, … kızı … adına düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerin tetkiklerinde, katarakt nedeniyle uygulanan Fako + IOL implantasyonu ameliyatının tıp kurallarına uygun olduğu, büllöz keratopati gelişiminin bu tarz cerrahilerin bir komplikasyonu olduğu, komplikasyon yönetiminde kusur bulunmadığı” yönünde görüş bildirilmiştir.
Anılan rapor doğrultusunda Mahkemece, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olup, davacının istinaf başvurusu da reddedilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli bir tutarı aşmaması gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

A) Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminat İsteminin Reddine Yönelik İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

B) Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Manevi Tazminat İsteminin Reddine Yönelik İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, katarakt nedeniyle uygulanan ameliyatın tıp kurallarına uygun olduğu, büllöz keratopati gelişiminin bu tarz cerrahilerin bir komplikasyonu olduğu, komplikasyon yönetiminde kusur bulunmadığının belirtilmesi karşısında, davacıda kornea ödemi meydana gelmesi ve sonrasında yaşanan görme kaybının davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle ortaya çıktığı açıkça ortaya konulamadığından, uyuşmazlıkta maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamıştır.
Bununla birlikte, yukarıda aktarılan ön inceleme raporunda da ifade edildiği üzere, katarakt ameliyatı öncesinde yapılan göz içi basıncına ilişkin ölçümlerin hasta dosyasına işlenmediği sabit olup, olaydaki tıbbi kayıt eksikliği nedeniyle davacının, meydana gelen görme kaybının nedenine hiçbir zaman ulaşamayacağı ve ömür boyu şüphe duyacağı açıktır.
Bu durumda; oluşan manevi zararın, manevi tazminatın yukarıda belirtilen niteliği de gözetilmek suretiyle tazmini gerekirken, manevi tazminat talebinin reddedilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2. Davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının maddi tazminat isteminin reddine yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin reddine yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 01/06/2022 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.