Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/5632 E. , 2022/4824 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5632
Karar No : 2022/4824
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACILAR): Kendi adına asaleten …, …, …, …’e velayeten …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının davalı idare tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları …’in Fatsa Devlet Hastanesinde yapılan ameliyat sonrasında vefat etmesi olayında idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla 50.000,00 TL (30.000,00 TL …, 5.000,00 TL …, 5.000,00 TL …, 5.000,00 TL … ve 5.000,00 TL … olmak üzere) maddi (miktar artırım dilekçesiyle toplam 361.557,82 TL) ve 40.000,00 TL (20.000,00 TL eş … ve her bir çocuğa da 5.000,00’er TL olmak üzere) manevî tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla tarafların iddia ve savunmaları, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile olay kapsamında düzenlenen Yüksek Sağlık Şurası raporu bir bütün olarak değerlendirildiğinde …’in ölümünde davalı idarenin hizmet kusurunun olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile hükmedilen 361.557,81 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 26/02/2013 tarihinde itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İdare Mahkemesi kararına karşı, davalı idare tarafından esas yönünden, davacı tarafından faizin başlangıç tarihi yönünden istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu Ordu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve taraflarca ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI :Davalı idare tarafından, davanın süresinde açılmadığı, olayda hizmet kusurunun bulunmadığı, hükmedilen maddi tazminat miktarının hesaplanmasında hukuka aykırılıklar olduğu, hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacılar tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminata ilişkin kısmının onanması, maddi tazminata ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacıların eşi ve annesi olan …, 13/03/2009 tarihinde Fatsa Devlet Hastanesi kadın doğum servisine yatırılmış, saat 15:30’da sezaryene alınmış, saat 15:40 civarında 3200 gr, 50 cm kız bebeği doğurtulmuştur. Plasentanın uterusa her yönden yapışık olması üzerine plasenta ve ekleri elle temizlenmiş, kanama kontrolünü takiben batın kapatılmış, operasyon saat 16:20 civarında tamamlanmıştır. Takibi yapılan …’de uterus atonisine bağlı kanama gelişmesi ve genel durumunun kötüleşmesi üzerine hasta saat 17:20 civarında acilen histereklomi ameliyatına alınmış, sonrasında yoğun bakım ünitesine sevk edilmiş, 14/03/2009 tarihinde yapılan müdahalelere rağmen vefat etmiştir.
Davacılar tarafından, hatalı tedavi uygulanması nedeniyle yakınları …’in hayatını kaybettiği ve zarara uğradıkları iddiasıyla davalı idareden maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulmuş, talebin reddi üzerine bakılan dava açılmıştır.
Olayda, …’e yapılan sezaryen ameliyatı neticesinde ameliyatı gerçekleştiren doktorun kusuru olup olmadığının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen ve … Asliye Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında mevcut Yüksek Sağlık Şurasının … tarih, … dosya numaralı ve … karar sayılı raporunda; “…mükerrer sectio+plasenta previa tanısıyla sezaryene alınan hastada plasenta akreata tespit edildiği, atoni nedeniyle kanaması fazla olan hastada ivedilikle histerektomi kararı alınması gerektiği halde komplikasyonu iyi yönetemeyen Dr. …’nun kusurlu olduğu…” yönünde görüş bildirilmiştir.
İlk derece Mahkemesince, yukarıda anılan bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu kanaatine varılarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Anılan karara karşı, davalı idare tarafından işin esası yönünden, davacı tarafından faizin başlangıç tarihi yönünden yapılan istinaf başvuruları Bölge İdare Mahkemesince reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu hükme bağlanmıştır.
Ayrıca, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin 1. fıkrasında, bu Kanun’da hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı; ancak, davanın ihbarının Danıştay, mahkeme veya hâkim tarafından re’sen yapılacağı kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesiyle atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun’un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun’a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun’un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Kanun’un “Bilirkişi raporunun verilmesi” başlıklı 280. maddesinde; bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği; raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği, “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise; tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
I. Bölge İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminata ilişkin kısmının incelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmına karşı taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, davalı idare tarafından ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
II. Bölge İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminata ilişkin kısmının incelenmesi:
Davacılar tarafından, …’in ölümünde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla davalı idare aleyhine açılan işbu tam yargı davasında olayla ilgili Yüksek Sağlık Şurasınca düzenlenen raporda, mükerrer sectio+plasenta previa tanısıyla sezaryene alınan hastada plasenta akreata tespit edildiği, atoni nedeniyle kanaması fazla olan hastada ivedilikle histerektomi kararı alınması gerektiği halde komplikasyonu iyi yönetemeyen doktorun kusurlu olduğu belirtildiğinden, …’in hayatını kaybetmesinde hizmet kusurunun bulunduğu açıktır.
Bununla birlikte, ilk derece mahkemesince, davacılar yönünden destekten yoksun kalma tazminatının hesaplandığı 12/04/2017 havale tarihli hesap raporunun hükme esas alındığı, söz konusu rapor doğrultusunda sonuç olarak toplam 361.557,81 TL tazminatının davacılara ödenmesine karar verildiği, ancak anılan hesap bilirkişi raporunda, aşağıda belirtilen hususlara uyulmaksızın maddi zarar hesabı yapıldığı anlaşılmaktadır.
Buna göre, anılan hesap raporu hükme esas alınabilecek nitelikte olmayıp, davacıların uğramış olduğu destek kaybından kaynaklanan maddi zararları yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle aşağıda belirtilen hususlar dikkate alınarak hesaplanmalıdır:
Hükme esas alınan hesap raporunda, davacılardan müteveffanın eşi …’in evlenme ihtimalinin %5 kabul edilerek hesaplama yapıldığı görülmekte ise de, …’in Dairemizce UYAP bilgi sisteminden ulaşılan nüfus kayıt örneğine göre 02/01/2014 tarihinde evlendiği görüldüğünden, davacının destekten yoksun kalma tazminatının evlendiği bu tarihe kadar hesaplanması gerektiğinin dikkate alınması gerekmektedir. Yine davacı eş ve çocuklara ödenecek destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanırken desteğin kendisine ve vefat tarihinde hayatta olmaları kaydıyla bakiye ömürlerinin sonuna kadar anne ve babasına da pay ayıracağı hususunun dikkate alınması, bu paylaşım yapılırken desteğin kendisine 2 pay, eşine 2 pay, çocukların her birine 1’er pay, anne ve babasına 1’er pay ayrılarak tazminat miktarının hesaplanması gerekmektedir. Son olarak da hesap raporunda “kaza tarihinden rapor tarihine kadar (98 ay) hak edilen tazminat” başlığıyla ifade edilen bilinen dönem için hesaplama yapılırken yalnızca rapor tarihi olan 2017 yılına ait net asgari ücret tutarı dikkate alınarak hesaplama yapma yoluna gidilmişse de, bilinen dönem yönünden -2009 yılından rapor tarihi olan 2017 yılına kadar olan tarihlerde- her yıl yürürlükte olan asgari geçim indirimi hariç net asgari ücret tutarları dikkate alınarak hesaplama yapılması gerekmektedir.
Bununla birlikte, temyize konu karara esas alınan 12/04/2017 havale tarihli hesap bilirkişisi raporuna davacılar tarafından itiraz edilmemiş olması ve temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının davacılar tarafından temyiz edilmemiş olması nedeniyle, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde Mahkemece yaptırılacak olan hesaplama neticesinde, davacılar lehine hükmedilecek olan maddi tazminat tutarının, aleyhe bozma ve hüküm verme yasağı gereği, temyize konu karar ile davacılara ödenmesine karar verilen tutarları aşamayacağı da açıktır.
Bu durumda, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmında hukuka uygunluk bulunmamakta olup, Bölge İdare Mahkemesince, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenecek rapora göre davacıların maddi tazminat istemleri hakkında yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2. Davanın kabulüne ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının manevi tazminata ilişkin kısmının ONANMASINA, maddi tazminata ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 26/10/2022 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.