Danıştay Kararı 10. Daire 2021/7192 E. 2022/4762 K. 26.10.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2021/7192 E.  ,  2022/4762 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/7192
Karar No : 2022/4762

DAVACI : … Derneği
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : …
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri …

DAVANIN_KONUSU :
05/05/2012 tarih ve 28283 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin;
– 1. maddesinin,
– 2. maddesinin 4. fıkrasının (ç) bendi ile 5. ve 6. fıkralarının,
– 4. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin (4) numaralı alt bendi ile (b) bendinin (1) ve (3) numaralı alt bentlerinin,
– 5. maddesinin 2., 3., 4. ve 5. fıkralarının,
– 6. maddesinin 2., 3., 4. ve 5. fıkralarının,
– 7. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin (1) ve (4) numaralı alt bentleri ile (b) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentleri ve
– 8. maddesinin iptali istenilmektedir.

DAVACININ_İDDİALARI :
Davacı tarafından; dava konusu Yönetmelik ile milli bayram kutlamalarının, Anıtkabir’de saygı duruşu yapılmadan, İstiklal Marşı söylenmeden ve göndere bayrak çekilmeden başlamasının, törenlerde Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ile Gençliğin Ataya Cevabının okunmasından vazgeçilmesinin, kutlamaların geleneksel hale gelmiş coşkusunu yok edeceği; bunun sonucu olarak da, toplumun birlikteliğini ve ulus olma niteliklerini zedeleyici sonuçların doğacağı; bu günlerin daha coşkulu ve yoğun katılımlı kutlanmasını temin edici düzenlemeler yapılması gerekirken tam tersi sonuçlara neden olan dava konusu Yönetmelik hükümlerinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

DAVALININ_SAVUNMASI :
Usul yönünden; davacı Derneğin dava açma ehliyetinin bulunmadığı, esas yönünden ise; dava konusu Yönetmelik hükümleri ile ulusal bayram Cumhuriyet Bayramı ve resmi bayramlar Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı, Zafer Bayramı ile mahalli kurtuluş günleri, Atatürk günleri ve tarihi günlerin kutlanmasını sağlamak amacıyla yapılacak törenlerin ve kutlama ilkelerinin güncellenmesi, sadeleştirilmesi ve tek bir yönetmelikte birleştirilmesinin amaçlandığı, her bir hususun eski Yönetmelikte olduğu gibi ayrı ayrı yazılması yerine temel esas ve usullerin belirlendiği, diğer hususlarda ise kutlama komitelerine görev, yetki ve sorumluluklar verildiği ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 08/03/2021 tarih ve E:2020/363, K:2021/439 sayılı kararına uyularak dava konusu Yönetmeliğin 2. maddesinin 6. fıkrası yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ :.Dava; 5.5.2012 tarih ve 28283 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin, 1 inci maddesinin; 2 nci maddesinin 4/ç, 5 inci ve 6 ncı bendlerinin; 4 üncü maddesinin 2 nci bendinin a/4, b/1 ve b/3 alt bendlerinin; 5 inci maddesinin 2 nci, 3 üncü, 4 üncü ve 5 inci bendlerinin; 6 ncı maddesinin 2 nci, 3 üncü, 4 üncü ve 5 inci bendlerinin; 7 nci maddesinin a/1 ve 2 ile b/1 ve 2 alt bendlerinin; 8 inci maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasamızın 123. maddesinde, idarenin, kuruluş ve görevleriyle bir bütün olup yasayla düzenleneceği; 124. maddesinde ise, başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren yasaların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir.
2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunun 4. maddesinde, ulusal ve resmi bayramlarda yapılacak törenlerin Milli Savunma, İçişleri, Dışişleri, Milli Eğitim, Gençlik ve Spor ve Kültür Bakanlıklarınca müştereken hazırlanacak bir yönetmelikle düzenleneceği, bu yönetmeliğin Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren engeç üç ay içinde yayımlanacağı kurala bağlanmıştır.
Dava konusu Yönetmelik; ulusal bayram Cumhuriyet Bayramı ve resmi bayramlar Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı, Zafer Bayramı ile mahalli kurtuluş günleri, Atatürk günleri ve tarihi günlerin kutlanmasını sağlamak amacıyla yapılacak törenleri kapsayacak şekilde,14/8/1981 tarihli ve 8/3456 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Ulusal ve Resmi Bayramlarda Yapılacak Törenler Yönetmeliği, 3/3/1982 tarihli ve 8/4400 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Törenler Yönetmeliği ve 4/9/1973 tarihli ve 7/7058 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Resmi Bayramlar ve Anma Günlerinde Anıtlara Konulacak Çelenklerin Hazırlanma, Taşınma ve Sunulması Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırmış ve anılan konularda birleştirme ve güncelleştirme amacıyla hazırlanmıştır.
Davacı Dernek; Eski Yönetmelikler ile yeni Yönetmelikteki bazı düzenlemeler karşılaştırarak eksik olduğunu belirttiği bazı hususların Yönetmeliğin düzenlediği kutlama ve törenlerin sönükleştirilmesi sonucunu doğurduğunu, geleneksel uygulamaların ortadan kaldırılmasının Anayasaya ve hukuka aykırı olduğunu öne sürmektedir.
Dava konusu düzenlemelerin, davacı Derneğin iddia ettiği şekilde bir yansıması olacağı konusunun subjektif değerlendirmelere dayalı olduğu sonucuna ulaşıldığından, Yasa koyucu tarafından İdareye tanınan yetkinin kamu yararına aykırı biçimde kullanıldığına ilişkin herhangi bir somut veri ortada bulunmamaktadır.
Bu durumda, eksik olduğu gerekçesiyle dava konusu düzenlemelerin iptalini gerektirecek hukuken geçerli bir neden bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Dairemizin 26/02/2016 tarih ve E:2012/6278, K:2016/1072 sayılı kısmen iptal, kısmen ret yolundaki kararının iptale ilişkin kısmının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 08/03/2021 tarih ve E:2020/363, K:2021/439 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozulan kısım hakkında Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
05/05/2012 tarih ve 28283 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin, 1. maddesinin; 2. maddesinin 4. fıkrasının (ç) bendi ile 5. ve 6. fıkralarının; 4. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin (4) numaralı alt bendi ile (b) bendinin (1) ve (3) numaralı alt bentlerinin; 5. maddesinin 2., 3., 4. ve 5. fıkralarının; 6. maddesinin 2., 3., 4. ve 5. fıkralarının; 7. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin (1) ve (4) numaralı alt bentleri ile (b) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentleri ve 8. maddesinin iptali istemiyle açılan davada, Dairemizin 26/02/2016 tarih ve E:2012/6278, K:2016/1072 sayılı kararı ile dava konusu Yönetmeliğin 2. maddesinin 6. fıkrasının iptaline, Yönetmeliğin dava konusu diğer hükümlerine yönelik olarak davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın aleyhlerine olan kısımlarının taraflarca temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15/05/2019 tarih ve E:2017/209, K:2019/2329 sayılı kararıyla tarafların temyiz isteminin reddine, Dairemiz kararının, dava konusu Yönetmeliğin 2. maddesinin 6. fıkrasının iptaline ilişkin kısmının açıklamalı olmak üzere onanmasına karar verilmiş; davalı idarenin anılan karara karşı yaptığı karar düzeltme istemi ise Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 08/03/2021 tarih ve E:2020/363, K:2021/439 sayılı kararıyla kabul edilerek, Dairemiz kararının dava konusu Yönetmeliğin 2. maddesinin 6. fıkrasının iptaline ilişkin kısmının açıklamalı olarak onanmasına ilişkin kararın kaldırılmasına, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, Dairemiz kararının iptale ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmiş ve Dairemiz kararının redde ilişkin kısmı kesinleşmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 46. maddesinin 1. fıkrasında, Danıştay dava daireleri kararlarına karşı Danıştay’da temyiz yoluna başvurulabileceği; 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 38. maddesinde, idari dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararların İdari Dava Daireleri Kurulunca temyizen inceleneceği hükme bağlanmış; 2577 sayılı Kanunun 49. maddesinin 4. fıkrasında ise Danıştay dava dairelerine, ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararların temyizen bozulması halinde ısrar olanağı tanınmamıştır.
Buna göre, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararına uyularak bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

İNCELEME VE GEREKÇE:
ESAS YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat;
Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı 26. maddesinde, “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.” hükmü yer almaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade Özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinde, “1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’un 1. maddesinde, “1923 yılında Cumhuriyetin ilan edildiği 29 Ekim günü Ulusal Bayramdır. Türkiye’nin içinde ve dışında Devlet adına yalnız bugün tören yapılır. Bayram 28 Ekim günü saat 13.00’ten itibaren başlar ve 29 Ekim günü devam eder.”; 2. maddesinin işlem tarihindeki halinde, “Aşağıda sayılan resmi ve dini bayram günleri ile yılbaşı günü ve 1 Mayıs günü genel tatil günleridir.
A) Resmi bayram günleri şunlardır:
1.23 Nisan günü Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramıdır.
2.19 Mayıs günü Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı günüdür.
3.30 Ağustos günü Zafer Bayramıdır.
B) Dini bayramlar şunlardır:
1. Ramazan Bayramı; Arefe günü saat 13.00’ten itibaren 3,5 gündür.
2. Kurban Bayramı; Arefe günü saat 13.00’ten itibaren 4,5 gündür.
C) 1 Ocak günü yılbaşı tatili, 1 Mayıs günü Emek ve Dayanışma Günü tatilidir.
D) Ulusal, resmi ve dini bayram günleri ile yılbaşı günü ve 1 Mayıs günü resmi daire ve kuruluşlar tatil edilir.
Bu Kanunda belirtilen Ulusal Bayram ve genel tatil günleri; Cuma günü akşamı sona erdiğinde müteakip Cumartesi gününün tamamı tatil yapılır.
Mahiyetleri itibariyle sürekli görev yapması gereken kuruluşların özel kanunlarındaki hükümler saklıdır.
29 Ekim günü özel işyerlerinin kapanması zorunludur.”; 4. maddesinde, “Ulusal ve resmi bayramlarda yapılacak törenler Milli Savunma, İçişleri, Dışişleri, Milli Eğitim, Gençlik ve Spor ve Kültür Bakanlıklarınca müştereken hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir. Bu yönetmelik Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren engeç üç ay içinde yayımlanır.” hükümleri bulunmaktadır.
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun valilerin görev ve yetkilerini düzenleyen 11. maddesinin (A) fıkrasında, “Vali, il sınırları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiridir. Suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alır. Bu maksatla Devletin genel ve özel kolluk kuvvetlerini istihdam eder, bu teşkilat amir ve memurları vali tarafından verilen emirleri derhal yerine getirmekle yükümlüdür.”; (C) fıkrasının işlem tarihindeki halinde, “İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteaallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir.”; kaymakamların görev ve yetkilerini düzenleyen 32. maddesinin (B) fıkrasının işlem tarihindeki halinde, “Suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alır. Bu maksatla Devletin genel ve özel kolluk kuvvetlerini istihdam eder. Kanun, tüzük, yönetmelik ve hükumet kararları hükümlerinin yürütülmesi için emirler verir. Bu teşkilat amir ve memurları kaymakam tarafından verilen emirleri derhal yerine getirmekle ödevlidir”; (Ç) fıkrasında, “İlçe sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının tasarrufa mütaallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi kaymakamın ödev ve görevlerindendir. Bunları sağlamak için kaymakam gereken karar ve tedbirleri alır” hükümleri yer almaktadır.
Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği’nin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Yönetmelik; ulusal bayram Cumhuriyet Bayramı ve resmi bayramlar Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı, Zafer Bayramı ile mahalli kurtuluş günleri, Atatürk günleri ve tarihi günlerin kutlanmasını sağlamak amacıyla yapılacak törenleri kapsar.”; “Tören ve kutlama ilkeleri” başlıklı 2. maddesinin 6. fıkrasında ise, “Bayramların dışında anıtlara çelenk koymak isteyen kuruluş, kişi veya kişi toplulukları kırksekiz saat önceden mülki idare amirinden izin almak zorundadır. İzin alınmadan konulduğu görülen çelenkler, kolluk tarafından kaldırılır.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
Dava konusu Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılan Resmi Bayramlar ve Anma Günlerinde Anıtlara Konulacak Çelenklerin Hazırlanma, Taşınma ve Sunulması Hakkında Yönetmelik’in “Kayıtlama” başlıklı 4. maddesinde, “Bu Yönetmeliğin hükümlerine uyulmaksızın, hiç bir Resmî Bayramda veya anma gününde veya bu günlerin dışında hiç bir kuruluş, kişi veya kişi toplulukları tarafından anıtlara hiç bir şekilde çelenk götürülemez ve sunulamaz. Konulduğu görülen çelenkler, polis veya jandarma tarafından kaldırılır.” kuralına yer verilmiştir.

Dava konusu Yönetmeliğin 2. Maddesinin 6. Fıkrasının İncelenmesi:
Demokratik toplum düzeni, hukuk sisteminin tanıdığı temel hak ve özgürlüklerin devletin sıkı koruması ve güvencesi altında olduğu devlet düzenidir. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaat özgürlüğü, özellikle düşünceyi açıklama özgürlüğü önemli bir yer almaktadır. Ülkemizde de Anayasa koyucu, bu anlayışla düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini metnine yukarıda yer verilen Anayasa’nın 26. maddesi ile, kişi hak ve ödevleri bölümünde düzenlemiştir.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, Anayasa Mahkemesinin muhtelif kararlarında, kişilerin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Aslında, çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirmek ve gerçekleştirme konusunda ikna etmek çoğulcu demokratik düzenin gereklerindedir. Bu yönüyle düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, demokrasinin işleyişi için yaşamsal öneme sahiptir.
Anayasa’nın 26. maddesinden de anlaşılacağı üzere, düşünceyi açıklama hürriyeti, bireylere söz, yazı veya başka yollarla düşünce ve fikirlerin açıklanması hakkını vermektedir. Görüldüğü üzere, anılan hükümde, düşünceyi açıklama hürriyetinin kullanımında başvurulabilecek araçlar, “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve “başka yollar” ibaresiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, gerek Anayasa, gerekse de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde, sınırlanabilir haklar kategorisinde kabul edilmiştir. Diğer bir ifadeyle; düşünceyi açıklama hürriyeti, mutlak haklardan olmayıp, Anayasa’da bulunan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimine uyularak sınırlandırılabilmektedir. Esasında, anılan hürriyeti Anayasal hak kategorisine eriştiren Anayasa’nın 26. maddesinin 2. fıkrası, bu hususa işaret etmektedir. Nitekim, anılan fıkrada, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin; “millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla” sınırlandırılabileceği açıkça öngörülmüştür. Benzer şekilde, aynı hürriyeti, ifade özgürlüğü olarak kavramlaştıran Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında da, bu özgürlüğün, “yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için” bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabileceği kabul edilmiştir. Bu çerçevede, anılan düzenlemelerde yer alan sebepler; düşünceyi açıklama hürriyetinin sınırlandırılması açısından, “meşru amaç” olarak kabul edilmektedir.
Gerek Anayasa’nın, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin temas edilen hükümlerinde, kamu düzeninin ve kamu güvenliğinin korunması, düşünceyi açıklama hürriyetinin sınırlandırılabilmesi bakımından meşru amaçlar arasında sayılmaktadır. Kamu düzeni, Anayasa Mahkemesinin 28/01/1964 tarih ve E:1961/128, K:1964/8 sayılı kararında da ifade edildiği üzere, toplumun huzur ve sükûnunun sağlanması, bir başka deyişle, toplumun her sahadaki düzeninin güvence altına alınmasıdır. Aynı şekilde, literatürde kamu düzeninin unsurları arasında işlenen kamu güvenliği, toplumu oluşturan bireylerin mal ve can güvenliğinin temin edilmesi anlamına gelmektedir. Bu doğrultuda, toplumun huzur ve sükunu ile toplumu oluşturan bireylerin mal ve can güvenliğinin temini açısından, düşünceyi açıklama hürriyetinin sınırlandırılabileceği veya bir takım formalitelere tabi kılınabileceği anlaşılmaktadır.
Tüm bu belirlemeler ışığında, somut uyuşmazlığa bakıldığında, 2429 sayılı Kanun’un verdiği görev ve yetki çerçevesinde tesis edilen dava konusu Yönetmelik hükmünün, düşünceyi açıklama hürriyeti kapsamında bulunan anıtlara çelenk koyma hakkının, kamu düzeni ve kamu güvenliğinin ihlal edilmeden, demokratik toplum gerekliliklerine uygun olarak kullanılmasını sağlamak amacıyla düzenlendiği ve Anayasa’nın 26. maddesinin 2. fıkrası ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin 2. fıkrası karşısında hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Nitekim, bayram günleri dışında anıtlara çelenk konulmasını mülki idare amirinin iznine tabi kılan bu hükmün, toplumun hassas değerlerini temsil eden anıtlar ile bu anıtların bulunduğu umuma açık yerlerde bulunanlara ait can ve mal güvenliğinin olası saldırılara karşı korunması amacını taşıdığı, bu haliyle de düşünceyi açıklama hürriyetinin sınırlandırma sebepleri arasında yer alan kamu güvenliği ve kamu düzeninin korunmasını temin etmek üzere, demokratik toplum gerekliliklerine uygun bir biçimde düzenlendiği açıktır. Başka bir ifadeyle, anıtlara çelenk koyma hakkının kullanılmasının, anıtların toplum nezdinde ifade ettiği manevi karşılığa yönelecek olası saldırıların ve bu suretle toplumda infial yaratılarak güven ve huzur ortamının bozulmasının önlenmesi, yine çoğunlukla insanların yoğun kalabalıklar halinde bulunduğu meydan, park gibi güvenlik ihtiyacının önem arz ettiği sosyal donatı alanlarında konumlandırılan anıtlara yapılabilecek muhtemel saldırılara karşı toplum güvenliğinin korunması amaçlarıyla, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun yukarıda temas edilen hükümleri uyarınca görev yaptıkları yerler itibarıyla kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması konusunda görevli ve yetkili kılınan mülki idare amirlerinin iznine bağlanmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Kaldı ki, dava konusu hüküm, bayram günleri dışında anıtlara çelenk konulmasını tamamen yasaklayan mülga Resmi Bayramlar ve Anma Günlerinde Anıtlara Konulacak Çelenklerin Hazırlanma, Taşınma ve Sunulması Hakkında Yönetmelik’in “Kayıtlama” başlıklı 4. maddesinin aksine, anıtlara çelenk koyma hakkını tanımakta olup, kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması bakımından Anayasa’nın 26. maddesinin 2. fıkrası ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin 2. fıkrasına uygun bir düzenleme içermektedir.
Bu itibarla, dava konusu Yönetmeliğin 2. maddesinin 6. fıkrasında hukuka aykırılık görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Dava konusu Yönetmeliğin 2. maddesinin 6. fıkrası yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Dava netice olarak retle sonuçlandığından; davacı tarafından yapılan ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Davalı idare lehine ilk kararda hükmedilen vekâlet ücretinin kaldırılarak, işbu kararın verildiği tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen … TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde taraflara iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyiz yolu açık olmak üzere, 26/10/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.