Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/5864 E. , 2022/4553 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5864
Karar No : 2022/4553
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Pet. Ürün. İnş. Nak. Gıda Reklam Ajansı San. Tic. Ltd. Şti.
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Valiliği
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının davacı tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından, 12/03/2014 tarihinde, Mersin ilinde, … Meydanındaki gezi olayları sırasında hayatını kaybeden … için yapılan protestolar nedeniyle şirketlerine ait reklam materyallerinin kullanılamaz hale geldiğinden bahisle uğradıklarını ileri sürdükleri zararlarının karşılanması amacıyla yaptıkları başvurunun reddine ilişkin Mersin Valiliği Zarar Tespit Komisyonu’nun … tarih ve … sayılı işleminin iptali ile uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık 119.950,00 TL maddi tazminatın zararın meydana geldiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davacının uğramış olduğu zararın tespit edilip idare tarafından ödenebilmesi için, zararın 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında meydana gelmesinin zorunlu olduğu, anılan Kanuna göre ise zararın karşılanabilmesi için terör eylemlerinden kaynaklanması gerektiği, gezi eylemlerinin 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un yollamada bulunduğu 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. maddesinde belirtilen ”terör eylemi” tanımına uygun olmadığı, tesis edilen dava konusu işlemde bu nedenle hukuka aykırılık bulunmadığı, öte yandan, Taksim Meydanı’ndaki gezi olayları sırasında hayatını kaybeden … için Mersin’de yapılan protestolarda idarenin hizmet kusuru bulunmadığından davacının tazminat isteminin de yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı şirket tarafından, zararın meydana gelmesinde idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, hizmet kusuru bulunmasa dahi kusursuz sorumluluk ve sosyal risk ilkeleri gereğince zararlarının karşılanması gerektiği iddialarıyla Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi ile kararın dava konusu işleme ilişkin kısmının onanması, davacının maddi tazminat istemine ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacı şirket tarafından, 12/03/2014 tarihinde, Mersin ilinde, … Meydanındaki gezi olayları sırasında hayatını kaybeden … için yapılan protestolar nedeniyle şirketlerine ait reklam materyallerinin kullanılamaz hale geldiğinden bahisle uğradıklarını iddia ettikleri zararlarının karşılanması istemiyle yaptıkları başvurunun reddine ilişkin Mersin Valiliği Zarar Tespit Komisyonu’nun … tarih ve … sayılı işleminin iptali ile uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık 119.950,00 TL maddi tazminatın zararın meydana geldiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu; 5. maddesinde, Devletin temel amaç ve görevlerinin, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak olduğu; 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin eylem ve işlemlerinden doğan (maddi ve manevi) zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile bireyler arasında bireyler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı maddi ve manevi zararların idarece tazmin edilmesini sağlayan hukuksal bir kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle bireylerin mal varlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da artış olanağından yoksunluğun giderilebilmesi, yine bu suretle kişi varlığında oluşan manevi zararların karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.
İdare, Anayasanın 125. maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Bunun yanında, idarenin faaliyet alanıyla ilgili, önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zararları da nedensellik bağı aramadan sosyal risk ilkesi gereği tazmin etmesi gerekmektedir. İdarenin kusura dayalı ya da kusursuz sorumluluğu yanında, Anayasanın öngördüğü sosyal hukuk devleti anlayışına uygun olarak ve bu temel üzerinden, kolektif sorumluluk anlayışı çerçevesinde bilimsel ve yargısal içtihatlar ile geliştirilen sosyal risk ilkesi, Anayasa’nın yukarıda öngördüğü amaçların gerçekleştirilmesine yöneliktir.
Sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan özel ve olağan dışı zararların da topluma pay edilerek giderilmesi amaçlanmıştır.
Bu bağlamda, yargısal ve bilimsel içtihatlarla geliştirilen sosyal risk ilkesinin uygulama alanına; “terör olayları”nın yanı sıra, ani bir şekilde gelişmesi nedeniyle idarece öngörülemeyen ve engellenemeyen, müdahale edilmesi halinde daha ağır sonuçların doğması kaçınılmaz olan geniş çaplı “toplumsal olaylar” ile sınırlarımıza komşu bir ülkede yaşanan “iç savaş” veya “toplumsal kargaşa” nedeniyle ülkemiz sınırlarında oluşan özel ve olağan dışı zararların da dahil olduğunun kabulü gerekmektedir.
Zira, bahse konu olaylar sonucu oluşan zararlar; idarenin faaliyet alanıyla ilgili olmakla birlikte yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, dolayısıyla idari faaliyet ile illiyet bağı kurulamayan, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan ve salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan özel ve olağan dışı zararlardır. Bu itibarla, söz konusu zararların, belirtilen nitelikleri itibarıyla, zarara uğrayan kişilerin üzerinde bırakılmayarak topluma pay edilmek suretiyle tazmin edilmesi hakkaniyet gereği olup, sosyal hukuk devleti ilkesine de uygun düşecektir.
Bilindiği üzere, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, “terör olayları sonucu uğranılan maddi zararlar” bakımından sosyal risk ilkesinin yasalaşmış hali olup, anılan Kanun’un yürürlüğünden sonra meydana gelen terör olayları nedeniyle uğranılan maddi zararların, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi hükümleri (genel hükümler) çerçevesinde sosyal risk ilkesi uyarınca tazminine hukuki olanak bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğünden önce meydana gelen terör olayları nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararlar ile 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğünden sonra meydana gelen terör olayları nedeniyle uğranılan manevi zararların yanı sıra, -zaman sınırlaması olmaksızın- yukarıda özellikleri genel olarak aktarılan “toplumsal olaylar” ve “sınır ülkelerde yaşanan iç savaş ya da toplumsal kargaşa” sonucu ülkemiz sınırlarında oluşan özel ve olağan dışı zararların genel hükümler çerçevesinde sosyal risk ilkesi uyarınca tazminine herhangi bir engel bulunmamaktadır.
5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasında, “Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddi zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar.” hükmüne yer verilmiştir. Anılan Kanun’un 2. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendine göre, terör dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar, Kanunun kapsamı dışında tutulmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Dava Konusu İşlemin İptali İsteminin Reddi Yolundaki Kısmına Yönelik Davacının İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, dava konusu işlemin iptali isteminin reddine ilişkin kısmına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Maddi Tazminat İsteminin Reddi Yolundaki Kısmına Yönelik Davacının İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Dairemizin 30/11/2021 tarih ve E:2019/3020, K:2021/5947 sayılı kararında da belirtildiği üzere, davacı şirketin zarar iddiasını dayandırdığı gezi eylemleri ve bu olaylara bağlı olarak gelişen diğer eylemlerin, 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde belirtildiği şekilde “terör eylemi” olmadığı, toplumsal olay niteliğinde bulunduğu, gezi olayları sırasında hayatını kaybeden Berkin Elvan için Mersin’de yapılan protestolarda da bu tespitten sapılmasını haklı gösterecek herhangi bir olay meydana gelmediği, dolayısıyla, davacı şirketin idareye zararının karşılanması amacıyla yapmış olduğu başvurunun 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesine olanak bulunmadığı kuşkusuzdur. Bununla birlikte, davacı şirketin, komisyon kararının iptali isteminin yanı sıra bu olaylardan dolayı uğradığını ileri sürdüğü maddi zararların karşılanmasını da talep ettiği görüldüğünden, davacının maddi tazminat isteminin, olayın terör olayı olmaması nedeniyle 2577 sayılı Kanun kapsamında genel hükümlere göre öncelikle hizmet kusuru, kusur sorumluluğu bulunmadığına kanaat getirilmesi halinde kusursuz sorumluluk, idari faaliyet ile illiyet bağı kurulamadığı takdirde ise sosyal risk esasları çerçevesinde değerlendirilerek karara bağlanması gerekmektedir.
Dosya bu çerçevede incelendiğinde; uyuşmazlığa konu zararın doğmasına neden olduğu ileri sürülen toplumsal olayların meydana gelmesinde ve engellenememesinde, olayların ani bir şekilde toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı bağlamında başlayıp geliştiği ve müdahale edilmesi halinde daha ağır sonuçların doğmasının kaçınılmaz olduğu gözetildiğinde, davalı idarenin herhangi bir hizmet kusuru bulunmadığı gibi; oluştuğu iddia edilen zarar ile idari faaliyet arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi (illiyet bağı) kurulamadığından kusursuz sorumluluğunun da olmadığı; ancak olaylarla ilgisi bulunmayan davacı şirkete ait taşınır eşyada, salt söz konusu olayın yaşandığı umuma açık yerlerde bulunması nedeniyle oluşan hasarın, bir başka ifadeyle, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu davacı şirketin uğradığı, kamu külfeti olmaktan çıkıp özel ve olağan dışı hal alan zararın, davacı üzerinde bırakılmayarak tüm topluma pay edilmesi suretiyle davalı idarece sosyal risk ilkesi uyarınca karşılanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, Mahkemece tazminat istemi değerlendirilirken davacı şirketin uğradığı zarar nedeniyle sigorta şirketinden veya idareden ödeme alıp almadığı hususunun araştırılarak mükerrerliğe sebep olmayacak şekilde karar verilmesi gerektiği açıktır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının dava konusu işlemin iptali isteminin reddine yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı davacının istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, maddi tazminat isteminin reddine yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı davacının istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 19/10/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.