Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/1083 E. , 2022/2709 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/1083
Karar No : 2022/2709
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten … adına velayeten …., …
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMLERİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılardan …’un Gebze Devlet Hastanesinde 12/03/2007 tarihinde normal yolla gerçekleşen doğumu sırasında ve sonrasında yapılan yanlış tıbbi müdahaleler sonucu sağ kolunun sakat kalmasında idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğradıkları zararlara karşılık 110.000,00 TL iş gücü kaybı, 3.000,000 TL tedavi giderleri ve yol masrafları olmak üzere 113.000,00TL maddi (miktar artırımı ile 604.751,97 TL) maddi, her bir davacı için 30.000,00’er TL olmak üzere toplam 90.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 12/03/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; davanın kabulüne ilişkin kararın, Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 22/02/2018 tarih ve E:2017/1109, K:2018/2052 sayılı kararıyla, manevi tazminata ilişkin kısmının onanması, maddi tazminata ilişkin kısmının bozulması üzerine, bozma kararı doğrultusunda küçüğün vücut fonksiyon kaybı oranının %37 olarak belirlenmesi akabinde yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde 601.546,47 TL iş gücü kaybı, 3.205,50 TL tedavi giderleri olmak üzere toplam 604.751,97 TL zararın olduğunun tespit edildiği, davacı tarafından 27/10/2020 tarihli dilekçe ile dava konusu maddi tazminat miktarı arttırılarak 604.751,97 TL tazminat talep edildiği, her ne kadar davacılar tarafından bozma kararından önce alınan hesap bilirkişisi raporu doğrultusunda miktar artırma talebinde bulunulmuş ise de, bu rapora istinaden verilen kararın, raporun da kusurlandırılması suretiyle bozulması karşısında, bozmaya uyularak yeniden alınan bilirkişi raporuna göre davacıların nihai karar verilinceye kadar yeniden miktar artırım hakkının doğduğu, bu halde yapılan miktar artırımının ikinci kez miktar artırımı yapıldığı şeklinde değerlendirilmesinin Kanunun amacına ve hakkaniyete aykırı olacağı gerekçesiyle davacıların 604.751,97 TL maddi tazminat isteminin kabulüne, maddi tazminatın 113.000,00 TL’sinin davalı idareye başvurunun yapıldığı 11/09/2007 tarihinden, 264.926,17 TL’sinin ilk miktar artırım dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği 16/01/2017 tarihinden, 226.825,80 TL’sinin ise 27/10/2020 tarihli ikinci miktar artırım dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği 10/11/2020 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, hükmedilen maddi tazminata ilişkin faizin olay tarihinden itibaren başlatılması gerektiğinden Mahkeme kararının faiz başlangıç tarihine ilişkin kısmının düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, dava konusu olayda ortaya çıkan istenmeyen sonucun öngörülemeyen ve önlenemeyen komplikasyon olarak Adli Tıp Kurumu raporunda kabul edildiği ve idareye kusur atfedilmediği, muhakkik raporundaki tespitler hatalı olduğundan hükme esas alınmaması gerektiği, mevzuata göre ebelerin normal yolla doğum yaptırma yetkisi olduğu, doğumda görev alan sağlık personelinin beraat ettiği, bu bağlamda beraat kararı İdare Mahkemesince dikkate alınmadan hüküm verildiği, maddi tazminata yönelik alınan hesaplama raporunda hataların olduğu, idarelerinin harçtan muaf olması nedeniyle aleyhlerine harca hükmedilemeyeceği, miktar artırım hakkının ikinci kez kullanılmasının Kanuna aykırı olduğu, Mahkeme kararının bu yönlerden bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca karşılıklı olarak temyiz istemlerinin reddi ile Mahkeme kararının aleyhlerine olan kısımlarının bozulması gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosyanın tekemmül ettiği anlaşılmakla yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmeyerek işin esası incelenip gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacılardan …, 12/03/2007 tarihinde doğum sancılarının başlaması üzerine Gebze Devlet Hastanesine miadında ağrılı gebe olarak başvurmuş, üçüncü gebeliği olması, yapılan muayenesinde risk tespit edilmemesi ve fetüsün baş gelişli olduğunun belirlenmesi üzerine normal doğum için yatırılmış ve aynı gün ebeler tarafından gerçekleştirilen normal yolla doğum sonucu 4.200 gram ağırlığında, canlı bir kız bebek (Berfin Uzun) dünyaya gelmiştir. İlk defa 13/03/2007 tarihinde çocuk hekimi tarafından muayene edilen bebekte servikal sinir paralizileri tespit edilerek Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiş, küçükteki durumun normal yolla doğum komplikasyonlarından olan brakial pleksus yaralanması olduğu tespit edilmiş, söz konusu sinir yaralanmasına yönelik mükerrer operasyonlar yapılmıştır. 29/04/2008 tarihli Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu Raporunda, brakial pleksus bozuklukları teşhisiyle küçüğün özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranı %60; 07/10/2008 tarihli Gebze Fatih Devlet Hastanesi Özürlü Sağlık Kurulu Raporunda ise, sağ üst extremite brochial plexus lezyonu (opere) ağır + sol alt extremite hafif-orta yürüme güçlüğü teşhisiyle küçüğün özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranı %68 olarak belirlenmiştir.
Olay nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle açılan işbu davada, … İdare Mahkemesince, bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu … Adli Tıp İhtisas Kurulunun … tarihli ve … sayılı kararında, normal doğum kararının tıp kurallarına uygun olduğu ve meydana gelen sinir zedelenmesinin normal doğumun bir komplikasyonu olduğu, olayda ebelerin ve idarenin kusuru bulunmadığı yolunda görüş bildirilmesi üzerine, anılan rapor hükme esas alınmak suretiyle davanın reddi yolunda verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı karar, temyiz aşamasında Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 03/04/2014 tarih ve E:2013/67, K:2014/2393 sayılı kararı ile “doğum öncesi annenin, sonrasında bebeğin uzman doktorlar tarafından muayene edilmemesinin davalı idarenin sağlık hizmeti sunumunda ağır hizmet kusurunu oluşturduğu” gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozma kararı üzerine yapılan yargılamada Mahkeme tarafından, davacı küçüğün iş gücü kaybı oranının %68 olduğu kabul edilerek iş gücü kaybı zararının belirlenmesi için yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen rapora istinaden ve miktar artırım talebi gözetilerek davanın kabulü ile 377.926,17 TL maddi, her bir davacı için 30.000,00 TL olmak üzere toplam 90.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmiştir.
Söz konusu kararı temyizen inceleyen Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 22/02/2018 tarih ve E:2017/1109, K:2018/2052 sayılı kararı ile kararın manevi tazminata yönelik kısmı onanarak kesinleşmiş; maddi tazminata yönelik kısmı ise, küçüğün maluliyet oranının tespitinin Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulu aracılığıyla yapılması ve maddi tazminat taleplerinin buna göre değerlendirilmesi, ayrıca maluliyet durumuna göre alınacak hesap bilirkişisi raporunda küçüğün evlenme olasılığının da dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozma kararına uyan Mahkeme tarafından, maluliyet oranının tespitine yönelik olarak yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen Adli Tıp Kurumu … İhtisas Kurulu’nun … tarih ve … sayılı raporunda, davacı küçüğün vücut fonksiyon kaybı oranı %37 olarak belirlenmiş; maddi tazminat miktarının hesaplaması için yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen 20/10/2020 tarihli raporda da, davacı küçüğün 18 yaşını doldurduğu tarihten itibaren, %37 iş gücü kaybı oranı ve net asgari ücret üzerinden hesaplama yapılarak iş gücü kaybından doğan maddi zararının 601.546,47 TL, tedavi giderlerinden kaynaklı zararının 3.205.50 TL olduğu belirlenmiştir.
Anılan raporun tebliği üzerine davacılar tarafından 27/10/2020 tarihinde mahkeme kaydına giren dilekçe ile raporda belirtilen miktar doğrultusunda maddi tazminat istemleri artırılmıştır.
Mahkeme tarafından, anılan rapor hükme esas alınarak ve miktar artırım talebi gözetilerek maddi tazminat isteminin kabulü ile 604.751,97 TL maddi tazminatın, 113.000.00 TL’sinin davalı idareye başvurunun yapıldığı 11/09/2007 tarihinden, 264.926,17 TL’sinin ilk miktar artırım dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği 16/01/2017 tarihinden, 226.825,80 TL’sinin ise 27/10/2020 tarihli miktar artırım dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği 10/11/2020 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
Tam yargı davalarında zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin 1. fıkrasında, bu Kanun’da hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı; ancak, davanın ihbarının Danıştay, mahkeme veya hâkim tarafından resen yapılacağı kurala bağlanmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesinin 1. fıkrasında, davanın taraflarının, müdahillerin ve yargılamanın diğer ilgililerinin, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olduğu; 61. maddesinin 1. fıkrasında, taraflardan birinin, davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebileceği; 66. maddesinde ise, üçüncü kişinin, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabileceği hükümleri yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlık konusu olayda, İdare Mahkemesi tarafından, davacıların çocuğunda meydana gelen sinir hasarına doğum öncesi annenin ve doğum sonrası çocuğun uzman hekimler tarafından muayene edilmemesinin, uzman hekim nezaretinde doğumun gerçekleşmemesinin sebebiyet verdiği, zararın tedavi sürecinde görev alan sağlık personelinin kusurlu eylemleri sonucu meydana geldiği, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varılmış olup, söz konusu gerekçe Dairemizce de uygun bulunmuştur.
Ancak İdare Mahkemesince, olay nedeniyle çocuğun iş gücü kaybı zararının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 21/10/2020 havale tarihli raporun irdelenmesi gerekmektedir.
Anılan bilirkişi raporunda, çocuğun 18 yaş öncesine ait çalışma gücü (efor) kaybı zararına yer verilmediği, hesaplamanın 18 yaşından itibaren başlatıldığı anlaşılmış olup; Dairemizin içtihatları gereği, kişinin idari faaliyet nedeniyle uğradığı kalıcı sakatlığın, günlük yaşamsal faaliyetlerini ve/veya çalışma hayatını sürdürürken zarardan önceki durumuna ve emsallerine nazaran daha fazla güç (efor) sarf etmesine yol açması sonucu oluşan efor kaybı zararının, kişinin gelirinde ve mal varlığında bir azalmaya bağlı olmaksızın doğması nedeniyle, zarar hesabının başlangıcına esas alınacak tarihin, kişinin gelir getirici işte çalışmaya başlama tarihi değil, zarara uğradığı tarih olarak kabulü zorunludur.
Buna göre, anılan rapordaki hesaplama, tazminat hukukunun ilke ve kurallarına uygun bulunmamakta, dolayısıyla hükme esas alınabilecek nitelikte görülmemekte ise de; davacılar tarafından, kararın bu yönden temyiz edilmediği, yalnızca hükmedilen maddi tazminata işletilecek “yasal faizin başlangıç tarihi yönüyle düzeltilerek onanması”nın talep edildiği, davalı idare tarafından ise, olayda tazminat sorumluluğu bulunmamasının yanı sıra hesaplamanın da hatalı olduğu iddiasıyla temyiz edildiği görüldüğünden; taleple bağlılık ve aleyhe bozma yasağı ilkeleri gereği, kararın, davacıların lehine, davalı idarenin aleyhine olacak şekilde hatalı bilirkişi raporuna dayanılarak verildiği gerekçesiyle bozulmasına hukuken olanak bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, davalı idarenin dava konusu olaya ilişkin olarak sorumluluğu olan kişi veya kişilere rücu edebileceği dikkate alındığında, bu kişilerin menfaatlerinin bakılan davanın sonucundan etkileneceği, yukarıda belirtilen Kanun hükümlerinde öngörülen davanın ihbarı için geçerli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup, Mahkemece, esas hakkında karar verilirken dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişi veya kişilerin tespit edilerek davanın resen ilgililere ihbar edilmesi gerektiğinden, bu husus gözetilmeksizin yapılan yargılama sonucunda verilen kararda usul hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır.
Öte yandan, Mahkeme tarafından, işbu bozma kararı üzerine yeniden karar verileceğinden, davacıların faizin başlangıç tarihine ilişkin temyiz istemleri bu aşamada incelenmemiş olup; Mahkemece yeniden karar verilirken faizin başlangıç tarihine ilişkin olarak arttırılan miktar açısından da Dairemizin içtihadı gereği idareye başvuru tarihinin esas alınması; yine vekâlet ücreti ve nispi karar harcına ilişkin Dairemiz içtihatlarının da göz önünde bulundurulması gerektiği tabiidir.
Bu itibarla, temyize konu kararda, davanın ihbarına ilişkin usul kurallarına uyulmaksızın karar verilmesi nedeniyle hukuka uyarlık görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın kabulüne ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/05/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.