Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/5654 E. , 2022/5512 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5654
Karar No : 2022/5512
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Üniversitesi Rektörlüğü
VEKİLİ : Av. Dr. …
İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 22/03/2013 tarihinde vücutta sağda uyuşma, dengesizlik şikayetleriyle başvurduğu İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde gerçekleştirilen DSA (Dijital Anjiyografi) incelemesi esnasındaki hatalı müdahale neticesinde sağ bacağında hematom oluştuğu, bu nedenle ilk olarak 05/06/2013 tarihinde ameliyat olmak zorunda kaldığı, ancak sağlığına kavuşamadığı, bacağında kısalma meydana geldiği, aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetimi açısından ağır hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek 2.000,00 TL maddi, 1.000.000,00 TL manevi tazminatın ameliyat tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; olayla ilgili olarak Adli Tıp Kurumu … İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporda, sol vücut yarısında uyuşma, dengesizlik şikayetleri ile değerlendirilen ve vertebral arter diseksiyonu ön tanısı ile tetkik ve tedavi edilen hastanın bu ön tanıya yönelik olarak yapılan DSA incelemesinin tıbbi bir gereklilik olduğu, kişide meydana gelen hematom ve sonrası enfeksiyonun bu işlemin komplikasyonu olarak değerlendirildiği, komplikasyon yönetiminin uygun olduğu cihetle ilgili sağlık personeline atfı kabil kusur bulunmadığı yönünde görüş bildirildiğinden, teşhis ve tedavi sürecinde yapılan tıbbi müdahalelerin genel kabul gören yöntemlere uygun olduğu, idareye yüklenebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince, davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, anjiyo sonrası oluşan hematoma yönelik operasyondaki tıbbi hatalar ile ilgili olarak Adli Tıp Kurumu raporunda değerlendirme yapılmadığı, raporda radyolojik tetkiklerin incelendiği belirtilmiş ise de, bu incelemelerin içeriğinin anlaşılamadığı, eksik tedavi evrakına dayanılarak rapor hazırlandığı ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, olayda hizmet kusurunun bulunmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY:
Dava dosyasında bulunan belgelere göre;
Davacı ilk olarak kusma, yüzün sağ yarısında uyuşukluk ve dengesizlik şikayetleriyle 02/02/2013 tarihinde Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurmuş, buradaki incelemelerde beyinde iskemik lezyon saptanmıştır. Daha sonra MR anjiyografi incelemesi neticesinde vertebral arter diseksiyonu (beynin daha çok arka bölümüne kan taşıyan atar damarda yırtılma) düşünülmüş, bu nedenle davacıya dijital anjiyografi önerilmiştir.
İleri tetkik ve tedavi amacıyla, 22/03/2013 tarihinde İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesine yatırılan davacıya dijital anjiyografi incelemesinin yapılmasının ardından, davacının sağ bacağında şişlik ve nabız kaybı oluşmuş, bu nedenle aynı hastanede 05/06/2013 tarihinde sağ kasıktan hematom boşaltılması, sağ popliteal embolektomi (emboli oluşumuna neden olan pıhtının çıkarılması) ve bypass operasyonları gerçekleştirilmiştir.
Davacı, davalı idare bünyesindeki hastaneye son olarak 28/08/2013 tarihinde başvurmuş olup, yatışı yapıldıktan sonra 05/09/2013 tarihinde yara debridmanı operasyonu geçirmiş, ardından dermatoloji ve enfeksiyon hastalıkları bölümleri tarafından tedavisi düzenlenmiş, mevcut şikayetlerinin sona ermesi üzerine 16/09/2013 tarihinde şifaen taburcu edilmiştir.
Bacağındaki rahatsızlığın hatalı tıbbi müdahale neticesinde meydana geldiği ileri sürülerek davacı tarafından, davalı idareye maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle ilk olarak 20/08/2015 tarihinde başvurulmuştur.
Tazminat isteminin uygun görülmediğine ilişkin İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanlığının 11/09/2015 tarihli yazısının 21/09/2015 tarihinde tebliğ edilmesinin ardından davacı tarafından, yeterli araştırma yapılmadığı ileri sürülerek 20/11/2015 tarihinde tekrar başvuru yapılmış, uzlaşma ihtimali bulunduğu için tazminat talebinin yeniden değerlendirilmesi talep edilmiştir.
Bunun üzerine 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 12/4. maddesi uyarınca hukuki uyuşmazlık değerlendirme komisyonu oluşturulmuş, 23/12/2015 tarihinde uyuşmazlık tutanağı düzenlenmesi üzerine 24/12/2015 tarihinde bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT VE HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları ödemekle yükümlü olup; idari eylem ve işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı 13. maddesinde -ön karar başvurusunun yapıldığı tarihte yürürlükte olan haliyle- “İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Maddede yer alan, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle tam yargı davası açılabilmesi için, zarara sebep olan eylemin ve maddi olayın idariliğinin ve yol açtığı zararın kesin olarak ortaya çıkması zorunludur.
Bu itibarla; ancak, zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli yeterli hal ve şartların öğrenilmesi halinde zararın öğrenilmiş sayılacağının kabulü gerekmektedir.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir. Dolayısıyla zarara sebep olan eylemin ve maddi olayın idariliği ve yol açtığı zararın bazen eylemin yapılmasıyla veya olayın gerçekleşmesiyle birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve kesin sağlık raporları sonucu da ortaya çıkabilmektedir.
Bütün bu olasılıklar göz önünde bulundurulduğunda, dava açma süresini saptarken, bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması; 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinin, yargıya başvuru hakkını ortadan kaldırmayacak, ancak maddeyi de işlevsiz bırakmayacak bir şekilde yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir.
Davacının davalı idare bünyesindeki hastanede gerçekleştirilen tedavi sürecinin 16/09/2013 tarihinde şifaen taburcu edilmesiyle son bulduğu ve anılan hastaneye bir daha müracaat etmediği, davalı idareye ilk olarak 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde öngörülen bir yıllık sürenin geçirilmesinden sonra, 20/08/2015 tarihinde başvurulduğu, dosyada söz konusu bir yıllık süreyi 16/09/2013 tarihinden sonra başlatacak nitelikte herhangi bir bilgi ya da belgenin bulunmadığı görülmektedir.
Bu durumda, davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddedilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz istemi üzerine incelenen, davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
2. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 28/11/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.