Danıştay Kararı 10. Daire 2022/1032 E. 2022/3557 K. 27.06.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2022/1032 E.  ,  2022/3557 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/1032
Karar No : 2022/3557

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
3- …
4- …
VEKİLLLERİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Üniversitesi Rektörlüğü
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları …’ın, akciğer tümörü şüphesiyle patolojik inceleme amacıyla yatırıldığı … Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümünde 13/03/2014 tarihinde yapılan mediastinoskopi işlemi esnasında meydana gelen büyük damar yaralanmaları nedeniyle hayatını kaybettiği ve meydana gelen zararın davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı iddiasıyla, uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık … için 40.000,00 TL ve …, …, …’ın her biri için ayrı ayrı 20.000,00 TL olmak üzere toplam 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; Adli Tıp Kurumu Başkanlığı … Üst Kurulunun … tarih ve … karar numaralı raporu uyarınca dava konusu olayda sağlık personeline tıbbi hata atfedilmediği, sağlık hizmetinin yürütülmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, ameliyat raporlarında çelişki olduğu ve bu çelişki giderilmeksizin bilirkişi raporu düzenlendiği, yakınlarına uygulanan işlemin özellikle hasta öyküsüne uygun olup olmadığının bilirkişi raporunda değerlendirilmediği, yakınlarının 7-8 saat boyunca genel anestezi altında kaldığı ve bu durumun tıbbi açıdan bilirkişi raporunda değerlendirilmediği, ameliyat ekibinin ve işlemi gerçekleştiren hekimin mesleki bilgi, uzmanlık ve beceriye sahip olup olmadığının bilirkişi raporunda değerlendirilmediği, ayrıca, zararı meydana getiren işlem için bilgi ve onaylarının olmadığı ve söz konusu işlem için hastanın izin ve onamının alınıp alınmadığının bilirkişi raporunda değerlendirilmediği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Adli Tıp Kurumu raporu uyarınca idarelerinin hizmet kusurunun bulunmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 17. maddesi, 2. fıkrası uyarınca davacıların duruşma istemi yerinde görülmeyerek ve dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacılar yakını …, akciğer tümörü şüphesiyle Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümüne yatırılmış, 13/03/2014 tarihinde patolojik inceleme amacıyla yapılan mediastinoskopi işleminde biyopsi alınması sırasında büyük damar yaralanmaları meydana gelmiş ve meydana gelen yaralanmalar ameliyatla onarıldıktan sonra yoğun bakım ünitesinde tedavisi devam ederken 30/03/2014 tarihinde gelişen kardiyak arrest sonucunda hayatını kaybetmiş; davacılar tarafından meydana gelen zararın (yakınlarının ölümünün) davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı iddiasıyla bakılmakta olan dava açılmıştır.
Meydana gelen zararın davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespiti için yaptırılmış olan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulunun … tarih ve … karar numaralı raporunda, “kişinin 12/03/2014 tarihinde yatırıldığı Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde gerekli muayene ve tetkiklerinin yapılmış olduğu, tanı amaçlı bronkoskopi ve sonrasında mediastinoskopi işlemi yapılmasının uygun olduğu, mediastinoskopi işlemi sırasında bir komplikasyon olan damar yaralanmasının tespit edilerek acilen müdahele edilerek onarıldığı, ameliyat sonrası yoğunbakıma alınma kararının uygun olduğu, yoğunbakımda düzenli olarak takip ve tedavisinin yapılmış olduğu cihetle kişinin takip ve tedavisine katılan hekimlere ve yardımcı sağlık personeline kusur atfedilemeyeceği” yönünde görüş belirtilmiş; … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, Adli Tıp Kurumu raporu uyarınca davanın reddine karar verilmiştir.
Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin karar düzeltme aşamasında vermiş olduğu 14/12/2017 tarih ve E:2017/2557, K:2017/7553 sayılı kararla, “davacıların dava dilekçelerinde müteveffanın hem vena cava sup hem de pulmoner arter ven yaralanması geçirdiğini belirttikleri, Adli Tıp Kurumu … İhtisas Kurulunun … tarih ve … karar numaralı raporunda ise Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Anestezi ve Yoğun Bakım Bilim Dalının 18/03/2014 yatış ve 30/03/2014 çıkış tarihli epikriz raporundan alıntı yapılırken müteveffanın geçirdiği vena cava superior ve pulmoner arter ven yaralanmasından bahsedilirken, raporun sonuç kısmında bir komplikasyon olarak damar yaralanması ifadesi kullanılarak ve bu kısımda sadece vena cava superior yaralanmasından bahsedilerek, müteveffanın yapılan ameliyatında vena cava superior yaralanması yanında pulmoner arter ven yaralanmasına da uğramış olmasının açıkça değerlendirilmemiş olmasının davada ileri sürülen iddialara yeterince açıklık getirmemesi bakımından bir eksiklik olduğu, bu nedenle raporun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmadığı, dosyanın Adli Tıp Kurumu Genel Kuruluna gönderilerek, kurul içerisinde Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı ile Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalına mensup uzmanlar bulunmasının sağlanması da istenerek, gerçekleşen vena cava superior yaralanmasından başka pulmoner arter ven yaralanmasının da yaşanmasında özen eksikliği veya kusur bulunup bulunmadığı, ameliyat ekibinin ve işlemi bizzat gerçekleştirenin işlemi yapmada gerekli bilgi, uzmanlık ve beceriye sahip olup olmadığı sorularak, yeniden alınacak rapor sonucuna göre davacıların manevi tazminat taleplerinin değerlendirilmesi gerektiği” gerekçesiyle … İdare Mahkemesinin anılan kararı bozulmuştur.
… İdare Mahkemesince, anılan bozma kararına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davacılar yakınına uygulanan tıbbi müdahalelerin yerinde olup olmadığı, tıbbi müdahalede bulunan sağlık personelinin kusurunun bulunup bulunmadığı, gerçekleşen vena cava superior yaralanmasından başka pulmoner arter ven yaralanmasının da yaşanmasında özen eksikliği veya kusur bulunup bulunmadığı, ameliyat ekibinin ve işlemi bizzat gerçekleştirenin işlemi yapmada gerekli bilgi, uzmanlık ve beceriye sahip olup olmadığı hususlarının tespit edilebilmesi amacıyla uyuşmazlığın çözümü bakımından yeniden dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş ve Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. Üst Kurulundan alınan … tarih ve … karar numaralı raporda, “27/01/2014 tarihinde çekilen toraks tomografi tetkikinde sol akciğer parahiler bölgede tarif edilen, sol ana bronkusu ve sol ana pulmoner arteri de çevreleyen geniş belirsiz sınırlı hipodens şüpheli kitle lezyonu tespit edilen 71 yaşındaki hastanın 07/03/2014 tarihli PET BT tetkikinde sol hiler bölgede hipermetabolik kitle lezyonunun primer tümör olduğunun saptandığı, 13/03/2014 tarihinde Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi kliniğinde tanı amaçlı bronkoskopi ve mediastinoskopi işlemlerinin yapıldığı, endobronşiyal lezyon görülmediği, mediastinoskopi sırasında biyopsi alınması sırasında masif kanama geliştiği, dava dosyasında iki ayrı ameliyat notu mevcut olduğu, 15.24 başlama saatli, 17.26 bitiş saatli, 14/03/2014 (saat 15.40) onay tarihli ameliyat notunda yapılan sternotomi sonrasında sağ paratrakeal alanda vena cava superior ve innominate ven kavşağından aktif kanama görüldüğünün kayıtlı olduğu, 18.52 başlama saatli, 22.52 bitiş saatli, 14/03/2014 (saat 19.01) onay tarihli ameliyat notunda ise vena kava superior ile sağ brakiosefalik ven birleşim noktasında kanama odağı olduğu, sol İMA’nın sütüre edildiği ve biyopsi alınması sırasında pulmoner arter kanaması olduğunun kayıtlı olduğu, damar yaralanmaları primer onarılarak kanama kontrolünün sağlandığı ve yakın takip-tedavi amacıyla hastanın yoğun bakım ünitesine alındığı, entübe, mekanik ventilatöre bağlı, inotrop destekle tedavisine devam edildiği, trakeostomi açıldığı, 30/03/2014 tarihinde ateşi ve pürülan sekresyonu olduğu, saat 00.30’da kardiyak arrest geliştiği, uygulanan resüsitasyona cevap vermeyen hastanın eks olduğu anlaşılmakla, zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskobik, histopatolojik ve toksikolojik analizler yapılmamış olmakla birlikte, dava dosyasında mevcut tıbbi verilere göre, kişinin ölümünün tanısal mediastinoskopi ameliyatı sırasında meydana gelen büyük damar (vena cava superior, pulmoner arter ve pulmoner ven) yaralanmaları ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, solunum şikayetleri nedeniyle çekilen tomografi tetkikinde sol hiler bölgede pulmoner arteri de çevreleyen şüpheli kitle görünümü tespit edilen hastaya 13/03/2014 tarihinde tanı amacıyla uygulanan bronkoskopi ve mediastinoskopi işlemlerinin endikasyonu bulunduğu ve uygulama şeklinin tıbben doğru olduğu, hastaya uygulanan işlemler hakkında düzenlenen her iki ameliyat notunun birlikte değerlendirilmesi ve hastanın ameliyat sonrasındaki tıbbi evrakı da dikkate alındığında, kanama kontrolü için median sternotomi yapıldığında vena cava superior, pulmoner arter ve pulmoner ven yaralanmaları geliştiğinin anlaşıldığı, kitlenin bulunduğu lokalizasyona (hiler bölge) bağlı olarak yakın damar komşulukları göz önünde bulundurulduğunda, biyopsi alınması sırasında meydana gelen söz konusu büyük damar yaralanmalarının her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek komplikasyon olarak nitelendirildiği, yaralanmaların ameliyat esnasında tespit edilerek uygun şekilde onarıldığı, hastanın ameliyat sonrası yoğun bakım ünitesinde takip ve tedavi edilmesinin tıbben uygun olduğu, dolayısı ile dava konusu olayda davalı sağlık personeline tıbbi hata atfedilmediği, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin hizmet kusuru bulunmadığı” yönünde verilen görüş uyarınca, dava konusu olayda sağlık personeline tıbbi hata atfedilmediği ve sağlık hizmetinin yürütülmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla dava reddedilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi, 1. fıkrası, (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen, Anayasa’nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde “Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir.” hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan “Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)”nin “Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; “Mesleki standartlar” başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin “Muvafakat” başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği’nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. …”, 22. maddesi, 1. fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.”, “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik’te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılması ve rızalarının alınmasını gerektirmekte olup, aydınlatma ve rızanın alınmaması hali, sağlık hizmetinin kusurlu yürütüldüğü sonucunu doğurmaktadır.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı(lar) yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı(lar) yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. Üst Kurulunun, solunum şikayetleri nedeniyle çekilen tomografi tetkikinde sol hiler bölgede pulmoner arteri de çevreleyen şüpheli kitle görünümü tespit edilen hastaya 13/03/2014 tarihinde tanı amacıyla uygulanan bronkoskopi ve mediastinoskopi işlemlerinin endikasyonu bulunduğu ve uygulama şeklinin tıbben doğru olduğu, hastaya uygulanan işlemler hakkında düzenlenen her iki ameliyat notunun birlikte değerlendirilmesi ve hastanın ameliyat sonrasındaki tıbbi evrakı da dikkate alındığında, kanama kontrolü için median sternotomi yapıldığında vena cava superior, pulmoner arter ve pulmoner ven yaralanmaları geliştiğinin anlaşıldığı, kitlenin bulunduğu lokalizasyona (hiler bölge) bağlı olarak yakın damar komşulukları göz önünde bulundurulduğunda, biyopsi alınması sırasında meydana gelen söz konusu büyük damar yaralanmalarının her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek komplikasyon olarak nitelendirildiği, yaralanmaların ameliyat esnasında tespit edilerek uygun şekilde onarıldığı, hastanın ameliyat sonrası yoğun bakım ünitesinde takip ve tedavi edilmesinin tıbben uygun olduğu, dolayısı ile dava konusu olayda davalı sağlık personeline tıbbi hata atfedilmediği, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin hizmet kusuru bulunmadığı yönündeki raporu irdelendiğinde, zararın (ölüm olayının) meydana gelmesinde davalı idarenin herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığı anlaşıldığından, davacıların “yapılan mediastinoskopi işleminde dikkat ve özen yükümlülüğüne uyulmadığı” iddiasına dayalı manevi tazminat talebinin yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
Davacıların, “sadece bronkoskopi işlemi yapılacağı belirtilmesine rağmen, anılan işlemle biyopsi alınamadığından bilgi ve rızaları dışında mediastinoskopi işlemine geçildiği ve yapılan mediastinoskopi işlemi öncesi onam alınmadığı” iddiasına gelince; zararın (ölüm olayının) meydana gelmesine sebebiyet veren damar yaralanmalarının oluştuğu mediastinoskopi işleminden önce risklerin ve olası komplikasyonların (meydana gelebilecek damar yaralanmalarının ve bu yaralanmaların tedavisi için yapılabilecek yeni cerrahi girişimler ile tedavilerin riskleri ve komplikasyonları dahil) anlatılıp müteveffadan ya da bu işleme rıza gösterebilecek kişi/kişilerden yazılı onamın alınmamış olması durumunda, yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca davacılar yakınının aydınlatılarak onay verme hakkı elinden alınmış olacağından ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinin yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacılarda endişe ve üzüntüye yol açacağından, davacıların uğramış olduğu manevi zararın, yukarıda aktarılan ilkeler gözetilerek takdiren belirlenecek hakkaniyetli ve makul bir manevi tazminatın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karşılanması gerekeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Dosya içerisinde yer alan hastane kayıtları incelendiğinde ise, yapılan mediastinoskopi işleminden önce alınmış ve anılan işlemin risklerinin ve olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve rıza gösterildiğine ilişkin bir onam belgesinin olmadığı görülmüştür.
Bu durumda, Mahkemece, gerçekleştirilen mediastinoskopi işleminin riskleri ve olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve davacılar yakını müteveffanın bu işleme rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onamının alınıp alınmadığı hususunun araştırılması suretiyle davacıların manevi tazminat istemi hakkında karar verilmesi gerekirken, bu durum araştırılmadan eksik inceleme ile davanın reddi yönünde verilen kararda hukuka uyarlık görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. … İdare Mahkemesinin davanın reddine yönelik … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Kullanılmayan … TL yürütmenin durdurulması harcının istemi hâlinde davacılara iadesine,
4. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
5. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesi, 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27/06/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.