Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/2315 E. , 2022/4771 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/2315
Karar No : 2022/4771
DAVACI : …
DAVALI : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN_KONUSU :
26/07/2016 tarih ve 29782 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlardan Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasının iptali istenilmektedir.
DAVACININ_İDDİALARI :
Yönetmeliğin ilgili maddesinin Anayasaya aykırı olduğu, maddedeki tedavi tanımında yer alan “cinsel isteğin azaltılmasını veya yok edilmesini sağlayan yöntem” şeklindeki içeriğin kanunla düzenlenmediği, kişinin vücut bütünlüğünü bozacak şekilde maddi ve manevi varlığına müdahale edilmesi sonucunu doğuracağı, temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceği, mahkumların tedavi edilmesinin aksine vücut bütünlüğünün bozulması, mahkumun devlet aracılığı ile insan onuruyla bağdaşmayacak işkenceye maruz kalması anlamına geleceği, hükümlünün yargılamanın yenilenmesi müessesesi kapsamında beraat etmesi halinde geri dönüşü ve telafisi imkansız zararlar doğabileceği ileri sürülmektedir.
DAVALININ_SAVUNMASI :
Yönetmeliğin Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakında Kanun’un 108. maddesine istinaden hazırlandığı, Yönetmelik hazırlanırken bir çok kurumun görüşünün alındığı, bilimsel toplantılar yapıldığı, kişi hakkında alınan sağlık kurulu raporu esas olup bu konuda nihai karar yetkisinin infaz hakiminde olduğu, Yönetmelikle ilgili yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri ile ilgili çalıştay yapıldığı, bazı ülkelerin kanunlarında suçların önüne geçmek için kastrasyonun kabul edildiği, Yönetmeliğin hukuka uygun olarak hazırlandığı, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 24/11/2021 tarih ve E:2021/929, K:2021/2629 sayılı kararına uyularak davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava; 26/07/2016 tarih ve 29782 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlarda Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkındaki Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; 12. maddesinde, herkesin, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu, 17. maddesinde; herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamayacağı hükme bağlanmıştır.
Dava konusu Yönetmeliğin hukuki dayanağı olan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 108. Maddesinin 9. Fıkrasında, ” (Ek: 18/6/2014-6545/82 md.) Birinci fıkradaki koşullu salıverme süreleri, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan cinsel saldırı suçundan, 103 üncü maddesinde tanımlanan çocukların cinsel istismarı suçundan, 104 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasında tanımlanan reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan, 188 inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan dolayı hapis cezasına mahkûm olanlar hakkında da uygulanır. 188 inci madde hariç olmak üzere bu suçlardan dolayı hapis cezasına mahkûm olanlar hakkında, cezanın infazı sırasında ve koşullu salıverildikleri takdirde denetim süresi içinde, aşağıdaki tedavi veya yükümlülüklerden bir veya birkaçına infaz hâkimi tarafından karar verilir:
a) Tıbbi tedaviye tabi tutulmak
b) Tedavi amaçlı programlara katılmak
c) Suçun mağdurunun oturduğu ve çalıştığı yerleşim bölgesinde ikamet etmekten yasaklanmak
d) Mağdurun bulunduğu yerlere yaklaşmaktan yasaklanmak
e) Çocuklarla bir arada olmayı gerektiren bir ortamda çalışmaktan yasaklanmak
f) Çocuklar hakkında bakım ve gözetim yükümlülüğünü gerektiren faaliyet icra etmekten yasaklanmak”(11). fıkrasında,” (Ek: 18/6/2014-6545/82 md.) Bu maddenin dokuzuncu fıkrasının uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelikle düzenlenir.” hükümlerine yer verilmiştir.
Anılan Kanun maddesine dayanılarak 26/07/2016 tarih ve 29782 sayılı Resmi Gazetede davaya konu Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlarda Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkındaki Yönetmelik yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Yönetmeliğin “Tıbbi tedaviye tabi tutulmak” başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında tedavinin tanımı yapılmıştır. Buna göre; “Tedavi, tanımda belirtilen hükümlülere yönelik olmak üzere, ayakta veya yatarak, ilaçla veya ilaçsız olarak veyahut her iki usul ile cinsel dürtünün azaltılmasına veya denetimine yönelik tedaviler ile cinsel isteğin azalmasını veya yok edilmesini sağlayan yöntemdir.” ifadesine yer verilmiştir.
Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasında, tedavi, tanımda belirtilen hükümlülere yönelik olmak üzere, ayakta veya yatarak, ilaçla veya ilaçsız olarak veyahut her iki usul ile cinsel dürtünün azaltılmasına veya denetimine yönelik tedaviler ile cinsel isteğin azalmasını veya yok edilmesini sağlayan yöntem olarak belirlenmiştir.
Bu kapsamda 5275 sayılı Kanunun 108. maddesinin ancak “tedavi” konusunda idareye düzenleme yapma yetkisi verdiği, fıkradaki cinsel dürtünün azaltılmasına veya denetimine yönelik tedaviden, cinsel isteğin normal düzeylere indirilmesine yönelik tedavinin anlaşılması gerektiği ve fıkranın bu kısımlarında dayanağı Kanun hükmüne aykırılık bulunmadığı; öte yandan, anılan fıkrada yer alan “ile cinsel isteğin azalmasını veya yok edilmesini sağlayan yöntemdir.” ibaresinin dayanağı Kanun hükmünü aşar nitelikte ve “tedavi”den ayrı bir “yöntem” olarak belirlendiği görülmektedir.
Bu durumda, Kanunda idareye “tedavi” amaçlı yönetmelik çıkarma konusunda verilen yetkiyi aşar nitelikte düzenleme içerdiği sonucuna varıldığından, Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “ile cinsel isteğin azalmasını veya yok edilmesini sağlayan yöntemdir.” ibaresinde hukuki isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 26/07/2016 günlü, 29782 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlarda Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkındaki Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasının “ile cinsel isteğin azalmasını veya yok edilmesini sağlayan yöntemdir.” ifadesinin iptaline, davanın anılan fıkranın “ile cinsel isteğin azalmasını veya yok edilmesini sağlayan yöntemdir.” ibaresi dışındaki kısmının ise reddine karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Dairemizin 17/09/2020 tarih ve E:2016/16076, K:2020/3050 sayılı kısmen iptal, kısmen ret yolundaki kararının iptale ilişkin kısmının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 24/11/2021 tarih ve E:2021/929, K:2021/2629 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozulan kısım hakkında Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dava dilekçesi 2577 sayılı Kanun’un 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi maddesi yönünden incelenerek gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
26/07/2016 tarih ve 29782 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlardan Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasının iptali istemiyle açılan davada, Dairemizin 17/09/2020 tarih ve E:2016/16076, K:2020/3050 sayılı kararı ile Yönetmeliğin dava konusu 7. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “ile cinsel isteğin azalmasını veya yok edilmesini sağlayan yöntemdir.” ibaresinin iptaline, diğer kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 24/11/2021 tarih ve E:2021/929, K:2021/2629 sayılı kararıyla davacının temyiz isteminin reddine, davalı idarenin temyiz isteminin ise kabulüne, Dairemiz kararının iptale ilişkin kısmının bozulmasına, davanın reddine ilişkin kısmının ise davacının dava konusu Yönetmelik maddesinin iptali istemiyle dava açma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle onanmasına karar verilmiş ve Dairemiz kararının davanın reddine ilişkin kısmı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararında belirtilen gerekçeyle kesinleşmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 46. maddesinin 1. fıkrasında, Danıştay dava daireleri kararlarına karşı Danıştay’da temyiz yoluna başvurulabileceği; 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 38. maddesinde, idari dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararların İdari Dava Daireleri Kurulunca temyizen inceleneceği hükme bağlanmış; 2577 sayılı Kanunun 49. maddesinin 4. fıkrasında ise Danıştay dava dairelerine, ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararların temyizen bozulması halinde ısrar olanağı tanınmamıştır.
Buna göre, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararına uyularak, bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
USUL YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, idari işlemler hakkında; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar, “iptal davaları” olarak tanımlanmıştır.
Anılan Kanun’un “Dilekçeler üzerine ilk inceleme” başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçesinin, davacının dava açma ehliyeti olup olmadığı yönünden inceleneceği; “İlk inceleme üzerine verilecek karar” başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde de, davacının, dava açma ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığında davanın reddine karar verileceği hükümlerine yer verilmiştir.
Hukuki Değerlendirme:
İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri gözönüne alındığında, idare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin, bu idari işlemlerle kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilgisi olanlar tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur.
Taraf ilişkisinin kurulması için gerekli olan kişisel, meşru ve güncel bir menfaat alakasının varlığı, davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı yerlerince belirlenmekte, davacının idari işlemle ciddi ve makul, maddi ve manevi bir ilişkisinin bulunduğunun anlaşılması, dava açma ehliyeti için yeterli sayılmaktadır.
Ayrıca, iptal davaları ile idari işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının saptanmasına, hukukun üstünlüğünün sağlanmasına, böylece idarenin hukuka bağlılığının belirlenmesine, sonuçta hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilebilmesine olanak sağlandığından bu davalarda menfaat ilişkisinin bu amaç doğrultusunda yorumlanması gerekmektedir.
Dava dilekçesinin incelenmesinden; davacının, cinsel suçlardan hükümlü olabilecek herkesin vücut dokunulmazlığını ihlal edebilecek nitelikte olan dava konusu Yönetmelik hükmünün iptalinde tüm vatandaşların menfaatlerinin bulunduğu, ayrıca kamu hizmeti vasfında olan avukatlık mesleğini icra etmesinin de, şahsını somut uyuşmazlık yönünden ehliyetli kıldığı gerekçeleriyle, bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu Yönetmelik, cinsel suçlardan hükümlü bulunanların cezalarının infazı sırasında ve koşullu salıverildikleri takdirde denetim süresi içinde tabi olacakları yükümlülüklerin, tıbbi tedavilerin ve iyileştirme programlarının tespit edilmesi ile bunların uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesine ilişkindir.
Olayda, davacı tarafından, cinsel suçlardan mahkum olanlar hakkında uygulanacak tedavi yükümlülüğünün vücut dokunulmazlığının ihlali sonucunu doğurduğu, bu haliyle tedavi tanımının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmekte ve herkesin bu davayı açmada ehil olduğu iddia edilmektedir.
Yukarıda anılan esaslar çerçevesinde, her ne kadar iptal davalarında dava ehliyetinin bir unsuru olarak menfaat ilişkisi daha geniş yorumlanmakta ise de, bunun, tüm vatandaşlara, her idari işlem aleyhine, salt vatandaş olma sıfatıyla dava açma hakkı sağlayacak şekilde genişletilmesine de olanak bulunmamaktadır.
Ayrıca, davacı tarafından, icra ettiği avukatlık mesleğinin hukuka aykırı olan her türlü düzenlemeye karşı dava açma konusunda şahsını ehliyetli kıldığı belirtilmiş ise de, iptal davalarının menfaati ihlal edilenlerce açılabileceğini kural altına alan 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesi karşısında, avukatlık mesleğinin avukatlara her türlü işleme karşı dava açma ehliyeti verdiğini kabul etmek hukuken mümkün değildir.
Bu itibarla; davacının dava konusu Yönetmelik maddesine karşı dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. 26/07/2016 tarih ve 29782 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlardan Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmeliğin dava konusu 7. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “ile cinsel isteğin azalmasını veya yok edilmesini sağlayan yöntemdir.” ibaresi yönünden 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi ve 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca DAVANIN REDDİNE,
2. Dava netice olarak ehliyet yönünden reddedilmiş olduğundan; davacı tarafından yapılan ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, davalı idare tarafından yapılan … TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
3. Davalı idare lehine ilk kararda hükmedilen vekâlet ücretinin kaldırılarak, işbu kararın verildiği tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen … TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyiz yolu açık olmak üzere, 26/10/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.