Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/5602 E. , 2022/5004 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5602
Karar No : 2022/5004
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten, …’a velayeten … ve …
VEKİLLERİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin …. tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından, müvekkili …’ın engelli olarak dünyaya gelmesinin ve sonrasında yaşadığı sağlık problemlerinin, Kartal Dr. Lüfti Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleşen doğum sürecinde ve sonrasında sağlık hizmetinin kusurlu yürütülmesinden kaynaklandığı ileri sürülerek … için 2.000,00 TL maddi, … için 150.000,00 TL, … için 150.000,00 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:… K:… sayılı kararıyla; olayla ilgili olarak Adli Tıp Kurumu … İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporda, doğum eyleminde ve doğum sonrası davacı küçüğün tedavisi ile ilgilenen sağlık personeline atf-ı kabil kusur bulunmadığı yönünde görüş bildirildiği, davacılar tarafından Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bebeğin iri bebek olduğu ve sezaryen yapılması gerektiği yönünde kendilerine bilgi verilmediği ve normal doğuma zorlanarak sezaryenin geç yapıldığı iddia edilse de, 06/06/2017 tarihli ara kararı üzerine Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Yakacık Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi ve Özel … Hastanesince sunulan belgelerin incelenmesinden olayda gecikmenin söz konusu olmadığının anlaşıldığı, bu nedenle hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince, davacıların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar vekili tarafından, Adli Tıp Kurumu raporunun muayene yapılmadan hazırlandığı, müvekkili …’ın acil sezaryene alınması gerekirken aksi yönde beyanda bulunularak eve gönderildiği, suyunun azalması nedeniyle bebeğin oksijensiz kaldığı, hastanede yapılan ultrason incelemelerinde bebeğin kilosuna dikkat edilmediği, ultrasonda bebeğin dışkısını yuttuğunun görülebildiği, hastaneye ikinci başvurusunda sezaryene alınmayıp ultrason dahi yapılmadan bekletildiği, bu hususta kamera kayıtlarının bulunduğu, doğum sonrasında uygulanan fazla demir ve kalsiyum takviyesi sonucu davacı küçüğün metabolizma bozukluğu yaşadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, gerekli tıbbi müdahale ve bilgilendirmenin yapıldığı, olayda hizmet kusurunun bulunmadığı belirtilerek temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden;
a) Davacılardan anne …’ın gebelik takibinin İstanbul Yakacık Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde yapıldığı, buraya son olarak 17/06/2014 tarihinde başvurulduğu,
b) 13/07/2014 tarihinde Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim Araştırma Hastanesi acil kadın doğum polikliniğine suyunun gelmesi şikayeti ile saat 11.47’de başvurduğu, son adet tarihine göre 7 gün miad aşımı tespit edildiği,
c) Saat 11.55’te yapılan muayenede aktif su gelişi görülmediği, rahim ağzının kapalı olduğunun belirlendiği, yapılan ultrason incelemesinde tahmini fetal ağırlığın 4125 gr. olarak belirlendiği, 38-39 haftalık gebelik tespit edildiği,
ç) Dosyada bulunan test sonucu çıktısına göre saat 14.10 civarında NST çekildiği, kasılma görülmediği, davacı anneye 7 gün miad aşımı ve iri bebek nedeniyle yatış ve sezaryen önerilmesine rağmen annenin normal doğum yapmak istediğini bildirip önceki gebelik takiplerini yaptırdığı Yakacık Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine gitmek üzere ayrıldığına ilişkin tutanak tutulduğu, tutanağın davacı annenin yokluğunda düzenlendiği, Başhekimliğe yazılan yazıda tutanağın imzalanma saatinin 13.30 olarak belirtildiği, ayrıca tıbbi müşahede ve muayene kâğıdında davacıların hastaneden ayrılma hususunda imza atmayı reddettiklerinin ifade edildiği,
d) Saat 23.30 sıralarında Özel … Hastanesine başvurulduğu, iri bebek ve amniyos sıvısında azalma nedeniyle sezaryen önerildiği,
e) 14/07/2014 tarihinde 02.30 sıralarında tekrar Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim Araştırma Hastanesine başvurulduğu, çekilen NST’de fetal distres saptanması üzerine acil sezaryen kararı alındığı, saat 03.10’da ameliyata başlandığı, ameliyatta koyu mekonyum görüldüğü,
f) Davacı küçüğün saat 03.15’te spontan solunumu olmadan 4500 gr. ağırlığında doğduğu, apgar skoru 0-4 olan küçüğün ağır solumun sıkıntı nedeniyle entübe edildiği, ek müdahaleler yapılmasına rağmen solunumun başlamaması nedeniyle pozitif basınçlı ventilasyon, kalp masajı ve adrenalin uygulaması sonrası yenidoğan yoğun bakım ünitesine yatırıldığı, oksijen yetersizliği, serebral palsi tanısı ile tedavi gördüğü anlaşılmakta olup, 31/05/2018 tarihinde İstanbul Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen sağlık kurulu raporunda serebral palsi, hafif derecede bilişsel gelişimde gecikme teşhisiyle %70 engel oranı belirlenmiştir.
Davacılardan …’ın davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle engelli olarak dünyaya geldiği ve sonrasında yüksek miktarda uygulanan kalsiyum ve demir takviyesi nedeniyle halen sağlık problemleri yaşadığı ileri sürülerek maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan 22/08/2016 tarih ve 5637 karar numaralı raporda, “mevcut tıbbi belgelere göre; 13.07.2014 tarihinde saat 11.55’te yapılan vajinal muayenesinde aktif su gelişi izlenmemesi ve rahim ağzı kapalı olması, yapılan gebelik USG tetkikinde tahmini fetal ağırlık 4125 gr. olması, saat 14.10’da çekilen NST’de kontraksiyonun olmaması, reaktif olması, miad aşımı ve iri bebek olması, ayrıca annenin yaşayan çocuğunun olmaması nedeniyle yatış ve sezaryen önerilmesinin tıbben doğru bir yaklaşım olduğu, kişinin normal doğum yapmak istediğini bildirip önceki gebelik takiplerini yaptırdığı Yakacık Doğumevine kendi isteğiyle gittiği, 14.07.2014 tarihinde saat 02.50’de çekilen NST’de, ÇKS’de deselerasyon (düşme) izlenmesi üzerine fetal distres endikasyonu ile acil sezaryen kararının doğru olduğu, bebeğin doğum saati 03.15 olduğu dikkate alındığında gecikmenin söz konusu olmadığı, genel uygulamalarda HİE (hipoksik iskemik ensefalopati) prenatal (doğum öncesi) natal (doğum sırasında) post natal (doğum sonrası) olarak incelendiği, intrapartum traselarde meydana gelen bozulmaların bebekte gelişmiş olan asfıksinin en geç döneminde ortaya çıkan bulgular olduğu, fakat daha erken dönemde bebekte mevcut asfıksiyi tespit edebilecek herhangi bir klinik, laboratuar veya teknolojik yöntemin mevcut olmadığı, serebral palsi hastalığının nedeni tam olarak bilinemediği cihetle, idareye, doğum eyleminde ve doğum sonrası küçüğün tedavisi ile ilgilenen sağlık personeline atfı-kabil kusur bulunmadığı” yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince, anılan rapor ve daha sonra verilen ara kararı üzerine tedavi sürecinde başvurulan hastanelerce sunulan belgeler doğrultusunda, olayda herhangi bir gecikmenin söz konusu olmadığı, idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olup, davacıların istinaf başvuruları da reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunun sonuç kısmında mevcut tıbbi belgelere göre yapılan değerlendirmede, “13.07.2014 tarihinde saat 11.55’te yapılan vajinal muayenesinde aktif su gelişi izlenmemesi ve rahim ağzı kapalı olması, yapılan gebelik USG tetkikinde tahmini fetal ağırlık 4125 gr. olması, saat 14.10’da çekilen NST’de kontraksiyonun olmaması, reaktif olması, miad aşımı ve iri bebek olması, ayrıca annenin yaşayan çocuğunun olmaması nedeniyle yatış ve sezaryen önerilmesinin tıbben doğru bir yaklaşım olduğu, kişinin normal doğum yapmak istediğini bildirip önceki gebelik takiplerini yaptırdığı Yakacık Doğumevine kendi isteğiyle gittiği” ibaresine yer verildiği görülmektedir.
Davacıların iddiaları ise; …’ın acil sezaryen ameliyatına alınması gerekirken, bebeğin kalp atışlarının normal olduğu, sezaryen yapılmasına gerek olmadığı, doğumun daha sonra gerçekleşeceği beyan edilerek eve gönderildiği yönündedir.
Adli Tıp Kurumu raporunda yer alan değerlendirme de göz önünde bulundurulduğunda; somut uyuşmazlık, yukarıda bahsedilen tutanakta yer alan “son adet tarihine göre 7 gün miad aşımı olan hastaya primigravid iri bebek+miad aşımı nedeniyle yatış ve C/S önerildi. Hasta ve yakınları normal doğum yapmak istediklerini söyleyip, yatışı kabul etmeyip, takip gördükleri Yakacık Devlet Hastanesine gitmek istediklerini söyleyip acil servisten ayrıldılar.” ifadesine, hizmet kusurunun mevcut olup olmadığının belirlenmesine yönelik ispat yükümlülüğü bakımından itibar edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Dosyada bulunan, anılan tutanağın Başhekimliğe sunulmasına ilişkin yazıda tutanağın imzalanma saatinin 13.30 olarak gösterildiği, buna karşın tutanakta herhangi bir saat belirtilmediği, ayrıca tutanağın davacıların yokluğunda düzenlendiği, imza atmayı reddettikleri hususunun da söz konusu tutanakta değil tıbbi müşahede ve muayene kâğıdında yazılı olduğu görülmektedir.
Bu durumda; hastaneye yapılan ilk başvuruda test sonucu çıktısına göre 14.10 civarında NST çekilmiş olmasına rağmen davacıların yatışı kabul etmediklerine ilişkin tutanağın imzalanma saatinin 13.30 olarak belirtilmesi arasında oluşan çelişki nedeniyle, olayda yatış ve sezaryen önerildiğine ilişkin davalı idareye ait ispat yükümlülüğünün yerine getirilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla; Adli Tıp Kurumu raporunda yatış ve sezaryen önerilmesi hususunun sübut bulduğu kabul edilerek yapılan değerlendirmenin dava konusu olay açısından esas alınması mümkün olmadığından, bu hususta sağlık hizmetinin davalı idare tarafından kusurlu yürütüldüğünün kabulü ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurularının reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Ayrıca, işbu davanın ihbarı için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca gerekli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup; Mahkemece bozma üzerine yeniden yapılacak yargılamada dava konusu olayda davalı idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişi veya kişilerin tespit edilerek, davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmelerini teminen, davanın ilgililere re’sen ihbarı gerektiği açıktır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak davacılar tarafından yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 08/11/2022 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
(X) KARŞI OY:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden Bölge İdare Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına katılmıyoruz.