Danıştay Kararı 10. Daire 2022/4490 E. 2022/3946 K. 19.09.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2022/4490 E.  ,  2022/3946 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/4490
Karar No : 2022/3946

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): .1- …
2- …
3- …
VEKİLİ : Av. …

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Başkanlığı / …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılardan …’nın 26/09/2008 tarihinde davalı idareye bağlı … Müzesi’ni ziyareti sırasında, müze bahçesinde yer alan ağaçlardan başına ve sırtına bir ağaç dalının düşmesi sonucu yaralanması nedeniyle felç kalarak yürüme ve çocuk sahibi olabilme yetisini kesin olarak kaybetmiş olmasında, davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle davacılardan … için 300.000,00 TL maddi (miktar artırım dilekçesiyle 48.525.598,28 TL), 1.500.000,00 TL manevi; anne … için 150.000,00 TL manevi ve baba … için de 150.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 48.525.598.28 TL maddi, 1.800.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 30/05/2019 tarih ve E:2017/2877, K:2019/2852 sayılı bozma kararına uyulmak suretiyle verilen, sayılı kararda; 26/09/2008 tarihinde saat 13:00 civarında İstanbul’da başlayan kuvvetli yağış ve fırtına nedeniyle, davalı idarece; müzenin turist ve ziyaretçiye kapatılması ve içeride olan ziyaretçilerin de kapalı bir alana alınması gerekmekteyken zamanında gerekli önlemlerin alınmadığı; uyuşmazlık konusu olay yaşandıktan sonra müzenin giriş ve çıkışa kapatıldığı, bu durumda, davalı idare tarafından zamanında gerekli önlemler alınmadığından, uyuşmazlık konusu olayda hizmet kusurunun mevcut olduğu ve davacıların zararlarının tazmini gerektiği kanısına varılarak, davacıların maddi tazminat istemi yönünden; davacılardan …’nın maddi zararının belirlenebilmesi amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 21/12/2021 tarihli raporda, dosya içerisinde mevcut Lombardia Eyaleti Milano Vilayeti 1 Numaralı Yerel Sağlık Birimi 104/92 sayılı Yasa’nın 4. maddesi ve 070634 sayılı ve 22/12/1997 sayılı Bakanlık Kararnamesi’ne göre Teşekkül Eden Adli Tıp Komisyonu tarafından düzenlenen belgede, %100 iş göremezliğe sebebiyet veren ve refakatçi yardımı olmadan hareket edemeyen daimi ve total sakatlık durumuna ilişkin tespit esas alınarak iş gücü kaybı yönünden maddi zararının 16.645.355,00 TL olduğunu belirten raporun aktif döneme ilişkin kısmı aynen, pasif döneme ilişkin kısmı ise dava açma tarihi olan 19/03/2009 tarihindeki T.C.M.B’nin güncel efektif satış tutarının (2,2871TL) esas alınarak Mahkemece yeniden yapılan hesaplama suretiyle hükme esas alınabilecek nitelikte görülerek toplam 11.922.371,50 TL maddi tazminat tutarının 300.000 TL’lik kısmı için idareye başvuru yapılan 24/11/2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, kalan 11.622.371,50 TL’lik kısmına ise miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 26/04/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat istemi yönünden; davacıların duyduğu elem ve sıkıntılar ile olayın ağırlığı dikkate alınarak takdiren, davacılardan …için 100.000,00 TL, annesi … ve babası …’nın her birine 50.000,00’er TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru yapılan 24/11/2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI :
I.Davalı idare tarafından, usule ilişkin olarak idarelerinin hasım mevkinden çıkarılarak 44 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı’nın hasım mevkine alınması gerektiği, dava konusu olayın mücbir sebep nedeniyle meydana geldiğinden idareleri ile zararlı sonuç arasındaki illiyet bağının kesildiği, ayrıca alınabilecek tüm önlemlerin alınmasına rağmen olayın meydana geldiği, idarelerinin herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığı belirtilerek İdare Mahkemesi kararının, kabule ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
II.Davacı tarafından, İdare Mahkemesi kararına esas alınan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı, anılan raporda; İtalya’da emeklilik yaşının 67 yerine 64 olarak belirlendiği, gelirinde ileride meydana gelecek artışların dikkate alınmadığı, bakıcı gideri ile ilgili herhangi bir hesaplama yapılmadığı gibi Mahkeme kararında da bakıcı gideri ile ilgili hüküm kurulmadığı, kararda; pasif dönem için bilirkişi tarafından yapılan hesaplama sonucu bulunan gelir kaybı miktarının bilirkişilerce rapor tarihindeki kur üzerinden TL’ye çevrilmiş olmasına rağmen, mahkeme tarafından dava açılış tarihindeki kur esas alınmak suretiyle TL karşılığının bulunduğu, kararda, maddi tazminat bakımından, miktar artırım dilekçesi ile artırılan kısım için miktar artırımına konu harcın yatırıldığı tarihten itibaren yasal faiz işletilmesi gerekirken, miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesinin hatalı olduğu, hükmedilen manevi tazminat miktarının olayın vehameti gözetildinde, yetersiz kaldığı belirtilerek İdare Mahkemesi kararının redde ilişkin kısımlarının bozulması istenilmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup; davacılar tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ :.Temyiz istemlerinin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 06/09/2019 tarih ve 30880 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 44 sayılı “Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi”nin 1. maddesi uyarınca “Kültür ve Turizm Bakanlığı” hasım mevkiinden çıkartılıp, “Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı” hasım mevkiine alınarak ve dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :
Uluslararası bir konferansa katılmak üzere İstanbul’a gelen İtalyan vatandaşı …’nın, 26/09/2008 tarihinde konferans sona erdikten sonra arkadaşları ile birlikte … Müzesini ziyaret ettiği sırada saat 13:00 civarında kuvvetli yağış ve fırtına başlamış; saat 14:00 civarı çıkışa doğru bahçe yolunda yürürken, müze bahçesinde bulunan çınar ağaçlarından birinden kopan dal parçasının davacının başına ve vücuduna çarpması sonucu ağır yaralanmış ve yapılan acil müdahale ve tedavi sürecinin ardından yürüme yetisini kaybetmiştir. Davacılar tarafından, olay nedeniyle felç geçirerek yürüme yetisini kesin olarak kaybetmiş olmasında gerekli ve yeterli önlemleri almayan davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle … için 300.000,00 TL maddi, 1.500.000,00 TL manevi, anne … için 150.000,00 TL manevi ve baba … için de 150.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 2.100.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
İdarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için, ortada bir zararın bulunmasının yanında, bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması, başka bir anlatımla, zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabilmesi gerekir. Zararın oluşmasında zarara uğrayanın veya üçüncü kişinin kusurunun bulunması halinde ise idarenin tazmin sorumluluğunun ortadan kalkacağı ya da kusur ölçüsünde azalacağı açıktır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde ise, “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.” kuralına yer verilmiştir.
Bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuz olup, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 282. maddesinde; “Hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.” hükmü yer aldığından; sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmaması veya taraflarca yapılan itirazları karşılamaması halinde bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği gibi verilen rapor dikkate alınmadan uyuşmazlığın çözümüne engel bir düzenlemenin bulunmadığı açıktır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlık konusu olayda, davalı idarenin gerekli önlemleri zamanında almadığından bahisle hizmet kusurunun bulunduğu Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 30/05/2019 tarih ve E:2017/2877, K:2019/2852 sayılı kararı ile belirlendiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesinin 5. fıkrası uyarınca anılan karara İdare Mahkemesinin uyma zorunluluğu bulunduğundan ve Mahkemece de bu karara uyularak karar verildiği dikkate alındığında, davalı idarenin hizmeti kusurlu olarak işlettiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır.
I. İdare Mahkemesi Kararının …’nın Meslekte Kazanma Gücü Kaybının Tespitine Yönelik Kısmının İncelenmesi
İdare Mahkemesince hükme esas alınan 21/12/2021 tarihli bilirkişi raporunda, davacı tarafından sunulan Lombardia Eyaleti Milano Vilayeti 1 Numaralı Yerel Sağlık Birimi 104/92 sayılı Yasa’nın 4. maddesi ve 070634 sayılı ve 22/12/1997 sayılı Bakanlık Kararnamesi’ne göre Teşekkül Eden Adli Tıp Komisyonu tarafından düzenlenen … tarihli ve …oturum numaralı sağlık raporunda yer alan, %100 iş göremezliğe sebebiyet veren ve refakatçi yardımı olmadan hareket edemeyen daimi ve total sakatlık durumu dikkate alınmak suretiyle hesaplama yapıldığı görülmektedir.
Anılan sağlık raporunun 2009 yılına ilişkin olduğu ve bilirkişi raporu tarihi itibariyle raporun üzerinden yaklaşık 13 yıl geçtiği, bu süre zarfında …’nın engel durumunda değişiklik olabileceği, yine anılan raporda, 28/04/2011 tarihinde revizyon incelemesinin planlandığı, bu incelemenin …’nın ileride sağlık durumunun değişebileceği ihtimali dahilinde planlanmış olabileceği, ayrıca dava dilekçesinde yer alan, …’nın felç kalarak yürüme yetisini kaybettiğine ilişkin iddiası doğrultusunda sağlık raporunda bilgi bulunmasına rağmen, yine dava dilekçesinde yer alan çocuk sahibi olma yetisini kaybettiğine ilişkin iddiasına yönelik herhangi bir bilgi bulunmadığı hususları değerlendirildiğinde, anılan raporun esas alınması suretiyle karar verilemeyeceği açıktır.
Bu itibarla, öncelikli olarak Mahkeme tarafından yapılacak olan ara kararı ile, davacıdan, dava konusu olay nedeniyle oluşan halihazırdaki engel durumunu gösteren yeni engelli sağlık raporunun, İtalya’da bu raporu verme konusunda yetkili akredite bir kuruluştan alınması, buna ilişkin bilgi ve belgeler ile …’nın olayın meydana geldiği tarihten, günümüze kadar Türkiye’de ve İtalya’daki tedavilerine ilişkin tüm bilgi belgelerin Türkçe tercümesi ile birlikte gönderilmesinin istenilmesi, … tarihli ve … oturum numaralı raporda yer alan 28/04/2011 tarihinde planlanan revizyon incelemesinin yapılıp yapılmadığının sorulması, bu yönde bir inceleme yapıldıysa, buna ilişkin bilgi ve belgelerin de Türkçe tercümesinin gönderilmesinin istenmesi gerekmektedir.
Mahkemece yapılan ara kararı üzerine gönderilen davacının halihazırdaki engel durumunu gösteren sağlık kurulu raporu ile tedavi süreci ile ilgili bilgi ve belgelerin Türkiye Adli Tıp Kurumu’na gönderilerek, Adli Tıp Kurumu tarafından “Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği” dikkate alınmak suretiyle davacının meslekte kazanma gücü kaybı oranının tespit edilmesi gerekmektedir.
II. İdare Mahkemesi Kararının …’nın Kazanç Kaybınının Tespiti ile Kazanç Kaybı Zararının Belirlenmesine Yönelik Kısmının İncelenmesi
Çalışma gücü, zarar görenin iş gücünün, yani beden ve fikir gücünün, gelir getirici şekilde kullanılması demektir. Burada asıl önem arz eden kazanç kaybı veya azalması değil, kazanma gücünün kaybı veya azalmasıdır. Bu kayıp ve azalmadan doğan olumsuz ekonomik sonuçlar, davacının kazanç kaybı zararını oluşturur. Ancak, çalışma gücünün kaybı veya azalması halinde zarar görenin ekonomik açıdan bir zararının olmaması halinde kazanç kaybından söz edilemeyecektir.
Dava dosyasında yer alan, 10/01/2008 tarihli ve 16/01/2008 – 30/06/2008 tarihleri arasını kapsayan ve 13/06/2008 tarihinde 31/12/2008 tarihine kadar uzatılan … ile “Avrupa Nükleer Araştırmalar Organizasyonu Avrupa Partikül Fizik Laboratuvarı” arasında tanzim edilen iş sözleşmesinde, davacıya aylık ödenecek ücretin 4.000 İsviçre Frangı olduğu, Mahkemece de salt bu sözleşme esas alınarak kazanç kaybı zararını hesaplayan bilirkişi raporunu esas almak suretiyle başkaca bir araştırmaya gidilmeksizin karar verildiği görülmektedir.
Mahkemece, yukarıda belirtildiği şekliyle belirlenen meslekte kazanma gücü kaybı oranı esas alınmak suretiyle kazanç kaybı zararının belirlenmesine yönelik olarak davacıdan ve İtalya’daki Türk Konsolosluğu’ndan, davacının halihazırda çalışıp çalışmadığı, olay tarihinden itibaren ne kadar süre çalışmadığı, 01/01/2008 tarihinden itibaren prime esas teşkil eden aylık gelirinin aylar itibariyle günümüze kadarki dökümlerinin istenmesi suretiyle …’nın olay nedeniyle meydana gelen çalışma gücü kaybı veya azalması neticesinde ekonomik açıdan maddi zararının (kazanç kaybı) bulunduğu kanısına varılması halinde, davacının bu zararına karşılık ödenmesi gereken tazminatın hesabı için hesap bilirkişisinden rapor alınması gerekmektedir.
Hesap bilirkişisinden alınacak raporda ise şu hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir.
Tazminat hesabına esas bakiye ömrün belirlenmesinde İtalya’ya özgü ve güncel verileri içeren muhtemel yaşam süreleri esas alınmak suretiyle maddi zarar, davacılardan …’nın muhtemel bakiye ömrünün sonuna kadar olan dönemle sınırlı olarak hesaplanmalıdır.
Dava konusu olay tarihinden bilirkişi raporunun yeniden düzenleneceği tarihe kadar olan dönemde (işlemiş aktif dönem), davacının olay tarihinde elde ettiği gerçek gelir esas alınarak zarar miktarı belirlenmeli ve belirlenen miktara kalıcı iş gücü kaybı oranı uygulanmalıdır.
Bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten, …’nın aktif çalışma yaşının sonuna kadar (İtalya’daki emeklilik yaşı) olan aktif dönemdeki (işleyecek aktif dönem) zararın ise, asgari geçim indirimi dahil bilinen son gerçek geliri 1/kn katsayısına göre her yıl %10 arttırılmak ve % 10 iskontoya tabi tutulmak ve kalıcı iş gücü kaybı oranı uygulanmak suretiyle hesaplanması gerekmektedir.
Ayrıca, …’nın İtalya’daki emeklilik yaşını tamamladığı tarihten, muhtemel bakiye yaşam süresinin sonuna kadar geçen pasif devrede de zararın oluşacağı ve bu zararın asgari ücret düzeyinde bir zarar olacağının kabulü gerekmekte olup, pasif dönem zararının hesaplanması sırasında esas alınan asgari ücretin, bilirkişi raporu tarihindeki İtalya’da uygulanan net asgari ücret olduğu açıktır.
Pasif dönemde …’nın maddi zararı, bilinen son asgari ücret miktarı 1/Kn katsayısına göre her yıl % 10 artırılmak ve % 10 iskontaya tabi tutulmak ve kalıcı iş gücü kaybı oranı uygulanmak suretiyle hesaplanmalıdır.
Davacının yabancı ülke parası cinsinden elde ettiği gelir üzerinden yapılan hesaplama sonucu ortaya çıkan tutarın, idareye başvuru tarihindeki TCMB’nin efektif satış kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek suretiyle bulunan tutarın maddi tazminat olarak davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, davacının seyahat sigortasının bulunup bulunmadığı hususu ile, davacılara olay nedeniyle herhangi bir ödemede bulunulup bulunulmadığı hususu araştırılmak suretiyle, eğer varsa ödemelerin tazminatın hesaplanmasında dikkate alınması gerekmektedir.

.III. İdare Mahkemesi Kararının Davacıların Bakıcı Gideri Zararına Yönelik Maddi Tazminat Talepleri Yönünden İncelenemesi
Davacı tarafından sunulan 24/09/2009 tarihli Milano Ulusal Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından düzenlenen belgede, davacıya 01/01/2009 tarihinden itibaren aylık olarak tam malullüğe bağlı refakat tazminatı ödenmeye başlandığı, ödenen tutarın 2021 yılı için 522,10 Euro olduğu görüldüğünden davacının bakıcı giderine ilişkin herhangi bir zararı bulunmamakla birlikte, Mahkemece davacının bakıcı giderinden kaynaklanan zararına yönelik tazminat talebine ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmamasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

IV. İdare Mahkemesi Kararının Davacıların Manevi Tazminat Talebi Yönünden İncelenmesi

Manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın ağırlığını ortaya koyacak, duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeye yarayacak bir miktarda olması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, …’nın dava konusu olay nedeniyle halihazırda engel oranının yüzde kaç olduğu, felç durumunda olup olmadığı, yürüme ve çocuk sahibi olabilme yetisini kaybedip kaybetmediği hususlarının net olarak belirleneceği sağlık kurulu raporu ile Adli Tıp Kurumu raporunun değerlendirilmesi neticesinde, Mahkemece manevi tazminatın yeniden takdir edilmesi gerekmektedir.
Öte Yandan, davacı tarafından ara kararının gereğinin yerine getirilmesini teminen İtalyan mercilerinden alınacak olan belgelerde, Türkiye tarafından 08/05/1962 tarihinde imzalanan ve 20/06/1984 tarihli ve 3028 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunarak 29/09/1985 yürürlüğe giren ve İtalya’nın da taraf olduğu 05/10/1961 tarihli “Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesi” uyarınca apostil tasdik şerhinin bulunması gerekmektedir.
İdare Mahkemesince, işbu bozma kararı üzerine yapılacak yargılama sonucunda faiz yönünden de yeniden bir karar verileceğinden, davacının faize yönelik temyiz istemi bu aşamada incelenmemiştir.
Bu itibarla, davanın kısmen kabulü kısmen reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.Tarafların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. Davanın kısmen kabulü kısmen reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemesine gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19/09/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.