Danıştay Kararı 10. Daire 2020/1230 E. 2022/4796 K. 26.10.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2020/1230 E.  ,  2022/4796 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2020/1230
Karar No : 2022/4796

DAVACI : … Partisi
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : … / ANKARA
VEKİLİ : Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürü …

DAVANIN_KONUSU :
22/10/2019 tarih ve 30926 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Göreme Vadisi ve çevresindeki alanın milli park olarak belirlenmesi hakkındaki 30/10/1986 tarih ve 86/11135 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının yürürlükten kaldırılmasına ilişkin 21/10/2019 tarih ve 1673 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının iptali istenilmektedir.

DAVACININ_İDDİALARI :
Göreme Vadisi ve çevresindeki alanın milli park olarak belirlenmesi hakkındaki Bakanlar Kurulu Kararının kaldırılmasının gerekçesinin olmadığı, işlemde kamu yararı bulunmadığı, bu durumun başta uluslararası sözleşmelere ve ilgili mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

DAVALININ SAVUNMASI :
01/06/2019 tarihinde 7174 sayılı Kapadokya Alanı Hakkında Kanun’un çıkarıldığı ve Kapadokya Alan Başkanlığı hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin yayımlandığı, bütüncül planlama anlayışı çerçevesinde koruma sağlanması amacıyla da dava konusu Karar ile 30/10/1986 tarih ve 86/11135 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının kaldırıldığı ve bölgenin korumasız bırakılmasının söz konusu olmadığı savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ :.Davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava, 22/10/2019 tarih ve 30926 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Göreme Vadisi ve çevresindeki alanın milli park olarak belirlenmesi hakkındaki 30/10/1986 tarih ve 86/11135 sayılı Bakanlar Kurulu kararının yürürlükten kaldırılmasına ilişkin 21/10/2019 tarih ve 1673 sayılı Cumhurbaşkanı kararının iptali istemiyle açılmıştır.
2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’nun, “Milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanlarının belirlenmesi” başlıklı 3. maddesinde; “Orman ve Su İşleri Bakanlığınca millî park karakterine sahip olduğu tespit edilen alanlar, Cumhurbaşkanı kararı ile millî park olarak belirlenir.
Orman ve orman rejimine tabi yerlerde tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanları Orman ve Su İşleri Bakanının onayı ile belirlenir.
Orman ve orman rejimi dışında kalan yerlerde tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanı belirlenmesine veya Orman ve Su İşleri Bakanlığınca belirlenmiş olanların işlemlerinin tamamlanması için gerekli yerlerin orman rejimine alınmasına Cumhurbaşkanınca karar verilir ve bu alanlar Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca tescil edilir.” hükmü yer almıştır.
2873 sayılı Kanunda, Milli park; bilimsel ve estetik bakımından, milli ve milletlerarası ender bulunan tabii ve kültürel kaynak değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip tabiat parçaları, olarak tanımlanmıştır.
1983 yılında bu Yasanın yürürlüğe girmesinin akabinde 30/10/1986 tarihinde bu alan 1986/11135 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile milli park ilan edilmiştir.
2873 sayılı Kanunun 14. maddesinde; ” Bu Kanun kapsamına giren yerlerde; a) Tabii ve ekolojik denge ve tabii ekosistem değeri bozulamaz, b) Yaban hayatı tahrip edilemez, c) Bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına veya değiştirilmesine sebep olan veya olabilecek her türlü müdahaleler ile toprak, su ve hava kirlenmesi ve benzeri çevre sorunları yaratacak iş ve işlemler yapılamaz, d) Tabii dengeyi bozacak her türlü orman ürünleri üretimi, avlanma ve otlatma yapılamaz, e) Onaylanmış planlarda belirtilen yapı ve tesisler ve Genelkurmay Başkanlığınca ihtiyaç duyulacak savunma sistemi için gerekli tesisler dışında kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadıkça her ne suretle olursa olsun hiçbir yapı ve tesis kurulamaz ve işletilemez veya bu alanlarda var olan yerleşim sahaları dışında iskan yapılamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
01/06/2019 tarih ve 30791 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kapodakya Alanı Hakkında 7174 sayılı Kanunla Kapodakya Alanı; EK-1’de yer alan Harita ve Koordinat Listesinde sınırları belirtilen ve bu Kanun kapsamında İdarenin yetkili ve görevli olduğu alanı, ifade edeceği belirtilmiş ve Ek-1 de A, B, C ve D olarak isimlendirilen alanların sınırları koordinatları ile belirlenmiştir.
7174 sayılı Kanunun amacı; Kapadokya Alanının tarihî ve kültürel değerleri ile jeolojik/jeomorfolojik dokusunun ve doğal kaynak değerlerinin korunması, yaşatılması, geliştirilmesi, tanıtılması, gelecek kuşaklara aktarılması, planlanması, yönetilmesi ve denetlenmesine ilişkin hususları düzenlemek olarak saptanmıştır.
Anılan Kanunun genel esasları başlıklı 3. maddesi ile; (1) Kapadokya Alanında geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları ile meri planlara ve Komisyon kararlarına aykırı uygulama yapılamayacağı, bu alanda her türlü aykırı uygulamanın giderilmesini sağlamak, gerektiğinde aykırı uygulamaya konu yapı ve tesisleri yıkmak veya yıktırmanın İdarenin yetkisinde olduğu, (2) Kapadokya Alanında bulunan Hazine ile kamu kurum ve kuruluşlarının özel mülkiyetindeki taşınmazların satışı, trampası, arsa veya kat karşılığı inşaat yaptırılması, kiraya verilmesi, ön izin verilmesi ve üzerlerinde irtifak hakkı kurulması, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kiraya verilmesi, ön izin ve kullanma izni gibi işlemlerin, İdarenin uygun görüşü alınarak yapılacağı, ancak, Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresi ve denetiminde bulunan mazbut vakıflar ile temsilen yönetilen mülhak vakıflara ait taşınmazlar hakkında bu fıkra hükümlerinin uygulanmayacağı, (3) Bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu, 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile ilgili diğer mevzuat hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Aynı Kanunun 4. maddesinde de; Kapadokya Alanında yapılacak uygulamaların, meri planlar ile geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarına göre yürütüleceği, (2) Kapadokya Alanının bütününe ilişkin üst ölçekli planın İdarece hazırlanacağı ya da hazırlatılacağı, bu planın, Komisyonun uygun görüşü ve Bakan onayı ile yürürlüğe gireceği, üst ölçekli planlara uygun olarak hazırlanan ya da hazırlatılan nazım ve uygulama imar planlarının ise, Komisyonun uygun görüşü ve İdarenin onayı ile yürürlüğe gireceği, (3) Kapadokya Alanında diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ilgili mevzuatla verilen plan yapma, yaptırma, onama ve resen onama yetkisinin bu maddede belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yürütüleceği, (4) Kapadokya Alanında bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilgili diğer idarelerce yeni plan onaylanamayacağı, (5) Kapadokya Alan planı yapımı ve yürürlüğüne ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılan yönetmelik ile belirleneceği hükmü getirilmiştir.
2873 sayılı Milli Parklar Kanununda, milli park karakterine sahip olduğu tespit edilen alanların, milli park olarak ilanı Cumhurbaşkanı kararı ile gerçekleşmektedir. Bu hükümde milli park ilanı için iki unsur bulunmaktadır. Birincisi bir alanın milli park olarak kabul edilebilmesi için bir tespit ki bu tespitin aranılan özellikleri ortaya koyan teknik, bilimsel bir inceleme ve değerlendirmeyi içermesi, ikinci unsur ise Cumhurbaşkanın kararıdır. Cumhurbaşkanı kararı ile gerçekleşen ilanın yine Cumhurbaşkanı kararı ile de kaldırılabilmesi kuşkusuz olmakla birlikte, yani milli park olarak ilan edilen bir alanın bu kapsamdan çıkarılması için de çıkarılmayı gerekli kılan, hukuki gerekçeyi oluşturacak olan bilimsel ya da teknik olarak gerekliliği ortaya koyan bir tespitin bulunması gereği kuşkusuzdur.
Tesis edilen idari işlemlerin, hukuki bir gerekçeye dayalı olması, söz konusu işlemlerin yargılama sürecinde de hukuka uygunluğunun değerlendirilmesi açısından hukuk devleti olmanın gereğidir.
Kapodakya Alanını düzenleyen, sonradan hazırlanmış olan 7174 sayılı Kanun özel bir kanun olmakla, alanın tabi olacağı hukuki ve idari alt yapıyı oluşturmuş bulunmaktadır. Yasanın genel gerekçesinde; Kapodakya alanının eşsiz kültürel ve doğal güzellikleri bir arada barındıran, tarihi süreç içerisinde insanlığın gelişimine tanıklık eden ve ülke turizmine katkı sağlayan en önemli milli hazinelerimizden olduğu, kaçak yapılaşmanın gün geçtikçe arttığı, bu eşsiz kültürel mirasımızı hak ettiği şekilde korumak ve turizm açısından hedeflenen başarıya ulaşmanın sağlanmasına yönelik, Kapodakyanın tarihi, kültürel ve doğal dokusununun birlikte korunması, yaşatılması, geliştirilmesi, tanıtılması, gelecek kuşuklara aktarılması ve turizm potansiyelinin geliştirilmesinin Yasakoyucunun hedefleri olduğu,(…) bu konuda yaşanan yetki karmaşasını ortadan kaldırmak, alanın ihtiyaçlarına kısa sürede etkin çözümler üretebilmek, gerektiğinde yerel yönetimler ve diğer kurumlarla koordinasyon sağlamak için Kapadokya Alanının belirlenmesi ve bu alanda yürütülecek iş ve işlemlerin düzenlenmesinin amaçlandığı vurgulanmıştır.
Anılan Yasa ile Yasanın konusunu oluşturan alanın sınırları da koordinatları belirlenmiştir. Yasanın içeriğinde de; Kapodakya Alanının sınırlarının bölgenin kültürel ve doğal varlıkları ile turizm potansiyeli göz önüne alınarak, İdarenin(Kapodakya Alan Başkanlığı) teklifi ve Bakanlığın uygun görüşü üzerine Cumhurbaşkanı kararı ile değiştirilebileceği hükme bağlanmış, dolayısıyla Cumhurbaşkanına bu Yasa kapsamında alanın sınırlarını değiştirme konusunda bir yetki tanınmıştır. Ancak, bu yetkinin kullanımı için bazı gereklilikler belirlenmiştir. Bu gereklilikler, turizm potansiyeline göre doğal ve kültürel varlıkları esas alınarak, yetkili idarenin teklifi yani idarenin böyle bir değişikliği neden istediğinin hukuki sebeplerini, dayanak alınan teknik ve idari inceleme ve değerlendermeler ile birlikte ortaya koyması, Bakanlığın bu teklifi uygun bulması ve sonrasında Cumhurbaşkanı kararı ile alanın sınırlarının değiştirilmesi mümkün olabilecektir.
Bu halde Yasakoyucu her iki Yasal düzenlemede de; bir alanın milli park olarak kabulünde ve bu alanın sınırlarının değişikliğinde de hukuki bir tespitin varlığını aramaktadır. Bu doğrultuda Cumhurbaşkanı kararı ile bir alanın milli park olarak ilan mümkün kılındığına göre milli park olmasına karar verilmiş bir alanın da kaldırılması için aynı hukuki sürecin aranılması tabiidir.
Göreme Vadisi ve çevresindeki ekli kroki ile sınırları tespit edilmiş olan alanın, milli park olarak kabulü Bakalar Kurulu kararı ve Cumhurbaşkanı onayı ile gerçekleşmiş bulunmakla birlikte, bu alanın milli park olarak belirlenmesi kararının yürürlükten kaldırılmasının hukuki bir tespit ve değerlendirmeye dayalı olarak verilmediği, bu alanın korunması, sorunlarının tek elden daha hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulması, turizm potansiyelinin değerlendirilmesi ve gelecek kuşaklara korunarak aktarılmasına yönelik amaçlarla özel bir yasayla düzenlenmesine gerek duyulan bu alanın milli park olmaktan çıkarılmasının, alanın yeniden düzenlenmesi amacı ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
21/10/2019 tarihli Cumhurbaşkanı kararı ile 86/11135 sayılı Bakanlar Kurulu kararı yürürlükten kaldırılmıştır. Kapodakya Alanı Hakkında Kanun 01/06/2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmış ve yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yasada, kapodakya Alanında yapılacak uygulamaların, meri planlar ile geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarına göre yürütülmesi ve Kapodakya Alanı içerisinde meri tüm planların uygulanması, geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları belirlenene kadar devam etmesi, geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarının belirlenmesi ile meri planların uygulanmasının durdurulması esası benimsenmiş olmakla Yasakoyucu bu Yasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin gereğinin yerine getirileceği tarihe kadar boşluk yaratılmaması, bir karmaşaya sebep olunmaması adına geçiş döneminde meri planların uygulanmasına devam edilmesini kurala bağlamıştır.
Bu itibarla yapılan yasal düzenlemeyle bu alana yönelik yeniden alınacak kararlar ve yapılacak uygulamalara kadar bir boşluk bırakılmamış olmasına karşın, bu alanın milli park statüsünden çıkarılması aslında korunmaya çalışılan alanın bir statüye tabi olmaksızın, bir başka deyişle alanda; tabii ve ekolojik denge ve tabii ekosistem değeri bozulamaz, yaban hayatı tahrip edilemez, bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına veya değiştirilmesine sebep olan veya olabilecek her türlü müdahaleler ile toprak, su ve hava kirlenmesi ve benzeri çevre sorunları yaratacak iş ve işlemler yapılamaz, tabii dengeyi bozacak her türlü orman ürünleri üretimi, avlanma ve otlatma yapılamaz, onaylanmış planlarda belirtilen yapı ve tesisler ve Genelkurmay Başkanlığınca ihtiyaç duyulacak savunma sistemi için gerekli tesisler dışında kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadıkça her ne suretle olursa olsun hiçbir yapı ve tesis kurulamaz ve işletilemez veya bu alanlarda var olan yerleşim sahaları dışında iskan yapılamaz olarak belirtilen kısıtlamaların aksine, boşlukta bırakmakta, dolayısıyla yasal düzenlemenin, korunarak yönetilmesi amacı ile çelişmektedir.
Türkiye, “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına Dair Sözleşme”nin 23.05.1982 tarih ve 8/4788 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla onaylanıp, 14.02.1983 tarih ve 17959 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla taraf olmuştur. “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına Dair Sözleşme” Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu olan UNESCO’nun, 17 Ekim-21 Kasım 1972 tarihleri arasında gerçekleştirilen 17. Genel Konferansında kabul edilmiş bu Sözleşme ile; kültürel miras sayılan; anıtlar, yapı toplulukları, sitler ve doğal miras olarak sayılan; estetik veya bilimsel açıdan istisnaî evrensel değeri olan, fiziksel ve biyolojik oluşumlardan veya bu tür oluşum topluluklarından müteşekkil doğal anıtlar, bilim veya muhafaza açısından istisnaî evrensel değeri olan jeolojik ve fizyografik oluşumlar ve tükenme tehdidi altındaki hayvan ve bitki türlerinin yetiştiği kesinlikle belirlenmiş alanlar, bilim, muhafaza veya doğal güzellik açısından istisnaî evrensel değeri olan doğal sitler veya kesinlikle belirlenmiş doğal alanları, kendi toprakları üzerinde bulunan çeşitli varlıkları saptayıp belirlemek, bu Sözleşmeye taraf olan her devlete ait bir sorumluluk olarak belirlenmiş ve temel amacı; üstün evrensel değere sahip kültürel ve doğal alanların korunması ve gelecek nesillere aktarılması olarak ortaya konulmuştur. 6 Aralık 1985 tarihinde 357 sıra numarası ile doğal ve kültürel varlıklar kategorisinde UNESCO tarafından Göreme Milli Parkının, Dünya Mirası Listesine dahil edilip koruma altına alındığı dikkate alındığında, tesis edilen işlemin, sözleşmenin getirdiği yükümlülük ve kamu yararı ile bağdaşmadığı görülmektedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu 21/10/2019 tarih ve 1673 sayılı Cumhurbaşkanı kararının iptali gerektiği, düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
25/11/1986 tarih ve 19292 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 30/10/1986 tarih ve 86/11135 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla; Nevşehir ili hudutları içinde bulunan ve karara ekli krokide sınırları tespit edilen Göreme Vadisi ve çevresindeki alan, ilgili Bakanlıkların uygun görüşlerine dayanan Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığının … tarih ve … sayılı yazısı üzerine 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’nun 3. maddesine göre milli park olarak belirlenmiştir.
Dava konusu edilen 21/10/2019 tarih ve 1673 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla; 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’nun 3. maddesi gereğince 30/10/1986 tarih ve 86/11135 sayılı Bakanlar Kurulu kararının yürürlükten kaldırılmasına karar verilmiştir.
Bunun üzerine anılan Cumhurbaşkanı Kararının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE:

USÛL YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı; “Dilekçeler üzerine ilk inceleme” başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçesinin, davacının dava açma ehliyeti olup olmadığı yönünden inceleneceği; aynı maddenin 6. fıkrasında, yukarıdaki hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında 15. madde hükmünün uygulanacağı; “İlk inceleme üzerine verilecek karar” başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, davacının, iptali istenen işlem yönünden dava açma ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığında davanın reddine karar verileceği hükümlerine yer verilmiştir.

Hukuki Değerlendirme:
İptal davaları, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören kanun koyucu, iptal davaları için menfaat ihlalini, subjektif ehliyet koşulu olarak aramaktadır.
İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulunun, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılması ve sürdürülmesine ilişkin bir sorun olması dolayısıyla, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerekmektedir.
İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında; idari işlemlerin, ancak bu idari işlemle doğrudan meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur. Aksi halde, her idari işlemle dolaylı da olsa bir menfaat ilgisi kurulmak suretiyle dava açılmasını kabul etmek, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması şartının ihlali sonucunu doğurur.
Her olay ve davada, idari işlemin dava açan kişinin menfaatini ihlal edip etmediğinin takdiri de yargı mercilerine ait bulunmaktadır.
Bu bağlamda; Göreme Vadisi ve çevresindeki alanın milli park olarak belirlenmesi hakkındaki 30/10/1986 tarih ve 86/11135 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının yürürlükten kaldırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının, davacı Siyasi Partinin kişisel menfaatini doğrudan etkilemesinin söz konusu olmadığı, bu haliyle davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi ile 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarların kararın kesinleşmesinden sonra davacıya ve davalı idareye ayrı ayrı iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyiz yolu açık olmak üzere, 26/10/2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

(X)-KARŞI OY :

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun ”Genel Başkan” başlığını taşıyan 15. maddesinde, partiyi temsil yetkisinin genel başkana ait olduğu; kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydı ile parti adına dava açma ve davada husumet yetkisinin, genel başkana veya ona izafeten bu yetkileri kullanmak üzere parti tüzüğünün göstereceği parti mercilerine ait olduğu kurala bağlanmıştır.
Davacı siyasi partinin ülke menfaatini gözeterek ülke çapında kamu yararı için faaliyet göstermek üzere teşkilatlanmış bir tüzel kişi olduğu göz önüne alındığında, hem hukukun tesisi hem de kamu yararı için, dava konusu Cumhurbaşkanı kararına karşı dava açma ehliyetinin olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu nedenle, davanın esasının incelenmesi gerektiği oyuyla, aksi yöndeki karara katılmıyoruz.