Danıştay Kararı 10. Daire 2022/4250 E. 2022/4750 K. 26.10.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2022/4250 E.  ,  2022/4750 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/4250
Karar No : 2022/4750

DAVACI : … vasisi …
DAVALILAR : 1- …
(Mülga … )
VEKİLİ : …
2- … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN_KONUSU :
Davacı tarafından, … Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunduğu sırada, “özel izin” hakkından yararlandırılması istemli başvurusunun reddine ilişkin işlemin dayanağı olan ve 06/04/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 140. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “nakledileceği kurumun kapasitesi ve/veya hükümlünün yaşı ve sağlığı gibi nedenlerle açık kurumlara gidemeyenler ile çocuk eğitimevlerinde bulunanlara” ibaresinin iptali ile tarafına özel izin verilmesi yolunda karar verilmesi istenilmiştir.

DAVACININ_İDDİALARI :
Tüzüğün 140. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “nakledileceği kurumun kapasitesi ve/veya hükümlünün yaşı ve sağlığı gibi nedenlerle açık kurumlara gidemeyenler ile çocuk eğitimevlerinde bulunanlara” ibaresinin dayanağı 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 95. maddesi hükmünü aşan nitelikte düzenleme getirdiği; açık cezaevine geçiş koşullarını taşımasına rağmen, Kozan İlçesinde ikamet eden ailesinden uzaklaşmamak amacıyla açık cezaevine geçmediği, bu durumun kendi aleyhine yorumlanarak, açık cezaevine geçmedikçe, özel izin hakkından yararlandırılmamasının hakkaniyete ve eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiği ileri sürülmüştür.

DAVALILARIN_SAVUNMALARI :
Adalet Bakanlığı tarafından; dava konusu Tüzük hükmünün dayanağı olan 5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da, mutlak surette bütün mahkumların özel izinden yararlandırılması gerektiği yolunda emredici bir hükme yer verilmediği, izinlerin kullanılmasına dair ayrıntıların Tüzükle belirlenmesi öngörülerek Bakanlar Kuruluna takdir yetkisi tanındığı; bu nedenle söz konusu yetki çerçevesinde, özel izinden yalnızca açık ceza infaz kurumlarındaki işyurdu faaliyetlerine katılan mahkumların yararlanabileceği yolundaki dava konusu Tüzük hükmünde hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek yasal dayanaktan yoksun davanın reddi gerektiği,
Cumhurbaşkanlığı (Mülga Başbakanlık) tarafından; 5275 sayılı Kanun’un uygulamasına yönelik olarak çıkartılan Tüzüğün genel gerekçesinde belirtildiği üzere, çağdaş ceza sisteminin temel amacının, hükümlünün sosyalleşmesini teşvik etmek, yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, üretken, kanunlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak, böylece özel ve genel önlemeyi sağlamak, toplumu suça karşı korumak olduğu dikkate alınarak; ceza infaz kurumlarının idaresinde, mutlaka birlikte ve dengeli olarak varlığını sürdürmesi gereken; a) Güvenlik, hükümlülerin kurumda muhafazası, kaçmalarının önlenmesi, b) Kurumda düzenin sağlanması, c) İnfaz kurumunun temel amacının hükümlülerin iyileştirilmeleri olduğunun esas ilke olarak kabulü ve bunun gereğinin çağdaş penoloji esaslarına göre yerine getirilmesi, d) Hükümlü hakkında uygulanacak işlem ve yaptırımlar bakımından adalet esaslarının egemen kılınması ve bunun gereği olan hukuki mekanizmanın tesisi olarak özetlenebilecek fonksiyonların varlığı gözetilerek hazırlanan Tüzükte, ceza infaz kurumlarının yönetimine ilişkin esasların, bu kurumlarda kalan hükümlü ve tutukluların yaşayış tarzları, hakları ve yükümlülükleri ve ceza ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesinde nazara alınacak usul ve esasların belirlendiği; davacının iptalini istediği Tüzük hükmünün mevzuata uygun ve yerinde bir düzenleme içermekte olup, iptal isteminde hukuka uyarlık bulunmadığı savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararı doğrultusunda “vekalet ücreti” ile sınırlı olarak yeniden bir karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün, hükümlülere yılda en çok üç kez olmak üzere her defasında yol hariç üç güne kadar “özel izin” verilmesinin koşullarının ve yönteminin açıklandığı 140. maddesinin ve davacıya “özel izin verilmemesi” işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yasa’nın 95. maddesinde, Yasa’nın 2. ve 3. maddelerinde gösterilen infazın temel ilkesi ve temel amacı gözetilerek, hükümlülerin yeniden topluma kazandırılması bakımından aileleriyle bağlarının sürdürülmesi veya güçlendirilmesi ve dış dünyayla uyumlarının sağlanması amacıyla, açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler ile kapalı ceza infaz kurumunda bulunmakla birlikte açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazananlara özel izin verilmesi esası benimsenmiştir.
Buna göre, açık ceza infaz kurumlarında bulunanlarla kapalı ceza infaz kurumunda olup da açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazananlara kurum en üst amirinin önerisi ve Cumhuriyet Başsavcılığının onayı ile yılda en çok üç kez olmak üzere her defasında yol hariç üç güne kadar izin verilebilmesi olanaklıdır. Görüldüğü üzere hükümlünün “özel izin”den yararlanabilmesi açık ceza infaz kurumlarında bulunması veya kapalı ceza infaz kurumunda olup da açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazanması koşuluna bağlanmıştır.
5275 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde açık ceza infaz kurumu, hükümlülerin iyileştirilmelerinde, çalıştırılmaları ve meslek edindirilmelerine öncelik verilen, firara karşı engelleri ve dış güvenlik görevlisi bulunmayan, güvenlik bakımından kurum görevlilerinin gözetim ve denetimi ile yetinilen kurumlar olarak tanımlanmış ve hükümlülerin açık cezaevlerine ayrılmalarına ilişkin esas ve usullerin yönetmelikte gösterimesi öngörülmüş olup, bu hükme dayanılarak hükümlülerin açık ceza infaz kurumlarına ayrılmasının koşulları ve yöntemini gösteren “Hükümlülerin Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılmaları Hakkında Yönetmeliğin 4 ila 9. maddelerine göre, hükümlünün açık ceza infaz kurumuna geçirilmesi için aranan diğer koşullardan başka, iyi hal ve açık ceza infaz kurumuna ayrılmasının uygun olduğuna ilişkin idare ve gözlem kurulu kararı bulunması ve hükümlünün nakil giderlerini ödemeyi ve gitmek istediği kurumlardan en az üç yeri belirtir dilekçeyle başvuruda bulunması, yani hükümlünün açık infaz kurumuna geçişi konusunda istemde bulunması da gerekmektedir.
Açık ceza infaz kurumunun niteliği ve bu kurumlara ceza süresi az olan veya uzun süreli özgürlüğü bağlayacı cezasının önemli bir kısmını kapalı kurumlarda iyi halli olarak, disiplin cezası almadan ve infazın temel amacına koşut olarak gerçekleştirilen iyileştirme çalışmalarına uyum sağlayarak geçirmiş ve bu çalışmaların olumlu faydaları gözlemlenen hükümlülerin yerleştirildiği dikkate alındığında; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yasa’nın 95. maddesi ile getirilen “özel izin”den, diğer ceza infaz kurumlarında bulunanlardan farklı hukuksal nitelik ve statüleri olan ve bu nedenle açık ceza infaz kurumlarına konulan veya kapalı ceza infaz kurumunda olup, açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazan hükümlülerin yararlandırılmasında Anayasa’ya aykırı bir yön yoktur.
Buna karşılık “Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük”ün 140. maddesinin 1. fıkrasında, kapalı kurumda bulunan ve açık kurumlara ayrılmaya hak kazanan hükümlülerden, yalnızca, açık kuruma geçiş hakkını bu kurumun kapasitesinin yetersiz olması ve/veya yaşı ve sağlığı gibi nedenlerle kullanamayan hükümlülerin “özel izin” olanağından faydalanmasına olanak tanınmaktadır. Buna göre kapalı kurumda olan ve açık kuruma geçiş koşullarını elde etmesine rağmen bu yolda istemde bulunmayan veya nakil giderlerini peşin ödeyemeyen/ödemeyi kabul etmeyen hükümlüler “özel izin” hakkından yararlanamayacaktır. Oysa hükümlünün açık infaz kurumuna geçiş hakkı kazanması ile bu hakkı kullanması farklı hukuksal durumları ifade etmektedir. Nitekim 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yasa’nın 95. maddesinde, hükümlüye “özel izin” verilebilmesi için cezasının infazının açık kurumda yapılması değil, yapılabilir olması yeterli görülmüştür. Bu haliyle dava konusu Tüzük kuralında, kapalı kurumda bulunan ve açık kurumlara ayrılmaya hak kazanmasına karşılık bu yolda istemde bulunmayan veya nakil giderlerini peşin ödemeyen/ödeyemeyen/ödemeyi kabul etmeyen hükümlüler yönünden Yasa’ya uyarlık bulunmamaktadır.
Diğer yandan davanın açıldığı tarihte kapalı infaz kurumunda bulunan davacının “özel izin verilmesi” isteminin, açık infaz kurumuna geçişe hak kazandığının kendisine bildirilmesine karşın bu yolda başvurusunun bulunmadığından bahisle reddedildiği ve davacının bu davayı açarken kendisine “özel izin verilmesi” talebinde de bulunduğu anlaşılmakta ise de, davanın, davacıya “özel izin verilmemesi” işlemine yönelik bu kısmının görüm ve çözümünde 4675 sayılı Yasa uyarınca infaz hakimliği görevli ve yetkilidir.
Açıklanan nedenlerle, davanın kısmen kabulü ile “Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük”ün 140. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “…nakledileceği kurumun kapasitesi ve/veya hükümlünün yaşı ve sağlığı gibi nedenlerle…” tümcesinin iptaline; davanın davacıya “özel izin verilmemesi” işlemine yönelik kısmının ise görev yönünden reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 21/03/2022 tarih ve E:2021/3162, K:2022/890 sayılı kararıyla Dairemizin 20/11/2019 tarih ve E:2015/2878, K: 2019/8312 sayılı kararının, davalı idarelerden Cumhurbaşkanlığı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesine ilişkin kısmının bozulması üzerine, bozulan kısım hakkında Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dava, davacı tarafından … Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunduğu sırada, “özel izin” hakkından yararlandırılması istemli başvurusunun reddine ilişkin işlemin dayanağı olan ve 06/04/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 140. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “nakledileceği kurumun kapasitesi ve/veya hükümlünün yaşı ve sağlığı gibi nedenlerle açık kurumlara gidemeyenler ile çocuk eğitimevlerinde bulunanlara” ibaresinin iptali ile tarafına özel izin verilmesi yolunda karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Dairemizin 20/11/2019 tarih ve E:2015/2878, K: 2019/8312 sayılı kararıyla, davacının özel izin verilmesi istemine yönelik olarak davanın görev yönünden reddine, Tüzük maddesine yönelik olarak ise yasal dayanaktan yoksun bulunan davanın reddine karar verilmiş ve davalı idareler lehine vekalet ücretine hükmedilmemiştir.
Anılan kararın, davalı idarelerden Cumhurbaşkanlığı tarafından vekalet ücreti yönünden temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından, kararın davalı idarelerden Cumhurbaşkanlığı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesine ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 46. maddesinin 1. fıkrasında, Danıştay dava daireleri kararlarına karşı Danıştay’da temyiz yoluna başvurulabileceği; 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 38. maddesinde, idari dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararların İdari Dava Daireleri Kurulunca temyizen inceleneceği hükme bağlanmış; 2577 sayılı Kanunun 49. maddesinin 4. fıkrasında ise Danıştay dava dairelerine, ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararların temyizen bozulması halinde ısrar olanağı tanınmamıştır.
Bu itibarla, Dairemiz kararının davanın kısmen görev yönünden reddine, kısmen reddine ilişkin kısmı kesinleştiğinden; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun bozma kararına uyulmak suretiyle “vekalet ücreti” ile sınırlı olarak aşağıda belirtilen şekilde hüküm kurulmuştur.

İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin yargılama giderleri konusunda yollama yaptığı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 323. maddesinde, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti, yargılama giderleri arasında sayılmış; 326. maddesinde ise yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği hüküm altına alınmıştır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücreti” başlıklı 164. maddesinde, avukatlık ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade ettiği; 168. maddesinin son fıkrasında ise, avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarifenin esas alınacağı kurala bağlanmıştır.
02/11/2011 tarih ve 28103 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin “Davalardaki temsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” başlıklı 14. maddesinin 1. fıkrasında, “Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir.” hükmü yer almaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Dairemizin 12/04/2011 tarih ve E:2007/3835, K:2011/1481 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 13/11/2014 tarih ve E:2011/2323, K:2014/4024 sayılı kararıyla usul yönünden bozulması üzerine, bozma kararına uyulmak suretiyle Adalet Bakanlığı yanında mülga Başbakanlık’ın da hasım mevkiine alınmasından sonra, mülga Başbakanlığın yargılama sürecinde hukuk hizmetleri başkanı ve hukuk müşaviri aracılığıyla temsil edildiği ve yasal süresi içinde idare adına savunma dilekçesi verildiği, davanın kısmen görev ret, kısmen ret kararı ile sonuçlandığı anlaşıldığından, kararın verildiği 20/11/2019 tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 2019 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalı Cumhurbaşkanlığı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. 02/01/2019 tarih ve 30643 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve kararın verildiği 20/11/2019 tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL avukatlık ücretinin ve temyiz aşamasında davalı Cumhurbaşkanlığı tarafından yatırılan … TL posta giderinin davacıdan alınarak davalı idarelerden Cumhurbaşkanlığı’na verilmesine,
2. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyiz yolu açık olmak üzere, 26/10/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.