Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/7111 E. , 2022/1417 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/7111
Karar No : 2022/1417
DAVACI : … Birliği
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : … Bakanlığı
VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri Av. …
Hukuk Müşaviri …
DAVANIN_KONUSU : Davacı tarafından; 13/07/2017 tarihli ve 30123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin;
a) Yetki unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu iddia edilerek tamamının,
b) 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin,
c) 5. maddesinin 1. fıkrasının, 3. fıkrasının ikinci cümlesinin ve 4. fıkrasının birinci cümlesinin, 5.,6.,ve 7. fıkralarının,
ç) 6. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesi ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin;
d) 10. maddesinin,
e) 12. maddesinin ve 12. maddesinin 1. fıkrasındaki ”ve aracı kuruluşlar” ibaresinin,
f) Ek-2 numaralı ekinin 2. maddesinin ve 6. maddesinin (c), (d) ve (e) bentlerinin iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından,
Yönetmeliğin tamamına ilişkin olarak; Yönetmeliğin, sağlık hizmeti almak amacıyla ülkeye gelen yabancılar ile yurtdışında yerleşik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ihtiyaç duyduğu her türlü sağlık hizmetini verme yetkisinin, ancak ve sadece, uluslararası sağlık turizmi yetki belgeli sağlık kuruluşlarına ait olduğunu düzenlediği, Türkiye Cumhuriyetinde mesleğini uygulama yetkisine sahip olan hekimlerin, bu Yönetmelikle, hastanın uyruğuna veya yurtdışında yerleşik olup olmadığına bağlı olarak mesleğini uygulamaktan yasaklanabildiği, bu kısıtlamaya olanak tanıyan bir yasal düzenlemenin bulunmadığı, hekimlik yapma yetkisine sahip olan bir kişinin, 1219 sayılı Kanun’un tanımladığı sınırlar içinde, ihtiyaç duyan herkese sağlık hizmeti sunma hak ve yetkisinin bulunduğu, bu yetkinin alt düzenleyici işlemlerle kısıtlanmasına olanak bulunmadığı, dava konusu Yönetmeliğin sadece yurtdışında yerleşik olma ölçütünden yola çıkarak ülkemizdeki sağlık kuruluşları ile sağlık çalışanlarının sağlık hizmeti vermeye ilişkin yasal yetkilerine kısıtlama getirdiği, bu kişilere ancak Bakanlıktan yetki almış sağlık kuruluşlarında bakılabileceğini belirtildiği, dolayısıyla, bu sınırlama sebebiyle, sağlık hizmetinin gerektirdiği bir sınırlama olmamasına karşın hekimin genel olarak bakabileceği hastaya muayenehanesinde bakmasının da yasaklandığı, bu yasaklamaların hastanın tedavi alma hakkı ile ilgisi olmadığı, Yönetmelikte yerleşim yeri ve seyahat amacının esas alınarak büyük sağlık kuruluşuna katkı sağlamak amacı ile hareket edildiği, yasal düzenlemeler ile sağlık turizminin tanımı dahi yapılmamış iken dava konusu Yönetmelik ile hekimlerin yasal yetkilerinin kısıtlanmasının, bu konuda asli düzenleme yetkisi yasama organında olmasına rağmen ve kanuni zemin hazırlanmamışken idarenin önceden kanunla düzenlenmemiş bir konuda düzenleme yaparak türevsel nitelikli düzenleme yapma yetkisini aştığı, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun 9.maddesi ile genel olarak sağlık kuruluşlarının standartlarının belirlenmesi veya sağlık turizminin geliştirilmesine yönelik düzenleme yapma yetkisinin Bakanlığa tanınmış olmasının bu konunun önceden kanunla düzenlendiği şeklinde değerlendirilemeyeceği, bu yönüyle, dava konusu Yönetmeliğin yasal dayanağı olmadığından yetki yönünden hukuka aykırı olduğu,
Dava konusu Yönetmeliğin 4.maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi, 5. maddesinin 1. fıkrası, 3. fıkrasının ikinci cümlesi, 12. maddesinin 1. fıkrasındaki “ve aracı kuruluşlar” ibaresi, EK-2’nin 2. maddesi ile 6. maddesinin (c), (d), (e) bentleri yönünden;
Dava konusu maddeler incelendiğinde, aracı kuruluşların sağlık kuruluşuna yurtdışından hasta sağlayan acenteler olarak öngörüldüğü, halen kimi sağlık kuruluşlarının fiilen yürüttükleri gibi seyahat acenteleri veya asistan kuruluşlar adı verilen çeşitli yapılarla birlikte hareket ederek yurtdışından ülkeye hasta getirilmesi suretiyle simsarlık yapılmasına hukuki çerçeve oluşturulduğu, sağlık kuruluşu ile acente arasında temin edilen hasta başına ücret/prim şeklinde anlaşmalarla yürütülen bu sistemin suç oluşturduğu ve kanunla tanımlanan suçun yönetmelik kuralı ile ortadan kaldırılamayacağı, öte yandan maddelerde uluslararası sağlık turizmi tanımının yapıldığı ve dava konusu maddelerde de uluslararası sağlık turizmi alanında faaliyet gösterebilmek için yetki belgesi alınması hususunun düzenlendiği, her iki düzenleme birlikte değerlendirildiğinde, sağlık hizmeti almak amacıyla ülkeye gelen yabancılar ve bir kısım Türk vatandaşlarına ancak uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi almış sağlık kuruluşlarının hizmet verebileceğinin şart koşulduğu, yetki belgesi almak için aranan yeterlilik kriterleri incelendiğinde ise, sağlık kuruluşunda uluslararası sağlık turizmi birimi oluşturulacağı, bir tabip/uzman tabibin uluslararası sağlık turizmi birimi sorumlusu olarak görevlendirileceği, bu tabibin en az beş yıl tecrübeli ve yeterli yabancı dil bilgisine sahip olacağı, bunun dışında, uluslararası sağlık turizmi biriminde, sorumlu dâhil yabancı dil bilen en az 2 personel istihdam edileceği, diğer yandan, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi yetki belgesi almanın, sağlık kalite standartları değerlendirmesinde asgari 85 puan almış olunması, sağlık turistinin depozito ödemelerini hastanenin hesabına yatırabileceği alt yapının olması, otomasyon sisteminde sağlık turistine sunulan hizmetlerin yabancı hasta modülü üzerinden yapılmasının sağlanacağı düzenlenerek oldukça katı şartlara bağlandığının görüleceği, hekimlik yapma hak ve yetkisine sahip olanların bir kısmının, bazı kişilere sadece uyruğu veya yaşadığı yer sebebiyle sağlık hizmeti veremeyeceğine ilişkin bir sınırlamanın herhangi bir yasada öngörülmediği, böyle bir sınırlama yapılmasına olanak veren herhangi yasal dayanak olmadığı, Yönetmelikle yapılan sınırlandırmada kullanılan ölçütlere bakıldığında da kamu yararını gözeten ve sağlık hizmetinin niteliğini artıran önemli bir ölçütün bulunmadığı, neredeyse sadece yabancı dil bilen personel arandığı, Yönetmelik kapsamının sadece yabancı hastalar değil yurtdışında yerleşik Türk vatandaşlarını da içerdiği, kendisi Türkçe bilen hastanın tedavisi için yabancı dil bilen hekim ve eleman zorunluluğu aranmasının anlaşılamadığı, Almanya’da çalışan/yaşayan ve yazın Türkiye’ye gelen gurbetçilere sağlık hizmeti sunulabilmesi için ayrıca uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi yetki belgesi zorunluluğu ve dil bilen personel istihdamı zorunluluğu getirildiği, bu belgeye sahip olmayanların sağlık hizmeti sunmasının yasaklandığı, yabancı dil bilen bir hekimin yurtdışından sağlık hizmeti almak amacıyla gelen bir hastaya hizmet sunmasının salt yetki belgesi yokluğu nedeniyle yasaklanmasının ya da yurtdışında çalışan vatandaşlarımızın bulundukları yerdeki sağlık hizmetine göre daha uygun ücret karşılığında ve anadillerinde sağlık hizmeti almak amacıyla sağlık hizmetini ülkemizde almak istemeleri halinde, bu hizmetin, güvendikleri ve tercih ettikleri hekim tarafından sunulmasının engellenmesinin ve mutlaka yabancı dil bilen hekim ve diğer bir personel istihdamının zorunlu tutulmasının ardındaki kamu yararının anlaşılmadığı, dava konusu Yönetmelik ile yurtdışından bir organizasyon çerçevesinde hasta getirmeye ve yurtdışından sağlık hizmeti almak üzere ülkemize gelmiş hastaya hizmet sunmaya yönelik hekim haklarının sınırlandırıldığı, nitekim, uluslararası sağlık turizmine yönelik dava konusu düzenlemelerde hastanın doğrudan sağlık tesisine başvurusunun da Yönetmelik kapsamında olduğunun ifade edildiği, böylesine bir sınırlamanın haklı sebebinin olmadığı, hekimin kendisine başvuran hastanın yurtdışından sağlık hizmeti almak amacıyla mı geldiği yoksa ülkemize herhangi bir sebeple geldikten sonra bu hizmeti almaya karar mı verdiğini bilemeyeceği, kaldı ki böyle bir bilginin hekimin sunacağı hizmeti farklılaştırmayacağı dikkate alındığında, söz konusu bilginin bir değerinin olmadığı, dolayısıyla hekime böyle bir bilginin peşine düşmesi külfetinin yüklenmesinin anlamsız olduğu,
5. maddenin 4. fıkrasının birinci cümlesi yönünden;
Yönetmeliğin 5. maddesinin dördüncü fıkrasına göre, uluslararası sağlık turistinin yatışından taburcu edilinceye kadar sağlık tesisinde alacağı sağlık hizmetinin yanında ihtiyaç duyacağı diğer hizmetleri sunmanın da uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisinin sorumluluğuna bırakıldığı, uluslararası sağlık turisti kavramının, uluslararası sağlık turizminin yanı sıra, esasen sağlık hizmeti almak üzere ülkemize gelmemiş olmakla birlikte ülkemizde iken sağlık hizmetine gereksinim duymuş olan yabancıları ifade eden “turist sağlığı”nı da içerdiği, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisine, sağlık hizmeti almak amacıyla sağlık kuruluşuna başvuran yabancılarla yurtdışında yerleşik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı hastalar bakımından sağlık tesisine ek yükümlülükler getirildiği, sağlık hizmetinin yanında ihtiyaç duyacağı diğer hizmetler olarak ifade edilen hizmetlerin kapsamının ise kesin biçimde belirlenmediği, düzenlemedeki ek hizmetlerin sağlık hizmetinin yanı sıra sunulması gereken yemek, iletişim, refakatçi gibi hizmetleri mi yoksa hasta ve yakınlarının konaklama, ulaşım ve transfer hizmetlerini mi kapsadığının anlaşılamadığı, sağlık kuruluşuna yüklenen yükümlülüğün uluslararası sağlık turizmi aracı kuruluşunun verebileceği konaklama, ulaşım ve transfer hizmetlerini kapsadığının kabul edilmesi halinde rahatsızlığı nedeniyle başvuran bir turiste gerekli sağlık hizmeti verildikten sonra sağlık turisti ile beraberindeki refakatçi ve diğer yakınlarına konaklama, ulaşım ve transfer hizmetlerinin sağlanmasına ilişkin yükümlülüğün sağlık kuruluşuna yüklenmesinin sağlık hizmetini geliştiren bir yanı olmadığı,
Yönetmeliğin 5. maddesinin 5., 6., ve 7. fıkraları yönünden;
Dava konusu Yönetmelik düzenlemeleri ile Bakanlık tarafından oluşturulan web tabanlı sisteme hastaların kaydedilmesi, merkezi sağlık veri sistemine aktarılması ve istenilen bilgi ve belgelerin de Bakanlığa gönderilmesi gerektiğinin düzenlendiği, ancak herhangi bir ölçü veya sınıra ilişkin kurala yer verilmediği, sağlık hizmetlerine ilişkin bütün verilerin Sağlık Bakanlığına gönderilmesini sağlamaya yönelik düzenlemeler getirildiği, bu veriler içerisinde hastaların kişisel sağlık verilerinin de yer aldığı, söz konusu verilerin hiçbir sınırlandırılma ve anonimleştirme yapılmadan paylaşılmasının 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve bu alandaki uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu, kişisel sağlık verilerinin korunmasının esas, sınırlanmasının istisna olduğu,
Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesi ile 3. fıkrasının birinci cümlesi yönünden;
Yönetmelik düzenlemesi ile, bütün bu sağlık kuruluşları için ortak bir ölçüt olarak sağlık turizmi birimi kurulması ve bu birimde yabancı dil bilen bir hekim ve yine yabancı dil bilen bir personel istihdam edilmesi zorunluluğu getirildiği, yabancı uyruklu hastalar yönünden söz konusu birimin hasta ile ilk iletişim kuracak birim olması sebebiyle dil zorunluluğu aranmasının makul olduğu, fakat Yönetmeliğin yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarını da kapsadığı, dolayısıyla onlar açısından iletişim için yabancı dil bilgisine gereksinim olmadığı, dava konusu Yönetmelikle getirilen uluslararası sağlık turizmi birimi oluşturulması zorunluluğunun yabancı ülkede yerleşik Türk vatandaşları açısından hiçbir haklı gerekçesi ve yasal dayanağı olmadığı, dolayısıyla kapsamına aldığı hastaların niteliğini ayırmadan yurt dışından gelen herkesi yabancı gibi değerlendirerek yabancı dil bilen bir hekim ve bir personelin bulundurulduğu birim oluşturulmasını mecbur tutmak suretiyle kamu yararını hedeflemeyen, sağlık turizmi bağlamında gelen hastaları büyük sağlık kuruluşlarına yönlendiren bir şart öngörülmesinin hizmet gerekleri ile bağdaşmadığı,
Yönetmeliğin 10. maddesi ile 12. maddesi yönünden;
Yönetmeliğin 10. maddesindeki sağlık turizmi alanında verilen hizmete uygulanacak tarifelerin Sağlık Turizmi Koordinasyon Kurulu’nun görüşü alınarak Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenmesinin 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunundaki özel sağlık kuruluşlarında uygulanacak tarifelerin düzenleme yetkisinin Türk Tabipler Birliğine ait olduğuna yönelik düzenlemeye aykırı olduğu, sağlık kuruluşu ile acente arasında hasta başına ücret/prim şeklinde anlaşmalarla yürütülen bu sistemin suç oluşturduğu ve Kanunla tanımlanan suçun Yönetmelik kuralı ile ortadan kaldırıldığı, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 28. maddesinde, “oda azaları ile hastalar arasında aracılık yapmayı meslek edinenlerle oda azalarının iş birliği yapmasını önleme”nin oda yönetim kurulunun görevleri arasında sayıldığı, 64.maddesinde de, “Ücret ve herhangi bir menfaat mukabilinde tabiplere iş getirenler veya delalet edenlere, 3 aydan bir seneye kadar hapis cezası verilir.” kuralının bulunduğu, söz konusu maddeler gereği sağlık hizmetinde hasta bulmak için yapılan aracılık faaliyetinin yasaklandığı, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin (g) bendinde ise, uluslararası sağlık turizmi aracı kuruluşunun uluslararası sağlık turisti ile beraberindeki refakatçi ve diğer yakınlarına konaklama, ulaşım ve transfer hizmetlerinin sağlanması faaliyetlerini yürütmek üzere yetkilendirilen, işletme belgesi sahibi A grubu seyahat acentelerinden Bakanlık tarafından yetkilendirilen kuruluşlar olarak tanımlandığı, Yönetmeliğin 5. maddesinde, sağlık kuruluşlarının aracı kuruluşlarla birlikte çalışmasına izin verilmekte olduğu ve sağlık kuruluşu ile aracı kuruluşun protokol yapmalarının düzenlendiği, Yönetmeliğin 12. maddesinde ise yetkilendirilen aracı kuruluşların yurtdışına yönelik sağlık turizmi reklamları yapabileceklerinin belirtildiği, aracı kuruluşun görevi olarak konaklama, ulaşım ve transfer hizmetlerinin sağlanmasının düzenlendiği, ancak Yönetmeliğin “Bilgilendirme ve Tanıtım” başlıklı 12. maddesi ve Ek- 2’de yer verilen aracı kuruluştan beklenen çağrılara cevap vermek, hastaları bilgilendirmek, ilgili sağlık kuruluşları ile irtibata geçerek hastaya tıbbi bilgiler vermek ve yaklaşık tedavi maliyeti belirtmek, hastayı sağlık kuruluşuna teslim edip teslim almak gibi hizmetlere bakıldığında, bunların sağlık kuruluşuna yurtdışından hasta sağlayan acenteler olacağının açıkça anlaşıldığı, söz konusu düzenlemelerle sağlık kuruluşlarının fiilen yürüttükleri gibi seyahat acenteleri veya asistan kuruluşlar adı verilen çeşitli yapılarla birlikte hareket ederek yurtdışından ülkemize hasta getirilmesi suretiyle simsarlık yapılmasına hukuki çerçeve oluşturulduğu, sağlık hizmetinin özellikleri unutularak hasta talebi oluşturulmaya yönelik reklam ve tanıtım yolunun açıldığı, mevzuat gereği yasaklanan sağlık alanında talep yaratmaya yönelik tanıtımlara söz konusu düzenlemeler ile izin verildiği, bu reklamların da Bakanlıkça yetkilendirilen aracı kuruluşlar vasıtasıyla yapılacağı göz önüne alındığında, söz konusu kuruluşların taep oluşturmaya yönelik tanıtımlarının sağlık turizmi alanını pazara çevireceği,
iddia edilerek anılan düzenlemelerin iptali istenilmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Davalı idare tarafından;
Öncelikle, usule ilişkin olarak, dava dilekçesi ile terditli talepte bulunulduğu, dilekçenin reddedilmesi gerektiği; esasa ilişkin olarak, Yönetmeliğin tamamının yetki unsuru bakımından iptali istemi yönünden; Anayasa ve yürürlükteki kanunların sağlık hizmetleri alanında Sağlık Bakanlığı’nı otorite olarak kabul ettiği, Anayasanın 124. maddesi uyarınca, Bakanlığın görev alanını ilgilendiren bir konuda düzenleme yapma yetkisinin bulunduğu, yönetmelik çıkartılacak konunun Bakanlığın görev alanlarını ilgilendiren bir kanuna dayanmasının gerekli ve yeterli olduğu, bu çerçevede 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu (madde 9, Ek-11. madde) ve 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin (madde 8) ilgili hükümleri ile Bakanlığa bu konuda düzenleme yapma yetkisinin verildiği, dava konusu düzenlemenin yabancı ülkelerde yerleşik kişilere sağlık turizmi kapsamında hizmet verilmesine yönelik olduğu, bu hizmetin layıkı ile sunulmaması halinde ülkemizin rekabet gücünün artırılamayacağı, Devletin itibarının zedeleneceği, bu nedenle bu kapsamdaki hastalara sunulacak sağlık hizmetleri bakımından sağlık turizminin nitelik ve gereklerine uygun ek kriterler aranmasının zorunlu olduğu, dava konusu Yönetmeliğin, Anayasa ile ilgili Kanun hükümlerinin verdiği yetkiye istinaden üst hukuk normlarına ve yargı içtihatlarına uygun olarak yürürlüğe konulduğu,
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi, 5. maddesinin 3. fıkrasının 2. cümlesi, 12. maddesinin 1. fıkrasındaki “ve aracı kuruluşlar” ibaresi, EK-2’nin 2. maddesi ile 6. maddesinin (c),(d),(e) bentleri yönünden;
Sağlık hizmetlerinin aynı zamanda ekonomik bir sektör olduğu, sağlık turizmi ile ekonomik kalkınma arasında sıkı bir ilişkinin bulunduğu, bu hususa kalkınma planlarında da yer verildiği,Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde düzenlenen A grubu seyahat acentalarının 1618 sayılı Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanunu uyarınca kar amacıyla faaliyette bulundukları, bu acentaların sağlık turizmi alanında faaliyet gösterebilmeleri için Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrası uyarınca uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi almaları gerektiği, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisinin, kendisine doğrudan başvuran uluslararası sağlık turistine öncelikli olarak sağlık hizmeti vermekle sorumlu olduğu, bunun yanında aracı kuruluşun yetki alanına giren bazı hizmetlerin (örn: transfer, seyahat) de sağlık tesisinden talep edilmesi durumunda, sağlık tesisinin bu hizmetleri ancak uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi almış aracı kuruluşlar ile protokol yaparak yerine getirebileceği, aracı kuruluşların yabancı hastaları ülkeye getirmek amacıyla bilgilendirme ve tanıtım yapabileceği, aracı kuruluşun herhangi bir uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi ile protokol imzalamadan sağlık turistini ülkeye getirip, daha sonra sağlık turistinin uygun sağlık tesisine ulaştırılmamasından kaynaklanacak mağduriyetlerin önlenmesi amacıyla Yönetmeliğin EK-2 numaralı ekinin 2.maddesi ile 6. maddesinin (c),(d),(e) fıkralarındaki düzenlemelerin yapıldığı, bu düzenlemeler ile bahse konu sağlık hizmetinin aksamadan yürütülmesi ve uluslararası sağlık turistinin olası mağduriyetlerinin önlenmesinin amaçlandığı, protokolün aracı kuruluş ile sağlık tesisi arasında imzalanacağı, bu anlamda aracı kuruluş ile hekim arasında 6023 sayılı Türk Tabipler Birliği Kanunu’nun 64. maddesi anlamında bir ilişkinin söz konusu olmadığı, aracı kuruluşun verdiği aracılık hizmetinin karşılığı olan ücreti uluslararası sağlık turistinden aldığı, uluslararası sağlık turistinin, sağlık hizmetini alacağı sağlık tesisleri ile buralardaki diş hekimleri ve diğer hekimler hakkında bilgi edinebilmesi ve bu hizmetin karşılığı olarak ödeyeceği yaklaşık ücreti önceden bilmesinin en doğal hakkı olduğu, bu bilgilerin aracı kuruluş tarafından sağlık turistine ulaştırılmasının işin niteliği gereği olduğu, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nde (madde 8), “Tabiplik ve diş tabipliği mesleklerine ve tedavi müesseselerine ticari bir veche verilemez.” hükmüne rağmen, Türk Ticaret Kanunu ile özel hastane işletmeciliğinin ticari bir faaliyet olarak düzenlendiği, dava konusu Yönetmeliğin halen faaliyette bulunan kamu ve özel bütün sağlık kuruluşlarının uluslararası sağlık turizmi faaliyetleri bakımından yetkilendirilmelerine ilişkin kuralları belirlediği, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nda yer alan ve o tarihteki sağlık hizmeti anlayışı ile sırf muayenehane bünyesinde verilen bireysel serbest mesleki faaliyete ilişkin getirilen hükümler ile 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 8.maddesinde ifade edilen sağlık turizminin amaç ve kapsamının birbirinden farklı olduğu, dava konusu düzenlemeler ile yabancı turistlerin ülkemize getirilmesinin amaçlandığı, bu nedenle aracı kuruluşlara ihtiyaç duyulduğu ve aracı kuruluşa yönelik yapılan düzenlemelerin de uluslararası sağlık turizminin amacı gereği olduğu, bu nedenle düzenlemenin kamu yararı, hizmet gerekleri ve aynı zamanda üst hukuk normlarına uygun olduğu,
Yönetmeliğin 5.maddesinin 1.fıkrası yönünden;
Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesi 1. fıkrasının (g) bendi ile uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisinin tanımının yapıldığı, 5. maddenin 1. fıkrası ile sağlık tesisinin uluslararası sağlık turizmi alanında faaliyette bulunabilmesi için yetki belgesi alması gerektiğinin düzenlendiği, EK-1’de ise normalde sağlık hizmeti verme yetkisi olan bir sağlık tesisinin sağlık turistine de sağlık hizmeti verebilmesi için sağlaması gereken kriterlerin belirlendiği, bu düzenlemeler ile halen standartları belirsiz, kontrolsüz ve denetimsiz bir şekilde devam etmekte olan sağlık turizmi alanının kontrol altına alınmasının amaçlandığı, yine uluslararası sağlık turistinin ülkede standartları belirlenmiş ve devlet denetimindeki tesislerden güvenli bir şekilde sağlık hizmeti alması sağlanarak, hizmet kalitesi, mekan ve personel niteliği itibarıyla ülkenin cazibe merkezi haline gelmesinin ve bu suretle ülkeye döviz girişi sağlanarak ekonomiye katkı sunulmasının amaçlandığı, yetki belgesinin tabip/sorumlu tabipten değil, sağlık tesisinden ve aracı kuruluştan istenildiği, ruhsatı olmayan bir hastanede tabiplerin hasta tedavi edememelerinin, hasta tedavi yetkilerinin kısıtlandığı anlamına gelmediği gibi, aynı şekilde tabiplerin, yetki belgesi almayan bir hastanede uluslararası düzeyde sağlık hizmeti verilebilmesine yönelik faaliyette bulunamamalarının da yetkilerinin kısıtlandığı anlamına gelmediği,
Yönetmeliğin 5.maddesinin 4. fıkrası yönünden;
Uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisinin, sağlık turistine karşı sorumluluğunun yatıştan taburcu edilinceye kadarki süreyi kapsadığı, bu süre içinde sağlık turistinin sağlık hizmeti dışında diğer hizmetlere de ihtiyaç duyabileceği, bu hizmetlerin yemek, iletişim, refakatçi bulundurma, tercümanlık hizmeti, berberlik vb. hizmetler olabileceği, sağlık tesisinin, sağlık turistine bu tür hizmetleri verebilmesi için isterse aracı kuruluşlar ile isterse de diğer kurum ve kuruluşlar ile sözleşme yapabileceği, bunun sunulan hizmetin nitelik ve tabiatı gereği olduğu, sağlık tesisinin, sağlık turisti ve / veya beraberindekilere konaklama, ulaşım ve transfer hizmetlerini sağlama yükümlülüğünün bulunmadığı, bu tür hizmetlerin sunumunun Yönetmelikle aracı kuruluşlara verildiği, söz konusu düzenlemenin hizmetin niteliği gereği olduğu ve anılan Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde aracı kuruluşunun vereceği hizmetlerin sayıldığı, belirsizlik olmadığı,
Yönetmeliğin 5. maddesinin 5., 6., ve 7. fıkraları yönünden;
108 sayılı Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulma Sürecinde Bireylerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 4.maddesi, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendi, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 8.ve 47.maddeleri ile Bakanlığa, kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması ve maliyetlerinin hesaplanması amacıyla elde edilen verileri alarak işleme ve sağlık hizmetlerinin daha etkin ve hızlı şekilde yürütülmesi maksadıyla gerekli veri kayıt ve bildirim sistemi kurma yetkisi verildiği, söz konusu mevzuat hükümlerine dayanılarak hazırlanan ve 20/10/2016 tarih ve 29863 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulan Kişisel Sağlık Verilerinin İşlenmesi ve Mahremiyetinin Sağlanması Hakkında Yönetmelik ile kişisel verilerin korunması, veri mahremiyetinin sağlanması, bu verilere erişim için kurulacak sistem, sistemin güvenliği, denetimi ile personel hareketlerinin Bakanlığa bildirilmesinde uyulacak usul ve esaslar ile kişisel sağlık verilerinin işlenmesi, aktarılması ve silinmesi hususlarının düzenlendiği, kişisel verilere ilişkin tüm hususların kapsam ve sınırlarının zaten söz konusu Yönetmelik ile belirlendiği, bu nedenle dava konusu Yönetmelikte bu konuya teferruatıyla yer verilmediği, dava konusu Yönetmelik düzenlemeleri ile uluslararası hastalara ait verilerin de vatandaşlara uygulanan şekliyle güvence altına alınmasının amaçlandığı, bu kayıtların, sağlık hizmetlerinin planlanmasında, sağlık turizmi açısından ülke politikalarının ve stratejilerinin belirlenmesinde önemli olduğu,
Yönetmeliğin 6.maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesi ile 3. fıkrasının birinci cümlesine ilişkin olarak;
Dava konusu olan düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, hangi sağlık hizmetinde hangi nitelikte personel istihdam edileceğinin ve bu personele ihtiyaç olup olmadığı hususlarının ilgili ihtisas idaresi olarak Bakanlığın takdirine bağlı bir konu olduğu, halen faaliyette bulunan veya faaliyete geçecek olan bütün sağlık kurum ve kuruluşlarının aynı zamanda sağlık turizmine yönelik hizmet vermek istedikleri takdirde bu Yönetmeliğin öngördüğü gerekleri yerine getirmek durumunda olduğu, Yönetmeliğin 6. maddesi ile uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisinde, uluslararası sağlık turistinin kabul, kayıt, teşhis, tedavi, faturalandırma, taburculuk, tercümanlık ve aracı kuruluşlarla ilgili iş ve işlemlerin koordinasyonu ile görevli uluslararası sağlık turizmi birimi oluşturulacağı; bu birimde bir tabip/uzman tabibin “uluslararası sağlık turizmi birimi sorumlusu” olarak, uluslararası sağlık turisti potansiyeline göre, bir sağlık meslek mensubunun ise “uluslararası sağlık turizmi birimi sorumlu yardımcısı” olarak görevlendirilebileceğinin öngörüldüğü; bu birimde sorumlu dâhil yabancı dil bilen en az iki personel istihdam edilmesinin ve yabancı dilin birisinin İngilizce olmasının zorunlu olduğu, bu birimde, turistin sağlığı kapsamında bulunan kişiler ile milletlerarası sosyal güvenlik sözleşmesi ve sağlık alanında milletlerarası ikili işbirliği anlaşmaları gereği sağlık hizmeti almak için ülkemize gelen kişilere yönlendirme ve rehberlik hizmetlerinin de sunulacağı, uluslararası sağlık turizmi biriminin, uluslararası sağlık turisti ile uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi arasında köprü görevini üstlendiği, uluslararası sağlık turisti, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisine ister doğrudan başvursun, isterse uluslararası sağlık turizmi aracı kuruluşu aracılığı ile başvursun, ilk muhatap olacağı birimin uluslararası sağlık turizmi birimi olduğu, sağlık hizmeti alındıktan sonra son muhatap olunacak birimin yine uluslararası sağlık turizmi birimi olduğu, uluslararası sağlık turisti, ister hastalığı ile ilgili tıbbi bilgi almak amacıyla, isterse tedavi hizmeti almak amacıyla başvurmuş olsun, ilk muhatap olacağı birim uluslararası sağlık turizmi birimi olacağından, bu birimin önemi ve bu birime yüklenen sorumluluklar dikkate alınarak birimin sorumluluğunun bir tabibe ya da bir uzman tabibe verildiği, bu hususun birimde verilecek hizmetin gereği olarak zorunlu olduğu, uluslararası sağlık turistinin tıbbi açıdan değerlendirilmesi, teşhisinin konulacağı ve / veya tedavisinin yapılacağı tıp dalının (kliniğin) tespit edilmesinin, ilgili kliniğe yönlendirilmesinin ancak bir hekimin yapabileceği görevlerden olduğu, sağlık turistine almak istediği sağlık hizmeti ve olmak istediği tedavi hakkında doğru ve yeterli bilgilendirmenin, bir tabip/uzman tabip tarafından yapılması gerektiği, Yönetmelik ile, uluslararası sağlık turizmi biriminde çalışanların ya İngilizce ya da sağlık hizmeti alacak turistin dilini bilmesi zorunluluğu getirildiği, bu birimin yetersiz kalması durumunda, istihdam edilen tercümanların diğer bölümlerin yanında bu birime de hizmet vermelerinin sağlanabileceği, uluslararası sağlık turistinin tedavi sürecinde de kendi dilini bilen kişilere ihtiyaç duyacağı, sağlık hizmeti sunumunda hizmet alanın dilini konuşarak hizmet vermenin, hizmet sunucuları için en doğru tercih olduğu, uluslararası sağlık turizmi biriminde, yabancı dil bilen tabip ve personel görevlendirilmesinin, hizmet kalitesinin artırılmasına yönelik bir gereksinim olduğu, dünyanın birçok yerinde örnekleri olan bu uygulamayla hastaların kendilerini daha güvende hissetmeleri ve sağlık personeliyle daha rahat iletişim kurmaları sağlanarak, ilerleyen dönemlerde ülkemizden sağlık hizmeti atmak isteyen uluslararası sağlık turisti potansiyelinin artmasına katkıda bulunulacağı, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisinde, uluslararası sağlık turizmi birimi oluşturarak tabip ve personel istihdam edilmesinin, Onuncu Kalkınma Eylem Planına da uygun olduğu, evrensel bir gerçek olan hastanın kendi dilinde sağlık hizmeti alma özgürlüğünün ülkemizde de sağlanmasının, sağlık turizmi hizmet kalitesinin arttırılmasına yönelik bir hamle olarak değerlendirilmesi gerektiği, Yönetmeliğin 4.maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde, uluslararası sağlık turizminin, sağlık amaçlı yurtdışından ülkemize geçici bir süreliğine gelen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan veya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla birlikte yurtdışında ikamet eden gerçek kişilerin aldıkları her türlü sağlık hizmeti ile bunlarla ilgili destek hizmetlerini ifade edeceği şeklinde tanımlandığı, bazı sağlık turistlerinin Türkçe bilmesinin yabancı dil bilen personel istihdam etme zorunluluğunu ortadan kaldırmayacağı, uluslararası sağlık turizmi birimi oluşturulmasının ve bu birimde yabancı dil bilen tabip ve personel görevlendirilmesinin sağlık turizminin amacına olduğu kadar hasta menfaati ve hizmet gereklerine de uygun olduğu,
Yönetmeliğin 10. maddesi yönünden;
663 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bedinde, sağlık hizmetlerinin ücret tarifelerini belirlemek veya tasdik etmek görevinin Bakanlığa ait olduğu, Türk Tabipleri Birliği’nin yetkisinin sadece muayenehane bünyesinde serbest meslek icra eden hekimlere yönelik rehber tarife düzenlemekten ibaret olduğu, gerek kamu gerekse özel sağlık kurum ve kuruluşlarında verilen sağlık hizmetlerinin ücret tarifelerini belirlemede asıl yetkili merciin Bakanlık olduğu, 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu’nun 26. ve 28. maddeleri gereği, özel hastanelerde yatan hastalardan sınıflarına göre alınacak ücretin Bakanlıkça uygun görülen miktardan fazla olamayacağının düzenlendiği, Özel Hastaneler Yönetmeliği’nin 66. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendine göre, özel hastanelerin belirlenen gündelik yatak ücreti dışında bir ücret uygulayamayacakları, 07/02/2015 tarih ve 29260 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2015/3 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile Onuncu Kalkınma Planı (2014-2018) öncelikli dönüşüm programları arasında yer alan “Sağlık Turizminin Geliştirilmesi Programı”na ilişkin eylem planında, “sağlık turizmine yönelik kurumsal ve hukuki altyapının geliştirilmesi”nin öngörülmesi sebebiyle bu amaca yönelik olarak, ülkeye yurtdışından gelecek hastalar ile ülkemizde konaklayan ve sağlık hizmetine ihtiyaç duyan turistlerin, kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarında alacakları sağlık hizmetlerinin ve güvenli bir şekilde transferlerinin sağlanmasına yönelik tedbirler, sağlık turizmi tanıtım ve stratejisinin geliştirilmesi, hizmet kriterlerinin belirlenmesi, akreditasyonlara veri oluşturacak asgari hizmet sunum standartlarının tespiti, teşviklerin akreditasyon ile ilişkisinin kurulması, yabancı hastalar için uygulanacak fiyat listesinin oluşturulması ve yapılacak denetimlere ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konularında önerilerde bulunmak ve bu kapsamdaki iş ve işlemleri koordine etmek üzere kısa adı SATURK olan Sağlık Turizmi Koordinasyon Kurulu’nun Başbakanlık Genelgesiyle oluşturulduğu, dava konusu Yönetmelik hazırlanırken de Genelgedeki hususların dikkate alındığı ve fiyat tarifesinin SATURK bünyesinde kurulu “tanıtım ve fiyatlandırma” çalışma grubu tarafından yapılan istişari çalışmalar sonucu hazırlandığı, 6023 sayılı Kanun’un Türk Tabipleri Birliğine sadece muayenehane bünyesinde hizmet veren tabiplere yönelik olmak üzere “rehber” tarife düzenleme yetki vermiş olmasının, gerek kamu gerekse özel sağlık kurum ve kuruluşlarında verilen sağlık hizmetlerinin ücret tarifelerini belirleme konusunda asıl yetkili merci olan Bakanlığın yetkisini bertaraf edemeyeceği,
Yönetmeliğin 12. maddesi yönünden;
Uluslararası sağlık turistinin, sağlık hizmeti alacağı tesisi ve buradaki hekimleri tanımasının, alacağı hizmet karşılığında yaklaşık olarak ne kadar para ödeyeceğini bilmesinin en doğal hakkı olduğu, bu bilgilerin sağlık turistine ulaştırılmasının da o derece tabii olduğu, hastanın rızası alınmak suretiyle hasta hikayelerine yer verilebileceğinin düzenlendiği, bu açıdan hasta mahremiyetinin ihlalinden söz edilemeyeceği, Ülkedeki kamu hizmeti kavram ve anlayışının 1219 sayılı Kanun ve Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin yürürlüğe konulduğu 1960’lı yıllardan günümüze değişim gösterdiği, sağlık turizminin yöneldiği amaç ve bunun gereklerinin de bu düzenlemeleri gerekli kıldığı, sağlık turizmine yönelik yurtdışı ve yabancı odaklı tanıtıma izin verilmez ise ülkenin diğer ülkelere oranla rekabet gücünün önemli oranda azalacağı, bu nedenle dava konusu düzenlemenin serbest bireysel meslek icrasına ilişkin 1219 sayılı Kanun ve Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi hükümlerine göre değerlendirilmemesi gerektiği,
İleri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Dava konusu düzenlemede hukuka ve dayanağı mevzuat hükümlerine aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava 13/07/2017 tarih ve 30123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin yetki unsuru yönünden tamamının, dava dilekçesinde belirtilen hukuka aykırılık sebepleriyle de; 4 maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin; 5. maddesinin 1. fıkrasının, 3. fıkrasının ikinci cümlesinin, 4. fıkrasının birinci cümlesinin, 5.,6.,ve 7. fıkralarının, 6. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesi ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin; 10. maddesinin; 12. maddesinin, 12. maddesinin 1. fıkrasındaki ”ve aracı kuruluşlar” ibaresi ile Yönetmeliğin Ek-2 numaralı ekinin 2. maddesinin ve 6. maddesinin (c), (d) ve (e) bentlerinin iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 56. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu; 3. fıkrasında, Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği; 4. fıkrasında da, Devletin, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği hükmüne yer verilmiştir.
Bakılan davada, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 9 uncu maddesinin (c) bendine ve Ek 11 inci maddesine, 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (i) bentlerine ve 40 ıncı maddesine dayanılarak, uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında uluslararası düzeyde sunulan sağlık hizmetlerinin asgari hizmet sunum standartlarının belirlenmesi, uluslararası sağlık turizmi hizmetlerinde faaliyet yürütecek sağlık kuruluşları ile aracı kuruluşların yetkilendirilmesi ve bu faaliyetlerin denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla hazırlanarak 13/07/2017 tarih ve 30123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında yönetmeliğin tamamının; bu talebin kabul görmemesi halinde, dava dilekçesinde belirtilen hukuka aykırılık sebepleriyle de; 4 maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin; 5. maddesinin 1. fıkrasının, 3. fıkrasının ikinci cümlesinin, 4. fıkrasının birinci cümlesinin, 5.,6.,ve 7. fıkralarının, 6. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesi ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin; 10. maddesinin; 12. maddesinin, 12. maddesinin 1. fıkrasındaki ”ve aracı kuruluşlar” ibaresi ile Yönetmeliğin Ek-2 numaralı ekinin 2. maddesinin ve 6. maddesinin (c), (d) ve (e) bentlerinin iptali istenilmektedir.
Dava dilekçesi, savunma ve dosyada yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, dava konusu düzenlemenin uluslararası sağlık turizmi alanında sağlık hizmeti sunan kamu, üniversite ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarını kapsadığı, sağlık amaçlı yurtdışından ülkemize geçici bir süreliğine gelen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan veya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla birlikte yurtdışında ikamet eden gerçek kişilerin aldıkları her türlü sağlık hizmeti ile bunlarla ilgili destek hizmetlerinin ise uluslararası sağlık turizmi kapsamıda değerlendirildiği, dava konusu yönetmeliğin halen faaliyette bulunan kamu ve özel bütün sağlık kuruluşlarının uluslararası sağlık turizmi faaliyetleri bakımından yetkilendirilmelerine ilişkin kuralları belirlediği, dava konusu düzenlemeler ile yabancı turistlerin ülkemize getirilmesinin amaçlandığı, bu nedenle aracı kuruluşlara ihtiyaç duyulduğu, ayrıca bu düzenlemeler ile sağlık turizmi bakımından halen standartları belirsiz, kontrolsüz ve denetimsiz bir şekilde devam etmekte olan bu alanın kontrol altına alınmasının amaçlandığı, yine bu düzenlemelerle, uluslararası sağlık turistinin ülkemizde standartları belirlenmiş ve devlet denetimindeki tesislerden güvenli bir şekilde sağlık hizmeti alması sağlanarak, hizmet kalitesi, mekan ve personel niteliği itibariyle ülkemizin cazibe merkezi haline gelmesinin sağlanması, bu suretle ülkeye döviz girişi sağlanarak ekomomiye katkı sağlanmasının amaçlandığı görülmektedir.
Bu durumda, Anayasa ve Yasalarla bu alanı düzenleme yetkisi verilen idare tarafından, uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında yukarıda belirtilen amaçları gerçekleştirmek için çıkarıldığı anlaşılan yönetmeliğin iptali istenilen madde hükümlerinde kamu yararı, hizmet gerekleri ve aynı zamanda üst hukuk normlarına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi yolunda karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 17/03/2022 tarihinde, davacı vekili Av. …’in ve davalı idare vekili Hukuk Müşaviri …’un geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ:
Dava,13/07/2017 tarih ve 30123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin yetki unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu iddiasıyla tamamının; dava dilekçesinde belirtilen hukuka aykırılık sebepleriyle de 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin; 5. maddesinin 1. fıkrasının, 3. fıkrasının ikinci cümlesinin, 4. fıkrasının birinci cümlesinin, 5.,6.,ve 7. fıkralarının; 6. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesi ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin; 10. maddesinin; 12. maddesinin, 12. maddesinin 1. fıkrasındaki ”ve aracı kuruluşlar” ibaresi ile Yönetmeliğin Ek-2 numaralı ekinin 2. maddesinin ve 6. maddesinin (c), (d) ve (e) bentlerinin iptali istemiyle açılmıştır.
USUL YÖNÜNDEN:
Dava dilekçesinde, dava konusu Yönetmeliğin kanunda düzenlenmeyen bir konunun ilk elden alt düzenleyici işlem olan yönetmelik ile düzenlenemeyeceğinden yetki unsuru yönünden tamamının iptali gerektiği ileri sürüldükten sonra maddelerin hukuka aykırılık gerekçeleri ortaya konularak iptali istemine yer verilmiş olup, davalı idare tarafından davacının bu isteminin terditli olması nedeniyle dilekçenin reddedilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Birden çok maddeden oluşan bir düzenleyici işlemin yetki veya şekil unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu iddiasıyla öncelikle tümünün, yargı yerince bu iddia ve talep uygun görülmediği takdirde tek tek hukuka aykırılık sebepleri belirtilen madde/fıkra/bent/ibarelerin iptalinin istenilmesi, “terditli istem” olarak değerlendirilemez. Zira, düzenlemenin bütününe yönelik yetki veya şekil unsuru yönünden hukuka aykırılık iddiası dışında madde/fıkra/bent/ibarelere yönelik herhangi bir hukuka aykırılık iddiasında ve iptal isteminde bulunulmaması halinde, yargı yeri, “taleple bağlılık ilkesi” gereği düzenlemenin yalnızca yetki veya şekil unsuru yönünden hukuka uygunluğunu denetlemekle yetinmek zorundadır. Bu durum ise, davacının madde/fıkra/bent/ibarelere yönelik dava hakkını kullanamaması ya da sadece madde/fıkra/bent/ibarelerin iptali istemiyle ayrı bir dava açmak zorunda kalması ile sonuçlanacaktır ki söz konusu sonucun adil yargılanma hakkı, davaların en az giderle sonuçlandırılması görevi ve usul ekonomisi ilkesi ile örtüşmeyeceği açıktır. Bu nedenle bir düzenleyici işlemin yetki veya şekil unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu iddiasıyla öncelikle tümünün, yargı yerince bu iddia ve talep uygun görülmediği takdirde tek tek maddelerin incelenmesine geçilebilmesini teminen her bir madde veya kısım ile menfaat ilgisi kurulmak ve hukuka aykırılık sebepleri ortaya konulmak suretiyle madde veya kısımlarının iptalinin istenmesi mümkün olup, davalı idarenin aksi yöndeki iddiası yerinde görülmemiştir.
ESAS YÖNÜNDEN:
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 56. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu; 3. fıkrasında, Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği; 4. fıkrasında da, Devletin, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği; 124. maddesinde, bakanlıkların kendi görev alanlarını ilgilendiren konularda yönetmelik çıkarabilecekleri hükme bağlanmıştır.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun 3. maddesinin (a) bendinde, sağlık kurum ve kuruluşlarının yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde diğer Bakanlıkların da görüşü alınmak suretiyle Sağlık Bakanlığınca planlanacağı, koordine edileceği, mali yönden desteklenip geliştirileceği; (c) bendinde, bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılmasının esas olduğu, sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinin bu esas içerisinde Sağlık Bakanlığınca düzenleneceği kurala bağlanmış; 9. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel kıstaslarını belirlemeye, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususlara yönelik esas ve usulleri yönetmelikle düzenleme yetkisinin Sağlık Bakanlığına ait olduğu; Ek 11. maddesinde, sağlık hizmeti sunumu ile ilgili tüm iş ve işlemlerin Sağlık Bakanlığınca denetleneceği hükümlerine yer verilmiştir.
663 sayılı -dava konusu düzenlemenin tesis edildiği tarihteki adıyla- Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin -09/07/2018 tarihli mükerrer Resmî Gazete’de yayımlanan 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile mülga- Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün görevlerinin düzenlendiği 8. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, her türlü koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini planlamak, teknik düzenleme yapmak, standartları belirlemek ve bu hizmetler ile sunucularını sınıflandırmak, bununla ilgili iş ve işlemleri yaptırmak; (c) bendinde, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere ait sağlık kurum ve kuruluşlarına izin vermek ve ruhsatlandırmak, bu izin ve ruhsatları gerektiğinde süreli veya süresiz iptal etmek; (ı) bendinde, sağlık hizmetlerinde kalite ve akreditasyon kuralları belirlemek ve uygulanmasını sağlamak; (i) bendinde, sağlık turizmi uygulamalarının geliştirilmesine yönelik düzenlemeler yapmak, ilgili kurumlarla koordinasyon sağlamak anılan Genel Müdürlüğün görevleri arasında sayılmış; “Düzenleme yetkisi” başlıklı 40. maddesinde, “Bakanlık ve bağlı kuruluşlar görev, yetki ve sorumluluk alanına giren ve önceden kanunla düzenlenmiş konularda idarî düzenlemeler yapabilir.” yönünde düzenlemelere yer verilmiştir.
10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 1 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 355. maddesinde de, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevlerine yönelik aynı yönde düzenlemelere yer verilmiştir.
Sağlık turizmine yönelik olarak Sağlık Bakanlığı bünyesinde Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü teşkilatı içerisinde yer alan Sağlık Turizmi Daire Başkanlığı kurulmuş olup, sağlık turizmi ile ilgili tüm işlemleri, kurumlar arası koordinasyon ve sağlık turizminin geliştirilmesi işlerini yürütmekle görevlendirilmiş; Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın 100. Yıl Türkiye Planı kapsamında yayınlamış olduğu Onuncu (2014-2018) ve On Birinci (2019-2023) Kalkınma Planında, sağlık turizmine yönelik amaç ve hedeflerin, Türkiye’nin sağlık turizmi alanında uluslararası çapta tanınırlığını ve tercih edilebilirliğini artırmaya yönelik sağlık turizmi hizmet kapasitesini kalite ve sayısal olarak geliştirmek, sağlık turizmine yönelik gerekli hukuki düzenlemeleri tamamlamak ve akredite olmaya dair denetim altyapısını güçlendirmek, sağlık turizmine yönelik olarak ülkemizin tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesini, hizmet sunucusu ve finansman rolleri, hizmet niteliği, mali açıdan sürdürülebilirlik, kontrol, performans başta olmak üzere daha etkin bir biçimde yerine getirilecek şekilde güçlendirmek, sağlık turizminin geliştirilmesi için tanıtım ve yatırım faaliyetlerini yürütmek şeklinde belirlendiği görülmektedir.
Öte yandan, 07/02/2015 tarih ve 29260 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2015/3 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile, ülkemize yurtdışından gelecek hastalar ile ülkemizde konaklayan ve sağlık hizmetine ihtiyaç duyan turistlerin, kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarında alacakları sağlık hizmetleri ve güvenli bir şekilde transferlerinin sağlanmasına yönelik tedbirler, sağlık turizmi tanıtım ve stratejisinin geliştirilmesi, hizmet kriterlerinin belirlenmesi, akreditasyonlara veri oluşturacak asgari hizmet sunum standartlarının tespiti, teşviklerin akreditasyon ile ilişkisinin kurulması, yabancı hastalar için uygulanacak fiyat listesinin oluşturulması ve yapılacak denetimlere ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konularında önerilerde bulunmak ve bu kapsamdaki iş ve işlemleri koordine etmek üzere Sağlık Turizmi Koordinasyon Kurulu (SATURK) oluşturulmuştur.
Yukarıda anılan mevzuat hükümlerine dayanılarak hazırlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik, 13/07/2017 tarih ve 30123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Anılan Yönetmeliğin 1. maddesinde, Yönetmeliğin amacı, uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında uluslararası düzeyde sunulan sağlık hizmetlerinin asgari hizmet sunum standartlarının belirlenmesi, uluslararası sağlık turizmi hizmetlerinde faaliyet yürütecek sağlık kuruluşları ile aracı kuruluşların yetkilendirilmesi ve bu faaliyetlerin denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek olarak belirtilmiş; 2. maddesinde, Yönetmeliğin kapsamının, 31/5/2006 tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve milletlerarası ikili mütekabiliyet anlaşmaları kapsamına girmeyen, ancak yurtdışından sağlık hizmeti almak amacıyla ülkemize gelenler ile turist olarak ülkemizde bulunduğu sırada sağlık hizmeti ihtiyacı ortaya çıkan kişiler ve bu kişilere sağlık hizmeti sunan kamu, üniversite ve özel sağlık kurum ve kuruluşları ile aracı kuruluşları olarak düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) Dava konusu Yönetmeliğin Yetki Yönünden İncelenmesi:
Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan ve yukarıda hükümleri aktarılan mevzuatın birlikte değerlendirilmesinden; genel olarak Sağlık Bakanlığının ülke genelindeki sağlık hizmetinin dengeli, planlı, verimli, kaliteli ve koordineli sunulmasında asli yetkili otorite olduğu, Anayasayla Devlete sağlık hizmeti alanında verilen görevlerin anılan Bakanlık aracılığıyla yerine getirildiği; uyuşmazlığın özelinde ise, kamu – özel sektör fark etmeksizin bütün sağlık kurum ve kuruluşlarının tesis, hizmet, personel kıstaslarını belirlemeye, amaçlarına uygun olarak teşkilatlanmalarına, bu çerçevede ruhsatlandırılıp denetlenmelerine ve nihai olarak sağlık turizmi uygulamalarının geliştirilmesine yönelik düzenleme yapmaya yetkili olduğu anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla, temel unsuru sağlık hizmeti olan sağlık turizmi alanının amaç ve kapsamını belirleyen, bu alanda faaliyet gösterecek sağlık kuruluşları ile aracı kuruluşların yetki belgesi kriterlerini, görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen dava konusu Yönetmeliğin, sağlık hizmetleri alanında asli yetkili otorite olan Sağlık Bakanlığınca hazırlanarak yürürlüğe konulmasında meri mevzuat hükümlerine aykırılık bulunmamaktadır.
Davacı tarafından, dava konusu Yönetmelikte, sağlık turizmi alanında yasal düzenleme bulunmaksızın doğrudan (ilk elden) düzenleyici işlemle kural konulması nedeniyle yetki unsuru yönünden hukuka aykırılık bulunduğu ileri sürülmekte ise de; “kanunla düzenlenme” deyiminin, düzenleme konusu alanın ve bu alanda idareye tanınan yetkilerin genel çerçevesinin çizilmesinin yeterli olduğu şeklinde anlaşılması gerektiği, düzenleme alanına yönelik detaylı kuralların zamana ve koşullara göre değişebileceği ve uzmanlık gerektirebileceği değerlendirilerek kural koyma yetkisinin idareye bırakılmasının yasama yetkisinin devredilmezliği veya idarenin düzenleme yetkisinin türevselliği ilkelerine aykırılık oluşturmayacağı, uyuşmazlıkta da 3359 sayılı Kanun ve 663 sayılı KHK ile idareye sağlık turizmi ve bu alanda faaliyette bulunacak kuruluşlar hakkında düzenleme yetkisi verildiği, bu yetkinin sınırlarının da yine Anayasa ve 3359 sayılı Kanunla (sağlık hizmetinin yurt genelinde eşit, dengeli, verimli, kaliteli, koordineli sunulması gibi) çizildiği dikkate alındığında, davacının söz konusu iddialarına itibar edilmemiştir.
Bu sebeple yetki unsuru yönünden hukuka uygun bulunan dava konusu Yönetmeliğin esasına yönelik iddiaların incelenmesine geçilmiştir.
B) Dava Konusu Maddelerin, Davacının İddiaları İle Sınırlı Olarak İncelenmesi:
1)Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1.fıkrasının (g) bendi, Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrası, 12. maddesinin birinci fıkrasındaki “ve aracı kuruluşlar” ibaresinin, Ek-2 numaralı ekinin 2. maddesi ve 6. maddesinin (c), (d), (e) bentlerinin incelenmesi yönünden;
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde, uluslararası sağlık turizmi aracı kuruluşunun, “Bakanlıkça, uluslararası sağlık turisti ile beraberindeki refakatçi ve diğer yakınlarına konaklama, ulaşım ve transfer hizmetlerinin sağlanması faaliyetlerini yürütmek üzere yetkilendirilen, 14/09/1972 tarihli ve 1618 sayılı Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanunu uyarınca işletme belgesi alan A grubu seyahat acentaları” şeklinde tanımlandığı; 5. maddesinin 1. fıkrasında, uluslararası sağlık turizmi kapsamında faaliyette bulunabilmek için, sağlık tesisinin ve aracı kuruluşun uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi almasının zorunlu olduğu, yetki belgesi almayanların uluslararası sağlık turizmi faaliyetlerinin Bakanlıkça durdurulacağı; 12. maddesinde, uluslararası sağlık turizmi ile ilgili olarak bu Yönetmelik çerçevesinde yetki verilmemiş sağlık tesisi ve aracı kuruluşlar tarafından bilgilendirme ve tanıtım yapılamayacağı; “Uluslararası Sağlık Turizmi Aracı Kuruluşu Yetkinlik Kriterleri”nin belirlendiği EK-2 numaralı ekinin 2. maddesinde, aracı kuruluşun uluslararası sağlık turizmi yetki belgesine sahip en az 3 sağlık tesisi ile protokol imzaladığını belgelemesi gerektiği, bu protokolün, aracı kuruluşun uluslararası sağlık turizmi yetki belgesini almasının ardından yürürlüğe gireceği; anılan ekin 6. maddesinin (c) bendinde, uluslararası sağlık turistinin almak istediği sağlık hizmetine uygun olan sağlık tesislerini, sağlık turistinin tıbbi bilgi ve / veya belgelerini önceden sağlık tesisine ileterek araştırmanın; (d) bendinde, uluslararası sağlık turistine, almak istediği sağlık hizmetini sunabilecek sağlık tesisleri hakkında ayrıntılı bilgi vermenin; (e) bendinde ise, uluslararası sağlık turistinin alacağı sağlık hizmeti ücreti ile ilgili sağlık tesisinden bilgi alarak uluslararası sağlık turistine yaklaşık hizmet bedeli ve ödeme şartları hakkında bilgi vermenin aracı kuruluşun görevlerinden olduğu ve bu hususlarda yazılı taahhüt vereceğinin düzenlendiği görülmektedir.
1618 sayılı Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanunu’nun 1. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, seyahat acentasının, kâr amacı ile turistlere turizm ile ilgili bilgiler vermeye, paket turları ve turları oluşturmaya, turizm amaçlı konaklama, ulaştırma, gezi, spor ve eğlence hizmetlerini görmeye yetkili olan, oluşturduğu ürünü kendi veya diğer seyahat acentaları vasıtası ile pazarlayabilen ticarî kuruluşu ifade edeceği; “Gruplandırma” başlıklı 3. maddesinde, seyahat acentalarının gördükleri hizmetlere göre üç grupta toplandığı;
a) A grubu seyahat acentalarının 1. maddede söz konusu olan tüm seyahat acentalığı hizmetlerini göreceği,
b) B grubu seyahat acentalarının uluslararası kara, deniz ve hava ulaştırma araçları ile A grubu seyahat acentalarının düzenleyecekleri turların biletlerini satacağı,
c) C grubu seyahat acentalarının yalnız Türk vatandaşları için yurt içi turlar düzenleyeceği,
B ve C grubu seyahat acentalarının kendi hizmetleri dışında kalan diğer seyahat acentalığı hizmetlerini göremeyeceği, ancak kendilerine A grubu seyahat acentalarının verecekleri hizmetleri görebileceği kuralına yer verilmiştir.
05/10/2017 tarih ve 26664 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Seyahat Acentaları Yönetmeliğinin “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde, seyahat acentasının, kâr amacı ile turistlere, turizmle ilgili bilgiler vermeye, paket turları ve turları oluşturmaya, turizm amaçlı konaklama, ulaştırma, gezi, spor ve eğlence sağlayan hizmetleri görmeye yetkili olan, oluşturduğu ürünü kendi veya diğer seyahat acentaları vasıtasıyla pazarlayabilen ticarî kuruluşu ifade ettiği düzenlemesine; “Seyahat acentaları grupları” başlıklı 7. maddesinde, “(1) Seyahat acentaları yaptıkları hizmetler bakımından üç gruba ayrılır;
a) A Grubu Seyahat Acentası: Tüm seyahat acentalığı hizmetlerini yapar.
b) B Grubu Seyahat Acentası: Kara, deniz ve hava ulaştırma araçlarına ilişkin rezervasyon ve bilet satışı hizmetleri ile A grubu seyahat acentalarının düzenledikleri turların biletlerinin rezervasyonunu ve satışını yapar.
c) C Grubu Seyahat Acentası: Yalnız Türk vatandaşı için yurt içi turları tanıtır, üretir, pazarlar veya satar.
(2) Ayrıca, B ve C grubu seyahat acentaları, kendilerine A grubu seyahat acentalarınca verilen hizmeti yerine getirir ve bu acentaların ürünlerini tanıtır, pazarlar veya satar.
(3) A grubu seyahat acentasının, B veya C grubu seyahat acentasına gerçekleştirmeleri için vereceği görevin bir yazı ya da sözleşme ile belgelenmesi gerekir. Bu görev, A grubu seyahat acentası hizmetine giren bir paket tur veya turun tamamının B veya C grubu seyahat acentasınca düzenlenmesi şeklinde olamaz.” kurallarına yer verilerek Kanun ile benzer düzenlemeler yapılmıştır.
Davacı tarafından, aracı kuruluşlarca verilecek hizmetlere bakıldığında bunların sağlık kuruluşuna yurtdışından hasta sağlayan acenteler olacağı, böylece 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 28. maddesine aykırı olarak sağlık kuruluşlarının seyahat acenteleri veya asistan kuruluşlar adı verilen çeşitli yapılarla birlikte hareket ederek yurtdışından ülkeye hasta getirilmesi suretiyle simsarlık yapılmasına hukuki çerçeve oluşturulduğu, sağlık kuruluşu ile acente arasında temin edilen hasta başına ücret/prim şeklinde anlaşmalarla yürütülen bu sistemin 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 64. maddesi uyarınca suç oluşturduğu ve kanunla tanımlanan suçun yönetmelik kuralı ile ortadan kaldırılamayacağı, uluslararası sağlık turizmi kapsamında faaliyette bulunabilmek için sağlık tesisi ve aracı kuruluşun almak zorunda bulunduğu uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi verilmesinde aranan şartların uygulanamaz olduğu, hekimlik yapma hak ve yetkisine sahip olanlardan yetki belgesi sahibi olmayan sağlık kuruluşlarında çalışanların bazı kişilere sadece uyruğu veya yaşadığı yer sebebiyle sağlık hizmeti veremeyeceğine ilişkin getirilen sınırlamanın herhangi bir yasal dayanağının olmadığı, Yönetmelikle yapılan sınırlandırmada kullanılan ölçütlere bakıldığında da kamu yararını gözeten ve sağlık hizmetinin niteliğini artıran önemli bir ölçütün bulunmadığı, yabancı dil bilen bir hekimin yurtdışından sağlık hizmeti almak amacıyla gelen bir hastaya hizmet sunmasının salt yetki belgesi yokluğu nedeniyle yasaklanmasında ya da yurtdışında çalışan vatandaşlarımızın bulundukları yerdeki sağlık hizmetine göre daha uygun ücretle ve anadillerinde sağlık hizmeti almak için ülkeye geldiklerinde hizmetin, güvendikleri ve tercih ettikleri hekim tarafından sunulmasının engellenmesinde kamu yararının bulunmadığı, dava konusu Yönetmelik ile hekimlerin yurtdışından bir organizasyon çerçevesinde hasta getirmeye ve yurtdışından sağlık hizmeti almak üzere ülkemize gelmiş hastaya hizmet sunmaya yönelik haklarının sınırlandırıldığı, nitekim, uluslararası sağlık turizmine yönelik dava konusu düzenlemelerde hastanın doğrudan sağlık tesisine başvurusunun da Yönetmelik kapsamında olduğunun ifade edildiği, böylesine bir sınırlamanın haklı sebebinin olmadığı, hekimin kendisine başvuran hastanın yurtdışından sağlık hizmeti almak amacıyla mı geldiği yoksa ülkemize herhangi bir sebeple geldikten sonra bu hizmeti almaya karar mı verdiğini bilemeyeceği, kaldı ki böyle bir bilginin hekimin sunacağı hizmeti farklılaştırmayacağı dikkate alındığında söz konusu bilginin bir değerinin olmadığı, dolayısıyla hekime böyle bir bilginin peşine düşmesi külfetinin yüklenmesinin anlamsız olduğu ileri sürülmektedir.
Düzenlemelere bir bütün olarak bakıldığında; kâr amacı ile turistlere turizm ile ilgili bilgiler vermeye, paket turları oluşturmaya, turizm amaçlı konaklama, ulaştırma, gezi, spor ve eğlence hizmetlerini görmeye yetkili olan seyahat acentelerinden, sayılan bu hizmetlerin tümünü birden sadece A grubu seyahat acentalarının yapabileceği, B grubu seyahat acentelerinin görevlerinin kara, deniz ve hava ulaştırma araçlarına ilişkin rezervasyon ve bilet satışı hizmetleri ile A grubu seyahat acentalarının düzenledikleri turların biletlerinin rezervasyonunu ve satışını yapmak, C grubu seyahat acentalarının görevinin ise yalnız Türk vatandaşları için yurt içi turları tanıtmak, üretmek, pazarlamak veya satmak ile sınırlandırıldığı görülmektedir.
Sağlık turizmi, bedensel, ruhsal ve zihinsel sağlığın korunması ya da iyileştirilmesi, hastalıklardan kurtulunması amacıyla yaşanılan yer dışına seyahat edilerek sağlık hizmetlerinin yanı sıra ulaşım, konaklama, yeme, içme, tercümanlık, sağlık tesisi ve hekim hakkında bilgilendirme gibi bir takım destek hizmetleri bünyesinde barındıran bir turizm türüdür. Başka bir anlatımla, sağlık turizminde alınacak temel hizmet sağlık hizmeti olmakla birlikte, belirtilen diğer hizmetler de sağlık hizmetinin ayrılmaz bir parçasıdır. Nitekim dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin (d) bendinde, uluslararası sağlık turizmi, sağlık amaçlı yurtdışından ülkemize geçici bir süreliğine gelen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan veya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla birlikte yurtdışında ikamet eden gerçek kişilerin aldıkları her türlü sağlık hizmeti ile bunlarla ilgili destek hizmetleri olarak tanımlanmıştır. Bu bağlamda, sağlık turizminin niteliği gereği bünyesinde konaklama, ulaşım, transfer hizmetlerini de barındırdığı, yukarıda aktarılan mevzuat düzenlemeleri gereği ancak A grubu seyahat acentalarınca bu hizmetlerin sunulabileceği, davacının iddia ettiği gibi hekimlerin bireysel olarak bu hizmeti yürütemeyeceği, diğer bir deyişle, uluslararası sağlık turistine yalnızca sağlık hizmeti sunulabilecek sağlık tesislerince “sağlık turizmi hizmeti verilemeyeceği” açıktır. Bu itibarla, sağlık turizmi alanında aracı kuruluşların yetkilendirilmesinde ve bu aracı kuruluşun A grubu seyahat acentası belgesi sahibi olması koşulunun aranmasında, ayrıca Sağlık Bakanlığı’nca yetkilendirilmiş bu aracı kuruluşların görev ve sorumlulukları gereği uluslararası sağlık turizmi ile ilgili bilgilendirme ve tanıtım yapmasında mevzuat hükümlerine ve hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu Yönetmelik ile Bakanlıkça yetkilendirilen aracı kuruluşların sağlık kuruluşuna yurtdışından hasta sağlayacağı öngörülmek suretiyle simsarlık yapılmasına hukuki çerçeve oluşturulduğu, sağlık kuruluşu ile acente arasında temin edilen hasta başına ücret/prim şeklinde anlaşmalarla yürütülen sistemin 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 28. maddesi uyarınca yasaklandığı ve 64. maddesi uyarınca suç sayıldığı, kanunla tanımlanan suçun yönetmelik kuralı ile ortadan kaldırıldığı ileri sürülmüştür.
6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 28. maddesinin 1. fıkrasının I bendinin (a) alt bendinde, “oda azaları ile hastalar arasında aracılık yapmayı meslek edinenlerle oda azalarının iş birliği yapmasını önlemek”, Türk Tabipleri Birliği İdare Heyetinin (Yönetim Kurulunun) görevleri arasında sayılmış; 64. maddesinde de, “Ücret ve her hangi bir menfaat mukabilinde tabiplere iş getirenler veya delalet edenlere, üç aydan bir seneye kadar hapis cezası verilir.” hükmü sevk edilmek suretiyle tabiplere menfaat karşılığı iş getirme fiili suç olarak kabul edilmiştir.
Aktarılan Kanun hükümlerinin, uluslararası sağlık turizmi kavramının dahi söz konusu olmadığı 1953 yılında kabul edilerek yürürlüğe girdiği, dolayısıyla Kanun’un amaç ve kapsamının, genel itibarıyla yurt içinde yerleşik Türk vatandaşları ile sınırlı olduğu, nitekim davalı Bakanlığa sağlık turizmi uygulamalarının geliştirilmesine yönelik düzenlemeler yapma görev ve yetkisinin 663 sayılı KHK’ya, 09/07/2018 tarihinde eklenen hükümle verildiği, buna göre 6023 sayılı Kanun’da, hekimler ile hastalar arasındaki aracılık faaliyetinin Türkiye sınırları içerisinde yasaklandığı ve yurt içinde yerleşik Türk vatandaşlarına yönelik olarak getirildiği; dava konusu Yönetmeliğin ise, sağlık hizmeti almak amacıyla yurtdışından ülkemize geçici bir süreliğine gelen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan veya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla birlikte yurtdışında ikamet eden gerçek kişiler ile ülkemizde herhangi bir nedenle geçici süreli olarak bulundukları sırada ani gelişen hastalıklar ve acil durumlar nedeniyle sağlık hizmeti almak isteyen yabancıları kapsadığı, buna bağlı olarak Türkiye sınırları içerisinde talep oluşturacak ve yurt içinde yerleşik Türk vatandaşlarına yönelik olacak şekilde aracılık hizmetlerinin yapılmasına izin vermediği, bu haliyle dava konusu Yönetmelik kurallarında 6023 sayılı Kanun’un bahse konu hükümlerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi düzenlenmesi zorunluluğuna gelince;
Yönetmeliğin iptal istemine konu 5. maddesinin 1. fıkrasında, uluslararası sağlık turizmi alanında faaliyet gösterecek sağlık kuruluşu ile aracı kuruluşun, kendi mevzuatına göre almış oldukları ruhsat/izin/yetki belgesine ek olarak, Sağlık Bakanlığınca uluslararası sağlık turizmi alanının nitelik ve gerekleri göz önünde bulundurularak Yönetmelikte ve ekinde belirlenen kriterleri sağlayan sağlık kuruluşu ve aracı kuruluş için “uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi” düzenlenmesi, yetki belgesi almayanların uluslararası sağlık turizmi faaliyetlerinin durdurulması öngörülmüştür.
Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleriyle Sağlık Bakanlığına, bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel kıstaslarını belirleme, amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına yönelik düzenleme yapma, çalışma ve hizmet standartlarını tespit etme, bu kuruluşları ruhsatlandırma, denetleme, mevzuata aykırılığın tespiti halinde faaliyetlerini durdurma ve sağlık turizmi uygulamalarını geliştirme görev ve yetkisinin verildiği görülmektedir.
Esasen, sağlık kurum ve kuruluşlarının, sağlık alanında faaliyette bulunan kuruluşların hizmet standartlarının tespiti ile bu standartlara uyulup uyulmadığının denetimi bütünlük içinde yürütülmesi gereken hizmetlerdir. Kanun’un hizmet standartlarını belirleme ve belirlenecek standartlara uyulup uyulmadığını denetleme görevini idareye vermesinin doğal sonucu olarak da hizmet standartlarına uymayanlara uygulanacak yaptırımları belirleyebileceğinin kabulü gerekir (İDDK, 17/01/2018 tarih ve E.2015/2327, K.2018/42 sayılı kararı).
Sağlık hizmetlerinin niteliği gereği diğer kamu hizmetlerinden farklı olduğu, sağlık hizmetinin temel hedefi olan insan sağlığının ertelenemez ve ikame edilemez olduğu, sağlık hizmetlerinin insan yararına sürekli yenilik ve gelişme göstermesinin, hizmet kalite ve beklentilerini çağın koşullarına yaklaştırmayı gerektirdiği, bu yönüyle sağlık hizmetlerinin, kendi iç dinamikleri ve nitelikleri doğrultusunda üretilmesi ve halk yararına sunulmasında özel sektörün kazanç, rekabet ve büyüme dinamiklerinden yararlanılacak türdeki hizmetlerden olduğu, bu çerçevede, artan sağlık hizmeti talebini en doğru şekilde karşılamak, yüksek sermaye grubuna dahil sürekli yenilenen teknoloji elde etmek ve maliyetleri en aza indirgemek, birden çok kuruma ortak hizmet alanı yaratmak, yetersiz ve kısıtlı kalifiye insan gücü kaynağını değerlendirerek hizmette etkinlik ve verimlilik sağlamak, değişen şartlara ve ihtiyaçlara göre hizmet planlaması ve sunumu yapmak, kaynak kullanımı kontrollü, kaliteyi yükselten, maliyeti düşüren etkin, süratli, kesintisiz bir sağlık hizmeti sunmak sağlık hizmetleri yönünden Devlet için bir kamusal zorunluluk olup bu husus yargı içtihatlarında da vurgulanmaktadır.
Uluslararası sağlık turizminin de sağlık hizmetinin gelişen ve değişen yönü olarak ortaya çıktığı ve klasik kamu hizmetinden farklı niteliğe sahip olduğu, söz konusu hizmetin ülke ekonomisine katkısı ve dışa yönelik olarak ülke tanıtımını sağlaması açısından sıkı kurallara tabi tutulmasının hizmetin niteliği gereği olduğu, böylece kaliteli hizmet sunulmasının amaçlandığı açıktır.
Sağlık turizmi kapsamında sağlık hizmeti almak için gelen turist, genel olarak, sağlık hizmet kuruluşu ile tedavi sözleşmesi veya hastaneye kabul sözleşmesi; ulaşım için hava veya karayolu şirketi ile taşıma sözleşmesi; konaklama için otel veya pansiyon ile barındırma sözleşmesi yapmaktadır. Dava konusu Yönetmeliğin öngördüğü sistemde ise, tüm bu ilişkilerin kurulmasına aracılık etmesi amacıyla turistler bir aracı kurum ile anlaşma yapabileceği gibi doğrudan sağlık tesisi ile irtibata geçerek onun anlaşmasının olduğu aracı kuruluşa da yönlendirilebilecektir.
Aracı kuruluş, sağlık turizminde uluslararası sağlık turisti ile sağlık kuruluşu arasındaki ilk ilişkinin kurulmasına yardım eden, ilişkileri koordine edip, hastanın tüm tıbbi kayıtlarını özel sağlık kuruluşuna ileten önemli bir fonksiyona sahiptir. Aracı kuruluşlar, sağlık turizminden faydalanmak isteyen hastaların gidebilecekleri potansiyel yerler konusunda bilgi sahibi olmalarını sağlamakta, olanakları, hizmet sunucularını ve prosedürleri anlatmakta, talepleri doğrultusunda ilgili sağlık tesisine yönlendirmektedir. Sağlık tesisi de sağlık hizmeti almak için yurt dışından gelen hastalara teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetleri ile geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları konusunda yardımcı olmaktadır. Böylesine önemli bir fonksiyona sahip olduğu da gözetilerek, aracı kurumun ve sağlık hizmetini ifa eden sağlık tesisinin uluslararası sağlık turizmi kapsamında faaliyette bulunabilmeleri için uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi alınması dava konusu Yönetmelikle zorunlu kılınmıştır.
Bu zorunluluğun nedenleri arasında; uluslararası sağlık turizmi alanında faaliyette bulunanlar açısından dava konusu düzenleyici işlemin yürürlüğe girmiş olduğu tarihe kadar herhangi bir düzenleme bulunmadığından kontrolsüz, kriterleri belirlenmemiş bir biçimde, denetimsiz olarak faaliyetlerin sürdürülmesinin doğurduğu mağduriyetler ve alanı disipline etme ihtiyacının olduğu, hızla gelişen ve ülke ekonomisi açısından önemli bir paya sahip olan sağlık turizmi alanına ilişkin kriterlerin kural altına alınmasının gerekli olduğu, bu noktada sağlık turizmi alanındaki asli hizmetin sağlık hizmeti olması, ülkemizin tercih edilen konuma gelmesi ve ekonomiye de katkı sağlanması açısından bir takım kriterlerin getirildiği açıktır.
Başka bir anlatımla, dava konusu Yönetmeliğin amacı, mevcut durumda fiilen var olan sağlık turizmi faaliyetlerini hukukî düzenlemeye kavuşturarak disipline etmek, böylece Anayasa gereği kişi sağlığını korumak ve suistimallerin önüne geçilmesini temin ederek bu alanda da denetim sağlamak, sağlık turizmi alanının uluslararası boyutu gereği yurt dışından ülkemize gelen sağlık hizmeti ihtiyacı duyan bireylere kendi ülkelerinde alamadıkları nitelikli ve denetime tabi standartları yükseltilmiş sağlık hizmeti sunmaktır.
Bu bağlamda, davalı Bakanlığın, yukarıda aktarılan görev ve yetkileri çerçevesinde, uluslararası sağlık turizmi alanında faaliyette bulunmak isteyen sağlık tesisinin ve aracı kuruluşun, mevcut ruhsat/izin/yetki belgesine ek olarak, uluslararası sağlık turizmi alanının nitelik ve gerekleri gözetilerek belirlenen kriterleri sağlaması amacıyla uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi ile faaliyette bulunması şartının getirilmesini ve bu şarta sahip olmayanların faaliyetlerinin durdurulmasını öngören Yönetmelik kuralında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı gibi, söz konusu kuralın sağlık turizmi alanının uluslararası boyutu ve ülke ekonomisi açısından önemi de göz önünde bulundurularak bu alanın kontrol altına alınması suretiyle kaliteli hizmet sunumunun sağlanması ve denetimde somut kriterler belirlenerek faaliyette bulunanların hizmetlerinin denetlenmesinin sağlanmasına hizmet ettiği, ülkesinden sağlık hizmeti almak için gelecek bireylerin de standartları mevzuat ile belirlenmiş bir ülkede hizmet aldıkları konusunda kendilerini hukuki açıdan güvende hissedecekleri, dolayısıyla düzenlemelerde kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırı bir yön de bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Davacı tarafından, hekimlerin hasta tedavi etme haklarının 1219 sayılı Kanun’a aykırı olarak kısıtlanması nedeniyle dava konusu Yönetmelik kurallarının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de; dava konusu Yönetmelikle hekimlerin hasta tedavi etme haklarına Kanuna aykırı bir kısıtlama getirilmediği, yalnızca uluslararası sağlık turistine sağlık hizmeti sunacak sağlık kuruluşlarına yönelik Bakanlıktan alınmış ruhsata ek olarak yetki belgesi almaya esas başka koşullar öngörüldüğü, bu durumun hekim yetkisinin kısıtlanması olarak değerlendirilemeyeceği, aksi görüşün ruhsatsız sağlık kuruluşunda görevli hekimlerin de yetkilerinin kısıtlandığının kabulü anlamına geleceği, oysa yetki belgesi koşulunun, tıpkı ruhsat gibi, sunulacak sağlık hizmetinin niteliğine uygun kriterlerin sağlandığının belgelendirilmesine yönelik olduğu ve bu haliyle mevzuata aykırı bir yön içermediği kanaatine varıldığından, aksi yöndeki davacı iddiasına itibar edilmemiştir.
2) Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 3. fıkrası ikinci cümlesi ve 4. fıkrasının birinci cümlesinin incelenmesi yönünden;
Anılan Yönetmeliğin 5. maddesinin 3. fıkrasının birinci cümlesinde, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisinin, kendisine doğrudan başvuran uluslararası sağlık turistini kabul edebileceği; dava konusu ikinci cümlesinde de, aracı kuruluş faaliyetlerine ihtiyaç duyulması halinde, Bakanlıkça yetki verilen uluslararası sağlık turizmi aracı kuruluşu ile protokol yapılmasının zorunlu olduğu; 4. fıkrasının birinci cümlesinde ise, uluslararası sağlık turistinin yatışından taburcu edilinceye kadar sağlık tesisinde alacağı sağlık hizmetinin yanında ihtiyaç duyacağı diğer hizmetleri sunmanın da uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisinin sorumluluğunda olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.
Davacı tarafından, düzenleme ile sağlık kuruluşlarının aracı kuruluşlar ile birlikte çalışmasına izin verildiği, böylece 6023 sayılı Kanun’un 28. ve 64. maddelerine aykırı olarak simsarlık faaliyetine hukuki çerçeve oluşturulduğu, Yönetmeliğin 5. maddesinin 4. fıkrasında, sağlık hizmetinin yanında ihtiyaç duyulacak “diğer hizmetler” olarak ifade edilen hizmetlerin kapsamının kesin biçimde belirlenmediği, düzenlemedeki ek hizmetlerin sağlık hizmetinin yanı sıra sunulması gereken yemek, iletişim, refakatçi gibi hizmetleri mi yoksa hasta ve yakınlarının konaklama, ulaşım ve transfer hizmetlerini mi kapsadığının anlaşılamadığı ileri sürülmektedir.
Bireylerin kendi ülkesindeki sağlık hizmeti ile kıyaslandığında hizmet almak için seyahat edeceği ülkenin sağlık hizmeti sunumunun kaliteli olmasına imkan veren düzenlemeler yapılması, sağlık turizminin gelişmesini sağlayacak; sağlık hizmetlerinin belirli bir kalitede verilmesi de, rekabet avantajı elde edilmesini ve hasta memnuniyet ve tatmin düzeylerinin artırılmasını temin edecektir.
Dava konusu Yönetmeliğin uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında hizmet standartlarına yönelik usul ve esasları belirlemek amacıyla çıkarıldığı, Yönetmeliğin uluslararası sağlık turizminin sağlık amaçlı yurtdışından ülkemize geçici bir süreliğine gelen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan veya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla birlikte yurtdışında ikamet eden gerçek kişilerin aldıkları her türlü sağlık hizmeti ile bunlarla ilgili destek hizmetlerini kapsadığı düzenlenmiştir.
Uluslararası sağlık turizmi, tanımından da anlaşıldığı üzere, sağlık hizmetinin yanı sıra bu hizmeti almak üzere seyahat edilmesinin doğal sonucu olarak konaklama, ulaşım ve transfer hizmetlerini de içinde barındırmakta olup, bu hizmetler 1618 sayılı Kanun ve dava konusu Yönetmeliğin yukarıda hukuka uygunluğuna karar verilen düzenlemeleri gereği aracı kuruluşlar tarafından sunulmak zorundadır.
Yönetmeliğin 5. maddesinin 3. fıkrasına göre, uluslararası sağlık turistinin sağlık tesisine doğrudan başvurması ve sağlık hizmeti dışında sayılan bu hizmetlere ihtiyaç duymaması halinde, aracı kuruluşun devreye girmesine gerek kalmaksızın sağlık hizmeti sunumunun tamamlanması mümkündür. Bununla birlikte, münhasıran aracı kuruluşun yetkisinde bulunan faaliyetlere (konaklama, ulaşım ve transfer hizmetlerine) ihtiyaç duyulması halinde, sağlık tesisi ile aracı kuruluş arasında sözleşme imzalanması, 1618 sayılı Kanun’un gereği ve sağlık turizminin niteliği ile kapsamının doğal sonucudur.
Bu itibarla, Yönetmeliğin 5. maddesinin 3. fıkrasının dava konusu ikinci cümlesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Öte yandan, sağlık kuruluşunun söz konusu hizmetleri sağlamak adına sağlık turizmi alanında yetkilendirilmiş kuruluşla sözleşme yapmasına yönelik düzenlemenin, hizmet standardını yükseltmek suretiyle verilecek sağlık hizmetinde aksaklığa neden olunmaması ve gelen turistin mağdur olmaması açısından ülke menfaatine yönelik olduğu, sözleşme imzalanmasının Bakanlıkça yapılacak denetim açısından, sağlık hizmetine olan güvenin artması ve turistin geldiği ülkede mağdur olmaması bakımından gerekli olduğu, bu yönüyle düzenlemede kamu yararı ve hizmet gereklerine de aykırı bir yön bulunmadığı görülmektedir.
Yönetmeliğin 5. maddesinin 4. fıkrasının dava konusu birinci cümlesine gelince;
Yukarıda belirtildiği üzere, sağlık turizmi, sağlık hizmetinin yanı sıra ve bunun ayrılmaz bir parçası olarak konaklama, ulaşım ve transfer hizmetlerini de içinde barındırmakta olup, bu hizmetler aracı kuruluşlar tarafından sunulmak zorundadır. Dolayısıyla, davacı Birliğin iddia ettiğinin aksine, sağlık hizmeti dışındaki söz konusu hizmetlerin, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisinden beklenmesi söz konusu değildir. Bu durumda, fıkrada geçen “diğer hizmetler” ibaresinden, gerek uluslararası sağlık turistinin, gerekse refakatçisinin yeme-içme, tercümanlık, berberlik gibi aracı kuruluşun münhasır yetki alanına girmeyen, her somut olaya göre değişebileceğinden sayma suretiyle belirlenemeyen diğer destek hizmetlerinin anlaşılması gerektiği kanaatine ulaşılmaktadır. Nitekim, Yönetmeliğin 5. maddesinin 4. fıkrasının ikinci cümlesinde, sağlık kuruluşunun bu hizmetler için aracı kuruluşlarla ya da diğer kurum ve kuruluşlarla sözleşme yapabileceği belirtilerek münhasıran aracı kuruluşların yapmakla yetkili olduğu “konaklama, ulaşım ve transfer” hizmetleri dışındaki destek hizmetlerinin kastedildiği zımnen ifade edilmiştir.
Düzenlemeye bu çerçeveden bakıldığında; sağlık turizminin doğası gereği sağlık hizmeti dışında sunulması gereken bir takım destek hizmetlere ihtiyaç duyulabileceği, destek hizmetlerinin sunulmasının uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisinin sorumluluğunda olmasının bu gereklilikten kaynaklandığı, başka bir ifadeyle, uluslararası sağlık turistinin destek hizmeti ihtiyacının, sağlık hizmeti sunumu sırasında ve bu hizmetin alımına bağlı olarak doğduğu, dolayısıyla sağlık hizmeti ile sıkı ilişki içerisinde ve/veya sağlık hizmetinin devamı / ayrılmaz parçası niteliğinde bulunduğu ve uluslararası sağlık turistinin bu aşamada doğrudan sağlık tesisi ile muhatap olduğu, ihtiyaç duyduğu destek hizmetine sağlık kuruluşu haricinde ulaşmada güçlük çekmesinin kuvvetle muhtemel olduğu, dava konusu kuralın, turistin nitelikli sağlık hizmeti sunulacağına ve mağdur olmayacağına yönelik güven duygusunun tesisine ve sağlık turizmi konusunda ülkenin tercih edilebilirliğine yönelik bir düzenleme olduğu dikkate alındığında, destek hizmetlerinin bizzat veya sözleşme yoluyla sunulması yükümlülüğünün sağlık tesislerine verilmesinde hukuka ve hizmet gereklerine aykırılık görülmemiştir.
Esasen, uluslararası sağlık turizmi alanındaki sağlık hizmeti kapsamının bu şekilde tanımlanıp kurulması nedeniyle uluslararası sağlık turizmi sağlık tesislerinden, Yönetmelikte yer verilen ek kriterlerin yerine getirilmesi istenilmiş ve Sağlık Bakanlığınca düzenlenmiş olan ruhsatlarına ek olarak yetki belgesi almaları şart koşulmuştur.
Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 5., 6., ve 7. fıkraları yönünden;
Anılan Yönetmeliğin 5. maddesinin 5. fıkrasında, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi tarafından, bu Yönetmelik kapsamında sağlık hizmeti verilen kişilerin Bakanlıkça oluşturulan web tabanlı sisteme kaydedilmesinin zorunlu olduğu; 6. fıkrasında, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi tarafından kayıt altına alınan kişisel sağlık verilerinin 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununa uygun bir şekilde işleneceği, Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun bir şekilde merkezi sağlık veri sistemine aktarılacağı; 7. fıkrasında ise, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi ve uluslararası sağlık turizmi aracı kuruluşunun, Bakanlıkça istenilen bilgi ve belgeleri göndermekle yükümlü olduğu düzenlemelerine yer verilmiştir.
Davacı tarafından, dava konusu Yönetmelik düzenlemeleri ile Bakanlık tarafından oluşturulan web tabanlı sisteme hastaların kaydedilmesi, merkezi sağlık veri sistemine aktarılması ve istenilen bilgi ve belgelerin de Bakanlığa gönderilmesi gereğinin düzenlendiği, ancak verilerin işlenmesi ve aktarılmasında herhangi bir ölçü veya sınıra ilişkin kurala yer verilmediği, sağlık hizmetlerine ilişkin bütün verilerin Sağlık Bakanlığına gönderilmesini sağlamaya yönelik düzenlemeler getirildiği, söz konusu verilerin hiç bir sınırlandırılma ve anonimleştirme yapılmadan paylaşılmasının, kişisel sağlık verilerinin korunmasının esas, sınırlanmasının istisna olduğu ilkesine aykırı olduğu, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 4. maddesinde, kişisel verilerin işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak işlenebileceği esasının kabul edildiği, anılan kanun hükmü ile getirilen sınır ve ölçünün dava konusu düzenleme ile benimsenmediği, 108 sayılı Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulma Sürecinde Bireylerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin amacının (md.1) ve benimsenen ana kuralın kişisel verilerin korunması olduğu, 6.maddesinde, sağlık verilerinin özel veri olarak kabul edildiği ve iç hukukta uygun güvenceler sağlanmadıkça bu verilerin otomatik işleme tabi tutulamayacağı, sözleşmenin 9.maddesinde sayılan istisnalar dışında 6.madde hükmüne istisna getirilemeyeceği, sözleşmenin 25. maddesine göre de taraf devletlerin sözleşme hükümlerine çekince koyamayacaklarının düzenlendiği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 8.maddesinde kişisel verilerin mahremiyet hakkı kapsamında değerlendirildiği, hassas veri niteliği taşıyan kişisel sağlık verilerinin, ancak kişilerin açık rızasıyla ve sağlık personelinin hizmet yükümlülüğü ile sınırlı olmak üzere ve sır saklama yükümlülüğü kapsamında işlenebileceği, Anayasa Mahkemesi’nin kişisel verilerin korunması ile ilgili olarak verdiği kararlarda ortaya koyduğu gerekçeler dikkate alındığında, kişisel verilerin ilgili 3. kişiler ya da kamu kurum ve kuruluşları ile paylaşılabilmesi için, söz konusu kurum ve kuruluşların bu verilere ulaşabilmeleri hususunda kanunen yetkilendirilmiş olmaları ve bu verilerin ilgili kurum ve kişilerin görevlerini yapmaları için gerekli olmasının yanı sıra bu görevlerin de yerine getirilmesi ile sınırlı olması gerektiği, yine elde edilen sağlık verilerinin nasıl bir işleme tabi tutularak merkezi sisteme gönderileceğine dair bir kurala düzenlemede yer verilmediği, sağlık kuruluşlarına getirilen veri aktarım zorunluluğu ile sır saklama yükümlülükleri arasında bir denge kurulmadığı, buna göre sağlık verilerinin işlenmesine esas alınan amaçları gerçekleştirmek üzere hangi verilerin kullanılacağının belirlenmesi ve ona göre sınırlı veri toplanmasının gerektiği, iç hukukta düzenlenmesi zorunlu sayılan hususların hiçbirinin düzenlenmediği, bu alanlarda açık, net, anlaşılır, çerçevesi belirli, uygulamaya yol gösterecek nitelikte bir düzenleyici işlem yapılmadığı, bu bakımdan Yönetmeliğin ilgili hükümlerinin hasta sırlarının paylaşılmasına ilişkin sınırlamanın yanı sıra 6698 sayılı Kanun’un 4. maddesine ve 108 sayılı Sözleşmeye aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunun 3. maddesinin (f) bendinde ve işlem tarihinde yürürlükte bulunan 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, 6698 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile değişik 47. maddesinde, Bakanlığa kişilerin sağlık durumunun takip edilebilmesi ve sağlık hizmetlerinin daha etkin ve hızlı şekilde yürütülmesi maksadıyla gerekli kayıt ve bildirim sistemi kurulması yetkisi verildiği; bu bağlamda uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında elde edilen verilerin merkezi sisteme kaydedilmesi ve söz konusu belge ve bilgilerin gönderilmesinin zorunlu tutulmasına yönelik düzenleme getiren Yönetmeliğin 5. maddesinin dava konusu 5. ve 7. fıkralarının, davalı idarenin sağlık hizmetinin etkin yürütülmesi yanında hizmetlerin planlanması, maliyetlerin hesaplanması ve denetleme yapılması görevlerinin yerine getirilebilmesini, hizmetin verimli ve hızlı bir şekilde yürütülmesini sağlamaya yönelik olduğu ve yasal dayanağı bulunduğu görülmekle anılan düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Anayasanın, 07/05/2010 tarih ve 5982 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değişik 20. maddesinde, kişisel verilerin korunması temel bir insan hakkı olarak güvence altına alınmış ve konuya ilişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Anılan hükme istinaden 07/04/2016 tarih ve 29677 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan genel gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, kişisel verilerin korunması konusunun pek çok sektörü ve kamu ya da özel kurumu ilgilendirmesi nedeniyle bir “çerçeve kanun” olarak hazırlanmıştır.
Bu Kanuna neden ihtiyaç duyulduğunu açıklayan genel gerekçede, Türk Ceza Kanunu’nun 135. ve devamı maddelerinde kişisel verilerin hukuka aykırı olarak elde edilmesi, kaydedilmesi veya ifşa edilmesi fiillerinin suç olarak düzenlendiği ve yaptırıma bağlandığı, ancak kişisel verilerin işlenmesine yönelik özel bir kanun bulunmaması sebebiyle, bu fiillerin ne zaman hukuka aykırı ne zaman hukuka uygun olduğunun belirlenmesinde tereddütler yaşandığı vurgulanmaktadır.
Genel gerekçede, kişisel verilerin korunmasına yönelik bir kanunî düzenleme olmamasının uluslararası ilişkiler açısından da sorunlar yarattığı, EUROPOL, EUROJUST gibi Avrupa kurumları ile ilişkilerin sekteye uğradığı, sağlık kuruluşlarınca tutulan kişisel verilerin güvenliğinin sağlanmasında yeterli yasal önlem olmamasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce özel hayatın gizliliğine müdahale olarak kabul edildiği ve bu nedenle ihlal kararları verildiği belirtilmektedir. Yine genel gerekçede, bu Kanun’un Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik süreci açısından da önemine dikkat çekilmekte, Türkiye’nin, Avrupa Konseyi tarafından tüm üye ülkelerde kişisel verilerin aynı standartlarda korunması ve sınır ötesi veri akışı ilkelerinin belirlenmesi amacıyla hazırlanan 108 sayılı “Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi”ne de 1981 yılından itibaren taraf olduğu ifade edilmektedir.
Bütün bu hususlardan anlaşılacağı üzere, 6698 sayılı Kanun, kişisel verilerin korunması konusunda önemli bir yasal boşluğu doldurmak amacıyla kabul edilen çerçeve niteliğinde bir yasal düzenlemedir. Genel gerekçede yer verilen şu tespit, Kanun ile oluşturulan Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun genel kontrol ve denetleme işlevlerine dikkat çekmesi bakımından önemlidir: “Ülkemizde kişisel verilerin işlenmesi sürecini kontrol edecek ve denetleyecek bir kurum bulunmamaktadır. Bunun bir sonucu olarak halen kişisel veriler yeterli düzenleme ve denetime tabi olmaksızın, birçok kişi veya kurum tarafından kullanılabilmekte ve bu durum bazı hak ihlallerinin yaşanmasına sebep olabilmektedir.”
Bu amaçla, 6698 sayılı Kanun’un 21. maddesi hükümlerine göre oluşturulan Kişisel Verileri Koruma Kurulu 30/10/2017 tarihinde kurulmuş, Kurul’un görev ve yetkileri, aynı Kanun’un 22. maddesiyle belirlenmiştir. 22. maddenin 1. fıkrasının (h) bendinde, “Diğer kurum ve kuruluşlarca hazırlanan ve kişisel verilere ilişkin hüküm içeren mevzuat taslakları hakkında görüş bildirmek” hükmüne yer verilmiş olup, söz konusu düzenlemelerden diğer kurum ve kuruluşlarca hazırlanacak mevzuat taslakları hakkında Kurul’dan görüş alınmasının zorunlu olduğu anlamının çıkarılamayacağı açıktır. Zira kanun koyucu, kişisel verilere ilişkin hüküm içeren mevzuat taslakları hakkında mevzuatı hazırlayan kamu kurum ve kuruluşlarına Kişisel Verileri Koruma Kurulu’ndan görüş/uygun görüş alam mecburiyeti getirmemiştir.
Anılan Kanun’un, “Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında, dava konusu Yönetmelikle düzenlenen, sağlık verilerinin de özel nitelikli kişisel veri olduğu belirtilmiş; maddenin 4. fıkrasında, “Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır.” hükmü getirilmiştir.
Dava konusu düzenleme tarihi itibarıyla Kurul tarafından özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edilen sağlık verilerinin işlenmesinde alınması gerekli önlemler henüz belirlenmemiş olmakla birlikte, Kurul tarafından yeterli önlemlerin belirlenmemesinin diğer kurum ve kuruluşlarca düzenleyici işlem yapılmasına engel teşkil edeceği düşünülemez. Kanun’un 6. maddesinin 4. fıkrası hükmüne göre kurum ve kuruluşların, gerek mevzuat taslaklarını hazırlarken, gerekse uygulamayı yönetirken Kurul tarafından belirlenmiş önlemler varsa bunları da dikkate alacakları konusunda kuşku yoktur. Ancak maddede sözü geçen önlemler Kurul tarafından bir kereye mahsus kararlaştırılıp daha sonra değiştirilemeyecek önlemler değildir. Kurul her zaman, belirlediği önlemleri değiştirebilir, uluslararası gelişmelere, zamanın gereklerine vs. göre yenilerini ekleyebilir. Kişisel verileri işleyenlerin, Kurul tarafından herhangi bir zamanda belirlenen önlemleri her zaman dikkate alacağı açıktır. Kaldı ki kişisel sağlık verilerinin işlenmesine ilişkin usul ve esaslar anılan Kanun ve bu hususta Sağlık Bakanlığınca hazırlanan düzenleyici işlemlerle belirlenmiştir. Dolayısıyla dava konusu Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelikte anılan Kanun hükümlerine atıfta bulunularak kişisel sağlık verilerinin bu Kanuna uygun şekilde işleneceği, Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun olarak merkezi veri sistemine aktarılacağına ilişkin getirilen 5. maddenin 6. fıkrası kuralında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
4)Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesi ile 3. fıkra birinci cümlesi yönünden;
Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesinde, uluslararası sağlık turizmi biriminde bir tabip/uzman tabibin uluslararası sağlık turizmi birimi sorumlusu olarak görevlendirileceği ve İl/İlçe Sağlık Müdürlüğüne bildirileceği; 3. fıkrasının birinci cümlesinde ise, uluslararası sağlık turizmi biriminde, sorumlu dâhil yabancı dil bilen en az 2 personel istihdam edileceği düzenlemesi yer almaktadır.
Davacı tarafından, yabancı uyruklu hastalar yönünden söz konusu birimin hasta ile ilk iletişim kuracak birim olması sebebiyle dil zorunluluğu aranmasının makul olabileceği, fakat Yönetmeliğin yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarını da kapsadığı, dolayısıyla onlar açısından iletişim için yabancı dil bilgisine gereksinim olmadığı, dava konusu Yönetmelikle getirilen uluslararası sağlık turizmi birimi oluşturulması zorunluluğunun yabancı ülkede yerleşik Türk vatandaşları açısından hiçbir haklı gerekçesi ve yasal dayanağı olmadığı, bu nedenle kapsamına aldığı hastaların niteliğini ayırmadan, yurt dışından gelen herkesi yabancı gibi değerlendirerek yabancı dil bilen bir hekim ve bir personelin bulundurulduğu birim oluşturulmasını mecbur tutan, sağlık turizmi bağlamında gelen hastaları büyük sağlık kuruluşlarına yönlendiren dava konusu düzenlemelerin kamu yararı ve hizmet gerekleri ile bağdaşmadığı ileri sürülmektedir.
Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin (d) bendinde, “uluslararası sağlık turizmi”nin, sağlık amaçlı yurtdışından ülkemize geçici bir süreliğine gelen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan veya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla birlikte yurtdışında ikamet eden gerçek kişilerin aldıkları her türlü sağlık hizmeti ile bunlarla ilgili destek hizmetlerini ifade ettiği; (e) bendinde, “turistin sağlığı”nın, ülkemizde herhangi bir nedenle geçici süreli olarak bulunan yabancıların, ülkemizde bulundukları sırada ani gelişen hastalıklarda ve acil durumlarda sağlık hizmeti almasını ifade ettiği; (f) bendinde ise, “uluslararası sağlık turisti”nin, uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında sağlık hizmeti alan hastayı ifade ettiği belirtilmiş; “Uluslararası sağlık turizmi birimi” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında da, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisinde, uluslararası sağlık turistinin kabul, kayıt, teşhis, tedavi, faturalandırma, taburculuk, tercümanlık ve aracı kuruluşlarla ilgili iş ve işlemlerin koordinasyonu ile görevli “uluslararası sağlık turizmi birimi” oluşturulacağı düzenlenmiştir.
Bu birimde sağlık tesisine yurt dışından gelen hastalara sunulacak sağlık hizmeti ile diğer destek hizmetlerine ilişkin işlemlerin koordinasyonunda görev yapmak üzere bir tabip/uzman tabibin “birim sorumlusu” olarak belirleneceğine, birim sorumlusunun tek başına hizmet ifasında hasta potansiyeli açısından zorluk yaşaması halinde bir sağlık meslek mensubunun “sorumlu yardımcısı” olarak görevlendirilebileceğine, bu birimde sorumlu dahil yabancı dil bilen en az 2 personel bulunması gerektiğine yönelik zorunluluklar getirildiği görülmektedir.
Anılan Yönetmeliğin kapsamı ve amacı birlikte değerlendirildiğinde; uluslararası sağlık turizminin, bireylerin ihtiyacı olan sağlık hizmetini ikamet ettiği ülke dışındaki farklı bir ülkeden almak için seyahat etmesi olduğu, hastanın daha kaliteli ve erişebilir sağlık hizmeti arayışı nedeniyle tercih ettiği bu seçenekte, sağlık tesisine gelen turisti yönlendirme ve ona rehberlik etme açısından onunla ilk muhatap olacak konumda bir birim kurulmasının ve birimde eğitimli, sağlık hizmeti sunumuna yönelik bilgilendirme taleplerine cevap verebilecek, belirli tecrübeye ve hasta ile iyi iletişim kurabilecek dil yeterliliğine sahip sağlık personelinin bulunmasının hizmetin standartlarını ve niteliğini arttırmaya yönelik olduğu, aynı zamanda uluslararası sağlık turizminin ülkemizin tanıtımına ve ekonomisine olumlu katkısı da gözetilerek uluslararası sağlık turistinin ülkemizdeki sağlık hizmetine yönlendirilmesi amacına hizmet ettiği anlaşılmaktadır. İdarece, belirtilen kamu yararına yönelik amaçlarla sağlık tesislerine yönelik bazı ek yükümlülükler öngörülebileceği, ancak bu yükümlülüklerin ölçüsüz olmaması gerektiği ve dava konusu düzenlemelerde sağlık kuruluşları açısından ölçüsüz bir külfet de getirilmediği açıktır.
Bu itibarla, kaliteli hizmet arzı ve sağlık turizmi kapsamında sağlık hizmetlerinin ihtiyacı en iyi şekilde karşılayacak biçimde yürütülüp geliştirilmesiyle görevli davalı idarece, kendisine verilen bu görev ve yetki uyarınca sağlık turizminin amaç ve kapsamına uygun ve orantılı olarak öngörülen dava konusu yükümlülükleri içeren düzenlemelerde hukuka, kamu yararı amacına ve hizmet gereklerine aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Öte yandan, yurt dışından gelen turistlerle ilk görüşmenin yapıldığı uluslararası sağlık turizmi sağlık biriminin kurulmasının hizmetin doğası gereği olduğu, bu birimde kabul, kayıt, teşhis, tedavi, faturalandırma, taburculuk, tercümanlık ve aracı kuruluşlar ile ilgili iş ve işlemlerin yürütüleceği, sorumlu tabibin bu birimde yerine getireceği görevlerin hizmetin idari yönden işleyişine yönelik olduğu, ilgiliyi tedavi edecek hekime yönelik olmadığından tedavi yetkisinin kısıtlanması sonucunu doğurmayacağı, düzenlemelerin bu yönden de hizmet gereklerine aykırı olmadığı görülmektedir.
5) Yönetmeliğin 10. maddesi ile 12. maddesi yönünden;
Yönetmeliğin “Fiyatlandırma” başlıklı 10. maddesinde, bu Yönetmelik kapsamında sunulacak uluslararası sağlık turizmi kapsamında verilen sağlık hizmetinin bedelinin, Sağlık Hizmeti Koordinasyon Kurulu’nun (SATURK) görüşü alınarak Bakanlıkça belirleneceği, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesislerinin, Bakanlıkça belirlenen sağlık turizmi fiyat tarifesinde belirlenen usul ve esaslara uymakla yükümlü olduğu düzenlemesine yer yerilmiştir.
Davacı tarafından, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 28. maddesinin 1. fıkrasının II numaralı bendinde, özel sağlık kuruluşlarındaki sağlık hizmetlerine ilişkin tarife düzenleme yetkisinin Türk Tabipleri Birliğine verildiği, anılan tarifenin Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenmesinin veya onaylanmasının söz konusu olmadığı, aktarılan Kanun hükümlerine aykırı Yönetmelik kuralının iptali gerektiği ileri sürülmektedir.
İşlem tarihindeki adıyla 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin dava konusu düzenlemenin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan haliyle 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde, sağlık hizmetlerinin ücret tarifelerini belirlemek veya tasdik etmek Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün görevleri arasında sayılmış; 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu’nun 28. maddesinde, Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 55. ve 66. maddelerinde de, ücret ve tarifeler konusunda Bakanlık yetkisine değinilmiştir.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun 3. maddesi (c) bendinde, gerek görüldüğünde özel sağlık kuruluşlarının her türlü ücret tarifelerinin Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca onaylanacağı, kamu kurum ve kuruluşlarına ait Sağlık kuruluşları veya sağlık işletmelerinde verilen her türlü hizmetin fiyatlarının Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca tespit ve ilan edileceği düzenlenmiştir.
10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı 1 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevlerinin düzenlendiği 355. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde, sağlık hizmetlerinin ücret tarifelerini belirlemek veya tasdik etmek Bakanlığın görevleri arasında düzenlenmiştir.
07/02/2015 tarihli ve 29260 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2015/3 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile Onuncu Kalkınma Planı (2014-2018) öncelikli dönüşüm programları arasında yer alan “Sağlık Turizminin Geliştirilmesi Programı”na ilişkin eylem planında, sağlık turizmine yönelik kurumsal ve hukuki altyapının geliştirilmesinin öngörülmesi sebebiyle bu amaca yönelik olarak, ülkeye yurt dışından gelecek hastalar ile ülkede konaklayan ve sağlık hizmetine ihtiyaç duyan turistlerin, kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarında alacakları sağlık hizmetleri ve güvenli bir şekilde transferlerinin sağlanmasına yönelik tedbirler, sağlık turizmi tanıtım ve stratejisinin geliştirilmesi, hizmet kriterlerinin belirlenmesi, akreditasyonlara veri oluşturacak asgari hizmet sunum standartlarının tespiti, teşviklerin akreditasyon ile ilişkisinin kurulması, yabancı hastalar için uygulanacak fiyat listesinin oluşturulması ve yapılacak denetimlere ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konularında önerilerde bulunmak ve bu kapsamdaki iş ve işlemleri koordine etmek üzere Sağlık Turizmi Koordinasyon Kurulu (SATURK) kurulduğu; Kurul’un, Sağlık Bakanlığı Müsteşarının başkanlığında, Aile ve Sosyal Politikalar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Dışişleri, Ekonomi, Kalkınma, Kültür ve Turizm ile Sağlık Bakanlıklarından Genel Müdür düzeyinde temsilciler ile Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu ve Yükseköğretim Kurulu temsilcilerinden oluşacağının, kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra üniversiteler, sağlık turizmi alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ile özel sektör temsilcilerinin de toplantılara davet edilebileceğinin ve çalışma gruplarında yer alabileceğinin belirtildiği; dava konusu Yönetmeliğin, söz konusu Genelgedeki hususlar dikkate alınarak SATURK bünyesinde kurulan tanıtım ve fiyatlandırma çalışma grubu kapsamında kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra, sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin de çalışmalarda yer almaları sağlanarak ortak istişareler sonrasında karar alınmak suretiyle hazırlandığı anlaşılmaktadır.
Buna göre, gerek kamu gerekse özel sağlık kurum ve kuruluşlarında verilen sağlık hizmetlerinin ücret tarifelerini belirleme konusunda asıl yetkili merci Sağlık Bakanlığı olduğundan, Yönetmeliğin 10. maddesinde, dayanağı mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Her ne kadar davacı tarafından, dava konusu kuralın 6023 sayılı Kanun’un 28. maddesinin 1. fıkrasının II numaralı bendine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de; anılan hükümde Türk Tabipleri Birliği İdare Heyetine (Yönetim Kuruluna) verilen yetkinin, yol gösterici ve tavsiye niteliğinde “rehber tarife” düzenleme ile sınırlı olduğu, daha açık bir anlatımla bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarını “bağlayıcı bir tarife” tespit etme yetkisi bulunmadığı, anılan yetkinin yukarıda aktarılan hükümler uyarınca Sağlık Bakanlığına ait olduğu anlaşıldığından, söz konusu iddiaya itibar edilmemiştir.
Yönetmeliğin “Bilgilendirme ve Tanıtım” başlıklı dava konusu 12. maddesine gelince;
Maddede, “(1) Uluslararası sağlık turizmi ile ilgili olarak bu Yönetmelik çerçevesinde yetki verilmemiş sağlık tesisi ve aracı kuruluşlar tarafından bilgilendirme ve tanıtım yapılamaz.
(2) Uluslararası sağlık turizmi kapsamındaki tanıtım faaliyetlerinin aşağıda belirtildiği şekilde yürütülmesi zorunludur.
a) Türkiye sınırları içerisinde talep oluşturacak şekilde ve Türkçe dilinde tanıtım yapılamaz. Tanıtımların, tanıtım yapılacak ülkelerin dilleri ve/veya İngilizce dilinde yapılabilir.
b) Uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi ile uluslararası sağlık turizmi aracı kuruluşları tarafından internet sitelerinde, sağlık turizmi kapsamında sunulacak hizmetlere ilişkin bilgiler ve detaylı ulaşım bilgileri son güncelleme tarihi belirtilerek yayınlanır.
c) Tanıtımlarda, yetkili olunmayan, sağlık tesisinin ruhsat ve faaliyet izin belgesinde kayıtlı olmayan sağlık hizmetleri hakkında bilgilere, mesleki ve etik kurallara aykırı, yanlış, yanıltıcı ve yurtiçindeki vatandaşlar için talep oluşturmaya yönelik bilgilere yer verilemez.
ç) İnternet sitesi ile diğer tanıtım araç ve gereçlerinde sağlık ile ilgili bilgilendirmeler, alanında bilgi ve tecrübeye sahip hukuken yetkili sağlık meslek mensupları tarafından yapılır.
d) Tanıtımlarda; tedavi gören hastaların hikâyelerine, hasta mahremiyeti gözetilmek, hasta haklarına uygun olmak ve bu konuda hasta onamının alındığını belgelendirmek kaydıyla yer verilir.
e) Yürürlükteki mevzuata göre ülkemizde uygulanması yasaklanmış veya uygulanmasına izin verilmemiş olan tıbbi işlem ve uygulamalara tanıtımlarda yer verilemez.” yönünde düzenleme sevk edilmiştir.
Davacı tarafından, söz konusu tanıtımlarda hasta görsellerine de yer verildiği ve bunun talep oluşturmaya yönelik olduğu, düzenlemenin bu haliyle sağlık hizmetlerinin özelliklerine aykırı ve talep yaratıcı olduğu, 1219 sayılı Kanun’un 24. ve 40. maddeleri ile 6023 sayılı Kanun’un 28. maddesinde yasaklanan tanıtımlara izin verildiğinden hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Sağlık turizminin amacının ülkeye yurt dışından daha çok hasta gelmesi ve ülkenin tanıtımının yapılması, buna bağlı olarak ekonomiye katkı sunulması olduğu, öte yandan sağlık kamu hizmeti kavram ve anlayışındaki değişim gereğince sağlık turizminin yöneldiği amaç ve sağlık turizminin doğasından kaynaklanan sebeplerden (sağlık hizmeti niteliği, kapsamı, sunucuları hakkında yurt dışından bilgi edinilmesi veya yurt içinde acilen bu bilgilere ulaşılması ihtiyacı vb.) kaynaklı olarak söz konusu tanıtım ve bilgilendirmenin gerekli olduğu, söz konusu tanıtım ve bilgilendirmenin talep yaratmaya yönelik olmasının da hizmetin doğasındaki gereklilikten ve zorunluluktan kaynaklandığı, yurt dışındaki hasta grubuna yönelik olarak ülkenin sağlık hizmetinin tanıtımına izin verilmediği takdirde diğer ülkelerle rekabet edilemeyeceği, uluslararası sağlık turistinin, sağlık hizmeti görebileceği sağlık tesislerini ve sağlık tesisindeki hekimleri tanıması, bu konuda bilgiler edinmesi, sağlık tesisinden alabileceği sağlık hizmeti karşılığında yaklaşık olarak ne kadar para ödeyeceğini önceden bilmesinin hizmetin kaliteli ve verimli sunulmasını, cazip hale gelmesini ve hastanın mağdur olmamasını sağlayacağı, rızasının alınması ve hasta haklarına uygun olması halinde tanıtımlarda tedavi gören hastaların hikâyesine yer verilebileceğinden, hasta mahremiyetinin ihlalinden de söz edilemeyeceği anlaşılmakta olup, Yönetmeliğin 12. maddesinde belirtilen sebeplerle mevzuata aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Öte yandan, 6023 sayılı Kanun’un 28. maddesinde, tabiplerin yazılı ve sözlü vasıtalarla reklam yapılmasını önlemek Tabipler Birliğinin görevleri arasında sayılmış; 1219 sayılı Kanun’un 24. maddesinde tabiplerin, 40. maddesinde ise diş tabiplerinin, yalnızca hasta kabul ettikleri yer ile muayene saatlerini ve uzmanlıklarını bildiren ilanlar düzenlemekle yetkili olduğu, diğer suretlerle ilan ve reklâm yapmalarının yasak olduğu kurala bağlanmıştır. Söz konusu yasak ve kısıtlamaların amaç ve anlamı, Tıbbî Deontoloji Nizamnamesi’nin 8. maddesinde, tabiplik ve diş tabipliği mesleklerine ve tedavi müesseselerine ticari görünüm verilmesinin engellenmesi olarak açıklanmıştır. Yine Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 60. maddesi ile Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin 29. maddesinde, Yönetmelik kapsamındaki sağlık kuruluşlarında, reklam yapılması; tıbbi deontoloji ve mesleki etik kurallarına aykırı, insanları yanıltan, yanlış yönlendiren, talep yaratmaya yönelik, doğruluğu bilimsel olarak kanıtlanmamış veya yerleşik tıbbi metot haline gelmemiş uygulamalara dayalı tanıtım yapılması ve diğer sağlık kuruluşları aleyhine haksız rekabet yaratan davranışlarda bulunulması yasaklanmış; sağlığı koruyucu ve geliştirici nitelikteki bilgilendirme ve tanıtımlar yapılmasına izin verilmiştir.
Buna göre, aktarılan Kanun, Tüzük ve Yönetmelik hükümleriyle sağlık kurum ve kuruluşlarının talep yaratmaya yönelik, ticari görünüm kazanmalarına neden olacak “reklam” yapmasının yasaklandığı, “bilgilendirme ve tanıtım” faaliyetlerine ise, kurallarda yazılı koşulların sağlanması kaydıyla izin verildiği; Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin dava konusu 12. maddesinde de, aktarılan mevzuat hükümleriyle paralel olarak, sağlık tesisi ve aracı kuruluşa sağlık alanında reklam yapma izni verilmediği, yalnızca bilgilendirme ve tanıtım yapma yetkisi tanındığı, bu yetkinin sınırlarının da “yetkili olunmayan, sağlık tesisinin ruhsat ve faaliyet izin belgesinde kayıtlı olmayan sağlık hizmetleri hakkında bilgilere, mesleki ve etik kurallara aykırı, yanlış, yanıltıcı ve yurtiçindeki vatandaşlar için talep oluşturmaya yönelik bilgilere yer verilemeyeceğinin” belirtilmesi suretiyle mevzuata uygun olarak çizildiği, yine tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerinin, alanında bilgi ve tecrübeye sahip hukuken yetkili sağlık meslek mensupları tarafından yapılmasının zorunlu kılındığı; kaldı ki dava konusu Yönetmelik kuralında öngörülen tanıtım ve bilgilendirmelerin, bahse konu Kanun, Tüzük ve Yönetmelik hükümlerinin kapsamının dışında bulunduğu, daha açık bir anlatımla, Türkiye sınırları içerisinde talep oluşturacak ve yurt içinde yerleşik Türk vatandaşlarına yönelik olacak şekilde, Türkçe dilinde tanıtım yapılmasının da yasaklandığı, dolayısıyla dava konusu kuralda, bahse konu düzenlemelere aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.13/07/2017 tarih ve 30123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin 5. maddesinin 4. fıkrasının birinci cümlesi ve 6. fıkrasının iptali istemi yönünden oy çokluğuyla, diğer maddeleri ile yetki nedeniyle tamamının iptali istemi yönünden oy birliğiyle DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 17/03/2022 tarihinde karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 4. fıkrasının birinci cümlesinin iptali istemi incelendiğinde:
13/07/2017 tarihli ve 30123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin 5. maddesinin 4. fıkrasının birinci cümlesinde, uluslararası sağlık turistinin yatışından taburcu edilinceye kadar sağlık tesisinde alacağı sağlık hizmetinin yanında ihtiyaç duyacağı diğer hizmetleri sunmanın da uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisinin sorumluluğunda olduğu; ikinci cümlesinde, bu hizmetlerin sunumu için, uluslararası sağlık turizmi aracı kuruluşu ile sözleşme yapabileceği gibi diğer kurum ve kuruluşlarla da sözleşme yapabileceği düzenlemesine yer verilmiştir.
Yönetmeliğin 4. maddesinde, uluslararası sağlık turizminin sağlık amaçlı yurtdışından ülkemize geçici bir süreliğine gelen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan veya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla birlikte yurtdışında ikamet eden gerçek kişilerin aldıkları her türlü sağlık hizmeti ile bunlarla ilgili destek hizmetlerini kapsadığı düzenlenmiştir.
Yönetmeliğin düzenlemiş olduğu uluslararası sağlık turizmi alanının, niteliği gereği bünyesinde bir çok hizmeti barındırdığı ve sağlık hizmeti almak için gelen kişilerin barınma, yeme, içme, tercümanlık hizmetleri gibi destek hizmetlere ihtiyaç duyabileceği açık olmakla birlikte, bu destek hizmetlerinin belirsiz olmasının yanında söz konusu belirsiz hizmetlerin sağlanmasının uluslararası sağlık turizmi alanında faaliyette bulunacak sağlık kuruluşuna zorunluluk olarak yüklenmesinin sorumluluğun sınırsız bir şekilde genişletilmesi sonucunu doğuracağı, idare tarafından da söz konusu hizmetlerin nelerden ibaret olduğu, her hizmetin sağlanmasının gerekip gerekmediği, sınırları, sorumluluğun nerede başlayıp, nerede sona ereceği, sorumluluk nedenleri ve kapsamının gerekçelerinin somut olarak ortaya konulamadığı; idareyi bu düzenlemeyi yapmaya iten etkenlerin de açıklanamadığı anlaşılmıştır.
Buna göre, Sağlık Bakanlığı tarafından, düzenlemenin gerekliliği ortaya konulmadan salt düzenleme yapma yetkisine dayanılarak sağlık turizmi alanında faaliyet gösterecek olan sağlık kuruluşuna sınırları belirsiz bir alanda sorumluluk yükleyen bu yönde bir düzenleme yapılmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Bu durumda, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 4. fıkrasının birinci cümlesinin iptali gerektiği oyuyla aksi yönde oluşan Daire kararına katılmıyorum.
(XX) KARŞI OY :
Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 6. fıkrasının iptali istemi incelendiğinde:
13/07/2017 tarih ve 30123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin 5. maddesinin 6. fıkrasında, “Uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi tarafından kayıt altına alınan kişisel sağlık verileri, 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununa uygun bir şekilde işlenir ve Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun bir şekilde merkezi sağlık veri sistemine aktarılır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Anayasanın, 07/05/2010 tarih ve 5982 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değişik 20. maddesinde, kişisel verilerin korunması temel bir insan hakkı olarak güvence altına alınmış ve konuya ilişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Anılan hükme istinaden 07/04/2016 tarih ve 29677 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, kişisel verilerin korunması konusunun pek çok sektörü ve kamu ya da özel kurumu ilgilendirmesi nedeniyle bir “çerçeve kanun” olarak hazırlanmıştır.
Bu Kanuna neden ihtiyaç duyulduğunu açıklayan genel gerekçede, Türk Ceza Kanunu’nun 135. ve devamı maddelerinde kişisel verilerin hukuka aykırı olarak elde edilmesi, kaydedilmesi veya ifşa edilmesi fiillerinin suç olarak düzenlendiği ve yaptırıma bağlandığı, ancak kişisel verilerin işlenmesine yönelik özel bir kanun bulunmaması sebebiyle, bu fiillerin ne zaman hukuka aykırı ne zaman hukuka uygun olduğunun belirlenmesinde tereddütler yaşandığı vurgulanmaktadır.
Genel gerekçede, kişisel verilerin korunmasına yönelik bir kanunî düzenleme olmamasının uluslararası ilişkiler açısından da sorunlar yarattığı, EUROPOL, EUROJUST gibi Avrupa kurumları ile ilişkilerin sekteye uğradığı, sağlık kuruluşlarınca tutulan kişisel verilerin güvenliğinin sağlanmasında yeterli yasal önlem olmamasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce özel hayatın gizliliğine müdahale olarak kabul edildiği ve bu nedenle ihlal kararları verildiği belirtilmektedir. Yine genel gerekçede, bu Kanunun Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik süreci açısından da önemine dikkat çekilmekte, Türkiye’nin, Avrupa Konseyi tarafından tüm üye ülkelerde kişisel verilerin aynı standartlarda korunması ve sınır ötesi veri akışı ilkelerinin belirlenmesi amacıyla hazırlanan 108 sayılı “Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi”ne de 1981 yılından itibaren taraf olduğu ifade edilmektedir.
Bütün bu hususlardan anlaşılacağı üzere, 6698 sayılı Kanun, kişisel verilerin korunması konusunda önemli bir yasal boşluğu doldurmak amacıyla kabul edilen çerçeve niteliğinde bir yasal düzenlemedir. Genel gerekçede yer verilen şu tespit Kanun ile oluşturulan Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun genel kontrol ve denetleme işlevlerine dikkat çekmesi bakımından önemlidir: “Ülkemizde kişisel verilerin işlenmesi sürecini kontrol edecek ve denetleyecek bir kurum bulunmamaktadır. Bunun bir sonucu olarak halen kişisel veriler yeterli düzenleme ve denetime tabi olmaksızın, birçok kişi veya kurum tarafından kullanılabilmekte ve bu durum bazı hak ihlallerinin yaşanmasına sebep olabilmektedir.”
Bu bağlamda, 6698 sayılı Kanunun 21. maddesi hükümlerine göre oluşturulan Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun görev ve yetkileri, aynı Kanun’un 22. maddesiyle belirlenmiştir. 22. maddenin 1. fıkrasının (h) bendinde, “Diğer kurum ve kuruluşlarca hazırlanan ve kişisel verilere ilişkin hüküm içeren mevzuat taslakları hakkında görüş bildirmek” hükmüne yer verilmiştir.
Anılan Kanun’un, “Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında, dava konusu Yönetmelikle düzenlenen, sağlık verilerinin de özel nitelikli kişisel veri olduğu belirtilmiş; maddenin 4. fıkrasında, “Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır.” hükmü getirilmiştir.
6698 sayılı Kanunun Geçici 1. maddesi hükmü uyarınca, Kanunun 21. maddesine göre oluşturulacak Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun, Kanun’un Resmî Gazete’de yayımlandığı 7/4/2016 tarihinden itibaren altı ay içinde üyelerinin seçiminin tamamlanması gerekmekte iken, bu yasal gerekliliğin ancak 30/01/2017 tarihinde yerine getirilebildiği anlaşılmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 6. fıkrasında, uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisi tarafından kayıt altına alınan kişisel sağlık verilerinin 24/03/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na uygun bir şekilde işlenerek Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun bir şekilde merkezi sağlık veri sistemine aktarılacağının düzenlendiği, söz konusu kişisel verilerin mezkur kanuna uygun biçimde işlenmesini sağlamak amacıyla davalı idarece Kişisel Sağlık Verilerinin İşlenmesi ve Mahremiyetinin Sağlanması Hakkında Yönetmeliğin 20/10/2016 tarih ve 29863 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği, davalı tarafça sunulan savunma dilekçesinde de dava konusu Yönetmeliğin 5.maddesinin 6.fıkrasındaki düzenleme ile öngörülen kişisel verilere ilişkin tüm işlemlerin Kişisel Sağlık Verilerinin İşlenmesi ve Mahremiyetinin Sağlanması Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde yürütüleceğinin belirtildiği, dava konusu düzenleme ile atıfta bulunulan ve özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edilen sağlık verilerinin işlenmesinde uyulacak hususların düzenlendiği Kişisel Sağlık Verilerinin İşlenmesi ve Mahremiyetinin Sağlanması Hakkında Yönetmeliğin ise 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 22. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi uyarınca Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun görüşü alınmadan hazırlandığı ve yürürlüğe konulduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile, sağlık verileri gibi özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde uyulacak önlemlerin belirlenmesinde yetkili kılınan Kişisel Verileri Koruma Kurulu henüz oluşturulmadan ve adı geçen Kurul tarafından bu alana ilişkin yeterli önlemler belirlenmeden, ayrıca taslağı hakkında Kurul görüşü alınmadan yürürlüğe konulan Kişisel Sağlık Verilerinin İşlenmesi ve Mahremiyetinin Sağlanması Hakkında Yönetmeliğe istinaden işlem tesis edilmesini öngören dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 6. fıkrasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 6. fıkrasının iptali gerektiği oyuyla anılan maddenin bu fıkrası yönünden aksi yöndeki Daire kararına katılmıyoruz.