Danıştay Kararı 10. Daire 2020/5336 E. 2022/4389 K. 12.10.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2020/5336 E.  ,  2022/4389 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2020/5336
Karar No : 2022/4389

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- … 2- ….
3- … 4- …
VEKİLİ : Av. …

TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- … Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …
2- … Sulama Birliği
VEKİLİ : Av. …

İSTEMLERİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…., K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacıların yakını …’ın, 22/06/2012 tarihinde, Samsun ili, Bafra ilçesi, … Köyünde bulunan ve …Genel Müdürlüğü tarafından yaptırılan sulama kanalına düşerek hayatını kaybetmesinde, hizmet kusuru bulunduğundan bahisle, davacı baba … için 100.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi, davacı anne … için 100.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi, davacı kardeş … için 25.000,00 TL manevi, davacı kardeş … için 25.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 200.000,00 TL maddi ve 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; Mahkemelerinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 14/05/2018 tarih ve E:2016/2420, K:2018/2315 sayılı kararı ile bozulması üzerine bozma kararına uyularak, meydana gelen olayla ilgili olarak kusur tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda davalı …Genel Müdürlüğü’nün %25, … Sulama Birliğinin %50, ölenin ise %25 oranında kusurlu olduğu yolunda düzenlenen bilirkişi raporu ile davalı idarelerin kusur oranı gözetilmek suretiyle hazırlanan hesap bilirkişisi raporu hükme esas alınarak davanın kısmen kabulü ile 88.722,93 TL maddi ve 60.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 17/07/2012 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin talepler yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI :
I- Davacılar tarafından; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı düzenlendiği, hükmedilen manevi tazminat miktarlarının yeterli olmadığı ileri sürülerek kararın reddedilen kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
II- Davalı … Genel Müdürlüğü tarafından; olayın meydana geldiği yerin meskun mahal dışında olduğu, sulama tesisinin meskun mahalde kısmı için gerekli koruyucu güvenlik tedbirlerinin alındığı, davacılar yakınının motopompla su almaya çalışırken hayatını kaybettiği, olayın kendi kusurundan kaynaklandığı, İdare Mahkemesince eksik düzenlenen bilirkişi raporunun hükme esas alındığı ve davanın kabule ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
III- Davalı … Sulama Birliği Başkanlığı tarafından; davacılara İcra Müdürlüğü dosyasında ödeme yapıldığı bunun zarardan mahsup edilmesi gerektiği, olayda davacılar yakınının kusuru bulunduğu, mahkemece kusur oranının hatalı tespit edildiği, idarelerine yüklenecek kusurun bulunmadığı iddialarıyla kararın kabule ilişkin kısmının bozulması gerektiği öne sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Taraflarca savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ :Davalı idarelerin temyiz istemlerinin kabulü ile Mahkeme kararının kabule ilişkin kısmının bozulması, davacıların temyiz istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :
Dava dosyasının incelenmesinden, davacıların yakını …’ın, 17/07/2012 tarihinde akrabası … ile birlikte Samsun ili, Bafra ilçesi, … Köyünde, yakınında … Genel Müdürlüğü tarafından işletmeye açılan ve bakım, onarım ve işletme sorumluluğu 2000 yılında … Sulama Birliğine devredilen Bafra Ovası Sağ Sahil Sulama S1 ana kanalı bulunan tarlalarını sulamak için motopomp ile su çekmeye çalıştıkları sırada kanala düşmeleri sonucu boğularak hayatlarını kaybettikleri, olaya ilişkin olarak Bafra Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sonucunda, boğulma sonucu gerçekleşen ölüm olayında hiç kimseye cezai bakımdan izafe edilebilecek bir kusurun bulunmadığı gerekçesiyle kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, …’ın yakınları tarafından, meydana gelen ölüm olayında idarenin sorumluluğunun bulunduğu iddiasıyla uğranılan zararların tazmini istemiyle 17/07/2012 tarihinde davalı idarelere ön karar başvurusunda bulunulduğu, davalı idarelerden … Genel Müdürlüğü’nce … tarih ve … sayılı işlem ile talebin reddedilmesi üzerine, davacı baba … için 100.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi, davacı anne … için 100.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi, davacı kardeş … için 25.000,00 TL manevi, davacı kardeş … için 25.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 200.000,00 TL maddi ve 150.000,00 manevi tazminatın, olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı görülmektedir.

A) İdare Mahkemesi kararının davacıların tazminat istemlerinin kısmen kabülüne ilişkin kısmının incelenmesi:
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın 17. maddesinde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu; 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
İdarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için, ortada bir zararın bulunmasının yanında, bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması; başka bir anlatımla, zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabilmesi gerekir. Zararın oluşmasında zarara uğrayanın veya üçüncü kişinin kusurunun bulunması halinde ise, idarenin tazmin sorumluluğunun ortadan kalkacağı ya da kusur ölçüsünde azalacağı açıktır.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan, 6200 sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un “Vazife ve Salahiyetler” başlıklı 2. maddesinde, taşkın sular ve sellere karşı koruyucu tesisler meydana getirmek, sulama tesislerini kurmak, sulama sahalarında mevcut parsellerin tamamını veya aksamını gösterir harita ve planları yapmak veya yaptırmak ve icabı halinde kadastrosunu yaptırmak, anılan tesislerin çalıştırma, bakım ve onarım dahil işletmelerini sağlamak Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşama hakkı ile 125. maddesinde düzenlenen idarenin sorumluluğuna ilişkin hükümler birlikte değerlendirildiğinde; devletin kişilerin yaşama hakkının korunması açısından negatif yükümlülüklerinin yanında pozitif yükümlülüklerinin de bulunduğu (Anayasa Mahkemesi kararı, Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50), bu kapsamda devletin öncelikle yaşama hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeleri yapması ve bununla da yetinmeyerek gerekli idari tedbirleri alması gerektiği açıktır.
Bir idari hizmetin yürütülmesi aşamasında yaşama hakkının korunmasına yönelik alınacak idari tedbirlerdeki eksiklikler, devletin yaşama hakkının korunmasına yönelik yükümlülüğünün ihlali sonucunu doğuracak, meydana gelen zarar ise idarenin kusur sorumluluğu ilkesi gereğince tazmin edilecektir.
Bu bağlamda, öncelikle somut olayın özelliğine göre idarenin yürüttüğü faaliyet incelenmeli ve idarenin bu faaliyeti nedeniyle alması gereken tedbirler belirlenmeli, ancak bu durum davalı idare üzerinde aşırı bir yük oluşturacak şekilde yorumlanmadan idarenin sorumluluğunun sınırı tespit edilmelidir.
Somut olayda, sulama faaliyetlerinin niteliği itibarıyla kişilerin yaşamı ve vücut bütünlüğü bakımından birtakım riskler içermesi sebebiyle tehlikeli bir faaliyet olduğu, bu bağlamda davalı idarelerin sulama kanallarının işletilmesinde gerekli güvenlik tedbirlerini alarak, bu alanlarda istenmeyen ölüm ve yaralanma olaylarının önüne geçmek için makul ölçüler çerçevesinde gerekenleri yapmakla yükümlü olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır.
Ancak davalı idarelerin yürüttükleri hizmetin niteliği ve boyutları göz önünde bulundurulduğunda; davalı idarelerden tüm tesislerinde her koşulda güvenlik tedbiri almasının beklenemeyeceği açıktır.
Bu nedenle, dava konusu uyuşmazlıkta boğulma olayının meydana geldiği yerin meskun mahal sınırları içinde bulunup bulunmadığının tespiti, davalı idarelerin sorumluluğunun makul ölçüler içinde belirlenmesi konusundaki en önemli hususu teşkil etmektedir.
Zira, boğulma olayı meydana gelen yerin meskun mahal dışında bulunması durumunda davalı idarelerden vatandaşların yaşama hakkını korumak amacıyla sıkı güvenlik tedbirlerini almaları beklenemeyecek, dolayısıyla idarelerin sorumluluğundan söz edilemeyecektir. Öte yandan, sulama kanalının zaman içerisinde meskun mahalde kaldığının anlaşılması halinde söz konusu alanı yerleşime açan idarenin de sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir.
Dava konusu olayda, İdare Mahkemesince hükme esas alınan 12/05/2016 havale tarihli bilirkişi raporunda mahallinde yapılan araştırmada olayın gerçekleştiği tarihte sulama kanalının meskun mahal dışında bulunduğunun ve 300-500 metre mesafede seyrek olarak yapılmış evlerin bulunduğu, köylülerce yoğun olarak yerleşilen alanının bir kaç kilometre uzaklıkta olduğu tespitlerine yer verildiği görülmektedir.
Bu durumda, boğulma olayının meydana geldiği tarihte söz konusu sulama kanalının bulunduğu yerin meskun mahal dışında olması karşısında davalı idarelerin yürüttüğü hizmetin teknik özellikleri de dikkate alındığında, davalı idarelerin yerleşim alanları dışında önleyici tedbirleri almaları beklenemeyeceğinden, olayda davalı idarelerin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varıldığından, Mahkemece meydana gelen olayda davalı idarelerin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekmekte iken, davanın kısmen kabulü yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.

B) İdare Mahkemesi kararının davacıların tazminat istemlerinin kısmen reddine ilişkin kısmının incelenmesi:
Temyize konu kararın, davacılardan maddi ve manevi tazminat istemlerinin kısmen reddine yönelik kısımları sonucu itibarıyla usul ve hukuka uygun olup, kararın bu kısmının yukarıda belirtilen gerekçe ile onanması gerekmektedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarelerin temyiz istemlerinin kabulü ile … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının kabulüne ilişkin kısmının BOZULMASINA, davacıların temyiz istemlerinin reddi ile fazlaya ilişkin maddi tazminat talebi ve manevi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,
2. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
3. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12/10/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.