Danıştay Kararı 10. Daire 2019/5629 E. 2022/4124 K. 26.09.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/5629 E.  ,  2022/4124 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5629
Karar No : 2022/4124

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av …
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2-…
3- …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, … ‘un Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 05/04/2013 tarihinde yapılan iğne neticesinde engelli hale gelmesinde idarenin kusuru bulunduğu belirtilerek uğranıldığı ileri sürülen zararların karşılığı olarak … için 1.000,00 TL maddi, 250.000,00 TL manevi, …’nun eşi ve oğlu olan diğer davacıların her biri için 100.000,00 TL manevi olmak üzere toplamda 451.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, Adli Tıp Raporu uyarınca olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine, reddedilen maddi tazminata ilişkin 1.090,00 TL avukatlık ücreti ile reddedilen manevi tazminata ilişkin 1.090,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine karar verilmiştir.
Bölge Mahkemesi kararının özeti: … İdari Dava Dairesince; istinafa konu Mahkeme kararının, maddi tazminat istemine yönelik “davanın reddine” ilişkin kısmında hukuka aykırılık görülmediği, manevi tazminat istemine yönelik “davanın reddine” ilişkin kısmına gelince; olayda hizmetin yürütülmesinde sağlık personeline atfedilebilen somut bir kusur tespit edilmemekle beraber yürütülen kamu hizmetinin sonucu itibarıyla bir zarara yol açması, meydana gelen zararın doğrudan hastanın anatomik yapısından veya hizmet dışı etkenlerden kaynaklandığının açıkça ortaya konulamaması, ayrıca tıbbi müdahalede gerekli dikkat ve özenin gösterilmediği yönündeki endişe ve şüphelerin giderilememesi hususları dikkate alındığında olayda manevi tazminat ödenmesini gerekli kılan şartların oluştuğu, bu durumda, olayın oluş şekli, zararın niteliği, halsizlik şikayetiyle hastaneye başvuran ilgilinin sağlık hizmeti sonucu belirli bir oranda vücut fonksiyonunun hasara uğraması ve hastanelerde belirli bir süre tedavi sürecine devam etmesi ve tam olarak iyileşememesi nedeniyle duyduğu acı, üzüntü ve ruhsal sıkıntılarının kısmen de olsa dindirilmesi için takdiren 20.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesinin yerinde görüldüğü gerekçesiyle, davacı istinaf başvurusunun maddi tazminat yönünden reddine, manevi tazminat yönünden kısmen kabulüne, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata ilişkin kısmının kaldırılmasına, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, 20.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 02/04/2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin 430.000,00 TL manevi tazminat isteminin reddine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 2.400,00 TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, 3.910,00 TL (maddi tazminat için 1.510,00 TL, manevi tazminat için hesaplanan 2.400,00 TL) vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, iğne sonrası duyulan ağrı ve uyuşma sonrası hemen hekime müracaat edilmişse de 1 gün sonra nöroloji bölümüne müracaat etmesinin söylendiği, ihmal ve gerekli özenin gösterilmemesi sebebiyle zararlı sonucun doğduğu, vücudunda gerekli tetkikler yapılmadan, kas yapısının tedaviye uygunluğu araştırılmadan, ilk etapta ağızdan ilaç verilmesi yoluna gidilmeden, ayrıca uygulanacak tedaviye ilişkin bilgi verilmeden, oluşabilecek hasarlara ilişkin rıza alınmadan iğne yapıldığı, Bölge İdare Mahkemesi kararı ile tıbbi müdahalede gerekli dikkat ve özenin gösterilmediğinin ortaya konulduğu, hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğu, diğer davacılar lehine de tazminata hükmedilmesi gerektiği, maddi tazminat taleplerinin de kabul edilmesi gerektiği iddialarıyla temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının aleyhlerine olan kısmının bozulması gerektiği; davalı idare tarafından ise, adli tıp raporu uyarınca davanın reddine karar verilmesi gerekirken Bölge İdare Mahkemesince manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, Harçlar Kanunu uyarınca harçlardan muaf oldukları, nispi karar harcının üzerlerine yükletilmesi ile harç mükellefi haline geldikleri iddialarıyla Bölge İdare Mahkemesi kararının aleyhlerine kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Taraflarca savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davacıların temyiz isteminin kısmen kabulüne kısmen reddine, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile; temyize konu kararın …nun eşi ve oğlu için manevi tazminata hükmedilmemesine yönelik kısmı ile reddedilen maddi tazminat nedeniyle davalı idare lehine 1.510,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye ödenmesine yönelik kısmının bozulması, maddi tazminatın reddine ilişkin kısmının onanması, …’nun manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne kısmen reddine ilişkin kısmının gerekçeli onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
A) Temyize Konu Kararın Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın bu kısmı usul ve hukuka uygun olup, davacıların temyiz dilekçesinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmını bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyize Konu Kararın Davacılardan …’nun Manevi Tazminat İsteminin Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:

MADDİ OLAY :
Davacılardan …, 04/04/2013 tarihinde, kırgınlık ve yorgunluk şikayeti ile aile hekimliğine başvurmuş, aile hekimliğince düzenlenen aynı tarihli epikriz raporunda, yapılan muayenesinde boğazın hafif hiperemik olduğu, ürolojik açıdan hematüri saptandığı, şikayetler artarsa idrar koyulaşırsa acil polikliniğine başvurması gerektiğinin kayıtlı olduğu görülmektedir.
05/04/2013 tarihinde, …, Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurmuş, 05/04/2013 tarihli epikriz raporunda, yan ağrısı şikayeti ile geldiği, “renal kolik” tanısı tedavisinin düzenlendiği kayıtlı olup, davacı, hemşire tarafından kalça bölgesinden kas içine ağrı kesici iğne yapılmasının ardından sağ bacağında geçmeyen ağrı ve uyuşukluk oluştuğunu beyan etmektedir.
…, 05/04/2013 tarihinden sonra bir çok kez muayene olmuş, siyatik sinir zedelenmesi tanısıyla gerekli tedaviler uygulanmış, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 02/09/2013 tarihli EMG raporunda, “sağda siyatik sinirin derin peroneal dalın belirgin etkilendiği, aksonal hasarına ve devam etmekte olan denervasyona işaret ettiği” tespitlerine yer verilmiştir.
Davacılar tarafından, …’nun siyatik sinirinde tespit edilen hasarın enjeksiyon sonucu oluştuğu iddiasıyla, maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle davalı idareye başvurulduğu, başvurunun zımnen reddi üzerine de işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacının tedavisinde sağlık çalışanlarının ve idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan alınan … tarih ve … Karar nolu raporda ” hastaya yapılan kas içi enjeksiyon uygulamalarında ilaçların doku içi yayılımı ile sinir hasarına neden olabileceklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonların tekniğine uygun yapılması durumunda da daha önceden öngörülemeyecek ve önlenemeyecek arazlara sebep olabildiği, bu durumun her türlü özene rağmen oluşabilecek herhangi bir kusur ve ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uyumsuzluğu yönünden tıbbi bir delil de tanımlanmadığı, bununla birlikte kişide gelişen nöropatinin EMG raporunda olduğu üzere kalçadan kas içine yapılan enjeksiyon sonrası geliştiğinin kabul edildiği ve bunun bir komplikasyon olarak değerlendirileceği, gelişen nöropati ile ilgili kişiye sonrasında yapılan takip ve tedaviler konusunda nöroloji takip ve tedavileri yanında fizik tedavi programları ile destek tedavilerinin başlatılarak sürdürülmesi nedeniyle de komplikasyon yönetiminin de yerinde olduğu, bu cihetle olay tarihinde acil serviste çalışan, kişiye enjeksiyon yapılması talimatını veren hekim ve enjeksiyonu yapan sağlık çalışanlarına atfı kabil kusur izafe edilemeyeceği, sağlık hizmeti kusuru tespit edilmediği ” görüşüne yer verildiği görülmektedir.
Davacı tarafından dosyaya sunulan 03/09/2020 tarihli Sancaktepe Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim Ve Araştırma Hastanesinin Erişkinler İçin Engellilik Sağlık Kurulu Raporunda sağ siyatik sinirin peroneal bileşeninde kronik dönemde kısmi aksonal (dejenerasyon) sebebiyle …’nun engel oranının %23 olarak tespit edildiği görülmektedir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün hizmet kusuruna dayanması asli prensip olmakla beraber, zararın idarenin de dahil olduğu bir faaliyet sırasında meydana gelmesi ve öncesinde ya da sonrasında aksayan bazı durumların tespiti de önem arz etmektedir.
Özellikle de sağlık hizmeti gibi bünyesinde risk unsuru taşıyan hizmet alanlarında, sağlıktan sorumlu olan idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Esasen Anayasa’nın 56. maddesi de “Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle” ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde “Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir.” hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan “Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)”nin “Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; “Mesleki standartlar” başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin “Muvafakat” başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği’nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. …”, 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.”, “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik’te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminat miktarının idarenin kusurunun ağırlığını ya da sorumluluğunu ve zarar doğuran olayla ilgisini ortaya koyacak şekilde belirlenmesi, olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli bir tutarı aşmaması gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, davacıda gelişen siyatik sinir hasarının enjeksiyon uygulamasının komplikasyonu olarak kabul edilmesi ve enjeksiyonun hatalı bölgeye uygulandığına dair dosya içerisinde delil bulunmaması karşısında, davacıda meydana gelen sinir hasarının oluşmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğunun açıkça ortaya konulamadığı görülmektedir.
Bununla birlikte, enjeksiyon uygulamasından önce risklerin anlatılıp davacıdan yazılı onamın alınmamış olması durumunda, yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca davacının aydınlatılarak onay verme hakkı elinden alınmış olacağından, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle uğranılan manevi zararın, idari faaliyetin ve zararın niteliği de gözetilerek takdiren belirlenecek makul bir miktarın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karşılanması gerekecektir.
Bu itibarla, davalı idare tarafından davacıya enjeksiyonun sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve davacının bu işleme rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onamın alınmadığı dosya kapsamından anlaşıldığından, kararın davacı … için takdiren 20.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesine ilişkin kısmında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Bölge İdare Mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın bu kısmı sonucu itibarıyla usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
C) Temyize Konu Kararın …’nun Eşi … Ve Oğlu …’nun Manevi Tazminat Taleplerinin Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Olayda, enjeksiyon uygulamasından önce risklerin ve olası komplikasyonların anlatılmadığı ve yazılı onamın alınmadığı bu nedenle yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca davacıların aydınlatılma ve onay verme hakkının davalı idarece gerektiği gibi yerine getirilmediği, dolayısıyla yürütülen sağlık hizmetinin öngörülen şekilde ifa edilmediği sonucuna ulaşılmış olması nedeniyle …’nun eşi … ve oğlu …’nun da manevi zararlarının doğacağının kabulüyle anılan davacıların manevi zararlarının tazmini için, idari faaliyetin ve zararın niteliği de gözetilerek, duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletecek boyutta manevi tazminata hükmedilmesi gerekli iken, bunların manevi tazminat istemlerinin reddedilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.
D) Temyize Konu Kararın Reddedilen Maddi Tazminat İçin Davalı İdare Lehine 1.510,00 TL Vekalet Ücretine Hükmedilmesine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
30/12/2017 tarih ve 30286 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve İdare Mahkemesi kararı tarihi itibarıyla uyuşmazlığa uygulanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret” başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrasında, “Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 9 uncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.” hükmüne, 2. fıkrasında ise, “Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.” hükmüne yer verilmiştir.
Diğer yandan anılan Tarifede İdare ve Vergi Mahkemelerinde takip edilen davalar için ödenecek maktu avukatlık ücreti duruşmasız işler için 1.090,00 TL, duruşmalı işler için 1.660,00 TL olarak belirlenmiştir.
İlk derece Mahkemesince maddi tazminat istemi reddedilmiş, reddedilen maddi tazminat için duruşma da yapılmadığından 1.090,00 TL maktu vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye ödenmesine karar verilmiştir. Davacıların istinaf başvurusunda bulunması üzerine, maddi tazminata yönelik istinaf başvuruları bölge idare mahkemesince reddedilmiş olmakla birlikte, kararın hüküm fıkrasında reddedilen maddi tazminat için davacılar aleyhine vekalet ücretine ilişkin yeni bir hüküm kurulduğu, 1.510,00 TL vekalet ücretinin davacılar tarafından davalı idareye ödenmesine hükmedildiği görülmektedir.
Her ne kadar kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Tarife uyarınca maktu vekalet ücreti 1.090,00 TL olarak belirlenmişse de talep edilen ve tümü reddolunan maddi tazminat miktarı 1.000,00 TL olduğundan, Tarife’nin 13. maddesinin 2. fıkrasında yer alan, hükmolunacak vekalet ücretinin kabul edilen veya reddedilen miktarı geçemeyeceğine yönelik amir düzenleme uyarınca, reddolunan bu kısım için hükmedilecek vekalet ücretinin 1.000,00 TL’yi geçemeyeceği açıktır.
Bu durumda, reddedilen maddi tazminat miktarı için 1.000,00 TL avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekmekte iken, İdare Mahkemesince kararının verildiği tarihte yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca reddedilen maddi tazminat tutarı için maktu 1.090,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesinde ve Bölge İdare Mahkemesince anılan kısım için vekalet ücretinin 1.510,00 TL olarak yeniden belirlenmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE; davalı idarenin temyiz isteminin REDDİNE,
2…. Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmının ONANMASINA, davacı …’nun manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik kısmının yukarıda yer verilen gerekçe ile ONANMASINA, davacılar … ve …’nun manevi tazminat taleplerinin reddine ilişkin kısmı ile reddedilen maddi tazminat için davalı idare lehine … TL vekalet ücretine hükmedilmesine yönelik kısımlarının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 26/09/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.