Danıştay Kararı 10. Daire 2019/6842 E. 2021/5209 K. 01.11.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/6842 E.  ,  2021/5209 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No: 2019/6842
Karar No: 2021/5209

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : …Üniversitesi Rektörlüğü / …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMLERİN_KONUSU : …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Polis memuru olarak görev yapmakta olan davacı tarafından; Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesinde 08/08/2012 tarihinde yapılan ameliyat esnasında hatalı bir şekilde yüz sinirinin kesildiği, ameliyat sonrasında işitme kaybı yaşadığı ve yüzünde kalıcı hasar oluştuğu, bu nedenle mesleğini ifa etmekte güçlük yaşadığı iddiasıyla 10.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …İdare Mahkemesince; olayla ilgili olarak Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda, hastadaki patolojiye göre aşırı bir rezeksiyon yapıldığı, komplikasyonun iyi yönetilmediği, dava konusu ameliyatı gerçekleştiren hekimlerin kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiği, bu itibarla, olayda davalı idarenin hizmet kusuruna dayalı tazmin yükümlülüğü bulunduğu, ancak davacı tarafından maddi zararının gerçekliğine dair somut belge ibraz edilmediği, Erzincan İl Emniyet Müdürlüğünden bu hususta bilgi ve belge talep edilmesi üzerine alınan 25/05/2016 havale tarihli yazıdan ameliyat öncesi ve sonrası görev yerinde ve elde ettiği gelirde bir değişiklik olmadığının saptandığı; öte yandan davacının olay sonucu kalıcı sağlık problemi yaşaması ve defaatle ameliyata maruz kalması nedenleriyle duyduğu üzüntü, kaygı ve endişenin tazmini gerektiği gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddine, manevi tazminat isteminin 75.000,00 TL’lik kısmının kabulüne, fazlaya dair istemlerin reddine, davacı lehine hükmedilen 75.000,00 TL’nin dava açma tarihinden (03/12/2013) itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından; maluliyet oranı nispetinde fazladan emek ve iş gücü sarf edeceği, kalıcı hasarın söz konusu olduğu, mesleği itibarıyla yön tayini yapamadığı dikkate alındığında, takdir edilen tazminatın düşük olduğu, bakiye nispi karar harcının tarafınca tamamlatılmasına karar verilmesinin hatalı olduğu ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından; davacının Gazi Üniversitesi Hastanesinde geçirdiği ameliyatların meslekte kazanma gücünün kaybına ve iş göremezlik süresinin belirlenmesine etkisinin olup olmadığının raporda irdelenmediği, kendisine 6-12 ay arasında beklemesi gerektiği söylenmesine rağmen tedavi süreci bitmeden davacının ameliyat edildiği, bu nedenle illiyet bağının kesildiği ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davacının görev yerinde ve elde ettiği gelirde herhangi bir değişiklik olmamakla birlikte meslekte kazanma gücü kaybına uğradığı dikkate alındığında, aktif çalışma dönemi için aylık net geliri ve emsali kamu görevlilerine nazaran bu geliri elde ederken fazladan sarf edeceği güç (efor) oranı esas alınarak maddi zararının tespit edilmesi gerekmektedir. Pasif dönem için ise zararın asgari ücret düzeyinde olacağı kabul edilmelidir. Bu durumda, davacının her iki dönemdeki maddi zararı bilirkişi marifetiyle hesaplanarak davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekirken, maddi tazminat isteminin reddinde hukuki isabet görülmemiş olup, davacının maddi tazminat istemine yönelik temyiz isteminin kabulüne, manevi tazminat istemine yönelik temyiz isteminin reddine, davalı idarenin temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

A) Temyize konu kararın, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmının incelenmesi:

İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

B) Temyize konu kararın, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi:

MADDİ OLAY :
Davacı, 06/08/2012 tarihinde Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesine sol kulakta akıntı, işitme azlığı şikayetiyle başvurmuş, sol kulak zarının subtotal perfore olduğu (kısmen delindiği) tespit edilmiş ve kendisine sol kronik otitis media (orta kulak iltihabı) tanısı konulmuştur.
08/08/2012 tarihinde sol mastoidektomi ve timpanoplasti (delinen kulak zarının ve kemik yapılarının onarılması) operasyonu yapıldıktan sonra davacıda periferik fasiyal paralizi (yüz felci) gelişmiştir. Medikal tedavi uygulandıktan sonra davacı 22/08/2012 tarihinde taburcu edilmiştir.
Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalınca yapılan 03/09/2012 tarihli ENMG (elektronöromiyografi) incelemesinde, fasiyal sinirin solda ağır derecede hasarlandığı tespit edilmiştir.
Ameliyatın ardından sol tarafta tam yüz felci gelişen davacıya Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezinde 21/12/2012 tarihinde fasial sinir dekompresyonu yapıldıktan (sinirdeki basının azaltılması) sonra 04/01/2013 tarihinde hipoglossal sinir transpozisyonu yapılarak yüz siniri ile dil siniri uç uca dikilmiştir. Davacının bu ameliyattan 18 ay sonraki muayenesinde yüz fonksiyonlarının kısmen geri döndüğü görülmüş, sol kulakta çok ileri derecede işitme kaybı, sınıf 1 denge bozukluğu tespit edilmek suretiyle özür durumu %29 olarak belirlenmiştir.
Davacı tarafından, işitme kaybının ve yüzünde oluşan felcin ilk ameliyattan kaynaklandığı iddiasıyla davalı idareye maddi ve manevi tazminat istemiyle yapılan başvurunun reddi üzerine bakılan dava açılmıştır.
Mahkemece olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen …tarih ve …karar numaralı raporda; “Yaklaşık 10 yıldır kulağında işitme azlığı ve ara ara olan kulakta akıntı yakınmaları ile davalı sağlık kuruluşuna başvuran hastanın başvuru sırasında en son 3 ay önce kulak akıntısı olduğunu belirttiği, otoskopide Sağ DKY doğal, KZ intakt, sol DKY doğal, KZ subtotal perfore olduğu, ant-rinoskopi: pasajlar yeterli, OF: doğal, T.ler: doğal, odiyometri: sol: 42,10 dB, sağ: 18,5 dB olduğu, otitis media tanısı konulduğu, hastaya 08.08.2012 tarihinde genel anestezi altında oksijen inhalasyon tedavi seansı eşliğinde sol kulağına timpanoplasti (mastoid ve kemikçik zincir onarımı dahil) operasyonu yapıldığı, otitis media için yapılan cerrahi girişimler arasında söz konusu ameliyat şeklinin uygulanan yöntemlerden biri olduğu, işitme kaybının bu tür ameliyatların bir komplikasyonu olduğu, ancak Gazi Üniversitesi Hastanesinde yapılan ikinci ameliyatın bulgularına göre hastada lateral semisirküler kanalın rezeke edildiği ve fasiyal sinirin 2 cm.lik segmentinin görülmediğinin belirtildiği, lateral semisirküler kanalın kulak cerrahisinin en önemli landmarklarından birisi olduğu, bu hastada bu önemli yapının farkına varılmadan ortadan kaldırılması sonucu cerrahın oryantasyonunun bozulduğu ve fasiyal siniri farkında olmadan kestiğinin anlaşıldığı, hastada fasiyal paralizinin postop 1. günde farkedildiğinin dosyadan anlaşıldığı, halbuki kronik otit cerrahisi sonrası hasta uyanırken ameliyathanede fasiyal sinir fonksiyonlarının kontrol edilmesi gerektiği, kronik otit cerrahisi sonrası gelişen fasiyal paralizilerde fasiyal sinirin bir şekilde hasarlandığı (termal travma, direkt hasar vs) düşünülerek erken ekplorasyon endikasyonu olduğu, bu hastada komplikasyon yönetiminin iyi yapılmadığı kanaatine varıldığı, yine hastada yapılan EMG incelemesinde rapor edilen aksonal hasarın, sinirin travmatik yaralanmasına işaret edebileceği, dolayısıyla aksonal hasar olduğu, sinir kesisinin olmadığı ifadesinin eksik bilgi içerdiği dikkate alındığında; dava konusu operasyonda bilgi ve özen eksikliği olduğu, hastadaki patolojiye göre aşırı bir rezeksiyon yapıldığı, komplikasyonun iyi yönetilmediği cihetle; dava konusu ameliyatı gerçekleştiren hekimlerin kusurlu olduğu” yönünde görüş bildirilmiştir.
Mahkemenin 24/06/2015 tarihli ara kararı üzerine Adli Tıp Kurumu …İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen …tarih ve …karar numaralı raporda ise, “11.10.2008 tarih 27021 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespiti İşlemleri Yönetmeliği Hükümlerinden yararlanılarak ve meslek grup numarası bildirilmemekle grup 1 (bir) kabul olunarak ameliyat sonrası işitme kaybı ve fasiyal paralizisi nedeniyle; … %19.2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, iyileşme (geçici iş göremezlik) süresinin 6 (altı) aya kadar uzayabileceği” ifade edilmiştir.
Mahkemece hüküm verilmeden önce maddi zararın tespitine yönelik 04/05/2016 tarihli ara kararıyla davacıdan ve Erzincan İl Emniyet Müdürlüğünden ameliyat sonrasında sağlık problemi nedeniyle görev değişikliği yapılıp yapılmadığı, bu nedenle maaş vb. hususlarda farklılık olup olmadığını gösteren belgelerin gönderilmesinin istenilmesine karar verilmiştir.
Söz konusu ara kararına Erzincan İl Emniyet Müdürlüğünce verilen cevapta, davacının görev yerinde değişiklik yapılmadığı, sonrasında aldığı ücretlerde (maaş, ek ödeme, tazminat vs.) herhangi bir değişiklik olmadığı belirtilmiştir. Ara kararına davacı tarafından cevap verilmemiştir.
Mahkemece, maddi zararın davacı tarafından belgelendirilmediği, görev yerinde ve elde ettiği gelirde değişiklik olmadığı, kalıcı sağlık problemi nedeniyle manevi zararının bulunduğu gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Ayrıca, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarla hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Tazminat hukukunda, çağın gereklerine uygun olarak geliştirilen içtihatlarla, kişinin uğramış olduğu kalıcı bedensel sakatlığının sebep olduğu iş gücü kaybının mevcut işini yürütmesine engel olmamasına bağlı olarak gelirinde ve mal varlığında bir eksilme olmamış olsa dahi “güç (efor) kaybı tazminatı” olarak adlandırılan tazminatın ödenmesi gerektiği kabul edilmiştir. İşgücü kaybına uğrayan kişinin günlük yaşamını sürdürebilmesi ve mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarf ettiği gerçeğinden hareket edilerek zararı, bir anlamda, bu “fazladan sarf edilen gücün” oluşturduğu esası benimsenmiştir. Bu doğrultuda, idari faaliyetlerin neden ve etkisiyle kamu görevlilerinin veya diğer kişilerin güç (efor) kaybına dayanan maddi zararının idare hukukunun ilke ve kuralları uyarınca idarece tazmin edilmesi gerektiği hususunda bir duraksama bulunmamaktadır.
İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin mal varlığının (patrimuanın) aktifinde meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan toplam zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yok olması nedeniyle elde edeceği gelirde meydana gelen azalmayı ifade etmektedir.
Bakılan davada, Erzincan İl Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapan davacının günlük yaşamını ve mevcut görevini emsali kamu görevlilerine göre daha fazla güç (efor) sarf ederek sürdüreceği, bu fazladan sarf edilen efordan kaynaklanan maddi zararın en fazla net asgari ücret tutarı kadar olacağı, %19,2 oranında meslekte kazanma gücü kaybına uğrayan davacının aktif dönemdeki maddi zararının, net asgari ücrete yukarıda belirtilen meslekte kazanma gücü kaybı oranı uygulanmak suretiyle güç (efor) tazminatının hesaplanması gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Ayrıca, güç (efor) kaybına dayanan maddi tazminatın hesabında, kamu görevlisinin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarihten, TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel bakiye yaşam süresinin sonuna kadar geçen pasif devrede de, işgücü kaybı nedeniyle daha fazla efor sarf ederek yaşamını devam ettirmesi söz konusu olacağından, pasif dönem zararının da aynı usulle (net asgari ücret tutarına % 19,2 meslekte kazanma gücü kayıp oranının uygulanması suretiyle) hesaplanması gerekmektedir.
Aktif dönemin işleyecek devre zararı ile pasif dönem zararı hesaplanırken, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihte bilinen net asgari ücret miktarı her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle belirlenmelidir.
Bu durumda, İdare Mahkemesince, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının aktif ve pasif dönemde efor (güç) kaybından kaynaklanan maddi zararının bilirkişi marifetiyle hesaplanarak davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekirken, maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Nitekim, sağlık kurulu raporuna göre %20 oranında çalışma gücü kaybına uğrayan bir kişinin güç (efor) tazminatı ödenmesi istemiyle açtığı davanın, olaydan sonra kişinin aynı yerde, aynı görev unvanıyla çalışmaya devam ettiği, maaş ve özlük haklarında herhangi bir değişiklik olmadığı gerekçesiyle İdare Mahkemesince reddi yolunda verilen karardan sonra yapılan bireysel başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, 23/03/2016 tarih ve Başvuru No: 2013/5670 sayılı kararıyla, ilk derece mahkemesi tarafından ulaşılan sonucun başvurucunun fiziksel bütünlüğünü korumak bakımından etkisiz kaldığı, başvuranın Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının maddi tazminat istemine yönelik temyiz isteminin kabulüne, manevi tazminat istemine yönelik temyiz isteminin reddine, davalı idarenin temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmının oy birliğiyle ONANMASINA, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının esasta oy birliği, gerekçede oy çokluğuyla BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01/11/2021 tarihinde karar verildi.

(X) KARŞI OY:

İdarenin hizmet kusuru nedeniyle meydana gelen bedensel zararların tazmin edilmesi istemiyle açılan tam yargı davalarında, elde edilen gelirde herhangi bir somut değişiklik olmasa da kalıcı sakatlık nedeniyle oluşan güç (efor) kaybı tazminatının ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir. Hizmet kusuru nedeniyle uğranılan beden gücü kaybının, kişinin aynı görevi zarara yol açan eylemden önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarf ederek yerine getirmesine sebep olacağı açıktır. Güç (efor) tazminatının amacı da fazladan sarf edilen gücün oluşturduğu zararın giderilmesidir. Meydana gelen zararın temelinde, söz konusu kamu görevinin yerine yetirilmesi için fazladan sarf edilen güç bulunduğundan, tazminatın miktar olarak hesaplanmasında da bu görev dolayısıyla elde edilen gelir esas alınmalıdır.
Güç (efor) oranı ise, yalnızca Adli Tıp Kurumu veya diğer kamu hastanelerinin sağlık kurullarınca belirlenen meslekte kazanma gücü oranına bağlı olmayıp, kişinin yaptığı kamu görevinin niteliğine ve kalıcı sakatlığının, yani mevcut sağlık durumunun sürdürdüğü kamu görevine etkisinin belirlendiği oran olmalıdır.
Bakılan davada, Erzincan İl Emniyet Müdürlüğünün 24/05/2015 tarihli ara kararı cevabında, davacının görev yeri ve aylık gelirinde değişiklik olmadığının bildirildiği dikkate alındığında, davacının aynı işi yapan emsali kamu görevlilerine nazaran ne kadar daha fazla güç (efor) sarf edeceği hususu oran olarak tespit edilmeli ve tespit edilen bu oran davacı kamu görevlisinin aylık net gelirine uygulanmak suretiyle güç (efor) tazminatı hesaplanmalıdır.
Ayrıca, güç (efor) kaybına dayanan maddi tazminatın hesabında, kamu görevlisinin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarihten muhtemel bakiye yaşam süresinin sonuna kadar geçen pasif devrede de beden gücü kaybı nedeniyle daha fazla efor sarf ederek yaşamını devam ettirmesi söz konusu olacağından, zararın oluşacağının ve bu dönem için de zarar hesaplanırken davacının kamu görevlisi olduğunun dikkate alınması gerekmektedir. Bu nedenle, davacının sosyal güvenlik mevzuatına göre tabi olduğu yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarihten itibaren oluşacak pasif dönem zararının hesabında, emsali kamu görevlilerinin emekli aylığı göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu durumda, pasif dönem için maddi zarar, söz konusu emekli aylığı tutarı 1/Kn katsayısına göre her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak ve daha fazla güç (efor) sarfına ilişkin tespit edilecek oran uygulanmak suretiyle hesaplanmalıdır.
Bu itibarla, İdare Mahkemesince, davacının maddi zararının, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda efor kaybı oranı, aktif çalışma dönemi ve pasif dönemi belirlenip bilirkişi marifetiyle hesaplanarak davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiği oyuyla Mahkeme kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının bozulmasına gerekçe yönünden katılmıyorum.