Danıştay Kararı 10. Daire 2022/3810 E. 2022/3945 K. 19.09.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2022/3810 E.  ,  2022/3945 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/3810
Karar No : 2022/3945

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 2020 yılında yapılan İş Yeri Hekimliği ve İş Güvenliği Uzmanlığı Sınavında başarılı olduğundan bahisle iş yeri hekimliği sertifikası verilmesi talebiyle 25/01/2021 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin davalı Bakanlık İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işleminin iptali istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; uyuşmazlıkta “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan davacı hakkında yapılan yargılama neticesinde … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, söz konusu kararın gerekçesinde davacının üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinin yapılan yargılama ve toplanan delillerle sabit görüldüğü, bu karar mahkumiyet niteliğinde olmasa da, davacının ceza kovuşturmasına konu fiillerinin terör örgütü ile irtibat, iltikat ve iltisak kapsamında kaldığı, 7081 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 9. maddesi gereğince oluşturulan Komisyonca alınan “haklarında kovuşturmaya yer olmadığına, ek kovuşturmaya yer olmadığına, beraatine ve adli kontrol şartı olmaksızın tahliyesine dair kararlarını Bakanlığın ilgili birimine ulaştıranların işlemlerinin devam ettirilmesi” kararını karşılamadığı anlaşıldığından davacıya iş yeri hekimliği belgesi verilmemesine yönelik dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu … İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, … Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalında araştırma görevlisi olarak çalışmakta iken kamudan ihraç edildiği, bu işleme açılan davanın devam ettiği, kamuda mesleğini ifa edemediğinden özel sektörde çalışmak amacıyla İş Yeri Hekimliği sınavına girdiği, kazandığı ancak talebinin reddedildiği, işlemin gerekçesinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar olduğu, Ceza Muhakemeleri Kanununa göre bu kararın sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmaması gerektiği, masumiyet karinesinin ihlal edildiği ileri sürülerek Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi istenmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, 7081 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 9. maddesi gereğince oluşturulan komisyonca alınan karar kapsamında “adli kontrol şartı ile tahliye”, “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” veya “hapis cezası” kararları verilenlerin işlemlerinin devam ettirilmediği, anılan Kanun maddesi gereği terör örgütlerine üyeliği, mensubiyeti veya iltisakının bulunduğunun tespit edilmesinin veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı bulunduğunun tespit edilmesinin yeterli olduğu, kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmasına gerek olmadığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi şartlarından birinin suça konu eylemin sübut bulması olduğu, dolayısıyla eylemlerinin Mahkemece de sabit görüldüğü, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu ve temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :
Davacı, … Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalında araştırma görevlisi olarak çalışmakta iken Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı kararı ile kamudan ihraç edilmiştir.
Davacı hakkında … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan 1 yıl, 10 ay, 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, karar 01/07/2020 tarihinde kesinleşmiştir.
Davacı 2020 yılı İş Yeri Hekimliği ve İş Güvenliği Uzmanlığı sınavına girip başarılı olmuş ve iş yeri hekimliği belgesi almak ve bunun için gerekli ücreti yatırmak amacıyla başvuru yapmıştır.
Davacının başvurusu hakkında … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan 1 yıl, 10 ay, 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği anlaşıldığından 7081 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 9. maddesi gereğince oluşturulan Komisyon kararını karşılamadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
08/03/2018 tarih ve 30354 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un “Bazı yetkilerin iptali” başlıklı 9. maddesinde, “(1) 9/1/1985 tarihli ve 3146 sayılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (l) ve (m) bentleri kapsamında yetkilendirilen kişi, kurum veya kuruluşlardan terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olanların yetkileri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından oluşturulacak komisyonun teklifi üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının onayı ile iptal edilir.” hükmü yer almaktadır.
3146 sayılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun’un “İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü” başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrasında, “l) İş sağlığı ve güvenliği alanında ölçüm, analiz, teknik kontrol, risk analizi ve değerlendirmesi, eğitim, danışmanlık, uzmanlık hizmetlerini yapmak ve bu tür hizmetleri verecek özel ve tüzel kişi ve kuruluşların niteliklerini belirlemek, yetki vermek, yetkilerini iptal etmek, kontrol ve denetimini sağlamak. m) İşyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı, diğer teknik ve sağlık personel ile işçilere eğitim vermek için kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre faaliyet gösteren şirketler ile ortak sağlık ve güvenlik birimlerini yetkilendirmek, gerektiğinde yetkilerini iptal etmek, hizmetin etkin ve verimli bir şekilde verilip verilmediğinin kontrol ve denetimini sağlamak, işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının eğitimleri sonundaki sınavları yapmak veya yaptırmak, belgelerini vermek” hükmü yer almakta iken söz konusu birinci fıkra 09/07/2018 tarih ve 30473 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 4. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Akabinde, 10/07/2018 tarih ve 30474 saylı Resmî Gazete’de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin dava konusu işlem tarihinde yürürlükte olan “İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü” başlıklı 76. maddesinde, “e) İş sağlığı ve güvenliği alanında ölçüm, analiz, teknik kontrol, risk analizi ve değerlendirmesi, eğitim, danışmanlık, uzmanlık hizmetlerini yapmak ve bu tür hizmetleri verecek özel ve tüzel kişi ve kuruluşların niteliklerini belirlemek, yetki vermek, yetkilerini iptal etmek, kontrol ve denetimini sağlamak, f) İşyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı, diğer teknik ve sağlık personel ile işçilere eğitim vermek için kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler ve 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre faaliyet gösteren şirketler ile ortak sağlık ve güvenlik birimlerini yetkilendirmek, gerektiğinde yetkilerini iptal etmek, hizmetin etkin ve verimli bir şekilde verilip verilmediğinin kontrol ve denetimini sağlamak, işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının eğitimleri sonundaki sınavları yapmak veya yaptırmak, belgelerini vermek” hükmü yer almıştır.
08/03/2018 tarih ve 30354 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un “Bazı yetkilerin iptali” başlıklı 9. maddesi kapsamında kurulan komisyon tarafından 18/05/2018 tarihinde alınan kararla anılan kanun hükmü kapsamında olan kişilerle ilgili olarak; “A-İş Güvenliği Uzmanlığı/İşyeri Hekimliği/Diğer Sağlık Personeli/İşyeri Hekimliği ve İş Güvenliği Uzmanlığı Eğitici Belgesi almak üzere yapılan sınavlarda başarılı olan yahut doğrudan almaya hak kazanan kişiler ile yetkilendirilmiş kişilerden İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğünün Sosyal Güvenlik Kurumuna ithafen yazdığı resmi yazılar doğrultusunda yapılan sorgulama neticesinde haklarında tutukluluk bilgisi gelip haklarında verilen kararların bakanlığın ilgili birimine müracaat sahibi tarafından ulaştırılanlardan;
1- Haklarında “Kovuşturmaya yer olmadığına, ek kovuşturmaya yer olmadığına, beraatine ve adli kontrol şartı olmaksızın tahliyesine” karar verilenlerin belgelendirme işlemlerinin devam ettirilmesine,
2- Haklarında “Kovuşturmaya yer olmadığına, ek kovuşturmaya yer olmadığına, beraatine ve adli kontrol şartı olmaksızın tahliyesine” dışında karar verilenlerin Belgelendirme İşlemlerinin Süresiz Durdurulmasına,
3- Haklarında verilen kararların Bakanlığın ilgili birimine müracaat sahibi tarafından ulaştırılmayanların, bu bilgiler ilgili birime ulaştırılıncaya kadar yetki belgelerinin tedbiren isg-katip üzerinden pasif hale getirilmesine, varsa mevcut sözleşmelerinin iptal edilmesine” yönünde karar alınmıştır.
04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması” başlıklı 231. maddesinde,
“(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.

(8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur…

(10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.
(11) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar…” hükmü yer almaktadır.
Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında, “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasında, “Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”,
Ayrıca Anayasa’nın 48. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir”, 49. maddesinin birinci fıkrasında “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir”, ikinci fıkrasında da “Devlet, … çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır” hükümleri bulunmaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava dosyasının incelenmesinden, davalı idare tarafından davacının başvurusunun … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yapılan yargılamada davacının 1 yıl, 10 ay, 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, ancak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle anılan kararın Komisyon kararını karşılamadığı gerekçesiyle reddedilmesi üzerine görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, İdare Mahkemesince, “… silahlı terör örgütüne üye olma suçundan davacı hakkında yapılan yargılama neticesinde … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, söz konusu kararın gerekçesinde davacının üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği yapılan yargılama ve toplanan delillikle sabit görüldüğü, bu karar mahkumiyet niteliğinde olmasa da, davacının ceza kovuşturmasına konu fiillerinin terör örgütü ile irtibat ve iltikat ve iltisak kapsamında kaldığı açık olup,…” denilerek dava reddedilmiş, davacının istinaf başvurusu da Bölge İdare Mahkemesince reddedilmiştir.
Bu durumda, İdare Mahkemesi kararının gerekçesi davacı hakkında … Ağır Ceza Mahkemesince terör örgütüne üyelik suçundan yargılandığı dava sonucunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olması ve bu kararın Komisyon kararında sayılanlar arasında olmamasıdır.
Anayasa Mahkemesi’nin 2020/3058 Başvuru Numaralı bireysel başvuruda verdiği 30/03/2022 tarihli kararında, “47. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını düzenleyen 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesi ve söz konusu düzenlemeyi yorumlayan Yargıtay içtihatlarından da anlaşıldığı üzere hüküm sanık hakkında herhangi bir sonuç doğurmamaktadır. Yargıtay içtihadında, yapılan yargılamanın geçici bir süre askıda kaldığı ve askı süresi boyunca yargılanan kimsenin sanık sıfatı devam etse bile hiçbir şekilde hükümlü sayılmayacağı belirtilmektedir. 48. Mahkeme başvurucu hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa da başvurucunun suçunun sabit olduğu gerekçesiyle iptal davasını reddetmiştir, başka bir deyişle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı başvurucunun açtığı iptal davasında başvurucu için mahkûmiyet hükmü gibi sonuç doğurmuştur. Bu durumda 5271 sayılı ve 1136 sayılı Kanunların lafzı ve Yargıtay içtihatları karşısında mahkeme kararı ile açık olan kanun hükmüne olağanın dışında farklı bir anlam verilip buna göre uygulama yapıldığı ve böylece kararın öngörülemez nitelikte olduğu, bariz takdir hatası içerdiği gerekçesiyle Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.” gerekçesiyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verildiği görülmektedir.
Ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin 2018/19673 Başvuru Numaralı ve 31/03/2022 tarihli kararında da, “30. Masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde ise herkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Anılan maddeye adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, kendisine bir suç isnat edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet karinesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağına dair Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir (… İnş. Plastik San ve Tic. Ltd. Şirketi, B. No: 2018/19673, § 27).
31. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
32. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin iki yönü bulunmaktadır.
33. Güvencenin ilk yönü; kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Güvencenin bu yönünün kapsamı sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir (Galip Şahin, B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 39).
34. Güvencenin ikinci yönü ise ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip Şahin, § 40).
35. HAGB, erteleme ve kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar gibi hükmün ve cezanın bireyselleştirilmesi kurumlarından biridir. Hâkim, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmakla beraber hükmü açıklamamakta ve sanığı belirli bir süre denetim altında tutmaktadır. Sanık, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemediği ve mahkemece öngörülen denetimli serbestlik tedbirine uygun davrandığı takdirde açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmü ortadan kaldırılmaktadır.
36. Hüküm, açıklanması hâlinde kanun yolu denetimine tabi olacağından mahkemenin sanığın suçlu olduğuna dair söz konusu kanaatinin kanun yolu mercilerinde bozulması ve buna bağlı olarak kişinin isnat edilen suçtan beraat etmesinin de mümkün olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle denetim sürecinde kişinin suçluluğunun sabit olmadığı, dolayısıyla suçlu sayılamayacağı, masum olduğu açıktır.
37. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında HAGB kurumunun niteliği değerlendirilmiş, HAGB kararı ile kurulan hükmün belirli bir süre sanık hakkında hüküm ifade etmediği ve herhangi bir sonuç doğurmadığı belirtilmiştir. Yine sanığın bulunduğu hâl üzere bırakıldığı, aynen yargılanan kimsenin durumunda kaldığı ve yapılan yargılamanın geçici bir süre askıda kaldığı vurgulanmıştır. Yargılanan kimsenin askı süresi boyunca sanık sıfatı devam etmekte ise de hiçbir şekilde bu kimsenin hükümlü sayılamayacağı değerlendirmesinde bulunulmuştur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1/2/2012 tarihli ve E.2011/19-639, K.2012/30 sayılı; 23/10/2018 tarihli ve E.2017/4-1353, K.2018/1552 sayılı; 31/1/2019 tarihli ve E.2017/13-681, K.2019/46 sayılı kararları).
38. HAGB, daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı mahkûmiyeti bulunmayan kişilerin toplumda suçlu olarak damgalanmaması ve yararlı bir birey olarak tekrar topluma kazandırılması amacıyla belli koşullara bağlı olarak tanınan bir imkândır (AYM, E.2015/23, K.2915/56, 17/6/2015).
39. Anayasa Mahkemesinin birçok kararında (örneğin bkz. Ali Gürsoy, B. No: 2012/833, 26/3/2013); HAGB’nin -sanığa yüklenen suça ilişkin yargılama sonunda cezaya hükmedilmesi hâlinde- hükmün açıklanmasının belirli koşulların gerçekleşmesine bağlı olarak ertelenmesi anlamına geldiği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesine göre, yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası ise HAGB kararı verilebileceği, anılan maddenin (5) numaralı fıkrasında HAGB’nin kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade ettiği, öte yandan aynı Kanun’un 223. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen hüküm niteliğindeki kararlar arasında HAGB kararının sayılmadığı vurgulanmıştır. HAGB’nin uyuşmazlığın esasını karara bağlamadığı, yargılamayı hükümle sonuçlandıran bir karar niteliğinde olmadığı ve bu kapsamda nihai bir sonuç da doğurmadığı değerlendirilmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi HAGB kararının suçluluğu tespit eden bir karar olarak kabul edilmesinin başta masumiyet karinesi olmak üzere temel hakları ihlal edebileceğine dikkat çekmiştir (Ümmügülsüm Salgar [GK], B. No: 2016/12847, 21/10/2021, § 85).
40. Diğer taraftan idari uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından salt kişinin yargılanmış olmasından ve HAGB’ye dair karardan söz edilmesi masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden bahsedebilmek için yeterli değildir. Bunun için kararın gerekçesinin bütün hâlinde dikkate alınması ve nihai kararın münhasıran HAGB’ye karar verilen fiillere dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekir (Hüseyin Şahin [GK], B. No: 2013/1728, 12/11/2014, § 40).” ilkelerine yer verilmiştir.
Dava konusu uyuşmazlıkta, … Ağır Ceza Mahkemesince … tarih ve E:…, K:… sayılı karar ile davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan 1 yıl, 10 ay, 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, ancak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Davalı idare tarafından da Komisyon tarafından “Kovuşturmaya yer olmadığına, ek kovuşturmaya yer olmadığına, beraatine ve adli kontrol şartı olmaksızın tahliyesine” karar verilenlerin işlemlerinin devam ettirilmesine karar verildiği gerekçesiyle davacının başvurusu reddedilmiştir. Davacı hakkındaki denetimli serbestlik süresi devam etmektedir.
Somut olayda, … Ağır Ceza Mahkemesi davacının isnat edilen suçu işlediğine kanaat getirmiş ancak 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin davacıya isnat edilen suça uygulanabilir olduğunu tespit ederek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Böylece denetim süresinin suç işlenmeden geçirilmesi hâlinde davacı hakkında açılan kamu davasının düşmesi imkânını tanımıştır. Dolayısıyla, bu aşamada davacının suçluluğu hükmen sabit olmadığından masumiyet karinesinin devam ettiği kuşkusuzdur. Her ne kadar yargılama sırasında düşme kararı yoksa da denetim sürecinde de kişinin suçluluğunun sabit olmadığı, dolayısıyla masum olduğu izahtan varestedir.

İdare Mahkemesinin gerekçesinde, … Ağır Ceza Mahkemesi kararına atıfla “… silahlı terör örgütüne üye olma suçundan davacı hakkında yapılan yargılama neticesinde … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, söz konusu kararın gerekçesinde davacının üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği yapılan yargılama ve toplanan delillikle sabit görüldüğü, bu karar mahkumiyet niteliğinde olmasa da, davacının ceza kovuşturmasına konu fiillerinin terör örgütü ile irtibat ve iltikat ve iltisak kapsamında kaldığı açık olup,…” ifadesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına atıfla fiil nitelendirilmiş ve kesin bir mahkûmiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamasında verilen karara dayanılmıştır.
Dolayısıyla, gerek davalı idare tarafından dava konusu işlemde, gerek Bölge İdare Mahkemesi kararında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı mahkumiyet olarak kabul edilerek Anayasa’nın 38. maddesinin 4. fıkrasında belirtildiği şekilde davacının suçluluğu hükmen sabit olmadığından masumiyet karinesine aykırı olarak yapılan bu değerlendirme, 5271 sayılı Kanun’a göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmayacağına yönelik düzenlemeyle bağdaşmamıştır.
Bu itibarla, davanın reddi yönündeki … İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Kullanılmayan … TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacıya iadesine,
4. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 19/09/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.