Danıştay Kararı 10. Daire 2020/1538 E. 2022/4770 K. 26.10.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2020/1538 E.  ,  2022/4770 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2020/1538
Karar No : 2022/4770

DAVACI : … Barosu Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …

DAVALILAR : 1- …/ ANKARA
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri …
2- … Başkanlığı / ANKARA
VEKİLİ : 1. Hukuk Müşaviri …

DAVANIN_KONUSU :
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen ve 25 sayılı Başkanlık onayı ile 19/03/2010 tarihinde yürürlüğe giren Aile İrşat ve Rehberlik Büroları Çalışma Yönergesinin iptali istenilmektedir.

DAVACININ_İDDİALARI :
Dava konusu Yönergenin kanunla belirlenen amacın dışına çıkılarak düzenlendiği, kadını tedip ve terbiye etme anlayışıyla hazırlandığı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevinin sadece din, ibadet ve ahlak konusunda toplumu aydınlatma hizmeti olduğu, aile ve kadın konusunda düzenleme yapma yetkisinin bulunmadığı, yönergenin, Anayasanın 10. maddesi ile öngörülen eşitlik ilkesini, 20. maddesi ile güvence altına alınan özel hayatın gizliliği ilkesini ihlal ettiği, Avukatlık Kanunu’nun 48. maddesine aykırı olarak avukata iş getirmeye aracılık yapılmasına izin verildiği ileri sürülmektedir.

DAVALILARIN_SAVUNMASI :
Usul yönünden; davanın süresinde açılmamış olduğu ve davacının dava ehliyetinin bulunmadığı, esas yönünden ise; Diyanet İşleri Başkanlığının dini konularda toplumu aydınlatma görevi kapsamında dava konusu yönergenin hazırlandığı, özel hayatın ihlal edilmesinin söz konusu olmadığı, toplanan ve arşivlenen bilgilerin bölgede karşılaşılan sorunları tespit etmek ve sunulacak din hizmetlerinin verimliliği açısından önemli meteryaller olduğu, bilgilerin arşivlenmesinde kimlik bilgilerinin alınmadığı, yönergedeki yönlendirmenin de kişiye değil mesleki uzmanlığa ilişkin olduğu ve yönergenin hukuka aykırı bir yönü bulunmadığı ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/03/2018 tarih ve E:2015/4721, K:2018/911 sayılı kararına uyularak, dava konusu Yönergenin 8. maddesinin 3. fıkrasının, anılan fıkrada geçen “avukat” ibaresi dışındaki kısmı yönünden davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi ve davanın redde ilişkin kısmına yönelik olarak davalı idareler lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava; Ankara Barosu Başkanlığı tarafından Diyanet İşleri Başkanlığının 25 sayılı onayı ile 19.3.2010 tarihinde yürürlüğe giren “Aile İrşat ve Rehberlik Büroları Çalışma Yönergesi” nin iptali istemiyle açılmıştır.
Davalı idareler tarafından ileri sürülen süreaşımı defi yerinde görülmemiştir.
Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2’nci maddesinin 1’inci fıkrasının (a) bendinde, iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki,şekil,sebep,konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmış; aynı Kanunun 14’üncü maddesinin 3’üncü fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçelerinin “ehliyet” yönünden inceleneceği öngörülmüş, 15’inci maddesinin 1’inci (b) bendinde ise, 14’üncü maddenin 3/c fıkrasında yazılı hususta kanuna aykırılık görürse davanın reddine karar verileceği hükmüne yer verilmiştir.
Söz konusu maddede yer alan ve iptal davasının sübjektif ehliyet koşulu olan “menfaat ihlali” doktrin ve içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Menfaatin kişisel ve meşru olması için hukuki bir durumdan ortaya çıkması gerekir. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmektedir.
İdare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin, ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilişkisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceği açıktır.
1136 sayılı Avukatlık Kanununun 11’inci maddesinde, “Aylık, ücret, gündelik veya kesenek gibi ödemeler karşılığında görülen hiçbir hizmet ve görev, sigorta prodüktörlüğü, tacirlik ve esnaflık veya mesleğin onuru ile bağdaşması mümkün olmayan her türlü iş avukatlıkla birleşemez.” hükmüne, 76’ncı maddesinde de; “Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirileri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır.”hükmüne yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen hükümlerin değerlendirilmesinden; kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olan baroların, üyelerinin ortak çıkarlarının ve meslek düzeninin korunması gerekliliğinin ortaya çıkması durumunda, üyelerinin menfaatleri için idari yargıda dava açabileceği; avukatlık mesleği ile bağdaşmayan bir konuda, başka bir ifadeyle, avukatlık mesleği ile birlikte icra edilemeyecek olan “İl ve ilçe müftülükleri bünyesinde açılan Aile İrşat ve Rehberlik Bürolarının ve bu bürolarda görev alan personelin görev ve yetkileri ile çalışma usul ve esasları” ile ilgili düzenlemeye karşı dava açamayacağı sonucuna ulaşılmakta olup; dava konusu edilen Yönergenin 8’inci maddesinin 3’üncü fıkrasında yer alan avukatlarla ilgili ibare dışındaki maddelerinin davacı Baronun meşru, kişisel ve güncel menfaatini ihlal eder bir yönü bulunmamaktadır.
Yönergenin 8’inci maddesinin 3’üncü fıkrasında yer alan “avukat gibi uzmanlara yönlendirir.” şeklindeki ibarenin iptali istemine gelince;
T.C. Anayasasının 136’ncı maddesinde; “Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.” hükmüne yer verilmiş; 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda; Diyanet İşleri Başkanlığının görevleri, İslâm Dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek, olarak düzenlenmiştir.
Yukarıda yer verilen hükümler uyarınca, Diyanet İşleri Başkanlığının, toplumu aile hakkında dini açıdan doğru bilgilendirmek; aile yapısının korunmasına katkıda bulunmak; halkın, özellikle aile bireyleri ile ilgili dini içerikli soru ve sorunlarının çözümüne katkı sağlamak; gerektiğinde ilgili kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları ile ortak çalışmalar yapmak üzere aile irşat ve rehberlik hizmeti sunmak üzere bürolar açabileceğinde duraksama bulunmamaktadır. Esasen; dava konusu Yönerge söz konusu bürolarda görevlendirilen personelin görev ve yetkileri ile çalışma usul ve esaslarının düzenlenmesi amacıyla çıkarılmış olup; söz konusu amaçlar, Yönergenin 5’nci maddesinde, toplumumuzun aile hakkında dini açıdan doğru bilgilendirilmesini sağlamak, aile yapısının korunmasına katkıda bulunmak, halkımızın özellikle aile ve aile bireyleri ile ilgili dini içerikli soru ve sorunlarının çözümüne katkı sağlamak, gerektiğinde ilgili kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları ile ortak çalışmalar yapmak, olarak sayılmıştır.
İdarelerin üstlenmiş oldukları görevlerini rasyonel bir şekilde yerine getirebilmesi bakımından her türlü planlama, organizasyon ve uygulama yetkisine sahip oldukları; dolayısıyla, kurallar belirleyebilecekleri açıktır. Ancak; söz konusu kuralların, hukuka ve mevcut düzenlemeye aykırı olmaması koşuluyla yoruma sebebiyet vermeyecek, esaslara dayandırılması gerekir.
Dava konusu Yönergede belirtilen amaçların gerçekleştirilebilmesi için, Aile İrşat ve Rehberlik Bürosu rehberlik ve danışmanlık hizmetinin özelliğine göre, sorunlarına çözüm bulunması amacıyla başvuran vatandaşların, bürolarda görevli kişileri aşar nitelikte, yani uzmanınca çözüme kavuşturulması gereken sıkıntılarının kaynağı tespit edilerek, konusuna göre, psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve avukat gibi işin ehli olan uzmanlara yönlendirilebileceğinde duraksama bulunmamaktadır.
Ancak; “Doğru yolu göstermek” anlamına gelen irşat hizmetlerinin kurumsal nitelikte faaliyetler olduğu dikkate alındığında, büroya başvurma ihtiyacı hissedenlerin, gerekmesi halinde, ilgili alanda faaliyette bulunan kuruma veya baro tarafından tayin edilen bir avukata yönlendirilmeyerek; o alanda çalışan gerçek kişilere yönlendirilmesi şeklinde anlaşılabilecek bir düzenlemeye Yönergede yer verilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Kaldı ki; dava konusu edilen düzenleme, uzman olarak bilgisine veya yardımına ihtiyaç duyulan kişinin “Baro tarafından belirlenmesi” şeklinde anlaşılabilecek nitelikte olsa idi; davacı Baro Başkanlığı tarafından söz konusu düzenlemenin iptalinin istenilmesinde, hukuki yararının bulunduğundan bahsedilmesi de olanaklı değildir.
Açıklanan nedenlerle, “Aile İrşat ve Rehberlik Büroları Çalışma Yönergesi” nin 8’nci maddesinin 3’üncü fıkrasında yer verilen “avukat” ibaresi haricindeki kısmının ehliyet yönünden reddine; davanın, 8’nci maddesinin 3’üncü fıkrasında yer verilen “avukat” ibaresine ilişkin kısmının ise, iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Dairemizin 26/05/2015 tarih ve E:2011/7001, K:2015/2573 sayılı kısmen iptal, kısmen ret yolundaki kararının dava konusu Yönergenin 8. maddesinin 3. fıkrasının, fıkrada geçen “avukat” ibaresi dışındaki kısmı ile davalı idareler lehine vekalet ücretine hükmedilmemesine ilişkin kısmının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/03/2018 tarih ve E:2015/4721, K:2018/911 sayılı kararıyla bozulması ve tarafların karar düzeltme istemlerinin de Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/09/2019 tarih ve E:2018/4270, K:2019/3749 sayılı kararı ile reddedilmesi üzerine, bozulan kısım hakkında Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dava dilekçesi 2577 sayılı Kanun’un 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi maddesi yönünden incelenerek gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen ve 25 sayılı Başkanlık onayı ile 19/03/2010 tarihinde yürürlüğe giren Aile İrşat ve Rehberlik Büroları Çalışma Yönergesinin iptali istemiyle açılan davada, Dairemizin 26/05/2015 tarih ve E:2011/7001, K:2015/2573 sayılı kararı ile dava konusu Yönergenin 8. maddesinin 2. fıkrası ile aynı maddenin 3. fıkrasının iptaline, Yönergenin diğer maddeleri yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/03/2018 tarih ve E:2015/4721, K:2018/911 sayılı kararıyla davacının temyiz isteminin reddine, davalı idarelerin temyiz istemlerinin ise kısmen reddine, kısmen kabulüne, Dairemiz kararının davanın reddine ilişkin kısmı ile dava konusu Yönergenin 8. maddesinin 2. fıkrasının ve aynı maddenin 3. fıkrasında geçen “avukat” ibaresinin iptaline ilişkin kısmının onanmasına, dava konusu Yönergenin 8. maddesinin 3. fıkrasının, fıkrada geçen “avukat” ibaresi dışındaki kısmının iptaline ve davalı idareler lehine vekalet ücretine hükmedilmemesine ilişkin kısımlarının bozulmasına karar verilmiş, tarafların karar düzeltme istemleri de Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/09/2019 tarih ve E:2018/4270, K:2019/3749 sayılı kararı ile reddedilmiş ve Dairemiz kararının davanın reddine ilişkin kısmı ile dava konusu Yönergenin 8. maddesinin 2. fıkrasının ve aynı maddenin 3. fıkrasında geçen “avukat” ibaresinin iptaline ilişkin kısımları kesinleşmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 46. maddesinin 1. fıkrasında, Danıştay dava daireleri kararlarına karşı Danıştay’da temyiz yoluna başvurulabileceği; 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 38. maddesinde, idari dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararların İdari Dava Daireleri Kurulunca temyizen inceleneceği hükme bağlanmış; 2577 sayılı Kanunun 49. maddesinin 4. fıkrasında ise Danıştay dava dairelerine, ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararların temyizen bozulması halinde ısrar olanağı tanınmamıştır.
Buna göre, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararına uyularak, bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

İNCELEME VE GEREKÇE:
USUL YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, idari işlemler hakkında; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar, “iptal davaları” olarak tanımlanmıştır.
Anılan Kanun’un “Dilekçeler üzerine ilk inceleme” başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçesinin, davacının dava açma ehliyeti olup olmadığı yönünden inceleneceği; “İlk inceleme üzerine verilecek karar” başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde de, davacının, dava açma ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığında davanın reddine karar verileceği hükümlerine yer verilmiştir.
Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin yargılama giderleri konusunda yollama yaptığı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 323. maddesinde, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti yargılama giderleri arasında sayılmış; 326. maddesinde ise, yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği hüküm altına alınmıştır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık Ücreti” başlıklı 164. maddesinde, avukatlık ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade ettiği; 168. maddesinin son fıkrasında ise, avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarifenin esas alınacağı kurala bağlanmıştır.
Öte yandan, 02/11/2011 tarih ve 28103 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 6. maddesi ile, idareleri idari yargı mercilerinde temsil etme yetkisi, hukuk birimi amirlerine, muhakemat müdürlerine, hukuk müşavirlerine ve avukatlara tanınmış; aynı Kanun Hükmünde Kararname’nin 14. maddesinde ise, “Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekâlet ücreti takdir edilir. ” hükmüne yer verilmiştir.

Hukuki Değerlendirme:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan ve iptal davasının sübjektif ehliyet koşulu olan “menfaat ihlali”, içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Menfaatin kişisel olması idari işlemin mutlaka davacı hakkında tesis edilmiş olması sonucunu doğurmamaktadır. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları davacının gerçek kişi, tüzel kişi, belde sakini olması gibi hususlar dikkate alınmak suretiyle ve her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliği de gözönünde tutularak belirlenmektedir.
Dava konusu uyuşmazlıkta davacı kamu kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşudur.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel nitelikteki düzenleyici işlemlere karşı, kural olarak, kuruluş yasalarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyeti bulunmaktadır. Nitekim, konuyla ilgili yasal düzenlemelerde de, bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları açık bir biçimde yer almıştır.
Diğer taraftan, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 4667 sayılı Yasa ile değişik 76. maddesinde; Barolar avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanmış; yine aynı Yasa’nın Baro Yönetim Kurulunun görevlerinin sayıldığı 95. maddesinin 21. bendinde de, yönetim kurulunun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu belirtilmiştir.
Dava konusu Yönergenin 8. maddesinin 3. fıkrasının, anılan fıkrada geçen “avukat” ibaresi dışındaki kısmının avukatlık mesleği ile ilgili herhangi bir düzenleme getirmediği, 1136 sayılı Yasanın 76. ve 95. maddelerinde barolara verilen “hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak” görevinin ise barolara avukatlık mesleği ile ilgili meşru, güncel ve kişisel olmayan konularda tek başına dava açma imkanı vermediği dikkate alındığında, davacı Ankara Barosu Başkanlığının dava konusu Yönergenin 8. maddesinin 3. fıkrasının, anılan fıkrada geçen “avukat” ibaresi dışındaki kısmına karşı dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Öte yandan; davalı idarelerin yargılama sürecinde hukuk müşaviri aracılığıyla temsil edildiği, hukuk müşavirinin yasal süresi içinde idare adına savunma verdiği ve duruşmaya katıldığı, davanın nihai olarak kısmen iptal, kısmen ret, kısmen ehliyet ret kararı ile sonuçlandığı, dolayısıyla, davalı idarelerin 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uyarınca vekalet ücretine hak kazandığı sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen ve 25 sayılı Başkanlık onayı ile 19/03/2010 tarihinde yürürlüğe giren Aile İrşat ve Rehberlik Büroları Çalışma Yönergesinin 8. maddesinin 3. fıkrasının, fıkrada geçen “avukat” ibaresi dışındaki kısımlar yönünden 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi ve 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca ehliyet yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. İlk karardan önce yapılan yargılama giderlerine ilişkin olarak anılan kararda hüküm kurulmuş olması ve davanın netice olarak yine kısmen iptal, kısmen ret kararı ile sonuçlanmış olması nedeniyle anılan yargılama giderleri yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına; temyiz ve karar düzeltme aşamalarında davacı tarafından yapılan ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, temyiz ve karar düzeltme aşamalarında davalı idarelerden Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılan …TL yargılama giderinin yarısı olan …TL’nin davalı idare üzerinde bırakılmasına, yarısı olan … TL’nin ise davacıdan alınarak anılan idareye verilmesine,
3. Davanın kısmen iptalle sonuçlanan ve kesinleşen kısmı için ilk kararda davacı lehine vekalet ücreti takdir edildiğinden, bu kararda davacı lehine yeniden vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
4. İşbu kararın verildiği tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre duruşmalı işler için belirlenen …TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,
5. Posta gideri avansından artan tutar varsa kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde taraflara iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyiz yolu açık olmak üzere, 26/10/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.