Danıştay Kararı 10. Daire 2019/6939 E. 2021/4861 K. 18.10.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/6939 E.  ,  2021/4861 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No: 2019/6939
Karar No: 2021/4861

TEMYİZ EDENLER (DAVACILAR) : 1- …
2- …
VEKİLLERİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : …Bakanlığı
(Mülga …Kurumu)
VEKİLLERİ : Av. …
Av. …
İSTEMİN_KONUSU : …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, torunları …’a … Devlet Hastanesi’nde uygulanan yanlış teşhis ve tedavi sonucu vefat etmesi olayında idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle oluşan zararlara karşılık 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. İdare Mahkemesi’nce; olayla ilgili olarak … Cumhuriyet Başsavcılığı’nca bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumunca düzenlenen bilirkişi raporu ile dosya içerisinde yer alan diğer tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; davacıların torunu …’ın … Devlet Hastanesi’nde şikayetlerine yönelik gerekli muayene, tetkik ve konsültasyonların yapılmış olduğu, bebeğin muayene, takip ve tedavisine katılan hekimlerin ve yardımcı sağlık görevlilerinin eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, ilgili sağlık çalışanlarına affı kabil kusur bulunmadığı, zarar ile idari eylem arasında illiyet bağı kurulamadığı, davacıların tazminat taleplerinin hukuki dayanağının olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, … Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu raporunun gerçeği yansıtmaktan uzak, eksik inceleme neticesinde verilmiş bir rapor olduğu, acil serviste görevli doktor …’nın göreve yeni başladığı, normal şartlarda göreve yeni başlayan bir hekime refakat nöbeti tutturulurken, adı geçen hekime hafta sonu nöbeti tutturulduğu, olayın gerçekleştiği 17/05/2014 tarihinin haftasonu olması nedeniyle polikliniklerin kapalı olduğu ve acil serviste yığılmaların olabileceği göz ardı edilerek nöbet yazılmasının eksiklik olduğu, çocuğun üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları olması ve tekrar eden geçirilmiş akciğer enfeksiyonu (akut bronşiolit) öyküsü bulunması nedeniyle acil servise ilk gelişinde solunum sayısının normal değerin üstünde (42) çıkması üzerine tedavisinin daha kapsamlı olması ve ilgili branş hekiminin haberdar edilmesi veya üst basamak sağlık kuruluşuna sevki gerekirken bu hususların atlandığı, acil servise ikinci gelişinde fizik muayeneye ait yeterli bilginin olmamasının, geliş sebebinin gaz sancısına bağlanmış olmasının, acil servise üçüncü gelişinde ise çocuğun genel durumunun kötü olmasına rağmen kırmızı alanda tedavi altına alınmamasının hizmet kusuru oluşturduğu, aynı gün içinde üç defa başvuru yapılmasına rağmen durumun ciddiyetinin farkına varılmaması nedenlerinden dolayı hizmetin geç ve kötü işlediği, bu itibarla davanın reddine dair kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na Ekli (I) sayılı cetvelde yer aldığı cihetle 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2/1-ç ve 6/1 maddeleri uyarınca taraf sıfatını haiz bulunduğundan bakılan davada hasım mevkiine alınan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu’nun, 25/08/2017 tarih ve 30165 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 203/1-ğ maddesi ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na Ekli (I) sayılı cetvelden çıkartılarak anılan Kanun Hükmünde Kararname’nin 184. maddesi ile Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü adıyla Sağlık Bakanlığı’nın hizmet birimi olarak teşkilatlandırıldığı anlaşıldığından, dosya Sağlık Bakanlığı husumetiyle ele alınıp, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenerek dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacıların 24/10/2013 doğumlu olan torunları …’a24/01/2014 tarihinde davalı idareye bağlı … Devlet Hastanesi Çocuk Polikliniğinde yapılan muayene sonucu “akut bronşiolit” tanısıyla ayakta medikal tedavi düzenlenmiş, 31/01/2014 tarihinde aynı hastanede yapılan kontrol muayenesi neticesinde “akut tonsillit” tanısıyla reçete düzenlenmiş, 21/02/2014 tarihinde aynı hastanenin Acil Polikliniğine başvurulması üzerine yapılan muayene sonucu karın ağrısı ve bronkopnömoni (bronşlarda zatürre) tanıları konulmuş, ancak karın şişliği ve aşırı ağlaması olduğundan invaginasyon (bağırsak düğümlenmesi) şüphesiyle yatışı yapılmış, 7 kez kusması ve 1 kez çilek jölesi kıvamında gaita çıkışı olması nedeniyle 112 ile görüşülerek çocuk cerrahisine sevk edilmiş, 16/04/2014 tarihinde yine aynı hastanenin Çocuk Polikliniğine başvurulması üzerine “akut bronşiolit” teşhisi konulmuş ve medikal tedavi önerilmiş, son olarak bebek 7 aylıkken 16/05/2014 tarihinde öksürük ve nefes darlığı şikayetiyle yine … Devlet Hastanesi Çocuk Polikliniğine götürülmüş, burada Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. … tarafından yapılan muayenesinde “genel durum iyi, bilinç açık, hidrate, burnu tıkalı, orofarenks minimal hiperemik, kardiovasküler sistem ve alt solunum sistemi dinlemekle olağan” bulgularına yer verilerek “üst solunum yolunun hastalığı, farenjit” tanısı ile ilaç tedavisi başlanarak taburcu edilmiş, ertesi gün 17/05/2014 tarihinde çocuğun öksürük ve nefes darlığı şikayetlerinin devam etmesi üzerine saat 20:24’te … Devlet Hastanesi’ne tekrar götürülmüş, acil serviste görevli pratisyen doktor … tarafından antiyobiyoterapisi başlanan hastaya oksijen tedavisi ile birlikte nebulize salbutamol verilmiş, tedavi sonrası solunum sayısı 30/dk’ya düşen, solunum sıkıntısı kalmayan çocuğun tedavisine ayakta devam edilmek üzere önerilerle evine gönderilmiş, çocuğun şikayetlerinin geçmemesi nedeniyle saat 22:45’te aynı hastanenin acil birimine başvurulmuş, pratisyen hekim … tarafından karın grafisi çekilmiş, gaz saptanması üzerine libalaks (lavman) yapılarak taburcu edilmiş, 18/05/2014 tarihinde çocuğun ağlaması ve solunum sıkıntısı devam edince saat 03:14’te aynı hastaneye giriş yapılmış, çocuğun genel durumunun kötü, bilincinin konfüzyon (bulanık), kardiyak 170/dk, solunum sayısının 82/dk olması ve ciddi solunum sıkıntısı çekmesi nedeniyle oksijen tedavisi ve nebulize salbutamol uygulanmış ve monitöre bağlanmış, enfeksiyon değerlerinin değerlerinin sınırda pozitif olması ve yapılan tedaviye cevap alınamaması üzerine icapçı çocuk hekimi Dr. …’a haber verilmiş, Dr. …’ın hastaneye gelerek yaptığı muayene neticesinde çocuğun durumunun kötü olduğu, bilincinin bulanık, hafif siyanoze (morarmış) olduğu tespit edilmiş, hastaya müdahale edilerek yoğun bakım ihtiyacı olduğundan sevk kararı verilmiş, fakat saat 04:30 sularında kardiyak arrest gelişmesi üzerine 1 saat resüsitasyon (canlandırma) yapılmasına rağmen hasta kurtarılamayarak saat 05:30 sularında hayatını kaybetmiştir.
Davacılar tarafından, tüm bu süreçte yapılan başvurulara rağmen bebeğe ayakta tedavi uygulandığı, antibiyotik verilerek eve gönderildiği, göreve yeni başlayan pratisyen hekiminin acil serviste tek başına nöbete bırakıldığı, bu ihmaller sonucu müşterek çocuklarının 18/05/2014 tarihinde vefat etmesi olayında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla oluştuğu ileri sürülen zararlarının olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle yapılan 11/05/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddi üzerine 04/09/2015 tarihinde bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacıların şikayeti üzerine … Cumhuriyet Başsavcılığınca … Devlet Hastanesinde görevli personel Dr. … ve Dr. … hakkında yapılan soruşturma kapsamında bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nca düzenlenen … tarih ve … sayılı raporda; “…bebeğin ölümünün akciğer enfeksiyonu sonucu meydana gelmiş olduğu,…bebeğin 16/05/2014 tarihinde başvurduğu … Devlet Hastanesi Çocuk Polikliniğinde Dr. … tarafından muayenesinin yapılarak uygun tanı ile tedavisinin düzenlendiği, 17/05/2014 tarihinde aynı hastanenin acil servisine yapılan başvurularda bebeğin şikayetlerine yönelik gerekli muayene, tetkik ve konsültasyonların yapılmış olduğu cihetle bebeğin muayene, takip ve tedavisine katılan hekimlere ve yardımcı sağlık personeline kusur atfedilemeyeceği” yönünde görüş verilmiştir.
Olayla ilgili olarak, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca istenilen soruşturma izninin … Kaymakamlığı’nın …tarih ve …sayılı kararıyla reddedildiği, bu karara davacılar tarafından yapılan itirazın …Bölge İdare Mahkemesi’nin …tarih ve E:…K:…sayılı kararıyla reddedilerek soruşturma izni verilmemesi yönündeki kararın onandığı ve ilgililer hakkında soruşturmanın sona erdiği görülmektedir.
İdare Mahkemesi’nce yukarıda aktarılan Adli Tıp Kurumu raporu hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin de içinde bulunduğu ve sorumlu olduğu bir durum sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesiyle “bilirkişi” konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun’un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun’a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun’un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Kanun’un “Bilirkişi raporunun verilmesi” başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yapılan değişiklik neticesinde yeniden düzenlenen Adli Tıp Kurumuna ilişkin olarak Kararnamenin 2. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 3. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 16. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı; “İhtisas Dairelerinin Görevleri” başlıklı 17. maddesinin (g) bendinde ise; Sekizinci İhtisas Kurulu’nun görevi, ölümle sonuçlanan tıbbî uygulama hatalarına ilişkin işler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmek olarak düzenlenmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlıkta, davacıların torununun akut bronşit tanısı ile bir çok defa davalı idareye bağlı … Devlet Hastanesi’ne başvurarak tedavi gördüğü, öyküsünde akut üst solunum yolları ve akciğer rahatsızlığı bulunduğu, aynı şikayetlerle 16/05/2014 tarihinde başvurulan … Devlet Hastanesi’nde 18/05/2014 tarihine kadar ayakta ve icapçı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanı çağrılmaksızın acil servis pratisyen hekiminin uygun gördüğü tedavi ile yetinildiği, en son 18/05/2014 tarihinde saat 03:15 sularında çocuğun durumunun kötüleşmesi üzerine hastaneye yeniden başvurulunca yatışının yapılıp icapçı uzman hekimin çağrıldığı, ancak saat 04:30’da solunum ve kardiyak atım izlenmemesi üzerine yapılan müdahalelere rağmen saat 05:30’da vefat ettiği, ölüm nedeninin akciğer enfeksiyonu olduğu görülmektedir.
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
İdare Mahkemesince, … Cumhuriyet Başsavcığınca yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan Adli Tıp Kurumu raporu hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiş ise de; davacıların müşterek çocuğunun ölümünün akciğer enfeksiyonu sonucu meydana gelmiş olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, karara esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunun konuyla ilgili Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Çocuk Cerrahi Uzmanı ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanının katılımı olmadan düzenlendiği, davacıların çocuklarının daha önceki akciğer rahatsızlıklarının (akut bronşiolit, bronkopnömoni) takip ve tedavisinin … Devlet Hastanesinde gerçekleştiği ve bu durumun tıbbi kayıtlardan tespitinin kolaylıkla mümkün olduğu, dolayısıyla davacılar yakınının kronik akciğer öyküsünün olay günü aynı hastaneye başvurulması nedeniyle hastanece biliniyor olduğu, ancak bu hususunun, daha açık bir anlatımla, bu öykünün bilinmesine rağmen mevcut tabloda (yaklaşık 48 saat içinde 4 kez hastaneye başvurulduğu da gözetilerek) yatışı yapılmadan ayakta medikal tedavi düzenlenerek taburcu edilmek suretiyle takip edilmesinin tıp kurallarına uygun olup olmadığının, çocuğun yatarak gözlem altında tutulmak suretiyle takibinin yapılmasının gerekip gerekmediğinin, hastalık öyküsü ve olaydan bir gün önce 16/05/2014 tarihinde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından akciğer enfeksiyonu nedeniyle antibiyotik başlandığı dikkate alındığında, çocuğun acil servise ilk gelişinde (17/05/2014 saat: 20:24) solunum sayısı da gözetilerek acil hekimince icapçı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanına haber verilmeden ayakta tedavi düzenlemesinin yerinde olup olmadığının, icapçı uzman hekime haber verildiği saatin geç olup olmadığının, bu bakımdan çocuğa uygun müdahale yapılmasında ve çocuğun klinik tablosunun yoğun bakım ihtiyacı gerektirdiği değerlendirilmesi yapılarak sevk kararı alınmasında gecikilip gecikilmediğinin, bebeğin sevk edilmesine karar verilip 112 acile haber verilmesi ile kardiyak arrestin geliştiği saat 04:30’a kadar geçen süreye ilişkin bilgi, belgeler temin edilerek, davalı idareye bağlı hastanenin bu hususta gerekli özeni gösterip göstermediğinin ve herhangi bir gecikme yaşanıp yaşanmadığının, akciğer hastalığı olan bebeğin durumunun sadece Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ile acil serviste görevli pratisyen hekimce değerlendirilmesi ve göğüs hastalıkları vb. konsültasyonu istenmemesi ve/veya Çocuk Cerrahi Uzmanı, Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı ve çocuk yoğun bakım ünitesi olan üst basamak sağlık kuruluşuna sevk edilmemesinin eksiklik olup olmadığının ve tedavinin başarısız olmasına etkisinin değerlendirilmediği; ayrıca çocuğun müdahale sırasında izlenen bulguları dikkate alınarak, gerekli tahlil ve tetkiklerin yapılıp yapılmadığının, yapılmış ise bunların zamanında yapılıp yapılmadığının böylece çocuğun teşhis ve tedavisinde gecikme bulunup bulunmadığı ve teşhis sürecinde gereken dikkat ve özenin gösterilip gösterilmediği hususlarının açıklığa kavuşturulmadığı anlaşılmaktadır.
Bu haliyle, meydana gelen zararın sağlık hizmetinin kusurlu olarak sunulmasından kaynaklı olarak ortaya çıkıp çıkmadığı yönünden kapsamlı bir inceleme yapılmadığı görüldüğünden, anılan raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, yukarıda açıklanan eksikliklerin giderilmesine yönelik bir inceleme ve araştırma yapılmak suretiyle bünyesinde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı, Çocuk Cerrahi Uzmanı, Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı bulunan Adli Tıp Üst Kurulu’ndan alınacak yeni rapor uyarınca karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporu uyarınca davanın reddi yolunda verilen temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

Öte yandan, işbu davanın ihbarı için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca gerekli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup; Mahkemece bozma üzerine yeniden yapılacak yargılamada karar verilmeden önce dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişi veya kişilerin tespit edilerek davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmelerini teminen davanın ilgililere re’sen ihbarı gerektiği açıktır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin kabulüne,
2. Davanın reddine ilişkin temyize konu …. İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/10/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.