Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/2839 E. , 2022/2997 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2020/2839
Karar No : 2022/2997
DAVACI : …
DAVALI : Hasım gösterilmemiştir.
DAVANIN_KONUSU : Şanlıurfa ili, Siverek ilçesi, T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan davacı tarafından, Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 7. maddesinin çocuk suçlular arasında ayrımcılığa sebep olduğundan bahisle yeniden düzenlenmesi ve çocuk suçlular hakkında daha kapsamlı ve hakkaniyetli düzenleme yapılması istenilmektedir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince 2577 sayılı Kanun’un 14. maddesi uyarınca hazırlanan Tetkik Hakiminin raporu ve sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Dilekçeler üzerine ilk inceleme” başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçesinin, davacının dava açma ehliyeti olup olmadığı yönünden inceleneceği; “İlk inceleme üzerine verilecek karar” başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde de, davacının, dava açma ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığında davanın reddine karar verileceği hükümlerine yer verilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 14. maddesinde, kısıtlıların fiil ehliyetinin bulunmadığı; 16. maddesinin 1. fıkrasında, ayırt etme gücüne sahip kısıtlıların, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremeyecekleri, karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rızanın gerekli olmadığı; 407. maddesinin 1. fıkrasında, bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkum olan her erginin kısıtlanacağı; aynı maddenin 2. fıkrasında, cezayı yerine getirmekle görevli makamın, böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını, kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlü olduğu; 413. maddesinin 1. fıkrasında, vesayet makamının, bu görevi yapabilecek yetenekte olan bir ergini vasi olarak atayacağı; 419. maddesinin 2. fıkrasında, kısıtlanan ergin çocukların kural olarak vesayet altına alınmayıp velayet altında bırakılacağı; 448. maddesinde, vesayet dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla vasinin, vesayet altındaki kişiyi bütün hukuki işlemlerinde temsil edeceği; 462. maddesinin 1. fıkrasının 8. bendinde, vasinin dava açabilmesi için vesayet makamının izninin gerektiği; 471. maddesinde ise, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayetin, hapis halinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacağı hükümleri bulunmaktadır.
Aktarılan bu hükümlere göre bir yıl veya daha fazla süreli hapis cezasına mahkum olanların cezalarını çekmeye başlamaları üzerine, hükmü icra ile görevli idarenin durumu sulh hukuk mahkemesine hemen ihbar ederek vasi atanmasını sağlamakla yükümlü olduğu; kısıtlının, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarla ilgili davalar dışındaki davaları, vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesinin izni üzerine ve vasisi veya vasinin tayin edeceği vekili aracılığıyla açabileceği kuşkusuzdur.
Dava dosyasının incelenmesinden; Şanlıurfa ili, Siverek ilçesi, T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olduğu anlaşılan davacıya, … Sulh Hukuk Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ek kararıyla annesi …’ın veli olarak tayin edilmesine rağmen bakılan davanın, mevzuata aykırı olarak veli tarafından veya davacının velisinin tayin ettiği vekili tarafından açılmayıp bizzat ve doğrudan davacı asil tarafından açıldığı, Dairemizin 30/09/2021 tarihli ara kararıyla veli …’a görülmekte olan davayı davacının velisi olarak kendisinin veya tayin edeceği vekilin takip edip etmeyeceğinin sorulduğu, bu ara kararı 10/11/2021 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen, verilen süre içerisinde veli … tarafından herhangi bir başvuruda bulunulmaması üzerine, Dairemizin 13/01/2022 tarihli ikinci ara kararı ile davayı takip etme iradesinin “ara kararı gereğinin yerine getirilmemesi durumunda dosyadaki bilgi ve belgelere göre karar verileceği ihtarını” içerecek şekilde veliye ikinci kez sorulduğu, bu ara kararının da veli …’a 11/03/2022 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen verilen süre içerisinde veli … tarafından davanın takip edileceği yönünde bir başvuruda bulunulmadığı gibi ara kararımıza karşılık herhangi bir beyanda da bulunulmadığı görüldüğünden, davacının velisi konumunda bulunan …’ın görülmekte olan uyuşmazlığı takip iradesinin bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Bu durumda, dava açma ehliyetinden yoksun olan davacının velisi tarafından takip edilmeyen davanın, davacının objektif ehliyet koşulunu taşımadığı gerekçesiyle ehliyet yönünden reddedilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, davanın, 2577 sayılı Kanun’un 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca EHLİYET YÖNÜNDEN REDDİNE, bu kararın tebliğini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyizen başvurulabileceğinin davacıya duyurulmasına, kararın bir örneğinin hükümlü … ‘a 7201 sayılı Kanun’un 19. maddesi uyarınca tebliğini teminen Siverek T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmesine, 31/05/2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(X)-KARŞI OY :
Bakılmakta olan davanın, Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 7. maddesinin çocuk suçlular arasında ayrımcılığa sebep olduğundan bahisle yeniden düzenlenmesi ve çocuk suçlular hakkında daha kapsamlı ve hakkaniyetli düzenleme yapılması istemiyle bizzat davacı tarafından açıldığı, iki kez ara kararı ile veliye tebligat yapıldığı, davacının bu ara kararlarından da haberdar edilmediği; velinin de davayı takip etmediği, bu nedenle davacının doğrudan ve yalnızca kendisini ilgilendiren bu davayı gördürme olanağından yoksun bırakıldığı anlaşılmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırları” başlığını taşıyan 2. maddesinde; iptal davalarının, idari işlemler nedeniyle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı belirtilmiştir.
Buna göre idari yargı mercilerinde idari işlemlerin iptali istemiyle iptal davaları açabilmek için, dava konusu işlemin, davacının hukuksal bir yararını ihlal etmesi gerekmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinde ehliyet konusunda da 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na atıfta bulunulmuştur. 6100 sayılı Kanun’un “Taraf ehliyeti” başlıklı 50. maddesinde; medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir, denilmiş, “Dava ehliyeti” başlığını taşıyan 51. maddesinde ise; dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir, hükmü yer almıştır.
Bakılan davada, davacının hakkında açılan ceza davasında bir yıldan fazla süreli hapis cezasına mahkum olduğu görülmüştür.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Özgürlüğü bağlayıcı ceza” başlığı altında düzenlenen 407. maddesinin birinci fıkrasında; bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her ergin kısıtlanır, hükmüne yer verilmiştir.
Kısıtlanan kimselere de yine 4721 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerine göre vasi atanması ve vasi atanan kimsenin medeni haklarını kullanma konusunda vasinin izniyle hareket edeceği kuşkusuzdur. Ancak, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar” başlıklı 16. maddesinde; “Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar.” hükümlerine yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere 4721 sayılı Kanun’un 16. maddesinde, karşılıksız kazanmalarda ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rızanın gerekli olmadığı hükme bağlanmış bulunmaktadır.
Bu durumda, dava konusu uyuşmazlığın niteliği dikkate alındığında kısıtlanmış bulunan davacının iş bu davayı açmasının doğrudan kendi yararına ve kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak niteliğinde olduğu ve böyle bir davayı açabilmek için velisinin rızasının aranmasının gerekmediği sonucuna varıldığından davanın ehliyet yönünden reddi yolundaki Daire kararına katılmıyorum.